KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2023/1715 E., 2024/7950 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Kadastro Mahkemesi
- Sayısı
- 2009/16 E., 2022/56 K.
- Dava tarihi
- 20.04.2009
- Karar tarihi
- 16.01.2023
Karar Metni
814 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki davadan dolayı bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Türkiye Elektrik Kurumu Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili; Çarşamba ilçesi Konukluk Mahallesinde kain taşınmazının 2000 m2 lik kısmın davalının kullandığını bu hususun Çarşamba 1.Noterliğinin 10.10.1994 tarihli 6238 yevmiye nolu ihtarnamesiyle ihtar edildiğini ileri sürerek, davalının vaki müdahalesinin men-ine karar verilmesini talep etmiştir.
Çarşamba 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.03.1997 tarihli ve 1994/476 Esas, 1997/128 Karar sayılı ilamı ile, tapusuz taşınmazın davalıya satıldığı ve zilyetliğinin devredilmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş; verilen kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.03.1998 tarihli ve 1998/2420 Esas, 1998/2886 Karar sayılı ilamı ile eksik araştırmayla karar verildiği belirtilmek suretiyle bozulmuş,
akabinde yargılama sırasında kadastro çalışmalarının yapıldığı ve taşınmazla ilgili kadastro tutanağı düzenlenmesi sebebiyle Çarşamba 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.06.2009 tarihli ve 1998/308 Esas, 2009/295 Karar sayılı kararıyla, görevsizlik kararı vermek suretiyle dosyanın Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş.
Çarşamba Kadastro Mahkemesinin 2009/62 Esas, 2009/260 Karar sayılı kararıyla; aynı taşınmaz yönünden malik tespiti sebebiyle Kadastro Mahkemesinde dava açıldığı gerekçesiyle, dosyanın Çarşamba Kadastro Mahkemesinin 2009 /16 Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; "... kök davacılar amca (...) ve yeğen (...) olmakla dava konusu taşınmazların kendilerine ait olduğu iddiasıyla genel mahkemede işbu davayı açmış, davalı ... ve mirasçıları taşınmazı satın aldıklarını, diğer davalı ... ise taşınmazın Hazinedar Zade Süleyman Paşa vakfına ait olduğunu iddia etmişlerdir.
Uyuşmazlığın çözümü için yapılan keşifte dinlenen gerek davacı mirasçısı gerek ise taraflarla ilgisi bulunmayan mahalli bilirkişiler taşınmazların evvelinde davacıların kök murisi İsmail Kaya'ya ait olduğunu, İsmailin ölümü ile mirasçısı olan erkek çocukların bir araya gelerek terekeyi taksim ettiğini, yapılan taksimle köyde farklı yerlerden çocuklara taşınmazlar verildiğini, dava konusu taşınmazların ise İsmali'in mirasçıları Ziya ve Mustafa'ya düştüğünü, Mustafa'nın taşınmazını sattığını bildiklerini ancak bazı mahalli bilirkişilerin Ziya'nın sattığından tam emin olmadıklarını,
geçmişten günümüze kadar müteveffa davalı ve mirasçılarının kullandığını beyan etmişlerdir. Yargıtay bozma ilamında bahsi geçen, davacı yanın dayandığı tapu kaydı geldi ve gittileriyle birlikte keşifte değerlendirildiğinde; köy adı ve bir hududu itibariyle mahalli bilirkişilerce belirlenmiş ancak üç hududu ve mevkii itibariyle dava konusu taşınmazları kapsamadığı tespit edilmiştir.
Davalı yanlardan gerçek kişilerin; taşınmazları satın aldıklarına ilişkin dosyaya sunmuş oldukları, hudut itibariyle aynı olan satış senetleri keşifte uygulanmış ve mahalli bilirkişilerce bu taşınmazlara ait olduğu yönünde alınan beyanlar doğrultusunda, dava konusu taşınmazları kapsadığı belirlenmiştir. Diğer davalı Vakıfların dosyaya sunduğu vakfiye ise keşifte uygulanmış ve dava konusu taşınmazlar dahil büyük bir alanı kapsadığı saptanmıştır.
Nitekim keşif esnasında hazır olan davacı mirasçılarından ... kök davacıların, kök muristen kalan miras haklarını aldıklarını, köy içinde yerlerinin olduğunu, davalı mirasçısı ise köyün büyük bir alanının vakıf arazisi olduğunu ancak dava konusu taşınmazların vakıf arazisi olup olmadığını tam olarak bilmediğini beyan etmiştir.
Keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ile davacı-davalı mirasçılarının beyanları birlikte değerlendirildiğinde; taşınmazların evvelde davacıların kök murislerine ait olduğu, murislerin vefatından sonra mirasçılarının mirası taksim ettikleri, dava konusu taşınmazların davacılar dışındaki diğer mirasçılardan Mustafa ve Ziya'ya düştüğü, zamanla taşınmazları sattıkları, müteveffa davalının satın aldığı ve kullanmaya başladığı anlaşılmıştır.
Ancak keşif esnasında ... tarafından sunulan vakfiyeli hudutları gösterir listede gösterilen hudutların, taşınmazları kapsadığı, keşifte dinlenenlerin "buraların bir kısmı eskiden vakıfındı ama tam bilemiyoruz" şeklindeki beyanları göz önüne alındığında taşınmazların Vakıf arazisi olduğu kanaatine varılarak,
vakıf mallarının zilyetlik yolu ile kazanılmasının olanaklı olmadığı ..." gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu taşınmazların Hazinedar Zade Süleyman Paşa Vakfı adına tapuya tesciline, taşınmazların beyanlar hanesine ayrı ayrı müteveffa ... mirasçıları tarafından veraset ilamındaki paylar oranında kullanıldığı şerhi ile birlikte ayrıca 118 ada 13 parsel yönünden ek olarak taşınmazın 44,43 m2 lik kısmında T.E.K.
Genel Müdürlüğü lehine irtifak hakkı olduğu yönünde şerh kaydı düşülmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına,
bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/1715, K. 2024/7950, 25 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama