1999 yılında yapılan kullanım kadastrosu çalışması sonucunda taraflar adına kayıtlı olan parsellerin geldi parseli olan 102 ada 4 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar hanesine “6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılmıştır” ve "... ile ... , ..., ..., ..., ... ve ... zilyetliğindedir" şerhi verilerek Hazine adına tespit ve tescil edildiği, 2009 yılında güncelleme çalışması yapılarak 102 ada 4 parselin tarafların paylaşma ve kullanım durumlarına göre ifraz edildiği ve 102 ada 631, 632, 633, 635, 636, 637, 638, 639, 640 ve 643 parsellere ayrıldığı,
bu çalışmalar sırasında 102 ada 631, 632, 633, 635 parseller için davalılar lehine, 102 ada 636, 637, 638, 639, 640 parseller için davacılar lehine kullanıcı şerhi verildiği, 102 ada 643 parselin ise taraflar arasında yol olarak bırakıldığı gerekçesiyle tutanağının yol olarak düzenlendiği anlaşılmış ve herhangi bir kişi lehine kullanıcı şerhi verilmemiştir.
Davacılar vekili dava dilekçesinde.
102 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazinesi adına orman sınırı dışına çıkarılarak ve "... ile ... , ..., ..., ..., ... ve ... zilyetliğindedir " şerhi verilerek Hazine adına tespit ve tescil edilmiş olup, 2009 yılında güncelleme çalışması yapılarak 102 ada 4 parselin tarafların paylaşma ve kullanım durumlarına göre ifraz edildiğini ve davacılar ile davalılar adına kullanıcı şerhi verildiğini, 102 ada 643 parselin ise taraflar arasında yol olarak bırakıldığı gerekçesiyle tutanağının yol olarak düzenlendiğini ve herhangi bir kişi lehine kullanıcı şerhi verilmediğini,
davacıların zeminde yol olarak kullanılan yer ile 643 parselin uyumlu olmadığını, kendilerine ait bir çok yapının yol olarak gösterilen 643 parselde kaldığını ileri sürerek zemindeki yolun davalılara ait parsellerden iptali, zemindeki yoldan ve yoldan sonra davalılar parsellerinde kalıp kendi kullanımlarında olan bölümlerin kendi parsellerine ilavesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar Veli, ... ve ... vekili 25.03.2015 tarihli cevap dilekçesi ile; dava dilekçesi ekinde sunulan 102 ada 4 parsele ilişkin paylaşım krokisinde harflerle gösterilen yerlerin yüzölçümlerinin belirtilmediğini; krokide gösterilen yolun fiilen o dönemde kullanılan bir yol olmadığını; o dönemde krokide belirtilen şekilde kullanılan bir yol bulunmadığını; müvekkili davalıların krokide belirtilen taşınmazları uzun süre kullandıklarını ve ecrimisilini ödedikleri yerler ile kadastro çalışması sonucunda verilen tapuların metrekarelerinin aynı olduğunu; davacı tarafın Hazineye ait 643 parsel için talepte bulunma yetkisi bulunmadığından bu parsel yönünden davanın aktif husumet ehliyeti yönünden reddinin gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazların 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) gereğince satıldığından davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince davacılar vekilinin istinaf taleblerinin esastan kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı Hazine vekili, davacılar vekili tarafından Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararı temyiz edilmiştir.
Dava, güncelleme kadastorsuna itiraza ilişkindir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili, davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.