Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce ilk olarak 1982 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) hükümleri gereğince yapılan orman kadastrosu, 1996 yılında yapılan 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması ve 06.05.2010 tarihinde ilan edilen 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4. maddesine göre yapılan kullanım kadastrosu çalışmaları bulunmaktadır.
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların dava konusu taşınmazı yıllardan beri fasılasız ve nizasız olarak ekmek suretiyle kullanıcısı olduğunu, taşınmazın yüzölçümünün yaklaşık 66.000,00 metrekare olduğunu, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan 4164 parsel yerlerden olduğu açıklanarak Hazine adına tapuya tescil edilmiş beyanlar hanesinde işbu parsel Hazine kullanımdadır şerhi düşüldüğünü, davacının fiili kullanımında olan ve beyanlar hanesine düşülen şerhin doğru olmayıp davacı açısından hak kaybı oluşturacak nitelikte olduğunu,
taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki hazine adına zilyetlik şerhi kaydının terkini ile yerine davacıların zilyetliğindedir kaydının şerh edilmesi için iş bu davayı 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesi gereğince tespitin kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık süre içinde dava açılması zorunluluğunu hasıl olduğunu öne sürerek davacılara ait olan taşınmazın yanlış tespitinden kaynaklanan davalı adına olan taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki hazine adına zilyetlik şerhi kaydının terkini ile yerine davacıların zilyetliğindedir kaydının şerh edilmesine karar verilmesi istemi ile dava açmıştır.
Davalı Hazine vekili ve davalı Orman İdaresi vekili cevap dilekçelerinde özetle; taşınmazın eylemli orman olduğunu, öncesinde de orman olarak tespit edildiği ve sonradan 2/B ile orman sınırları dışına çıkarıldığını, ancak orman olarak kullanılmak üzere tahsis edildiğinden şu anda taşınmazın Devlet ormanı olduğunu, orman olan taşınmazların özel mülkiyete konu edilemeyeceğini ve davada hukuki yarar bulunmadığını öne sürerek davanın reddini savunmuşlardır.
Dava, kullanım kadastrosuna itiraza ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; çekişmeli 4164 parsel sayılı taşınmazın 2010 yılında yapılan kullanım kadastro çalışmasından sonra, dava tarihinden ise önce olmak üzere Defterdarlık makamının 26.10.2011 tarihli ve 217 sayılı yazısı gereğince orman olarak kullanılmak üzere Orman İdaresine tahsis edildiği ve taşınmazın cins değişikliği yapılarak orman olarak Hazine adına tescil edildiği, bu haliyle eldeki kullanıcı şerhine yönelik davanın dinlenilme olanağı kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince;
"dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, çekişmeli 4164 parsel sayılı taşınmazın 2010 yılında yapılan kullanım kadastro çalışmasından sonra, dava tarihinden ise önce olmak üzere Defterdarlık Makamının 26.10.2011 tarihli ve 217 sayılı yazısı gereğince orman olarak kullanılmak üzere Orman İdaresine tahsis edildiği ve taşınmazın cins değişikliği yapılarak orman olarak Hazine adına tescil edildiği, bu haliyle eldeki kullanıcı şerhine yönelik davanın dinlenilme olanağı kalmadığının belirlenmesine,
nitekim aynı taşınmaz hakkında açılan bir başka davada aynı gerekçe ile verilen hükmünde onanmasına göre Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle istinaf başvurusun esastan reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.