KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2025/583 E., 2025/4520 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Haziran 2025
- Mahkemesi
- Kadastro Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/23 E., 2024/40 K.
- Karar
- Davanın kısmen reddine
Karar Metni
1.074 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairemizce bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Mardin ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Geçici 8. maddesi gereğince yapılan kadastro sırasında, 959 parsel sayılı 49.540,97 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı ..., ... ve ... adına tespit edilmiştir.
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; Mardin ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 959 parsel sayılı taşınmazın imar - ihya edilmediği gibi davalı taraf yararına iktisap koşullarının da da gerçekleşmediğini ileri sürerek, taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin verdiği önceki karar, Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; "...
İlk Derece Mahkemesince, öncelikle taşınmaza komşu parsellerin tutanak ve varsa dayanağı belgeler ile davalı olmaları halinde ise dava dosyalarının ilgili yerlerden getirtilmesi, çekişmeli taşınmaza ait temin edilebilen en eski ve yeni tarihli ortofoto ve uydu fotoğrafları ile Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek,
taşınmazın bulunduğu köyü / mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle buradan elde edilen verilere göre tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet stereoskopik hava fotoğrafının tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya ikmal edilmesi,
bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları, 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişisi, 3 kişilik jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ile fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılması, bu keşifte dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmaz bölümlerinin öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı,
böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılması, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları arasında oluşacak çelişkilerin gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmesine çalışılması, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin komşu parsel tutanakları ve varsa dayanak kayıtları ile denetlenmesi,
jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişilerden, gerek dosya kapsamında bulunan gerekse de getirtilecek olan hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aleti ile inceleme yaptırılmak suretiyle, taşınmaz bölümlerinin sınırlarını ve niteliğini, evveliyatı itibari ile imar ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığını, imar ihyaya muhtaç yerlerden olması halinde hangi tarihte imar ihyaya başlandığı ve tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak hangi tarihten beri hangi tasarruflarla zilyet edildiğini, üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcını, şeklini ve süresini belirtir rapor düzenlettirilmesi,
ziraat mühendisi bilirkişilerden, taşınmaz bölümlerinin toprak yapısını ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmaz bölümleri üzerindeki bitki örtüsü, ağaçların cinsi, sayısı, kapalılık oranı, taşınmaz üzerindeki dağılımlarını, taşınmaz bölümlerinin evveliyatı itibari ile imar ihyaya muhtaç yerlerden olması halinde imar-ihyaya konu olmaya başladığı ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir, komşu parsellerle karşılaştırmalı değerlendirmeyi ve taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş yakın plan ve panoramik fotoğraflarını içerir,
önceki ziraat bilirkişi raporlarını irdeler ve çelişkileri giderir mahiyette ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, fen bilirkişisinden ise keşfi izlemeye ve bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye elverişli -gerekirse taşınmazda farklı özellik gösteren yerler farklı renkler kullanılmak ve miktarları hesaplanmak suretiyle kroki üzerinde işaretlenmeli-, ağaçların cinslerine göre dağılım biçimini gösterir ayrıntılı harita ve rapor düzenlettirilmesi, bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi ..." gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... 15.09.2018 tarihli fen raporunda (A1) harfi ile gösterilen kısmında 1973, 1984 ve 1992 yıllarında tarımsal faaliyeti olduğu, 1992 yılından sonra tarımsal faaliyet olmamasının terör kaynaklı olduğunun kolluk tarafından belirlendiği, bu haliyle zilyetlikle kazanım koşullarının davalılar lehine oluştuğu ..." gerekçesiyle davanın kısmen reddine karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere bir yerin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükümleri uyarınca iktisap edilebilmesi için diğer kazanma koşulları yanında malik sıfatı ile kadastro tespitine dek çekişmesiz ve aralıksız olarak en az 20 yıllık zilyetlik süresinin de geçmesi gerekir. Bu meyanda terk, hukuki bir kavram olup, zilyedin zilyetliğine son vermek üzere eşyayı fiili hakimiyetinden devamlı olarak isteği ile çıkarması demektir. Bu nedenle, mahkemece, bir taşınmaz üzerinde terk iradesinin oluşup oluşmadığının dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının, diğer kayıt ve belgelerle bir bütün olarak değerlendirilmesi suretiyle belirlenmesi gerekir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 976. maddesine göre de, fiili hakimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez.
Ancak kanun metnindeki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, fiili hakimiyetin geçici nitelikte olmayan terkleri zilyetliği sona erdirir. Uzun süre bir yerin ekilip biçilmemesi zilyedin o yerden elini çekmiş olması zilyetliğin terk edildiği anlamına gelir. Ancak sürekli olmayan geçici nitelikteki kullanmama durumu veya zilyetliğin üçüncü kişi tarafından zilyet adına sürdürülmesi halleri terk olarak nitelendirilemez. Kısa süreli terkler iradi terk olarak nitelendirilemezse de, kural olarak taşınmazın en az 15 - 20 yıl ve daha yukarı bir süre ile terk edilip kullanılmaması olgusu iradi terkin varlığına işaret eder.
Eldeki davada; İlk Derece Mahkemesince, davalılar lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği şartlarının oluştuğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, verilen bu karar dosya kapsamıyla uyuşmadığı gibi, usul ve kanuna da uygun düşmemektedir.
Şöyle ki; İlk Derece Mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere, temyize konu taşınmaz bölümünün hava fotoğrafına göre 1992 yılından beri kullanılmadığı anlaşılmakta olup, mahalli bilirkişiler de taşınmazın terör eylemlerinin bitiminden (2000 yılı) tespit tarihine (2016) kadar davalı taraflarca uzun süreli olarak kullanılmadığını ifade etmişlerdir. Nitekim taşınmazın güncel fotoğraflarından da taşınmaz üzerinde her hangi bir kullanımın mevcut olmadığı gözlemlenmiştir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davalının, taşınmazın bulunduğu bölgede terör eylemleri sona ermiş olmasına rağmen, taşınmazı tekrar kullanmaya başlamadığı ve böylelikle taşınmaz üzerindeki fiili zilyetliğini uzun süreli olarak terk ettiği, bu durumun taşınmazın zilyetliğinin iradi olarak terk olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek, davanın kabulüne ve çekişmeli taşınmazın Hazine adına hali arazi vasfıyla tesciline karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/583, K. 2025/4520, 16 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama