Kadastro çalışmaları sırasında Kayseri ili ... ilçesi ... Mahallesinde 1993 yılında yapılan tesis kadastrosunda 11226 parsel sayılı ve 1.809,00 m² yüzölçümünde, tarla vasıflı taşınmazın, 1963 yılı toprak tevzi komisyonuna göre taşlık olan bu alanın 1965 yılında ... oğlu ... tarafından tarla haline getirildiği ve 20 yılı aşkın zamandır nizasız fasılasız zilyetliği altında bulundurduğu belirtilerek belgesizden ... oğlu ... adına tespit edildiği, tespitin 03.05.1996 tarihinde kesinleştirilerek tapu kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Tespit harici kalan taşınmazların tespitine dair kadastro çalışmaları sırasında Kayseri ili ... ilçesi ... Mahallesi 11402 ada 1 parsel sayılı ve 1.850,40 m² yüzölçümlü taşınmaz ise; 22.08.2019 tarihinde ham toprak vasfı ile Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı ... vekili; dava konusu edilen Kayseri ili ... ilçesi ... Mahallesi 11226 parsel sayılı taşınmazın 1993 yılında kadastro çalışmalarında evveliyatı taşlık olarak bırakılan yerlerden olduğu belirtilerek tapu malikleri olan davalıların murisi ... adına kayıt ve tescil edildiğini ancak davaya konu taşınmazın Hazineye ait olup Hazine adına yapılan tespitin doğru olduğunu, ilk tespite göre oluşturulan tapu kaydının hatalı kayıt olup yeni kayıt ile birlikte mükerrer kayıt oluşturulduğu gerekçesiyle, davalıların murisi ... adına oluşan 11226 parsel sayılı taşınmaza ilişkin kaydın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/1. maddesinde “Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastrosu ya da tapulaması yapılmış yerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci bir kadastroya tâbi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır” hükmü gereği davacıya ait taşınmazın tespit tutanağı davalı taşınmazlardan sonra tutulduğu anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf talebi esastan reddedilmiş, hükme karşı, davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.