3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sırasında, Burdur ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında ve tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan eski 1766 parsel sayılı 3.864,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 153 ada 18 parsel numarasıyla ve 2.685,22 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı ... adına tapuda kayıtlı bulunan eski 1767 parsel sayılı 2.072,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 153 ada 15 parsel numarasıyla ve 2.251,62 metrekare yüzölçümlü olarak,
eski 1848 parsel sayılı 1.232,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz 153 ada 16 parsel numarasıyla ve 1.892,94 metrekare yüzölçümlü olarak, eski 1849 parsel sayılı 272,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise 153 ada 17 parsel numarasıyla ve 636,14 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacı ... dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait taşınmazın yüzölçümlerinin azaldığını, eksikliğin davalıya ait taşınmazlardan kaynaklandığını ileri sürerek, dava açmıştır.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının kadastro tespitine itiraz etmesinde hukuki yararının bulunmadığını, kadastro çalışmaları sonucunda taraflara ait taşınmazlar arasında belirlenen sınırın 50 yıldır aynı olduğunu ve müvekkilinin bu şekilde kullandığını, davacının taşınmazı satın aldığında sınırın bu şekilde olduğunu bildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "dinlenen mahalli ve tutanak bilirkişileri ile taraf tanıkları beyanlarında; davacının taşınmazının batı sınırındaki davalı parseli ile arasındaki sınırın düz bir çizgi şeklinde uzandığını, anda tesis kadastrosundan bu yana herhangi bir oynama durumunun ve sınırda herhangi bir kaymanın olmadığını belirttikleri, alınan rapor sonucundan da açıkça anlaşılacağı üzere dava konusu parselin fiili kullanım sınırlarının değişmediği, taşınmazın yüzölçümü değişikliğinin herhangi bir parsel lehine kaydırmadan ya da sınır değişikliğinden kaynaklanmadığı,
tesis kadastrosu zamanındaki hatalı ölçüm ve hesaplamadan kaynaklandığı" gerekçesiyle davanın reddine, çekişmeli taşınmazların uygulama kadastrosu tutanağı gibi tapuya tescillerine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "ileri sürülen istinaf nedenlerine, kamu düzenine, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine,
dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile özellikle tesis kadastrosunda sınırlandırma hatasının yapıldığına, sınırlandırma hatalarının uygulama kadastrosu çalışması kapsamında giderilebileceğinden uygulama kadastrosu çalışmasının yasa ve mevzuat hükümlerine uygun yapıldığının anlaşılmasına göre, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde davanın reddine ilişkin verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu" belirtilerek istinaf başvurusu esastan reddedilmiş.
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve Kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.