Karar Özeti
9. Ceza Dairesi 2022/16731 E. , 2023/1479 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca
Karar Detayı
9. Ceza Dairesi 2022/16731 E. , 2023/1479 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Muş Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.01.2022 tarihli ve 2021/6875 Soruşturma, 2022/45 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmıştır. 2. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.05.2022 tarihli ve 2022/11 Esas, 2022/210 Karar sayılı kararı ile sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 3. Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 20.09.2022 tarihli ve 2022/1873 Esas, 2022/1523 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Özetle; üst sınırdan cezalandırılma yapılması gerekirken alt sınırdan cezalandırma yapılmasının hakkaniyete aykırı olduğuna, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin uygulanmasının adaletsiz ve hukuka aykırı olduğuna, kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmediğine, kararın bozulması istemine ilişkindir. B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Özetle; dosya kapsamında müvekkilini cezalandırmaya gerekçe olacak bir delil bulunmadığına, mağdure ile aile bireylerinin çelişen değişen ifadeleri ve dosyada yer alan adli tıp raporu göz önüne alındığında müvekkillinin suçlu kavramı içerisine girdiğinin kabulüne varılamayacağına, müvekkilinin suçluluğunun tam ve kesin olarak ispatlanamadığından müvekkili lehine olacak şekilde de değerlendirilerek beraat hükmü tesis edilmesi gerektiğine, gerçekleştiği iddia olunan ilk olay yönünden mağdure beyanlarında çelişkiler olduğu ve iddia olunan olayın gerçek dışı olduğuna, iddia olunan ikinci olay yönünden müvekkili ile mağdurenin hiç bir şekilde araç içinde yan yana olabilecek temasa geçebilecek bir konumda bulunmadığının ortaya çıktığına, müvekkilinin ön koltukta oturup arka tarafa hiç gitmediğine, tanık beyanlarının da müvekkilinin beyanlarını doğrular nitelikte olduğuna, iddia olunan üçüncü olay yönünden müvekkilinin kız çocuklarını çağırmayıp tanık ...'nın gönderdiğine, tanık ... tarafından çöpün dökülüp tanığın evin kapısına varma arasında geçen zamanın çok kısa bir zaman kesitini içerdiğine, bu kısa süre içerisinde mağdurenin beyan ettiği şekilde istismara uğramasının mümkün olmadığına, mağdure beyanın tanık ve müvekkilinin beyanları ile çeliştiğine, aşamalardaki mağdure beyanlarının çelişkili olduğuna ve bilimsel raporlarla çeliştiğine, tanık dinlenilmesi taleplerinin haksız olarak reddedildiğine, müvekkili ile şikayetçi aile arasında husumet bulunduğuna ve bu durumun göz ardı edildiğine, tanık ...'in beyanlarının çelişkili olduğuna, eksik araştırmayla hüküm tayin edildiğine, haricen mağdurenin mevcut doğum tarihinden çok önce doğduğunu öğrendiklerine, mağdurenin yaş tespitinin yapılması için ilgili nüfus müdürlüğünden doğum tarihine ilişkin tüm tescil evraklarının istenip nüfus kayıtlarından gerçek doğum tarihinin anlaşılmaması halinde kemik testi uygulaması için gerekli işlemlerin yapılmasına karar verilmesi gerekmekteyken mahkemece bu hususun göz ardı edildiğine, gerekçeli karar haklarının yok sayıldığına, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığına ancak karar gerekçesinde olaylara ilişkin sebep-sonuç ilişkisi kurulmadığına, soyut ifadelerle karar verildiğine, kararın temyizen bozulması istemine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1. Sanığın katılan mağdurenin ikamet ettiği köy evine gittiği, turşu alma bahanesiyle evlerine girdiği, bu sırada koltukta uyur şekilde uzanan katılan mağdurenin üst ve alt kısım kıyafetlerini sıyırarak göğsüne ve poposuna dokunduğu, parmağını poposuna sokmaya çalıştığı, katılan ...'nin sesini duyması ve katılan mağdurenin karşı koyması üzerine oradan uzaklaştığı şeklindeki eyleminin kesik ve ani hareketli olmayıp basit cinsel istismar düzeyine ulaştığı kabul edilerek, aradan geçen 3-4 ay sonrasında katılan mağdure ile birlikte binip yan yana oturdukları köy minibüsünde elindeki çantayı aralarına gelecek şekilde yerleştirdiği ve katılan mağdurenin ön cinsel bölgesine elbisesi üzerinden dokunduğu, katılan mağdurenin rahatsız olması üzerine başka koltuğa geçtiği şeklinde kabul edilen eyleminin sarkıntılık düzeyini aştığı, ani ve kesik nitelikle olmayıp basit cinsel istismar düzeyinde olduğu değerlendirilerek, son olarak katılan mağdureyi kendi evini temizlemesi üzere çağırdığı, yalnız kaldıkları sırada arka tarafından sarıldığı ve yatak odasına götürüp yatağa yatırdığı, göğüslerine dokunduğu, üstünü soyduğu, kendi kıyafetlerini de çıkardığı, cinsel organını katılan mağdurenin cinsel organına iki kez temas ettirdiği ancak girmediği, tatmin olması üzerine bıraktığı şeklindeki eyleminin de organ sokmak boyutuna ulaşmayıp basit cinsel istismar kapsamında kaldığı gerekçesiyle sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına karar verildiği görülmüştür. 2. Katılan mağdurenin aşamalardaki beyanlarında sanığın kendisine karşı gerçekleştirmiş olduğu üç farklı tarihli olaydan bahsettiği, olayların üzerinden geçen zaman ve yaşı birlikte gözetildiğinde her bir olay için detaylı anlatımda bulunduğu, ayrıca beyanlarının tutarlı olduğu, çelişki barındırmadığı, yaşanmamış olayları yaşanmış gibi anlatıp kendi itibarını, şeref ve haysiyetini zedeleyici beyanlarda bulunmuş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı göz önüne alınarak sanık savunmasında katılanın abileri ile arasında yaklaşık 10 sene önce düğünde yaşanan bir olay sebebiyle husumet bulunduğunu, bu nedenle kendisine iftira atıldığını beyanla suçlamayı kabul etmese bile katılan mağdurenin yaşı ve bulunduğu sosyal yapı gereği, çok uzun zaman önce yaşanmış bir olay sebebiyle sanıktan kendi iffetini ortaya koyacak şekilde abilerinin intikamını almak istediğine dair kabulün hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı değerlendirilerek, mahkemece dinlenilen katılan ... ile şikayetçi Hacı'nın beyanlarında çocukları ile sanık arasında herhangi bir husumet bulunmadığını belirttikleri, tanık ...'in de beyanlarında sanık ile arasında husumet olmadığını, husumet olsaydı kardeşi ...'u Diyarbakır'a götürmesi için sanığa emanet etmeyeceğini belirttiği nazara alınıp, minibüs içerisinde bulunan kişiler savunma tanıklarının "...Aynı minibüsle defalarca seyahat etmiş kişilerin böyle bir olaydan haberdar olmaksızın yolda kimin nerede oturduğunu bilmesinin mümkün olmadığı, beyanlarının sanığı suçtan kurtarmaya yönelik olduğu..." gerekçesiyle beyanlarına itibar edilmediği, savunma tanığı olarak dinlenen diğer tanıkların beyanlarının da "...Sanığın yakın akrabaları olmaları nedeniyle sanığı suçtan kurtarmaya yönelik olduğu..." değerlendirilerek ve tanık ...'nın ifadesinde geçen arkadaşlarıyla konuşma, çöp dökme ve üç katlı bir binadan aşağıya inip çıkma süresinin toplamının bir dakika sürmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine sanığın beyanında geçtiği gibi katılan mağdurenin abileri ile sanık arasında husumet olsaydı katılan mağdurenin temizlik yapmak amacıyla sanığın evine gitmesinin de hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı, bu nedenlerle sanık savunmasına ve tanık beyanlarına itibar etmenin mümkün olmadığı, katılan mağdurenin beyanlarının itibar edilebilir nitelikte olduğuna kanaat getirildiği, 05.01.2022 tarihli rapor içeriği de gözetilerek hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasıfı ile yaptırımın doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. 2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları" başlıklı 41 inci maddesinde ailenin huzur ve refahı ile özellikle anne ve çocukların korunmasına yönelik olarak her türlü istismar ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alma görevinin Devlete ait olduğu açıkça belirtilmiştir. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 20 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan davalara katılabileceği belirtilmiştir. Kanuni düzenleme dikkate alındığında Bakanlığın davaya katılması doğrudan Anayasa ve kanundan kaynaklanan koruma görevine ilişkin olup, Bakanlığa yüklenen bir kamu görevidir. Bu kapsamda değerlendirme yapıldığında 5271 sayılı Kanun'un 237 ve devamı maddelerindeki katılma hakkına ilişkin suçtan zarar görme şartı katılan Bakanlık için söz konusu olmadığı ve vekili lehine koşulları sağlanmadığından vekalet ücretine hükmedilmemesi, hukuka aykırı bulunmamıştır. 3. 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294 üncü maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289 uncu maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ve sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme neticesinde vaki istinaf başvurusunun esastan reddine dair kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 20.09.2022 tarihli ve 2022/1873 Esas, 2022/1523 Karar sayılı kararında sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.03.2023 tarihinde karar verildi.