KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2011/39140 E., 2013/27793 K.·Mahkemesi :iş Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Kasım 2013
- Dava
- Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, ikramiye alacağı, yıllık izin ücreti ile fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine, ayrıca davacıdan alınan boş teminat senedinin iadesine karar verilmesini istemiştir.
Karar Metni
995 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili; mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette 15.08.1991-23.02.2009 tarihleri arasında gümrükleme departmanında çalıştığını, son aylık maaşının net 1.395,00.TL olduğunu, yılda 2 maaş ikramiye ve aylık yol parası ödendiğini, 1 öğün yemek verildiğini, hafta içi 09:00-18:00, Cumartesi günleri 09:00-16:00 saatleri arasında çalışma yapıldığını, 23.02.2009 tarihinde müvekkilinin rızası dışında ücretsiz izne çıkartıldığına dair yazı imzalatıldığını ve ardından artık çalıştırılmayacağının şifahen bildirildiğini, müvekkilinin ücretsiz izin yazısını hakları saklı kalmak üzere imzaladığını,
davacının aynı gün BÇM’ne başvurduğunu, işçilik alacakları ödenmeksizin ibranameler imzalatılmak istendiğini, müvekkilinin imzalamaması üzerine manevi baskı uygulandığını, bu amaçla gümrük departmanından garaj bölümünde tırların yıkanması ve taşıma işine verilmek istendiğini, müvekkilinin yazılı bildirim talep etmesi üzerine manevi baskının devam ettirildiğini, işe girerken imzalatılan boş teminat senedinin iade edilmediğini ileri sürerek;
kıdem ve ihbar tazminatlari ile ücret, ikramiye, yıllık izin ve fazla mesai ücreti alacaklarının davalıdan tahsili ile davacıdan alınan boş teminat senedinin iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili; davacının ... yakasında ikamet etmesi nedeniyle kendisine çoğunlukla ... yakasındaki işlerin verildiğini, ancak davacının bu durumu suiistimal ederek günlerce şirket merkezine uğramadığını, bu sürede başka firmaların işlerini yaptığını, eski eleman oluşu gözetilerek şirket merkezinde görevlendirildiğini, iddialarının aksine işten çıkartılmak istenmediğini, baskı uygulanmadığını ve araç yıkama işi verilmediğini, şirket merkezinde görevlendirildiği günden itibaren “beni işten çıkartın” diyerek verilen işleri yapmadığını, bu turumu üzerine 1 ay ücretsiz izne çıkartılmayı kabul ettiğini,
ancak davacının kötü niyetli olarak bu belgeyi fesih olarak kabul ettiğini, davacının muhtelif işlerde çalıştığını, gümrükçü olmadığını ve yetki belgesi bulunmadığını, şoför vizelerini konsolosluklardan alma, araçların evrakını hazırlama gibi görevleri bulunduğunu, aylık ücretinin 1.056,63.-TL olduğunun banka kayıtları ile sabit olduğunu, maaşlarının ödendiğini,
yıllık izin haklarını kullandığını, işyerinde ikramiye uygulaması bulunmadığını, fazla mesai yapmadığı gibi bir çok gün devamsızlık yaptığını, herhangi bir teminat senedi alınmadığını, 5 yıllık süre kapsamına giren ücretlerin zamanaşımına uğramış olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ç)Temyiz:
Karar süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir.
D)Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; davacı aylık net ücretinin 1.395 TL olduğunu iddia etmiş; davalı ise davacının aylık ücretinin brüt 1.056,63 TL olduğunu savunmuştur. Mahkemece tanık beyanlarına itibar edilerek davacının aylık ücretinin iddia gibi net 1.395 TL olduğu kabulü ile işçilik alacakları hüküm altına alınmış ise de; yukarıdaki ilkeler doğrultusunda davacı işçinin kıdemi, yaptığı iş ve çalıştığı iş yerinin özellikleri bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılıp dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmeksizin yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalıdır.
3- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, işçinin kullandırılmayan izin sürelerine ait ücretlere hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
Somut olayda; davacının hizmet süresi dikkate alındığında toplam 306 gün yıllık izin süresine hak kazandığı anlaşılmasına rağmen, bilirkişi tarafından 286 gün yıllık izin süresine hak kazandığının kabulü ile yapılan hesaplamaya itibar edilerek alacağın hüküm altına alınması hatalı olup ayrı bir bozma nedenidir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2011/39140, K. 2013/27793, 1 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama