KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2024/12684 E., 2024/14849 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Kasım 2024
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Karar
- Davanın kısmen kabulü
- Temyiz edenler
- Taraf vekilleri
Karar Metni
2.049 kelime·10 dk okuma·14 bölüm
Taraflar arasındaki rücuen alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 1. İş Mahkemesinin 25.09.2012 tarihli ve 2002/1198 Esas, 2012/673 Karar sayılı kararı ile davada ticaret mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2013 tarihli ve 2012/324 Esas, 2013/179 Karar sayılı kararı ile davalılar H.M.İ, T.E.İ ve E.Y. hakkındaki davanın tefrikine, davalılar ... ile ... hakkında açılan dava yönünden Mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.04.2015 tarihli ve 2013/197 Esas, 2015/286 Karar sayılı kararı ile davalılar H.M.İ. ve T.E.İ. hakkında açılan dava atiye terk edildiğinden bu davalılar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalı E.Y. hakkında ise aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.06.2016 tarihli ve 2015/15219 Esas, 2016/6751 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmiştir.
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2013 tarihli ve 2012/324 Esas, 2013/179 Karar sayılı kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.03.2014 tarihli ve 2014/3630 Esas, 2014/5345 Karar sayılı ilâmında somut olayda İzmir 1. İş Mahkemesi ile İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıktığı, olumsuz görev uyuşmazlığı merci tayini yolu ile giderilmediği sürece, dava dosyasının ilk görevsizlik kararı veren mahkemeye gönderilemeyeceği ve davaya ilk (veya ikinci) görevsizlik kararı veren mahkeme tarafından bakılamayacağı,
bu itibarla Mahkemece olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi Başkanlığına gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma üzerine İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.11.2014 tarihli ve 2014/293 Esas, 2014/489 Karar sayılı kararı ile dosyanın Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 01.07.2015 tarihli ve 2015/1767 Esas, 2015/6728 Karar sayılı ilâmında uyuşmazlığın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 nci maddesi (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1301 inci maddesi) uyarınca sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın, sigortalıyı zarara uğratan ve sigortalıya iş sözleşmesiyle bağlı olan davalıdan ödenen tutarın rücuen tahsili isteminden kaynaklandığı, davacının sigorta şirketi olduğu davacı Şirketin sigortalısı ile davalı arasında iş sözleşmesi bulunduğu,
bu durumda uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 21 ve 22 nci maddeleri gereğince İzmir 1. İş Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
Taraflar arasında davalılar ... ve ... yönünden İzmir 1. İş Mahkemesinde görülen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece 07.07.2022 tarihli Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 6100 sayılı Kanun’un kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır. Anılan hüküm ve 7036 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca iş mahkemesince verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçesinin süresinden sonra verilmesi hâlinde 7036 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ve 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 432 nci maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Mahkeme tarafından verilen karar, davalı ... vekiline 05.08.2024 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesinin ise yasal süre geçirildikten sonra 09.09.2024 tarihinde verildiği anlaşılmakla; davalı ... temyiz dilekçesinin süreden reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı ve davalı ... vekillerinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Şirket ile dava dışı ... Bank AŞ arasında emniyeti suistimal sigorta poliçesi düzenlendiğini ve 2000 yılı Kasım ayında kapatılan bankaya ait Kemeraltı şubesinde çalışanlardan şube yöneticisi ..., yardımcısı ... ile müşterisi H.M.İ'nin diğer davalılarla birlikte gerçekleştirdikleri usulsüz ve kanuna aykırı işlemler sonucunda sigortalı Bankayı yaklaşık 261.908,48 TL zarara uğrattıklarını,
müvekkili Şirketin dava dışı Bankanın zararını poliçe şartlarına uygun olarak ödeyip sigortalının haklarına halef olduğunu ileri sürerek poliçe kapsamında yapılan ödemeler nedeniyle doğan rücu hakkına dayalı olarak 208.158,15 USD'nin ödeme tarihi olan 03.01.2002 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka reeskont faiziyle birlikte rücuen davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle görev nedeniyle reddi gerektiğini, davacı Şirketin halefi olduğu Bankanın talep hakları ile bağlı olduğunu, asıl hak sahibinin talep edebileceğinin üzerinde bir talepte bulunmasının usulen mümkün olmadığını, ayrıca davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, müvekkilinin herhangi bir tazmin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak müvekkili yönünden hiçbir maddi ve yasal dayanağı bulunmayan davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ... usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen, davaya cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 07.07.2022 tarihli ve 2015/335 Esas, 2022/185 Karar sayılı kararı ile.
İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.01.2019 tarihli ve 2017/338 Esas, 2019/42 Karar sayılı dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporunda zimmet suçuna konu miktar ve Banka zararının bozma ilâmı esas alınarak tespit edildiği, buna göre zimmet suçuna konu tutarın 194.100,81 TL olarak hesaplandığı, hesaplanan zimmet suçuna konu tutara Bankanın bu tutarları mudilere iadesi sırasında uğradığı zarar tutarı 42.010.345,686 TL (42.010,00 TL) eklenerek (.... + .... =) Bankanın toplam zararının 236.111,15 TL olarak hesaplandığı,
bu zarar tutarından, beraat eden sanıklar T.E.İ, H.M.İ. ile sanık ... tarafından yapılan ödemeler olan 115.650,80 TL düşülerek toplam Banka zararı 120.460,35 TL olarak hesaplanmış ise de Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 20.11.2019 tarihli ve 2019/2790 Esas, 2019/37595 Karar sayılı ilâmı ile Banka zararının 120.000,00 TL olarak belirlendiği, Mahkemece de Banka zararı olan 120.000,00 TL yönünden, davalı ...'nin diğer davalı ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tutarın;
davalı ...'nin şube müdürü olduğu dönemde, yöneticilik görevini ihmal fiili ile zararın meydana gelmesi dolayısıyla, banka müdürü olarak görev yaptığı 30.11.2000 tarihine kadar diğer davalı ...'ın gerçekleştirdiği zimmet fiiline konu olan işlem tutarlarından oluşacağı ve buna göre bugünkü rakamla toplam 91.880,28 TL olduğunun tespit edildiği, sonucu itibarıyla 120.000,00 TL olan Banka zararından davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu;
ancak davalı ...'nin Banka müdürü olarak görev yaptığı 30.11.2000 tarihine kadarki işlemlerden sorumlu olduğu ve bu davalının sorumluluğunun 91.880,28 TL miktar ile sınırlı olması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Şirket vekili, davalı ... vekili ve davalı ... temyiz isteminde bulunmuşlardır.
2. Dairemizin 23.01.2023 tarihli ve 2022/15857 Esas, 2023/1185 Karar sayılı ilâmı ile; davalılar ... ve ...'ın iş sözleşmesine göre işin ifası sırasında kendilerinden beklenen özeni göstermedikleri gibi kusurlu davranışları ile Banka zararına sebep olmaları nedeniyle sorumluluklarına gidilmesi yerinde ise de davalı ...'ın sorumluluğunun miktarının tespiti açısından öncelikle kusur durumunun belirlenmesi gerektiği, davalı ...'nin kusur durumu netleşmeden sonuca gidilemeyeceği, bu nedenle alanında uzman kişilerden teşkil ettirilecek üç kişilik bilirkişi kurulu marifetiyle,
davalı aleyhine açılan ceza dava dosyası ile ceza tahkikatı kapsamındaki deliller, davalı ... hakkında verilen Ceza Mahkemesi kararı ve temyize konu dava dosyasındaki bilgi ve belgeler dikkate alınarak davalının kusur derecesinin saptanması ile oluşacak sonuca göre tüm deliller ve davalının görev süresi de değerlendirilerek huzurdaki davada sorumlu olduğu Banka zararının miktarının yeniden belirlenmesi gerektiği, Mahkemece banka zararı 120.000,00 TL kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de Yargıtay 7. Ceza Dairesinin düzelterek onama kararında zarar miktarının 78.045,00 TL olarak belirlendiği,
davalı ...'nin kusur durumu tespit edildikten sonra, miktar yönünden sorumluluğu hesaplanırken 120.000,00 TL değil, 78.045,00 TL üzerinden değerlendirme yapılması, davalı ... sorumlu olduğu miktarın ise 78.045,00 TL'yi aşamayacağının göz önünde bulundurulması gerektiği, yeni kurulacak hükümde yargılama giderlerinin de yeniden ve doğru bir şekilde tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
1. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; bozma ilâmı gereğince dava konusu uyuşmazlık alanında uzman bankacı bilirkişi, nitelikli hesaplamalar bilirkişisi ve Sayıştay uzman denetçisinden oluşan bir heyetten alınan 04.06.2024 tarihli bilirkişi raporu ile davalı ...'nin kusur derecesinin saptandığı, buna göre Banka zararının 78.450,21 TL olarak belirlendiği,
davalı ...'nin, davalı ...'ın yaptığı usulsüz işlemlerden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tutarın Banka müdürü olarak görev yaptığı 30.11.2000 tarihine kadar yapılan işlemler olduğu dikkate alınarak bilirkişi raporunda yer alan hesaplama tabloları dikkate alındığında (2) numaralı tablonun 5. sırasında yer alan 08.01.2001 tarihli işlem tutarı 16.000,00 TL ile 1. sırasında yer alan 13.12.2000 tarihli işlem tutarı 2.278,00 TL'lik tutarlar toplamının düşülmesiyle bulunan 60.172,21 TL meblağdan sorumlu olduğu, yani hesaplanan Banka zararı 78.450,21 TL'den, 60.172,21 TL Banka zararı ile sınırlı olarak sorumlu olduğu,
...'ın 78.450,21 TL'nin tamamından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
2. Mahkemenin 04.09.2024 tarihli tashih şerhi ile; 10.07.2024 tarihli ve 2023/222 Esas, 2024/425 Karar sayılı gerekçeli kararda dava tarihi 28.07.2015 olarak yazılmış ise de dosyanın tetkikinde davacı tarafın talebinin yerinde olduğu ve dava tarihinin sehven 28.07.2015 olarak yazıldığı gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesi kapsamında gerekçeli kararın başlık kısmındaki dava tarihinin 16.12.2002 olarak tashihine karar verilmiştir.
3. Mahkemenin 04.09.2024 tarihli tavzih kararı ile; davacı vekili tarafından davanın kısmen kabulü ile 78.450,21 TL miktarlık tutara ilişkin olarak hangi davalının bu tutarın ne kadarını ödeyeceğinin açık ve net olarak ayırt edilmesinin ve hükmedilen faiz hususunda yasal faiz şeklindeki ifadenin reeskont faizi şeklinde düzeltilmesinin talep edildiği,
davalı ... vekili tarafından da davalılar kendilerini ayrı ayrı vekille temsil ettirdiklerinden ve birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ayrı olan davalılar vekilleri lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararda davalılar lehine ayrı ayrı vekâlet ücreti takdir edilerek 6100 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinin (A) bendi doğrultusunda tamamlanması talep edilmiş ise de, davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin talebinin tavzihle değiştirilebilir hususları içermediği,
istinaf ve temyiz konusu edilebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin tavzih taleplerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Şirket vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı Şirket vekili; hüküm altına alınan miktarlara reeskont faizi yerine yasal faiz işletilmesinin hatalı olduğunu, hükümde davalıların sorumlu olduğu miktarların net şekilde ayrıştırılmadığını, infazda tereddüt yaratacak nitelikte olduğunu ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davalı ... vekili; bozmadan sonra alınan bilirkişi raporunda yalnızca tutar yönünden bir değerlendirme yapıldığını, müvekkili yönünden kusur durumunu irdeler bir rapor temin edilmediğini, davacı ...
Şirketinin, halefi olduğu dava dışı Bankanın talep hakları ile bağlı bulunduğunu, asıl hak sahibinin talep edebileceği miktarın üzerinde bir talepte bulunamayacağını, müvekkilinin herhangi bir kusura dayalı tazmin sorumluluğu bulunmadığını, zira müvekkilinin kusurlu bir eylemi olduğuna dair bir ceza mahkemesi kararı veya başkaca maddi bir tespit bulunmadığını, ceza yargılamasında önceki hükümde beraatine karar verilen müvekkili hakkında,
eksik inceleme yönünden yeniden değerlendirme yapılacakken zamanaşımı dolayısıyla davanın düşmesi kararının müvekkilinin mahkumiyetini gerektirecek şekilde bir kusur tespiti durumu gibi değerlendirilemeyeceğini, müvekkili yönünden davanın tamamen reddi gerektiğini, dosya kapsamındaki deliller çevresinde bu şekilde hüküm tesisinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.
3. Davalı ... vekilinin temyiz dilekçesi süreden reddedildiğinden, temyiz sebeplerine yer verilmemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; Banka zararının miktarı ile her iki davalının sorumlu olacağı miktarların tespitine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396 ve 400 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacılar vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta; Dairemizin 23.01.2023 tarihli bozma gerekçesi doğrultusunda; davalı ...'nin sorumluluk miktarının belirlenmesinde, davalının görev süresi de değerlendirilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hesaplanan Banka zararı olan 78.450,21 TL'den, davalı ...'nin, görev süresinin bitim tarihi olan 30.11.2000 tarihinden sonraki işlemlerden Tablo (2)'de 1. sıradaki 13.12.2000 tarihli işlem tutarı ile Tablo (2)'de 5. sıradaki 08.01.2001 tarihli işlem tutarlarının düşülmesi ile bulunan 60.172,21 TL Banka zararı ile sınırlı sorumlu olacağı belirtilmiş ise de, yine Tablo (2)'de yer alan ve davalı ...'nin görev süresinin bitimi tarihi olan 30.11.2000 tarihinden sonraki diğer işlem tutarlarının neden dışlanmadığı anlaşılamamaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporu bu açıdan denetime elverişsiz olup hükmün açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A. Davalı ... Temyizi Yönünden
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE,
B. Davacıların Temyizi Yönünden
Davacılar vekilinin temyiz isteminin REDDİNE,
C. Davalı ... Temyizi Yönünden
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2024/12684, K. 2024/14849, 18 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama