KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/6696 E., 2025/8512 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Kasım 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1869 E., 2025/1189 K.
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 26. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/490 E., 2022/215 K.
Karar Metni
932 kelime·5 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirket nezdinde yazılım mühendisi olarak 04.03.2013-08.02.2019 tarihleri arasında çalıştığını, davalı işverenlikte yılda bir defaya mahsus olmak üzere prim ödemesi yapıldığını, bir yıla ait prim alacaklarının en geç takip eden yıl içinde ve bir önceki ayın bordrolarına yansıtılarak gerçekleştirildiğini, davacının 2018 yılı prim alacağının salt Şubat ayında işten ayrılması nedeniyle ödenmediğini, davacının 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ve 5746 sayılı Araştırma,
Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun (5746 sayılı Kanun) kapsamında gelir istisnası muafiyetinin olduğunu ve buna rağmen davalı Şirket tarafından kesinti yapıldığını, davacının ücretinin brüt olarak belirlendiğini, gelir vergisi muafiyeti söz konusu olduğundan davacıya ödenmesi gerektiğini ileri sürerek prim alacağı ile ücretten yapılan gelir vergisi kesinti tutarı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında prim ödenmesini içeren yazılı bir iş sözleşmesi ya da iş şartının bulunmadığını, davacının ücretinin sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde ödendiğini, vergi kesintisine ilişkin talebin haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 2018 yılı prim alacağının 2019 Şubat ayı ücret bordrosunda tahakkuk ettirilerek banka yoluyla ödendiği, 5746 sayılı Kanun hükümleri ile emsal Yargıtay kararları dikkate alındığında ücretten haksız yere kesildiği iddia edilen gelir vergisi tutarlarına ilişkin talebin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yapılan açıklamalar ve incelenen mevzuata göre davacının 5746 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmaları sonucu elde ettiği ücretler üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan gelir vergisinin verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edileceğinin açık Kanun hükmü olduğu,
bu durumun Ar-Ge merkezleri ile tasarım merkezleri ve Ar-Ge projeleri, tasarım projeleri, rekabet öncesi işbirliği projeleri oluşturulmasına yönelik işvereni teşvik niteliğinde olup gelir vergisi stopajı teşvikinin çalışanlara sağlanan avantaj olmadığı, Ar-Ge personelinin istihdam maliyetini azaltmaya yönelik teşvik olduğu, çalışanların terkin edilen vergi üzerinden hak iddia etmelerinin mümkün bulunmadığı, tahakkuk eden gelir vergisinin terkin edilmesi üzerine hak sahipliğinin işverene ait olduğu,
ayrıca davacının prim alacaklarının ödendiğinden talebin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davanın reddine karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, 2. Davalı tarafın arabuluculuk görüşmelerine katılmadığını, bu bakımdan davalı lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi ve yargılama giderlerinin müvekkili üzerinde bırakılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, arabuluculuk dava şartına ilişkindir.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 3/1 hükmünde "Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebi ile açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Dava şartı olarak arabuluculuk sürecinin başından sonuna kadar detaylı kurallara bağlanması, yaşanması muhtemel hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından gereklidir. Şüphesiz arabulucuğun en önemli aşamalarından biri başvurunun yapılması, diğeri ise arabuluculuk tutanağı düzenlenmesidir. Anlaşmazlıklara ve tereddütlere meydan verilmemesi için arabuluculuk tutanağında tarafların anlaştıkları ya da anlaşamadıkları alacak kalemleri tek tek belirtilmelidir.
Dava şartı arabuluculuk uygulamalarının başlangıcında, hem talepte bulunanlar ve hem de arabulucular tarafından yapılan hataların tarafların mağduriyetine sebebiyet verdiği, arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı gibi uygulanmasına engel olduğu görülmüştür.
Bu sebeple Dairemizce, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na (6325 sayılı Kanun) dayanılarak çıkartılan ve 02.06.2018 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmelik ile başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihine kadar olan dönemde, arabuluculuk anlaşamama tutanağında arabuluculuğa konu alacaklar tek tek belirtilmeden "işçilik alacakları" veya "işçi-işveren uyuşmazlığı" gibi soyut ifadeler kullanılmış olsa dahi dava konusu edilen işçilik alacaklarının tamamı hakkında dava şartının gerçekleştiği görüşü benimsenmiştir.
Başka bir deyişle başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihinden önceki dönem için taraflardan kaynaklanmayan bu tür uygulama hataları aşılarak arabuluculuk müessesesinin amaca uygun yürütülmesi sağlanmaya çalışılmıştır.
Başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihinden sonraki başvurularda ise hangi alacak veya tazminat kalemleri konusunda anlaşma sağlandığı veya sağlanamadığını açıkça belirtmeyen son tutanağa göre dava şartının gerçekleştiği kabul edilemeyecektir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki 6325 sayılı Kanun'un "Beyan ve belgelerin kullanılması" kenar başlıklı 5. maddesi ve 7036 sayılı Kanun'un 3/21 hükmü göz önünde bulundurulduğunda; arabuluculuk faaliyeti kapsamında düzenlenen belgelerden sadece son tutanağın kullanılmasına izin verilmiştir. Buna göre arabuluculuk dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu, yalnızca son tutanak esas alınarak belirlenebileceğinden, başvuru formunda yer alan alacak kalemlerinin müzakere edilip edilmediği ancak son tutanak ile anlaşılabilir. Müzakere edilmemiş bir alacak için dava şartının gerçekleştiğinden söz edilemez.
Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında düzenlenen 04.09.2019 tarihli "Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağı"nda tarafların anlaşmaya varamadıkları alacak kalemlerine ilişkin hiçbir açıklamaya yer verilmemiştir. Buna göre dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemleri olan prim alacağı ile ücretten yapılan gelir vergisi kesinti tutarı alacağı arabuluculuk görüşmelerine konu edilmemiştir. Arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeyen sözü edilen alacak kalemleri yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/6696, K. 2025/8512, 5 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama