İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /Ceza Genel Kurulu

YARGITAY · CEZA GENEL KURULU

İçtihat Metni

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2014/1 K.2014/256

Kasten yaralama suçundan sanık T.. A..'ın 5237 sayılı TCK'nun 86/2, 86/3-e, 87/1-c-son, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, İzmir 15. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.05.2008 gün…

Esas2014/1Karar2014/256Tarih13 Mayıs 2014Okuma10 dk · 1.989 kelime

KÜNYE

Ceza Genel Kurulu 2014/1 E., 2014/256 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
13 Mayıs 2014
Mahkemesi
İZMİR 15. Asliye Ceza
Günü
14.06.2012
Sayısı
791-871
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

1.989 kelime·10 dk okuma

Kasten yaralama suçundan sanık T.. A..'ın 5237 sayılı TCK'nun 86/2, 86/3-e, 87/1-c-son, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, İzmir 15. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.05.2008 gün ve 635-230 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.02.2012 gün ve 24982-6669 sayı ile;

"Mağdurun halk sağlığı uzmanınca düzenlenen olay tarihli ilk raporunda 'yüzdeki yaralanma estetik yönden kadına zarar verir nitelikte' olduğunun belirtilmesi, mağdurun muayenesi yapılmadan dosya üzerinden 22.10.2007 tarihinde Adli Tabipçe hazırlanan raporda da; 'yaranın yüzde sabit iz niteliğinde olup olmadığıyla' ilgili olarak bir değerlendirme yapılmadan, yaralanmanın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte olduğunun belirtilmesi karşısında; raporlar arasındaki bu çelişkinin giderilmesi için mağdurun tüm tedavi evraklarıyla birlikte ATK'na sevki yapılarak usulüne uygun yeniden raporunun alınması gerektiğinin gözetilmemesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 14.06.2012 gün ve 791-871 sayı ile;

“...Öncelikle Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma ilamında belirtildiği gibi Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılmamış ise de ve bu konuda bozma ilamında yapılan tespit doğruysa da, esasen bu eksikliğin sonuca hiçbir katkı sağlamayacağı düşünüldüğü için bozma ilamının usul ve yasaya uygun olmadığı düşüncesiyle önceki kararda direnilmesine karar vermek gerekmiştir.

Yargılama aşamasında gereksiz zaman kaybına ve adalet arayışı içinde olan kişilerin daha fazla mağduriyetine yol açmamak için mağdurun Adli Tıp Kurumuna sevkine ihtiyaç duyulmaksızın 08.05.2008 tarihli duruşmada mahkeme hakimince mağdurun yüzündeki yaralanma yönünden doğrudan gözlem yapılmış ve duruşma tutanağına bu gözlem 'müşteki huzura alınarak yüzündeki yaralanmanın iz bırakıp bırakmadığı hususunda gözlem yapıldı.

Kürsüye yaklaşıp 2 metre mesafeye alındığında, sağ kulağının alt memesinden çenesine doğru yaklaşık 3 cm lik derin bir izle yara izinin bulunduğu ve olaydan sonra cerrahi müdahale ile yapılan dikiş izlerinin de halen mevcut olduğu görüldü' şeklinde yer almıştır.

Olayın gerçekleştiği 12.08.2006 tarihinden 1 yıl 8 ay 26 gün sonra mahkeme salonunda yapılan gözlemde mağdurun yüzünde çehrede sabit eser niteliğinde yaralanmanın bulunduğu tespit edildiğinden, bu aşamadan sonra Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Mahkemece yapılan tespit ve edinilen kanaate göre, sanık hakkında uygulanması gereken sevk maddesi TCK'nun 87/1-c-son maddesi olacaktır.

Hüküm tesis edilirken doktor raporuna uygun olarak TCK'nun 86/2-3-e maddesi delaletiyle 87/1-c-son maddesinin tatbiki yoluna gidilmiştir. Yapılan bu uygulamada usul ve yasaya aykırı hiçbir yön bulunmamaktadır.

Bu tespitler ışığında, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma kararı değerlendirildiğinde; bu bozma kararı ile gereksiz bir yazışma ve belki de davanın zaman aşımına uğramasına sebep olacak şekilde gereksiz bir yargılamanın uzaması söz konusu olacaktır. Tüm bunların yanında hak arayışında bulunan mağdurun, daha da mağdur edilmesi söz konusu olacaktır ki, adalete olan inanç asıl bu noktada zayıflamış olacaktır.

Diğer taraftan 5271 sayılı CMK'nun 63. maddesinde, bilirkişiye başvurulması gereken haller düzenlenmiş olup, burada çözümü uzmanlığı özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, bilirkişinin görüşüne başvurulması gerektiği, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülmesi olanaklı konularda, bilirkişi görüşüne başvurulmaması hususu hüküm altına alınmıştır.

Bu yasal düzenlemeler ışığında, mağdurun yüzünde meydana gelen yaralanmanın çehrede sabit eser niteliğinde olup olmadığı hususunda asıl yetkili merci sağlık kuruluşları olmakla beraber, olayın üzerinden 1 yıl 8 ay 26 gün süre geçmesi nedeniyle mağdurun daha da mağdur edilmemesi hususu gözetilerek duruşma salonunda yapılan gözlem sonucunda mağdurun yeniden raporunun aldırılması gerekmediği düşünülmüş ve bu gözlemle yetinilmiştir.

Esasen CMK'nun 63. maddesinde belirtildiği üzere, çehrede sabit eser niteliğinde bir durumun olup olmadığı hususu, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel bilgiyle de çözülmesi olanaklıdır. Nitekim, bazı ceza davalarında Yargıtay Ceza Dairelerince bilirkişi görüşüyle yetinilmemesi, mahkemece olaya nüfuz edilerek sonuca ulaşılması gerektiği içtihatlarla tespit edilmiştir.

Kaldı ki mağdurun adli tıp kurumuna sevki halinde dahi hakimin duruşma salonunda yaptığı gözlemde olduğu gibi yapılacak bir gözlem sonucunda rapor düzenlenecektir.

Dolayısıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma ilamında belirtildiği gibi bu konuda adli tıp kurumundan rapor aldırılmaması yönündeki bozma kararı mahkememizce esasa etkili görülmemiş ve yargılamamın usul ve yasaya uygun yapılarak sonuçlandırıldığı kanaatine varılmış, bu nedenlerle bozma kararına direnilmiş, bu düşünce ve gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir" şeklindeki gerekçeyle direnerek, ilk hükümdeki gibi karar vermiştir.

Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.12.2013 gün ve 215167 sayılı “bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mahkûmiyet hükmünün eksik araştırma sonucu verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Mağdure ile sanığın resmi evlilikleri olmaksızın aynı konutta yaklaşık 13 yıl birlikte yaşadıkları, ilerleyen zaman içinde taraflar arasında anlaşmazlık doğması üzerine, mağdurenin sanıktan ayrılmak istediğini beyan ederek ayrı yaşamaya başladığı, olay günü de karşılaştıklarında mağdurenin sanığa "artık seni istemiyorum, defol git" şeklinde beyanda bulunması üzerine sanığın elindeki jiletle mağdurenin yüzünün sağ tarafından yaraladığı,

Özel Altındağ Halk Polikliniğinde görevli halk sağlığı uzmanınca düzenlenen 12.08.2006 tarihli ilk raporda; “sağ kulak memesi hizasında 3 cm uzunluğunda kesi tespit edildiği, hayati tehlikesinin olmadığı, ancak yüzde yaralanma sonucu estetik yönden kadına zarar veren yaralanma olduğu” şeklinde tespitlere yer verildiği,

Soruşturma aşamasında Adli Tıp uzmanı bilirkişi tarafından dosya üzerinden düzenlenen raporda; “mağdurede ki yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı ve kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu” görüşlerine yer vererek, sabit eser yönünden bir değerlendirme yapılmadığı,

Mağdurenin aşamalarda; sanık ile yaklaşık 13 yıl birlikte yaşadıklarını, bir çocuklarının olduğunu, ancak anlaşmazlık nedeniyle ayrıldıklarını, olay günü tartıştıklarını, bunun üzerine sanığın öfkelenerek bağırıp çağırdığını ve elindeki jiletle yüzünün sağ tarafını kestiğini, şikayetçi olmadığını söylediği,

Sanığın aşamalarda; mağdureyle yaklaşık 13 yıl birlikte yaşadıklarını, daha sonra mağdurenin ayrılmak istediğini, bu konuyu tartışırken bağırıp hakaret etmesi üzerine sinirlenerek elindeki jiletle mağdurenin yüzüne vurarak yaraladığını savunduğu,

08.05.2008 tarihli oturumda mağduredeki yaralanmanın sabit eser niteliğinde olup olmadığı yönünde gözlem yapılarak, “Kürsüye yaklaşık 2 metre mesafeye alındığında sağ kulağının alt memesinden çenesine doğru yaklaşık 3 cm lik derin bir izle yara izinin bulunduğu ve olaydan sonra cerrahi müdahale ile yapılan dikiş izlerinin de halen mevcut olduğu görüldü” şeklinde tutanağa geçirildiği, Anlaşılmaktadır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Bilirkişinin Atanması” başlıklı 63. maddesi;

"(1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez.

(2) Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir.

(3) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu maddede gösterilen yetkileri kullanabilir” şeklinde düzenlenmiştir..

Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 3. maddesinde bilirkişi; "Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü ya da yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya tüzel kişi” biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da hareketle denilebilir ki, sahip bulunduğu uzmanlık bilgisiyle mahkemeye bir ispat sorununda yardımcı olan ve raporu delil değerlendirmesi aracı olarak kullanılan bilirkişiye başvurmanın amacı, “çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüş alınmasıdır”.

Ceza muhakemesinde bir sorunun çözümünün uzmanlığı ya da özel veya teknik bir bilgiyi gerektirip gerektirmediğine bilirkişi görevlendirmekle yetkili olan Cumhuriyet savcısı veya hâkim karar verecek, bilirkişi kendiliğinden bir rol üstlenemeyecektir. Esasen incelenen davanın bilirkişisi, hâkim veya Cumhuriyet savcısının kendisi olup, kural olarak bilgisi, kültürü ve müktesebatı ile önüne gelen bir konuyu çözmek yeteneğine sahiptir. İhtisasla ilgisi bulunmayan hallerde bilirkişinin mütalaasına başvurulmasında kanuni bir zorunluluk bulunmamaktadır. CMK'nun 63. maddesinde de bilirkişinin oy ve görüşüne "karar verilebileceği" belirtilmek suretiyle bilirkişiye başvurma zorunlu kılınmamıştır.

Bununla birlikte maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinen ceza muhakemesinde bazı durumlarda işin niteliği gereği bilirkişiye başvurulması zorunluluk gösterebilmektedir. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veya teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği, örneğin.

CMK'nun 73. maddesi uyarınca sahte para ve değerler üzerinde inceleme yapılması, 74. maddesi uyarınca şüpheli veya sanığın akıl sağlığının incelenmesi, 75 ve 76. maddeleri uyarınca beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması, 78. maddesi uyarınca moleküler ve genetik incelemeler yapılması, 86 ve 87. maddeler uyarınca ölünün adli muayenesi ve otopsi, 89. maddesi uyarınca zehirlenme şüphesi üzerine yapılacak işlemlerde bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur.

Kanun koyucu bu durumlarda bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunluluğunu kendisi belirlemiş ve böylece bilirkişi incelemesi yaptırmaya yetkili olan merciin, sorunun çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirip gerektirmediği konusundaki takdir yetkisini ortadan kaldırmıştır.

Öte yandan, CMK'nun 63. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde bilirkişiye başvurma- nın yasak olduğu hâl, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözülmesi mümkün konular olarak belirtilmiş olup, hukuki sorunun çözümüne ilişkin konularda bilirkişiye başvurulamayacaktır.

Görüldüğü üzere, hukuki sorunun çözümüne yönelik konularda bilirkişiye başvurulma- yacak, buna karşın CMK'nun yukarıda örneklerine yer verilen delillerin değerlendirilmesine ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olacak, mahkemelerce genel kültür bilgisi ya da hukuki bilgi ile çözülemeyecek diğer konularda ise somut olayın özelliği ve delil durumuna göre gerektiğinde bilirkişiye başvurulabilecektir.

Ceza Genel Kurulunun 27.04.2010 gün ve 174–92 sayılı kararında; çözümü ancak uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye başvurulması gerektiği, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken konularda, bilirkişiye başvurulmasına gerek olmadığı, 25.03.2014 gün ve 9-138 ile 09.10.2007 gün ve 139-202 sayılı kararında da; 1412 sayılı CMUK’nun 66 ve benzer düzenlemeyi içeren 5271 sayılı CMK’nun 63. maddeleri uyarınca, hâkimin genel ve hukuki bilgisiyle çözemeyeceği, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurulmasının zorunlu olduğu açıklanmıştır.

Bu konuda öğretide de; hâkimin ancak ve yalnız özel ve uzmanlık bilgisi gerektiren durumlarda maddi gerçeğe ulaşma görevini kolaylaştırmak üzere bilirkişiye başvurabileceği, bilirkişinin ceza muhakemesi organlarının bilgi eksikliklerini tamamlama amacına hizmet ettiği ve bilirkişiye başvurmanın kural olarak zorunlu olmadığı görüşlerine yer verilmiştir. (Ahmet Caner Yenidünya- Zafer İçer, Ceza Muhakemesi Hukukunda Bilirkişilik, 1. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s.11; Yener Ünver- Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.365; Nur Centel- Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2013, s.265; Yüksel Ersoy, Türk Ceza Hukukunda Bilirkişilik ve Uygulamadan Doğan Sorunlar, Hukuk Kurultayı, 16.01.2000, s. 429 vb.)

Diğer taraftan, 5237 sayılı Kanunun “Kasten Yaralama” başlıklı 86. maddesinde; “(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…e) Silâhla,

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır”,

“Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ise; “(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

…c) Yüzünde sabit ize,

…Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hâllerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az olamaz…”,

Şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.

Buna göre, 86. maddesinin 1. fıkrasında suçun temel şekli düzenlenerek bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş, 3. fıkrasında ise nitelikli haller sıralandıktan sonra, bu fıkrada sayılan nitelikli hal veya haller gerçekleştiğinde, “cezanın yarı oranında” artırılacağı, 87. maddenin 1 ve 2. fıkralarında ise, belirtilen hallerin gerçekleşmesi halinde, 86. maddeye göre belirlenen cezaların bir ila iki kat artırılacağı, ancak bu cezaların belirli miktarlardan az olamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Mağdure ile ilgili halk sağlığı uzmanı tarafından düzenlenen ilk raporda, “yüzde yaralanma sonucu estetik yönden kadına zarar veren yaralanma olduğu” şeklinde değerlendirme yapıldığı, adli tıp uzmanı tarafından verilen raporda ise yüzde sabit iz yönünden herhangi bir tespite yer verilmemesi karşısında, mağduredeki yaralanmanın yüzde sabit ize neden olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınmaması suretiyle eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

Yerel mahkeme hakimi tarafından duruşmada gözlem yapılarak yaralanmanın sabit iz niteliğinde olduğu kabul edilmiş ise de, mağdurede meydana gelen yaralanmanın sabit iz niteliğinde olup olmadığı hususu özel veya teknik bilgiyi gerektiren bir konu olup hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olmadığından bilirkişiye başvurulması zorunludur.

Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı yerinde olup, yerel mahkeme direnme hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.06.2012 gün ve 791-871 sayılı direnme hükmünün eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2014 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/1, K. 2014/256, 13 Mayıs 2014 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2014/1
Karar No
2014/256
Tarih
13 Mayıs 2014

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2014/2 K.2014/7119
  • Yargıtay 10. Ceza Dairesi E.2014/2 K.2014/3661
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2014/2 K.2014/8257
  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2014/2 K.2014/3348
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2014/3 K.2014/6958
  • Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2014/3 K.2014/12518

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.