İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/345 Karar: 2025/253 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/345 K.2025/253

Ceza Genel Kurulu 2022/345 E. , 2025/253 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 525-1450 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 3-d, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezasıyla

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/345 E. , 2025/253 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 525-1450 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 3-d, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezasıyla

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/345 E. , 2025/253 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 525-1450 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1, 3-d, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi gereğince beraatine ilişkin Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.12.2018 tarihli ve 234-407 sayılı hükmün sanık müdafii, katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından 07.11.2019 tarih ve 237-2277 sayı ile; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan beraat hükmüne ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddine, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan verilen İlk Derece Mahkemesinin kararının ise CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sanığın TCK'nın 103/1-a, 2-3-c, 4, 43/1, 61/7, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.01.2021 tarih ve 1225-427 sayı ile; "...Mağdurenin aşamalardaki çelişkili anlatımları, Antalya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli çocuk psikiyatrisi tarafından düzenlenen 08.02.2019 günlü, 443 sayılı raporda mağdurenin beyanlarına itibar edilemeyip yönlendirmeye açık olduğunun belirtilmesi, savunma, olayın intikal şekli ve zamanı ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ise 23.09.2021 tarih ve 525-1450 sayı ile; ''...Mağdure ...'in sanık ...'in üvey kızı olduğu aynı ev içerisinde yaşadıkları sanık tarafından mağdure veya annesi ile aralarında husumeti gerektiren bir sebep bulunduğu yönünde iddiası olmadığı, mağdurenin mevcut olayı annesine sözlü olarak anlatamaması sebebiyle dosya içerisinde bulunan 1 sayfadan ibaret notu yazarak durumu annesine bildirdiği, olayın akabinde Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde mağdurenin yapılan muayenesinde anal bölgede saat 12 hizasında 0,5 cm'lik eski fissüre bağlı skatris tespit edilmiş mevcut bulgular adli tıp uzmanınca kronik livata bulgusu olarak değerlendirilmiş mağdurenin anlatımlarında şüphe duyulmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığı sonucuna varılmış mağdurede zihinsel gelişim yetersizliği bulunduğu hususunda herhangi bir iddianın mevcut olmaması bu yönde tıbbi belgenin bulunmaması sebebiyle adli tıp uzmanı tarafından hukuki anlamını algılayabileceği sonuçlarını algılamakta zorlanacağı mağdurun beyanlarını itibar edilemeyeceği yönlendirmeye açık olduğu tıbbi kanaatine varıldığı yönündeki beyanına mağdurenin alınan sosyal inceleme raporu ve psikolog bilirkişinin beyanları dikkate alınarak itibar edilmemiş mağdurenin anlatımları ve adli rapor dikkate alındığında sanık ...'in üvey kızı ...'i tehdit ederek zincirleme şekilde organ sokmak suretiyle cinsel istismar suçunu işlediği hususunda tam bir vicdanı kanaate varılmış olmaklasanık müdafiinin istinaf talebinin reddine, AÇSHB vekilinin istinaf isteminin kabulü ile mağdurenin sanığın sübut bulan eylemi karşılığı alt sınırdan ceza tayini cihetine gidilmiş sanığın fiilden sonraki davranışları pişmanlık gösterecek sebep bulunmaması sebebiyle sanık lehine TCK 62 maddesi tatbik edilmemiş cinsel amaçlı özgürlüğü kısıtlama suçunun sanığın mağdurenin üvey babası olması eylemlerin birlikte yaşanan evde gerçekleştirilmesi cinsel istismar olayı ile sınırlı olarak mağdurenin özgürlüğünün kısıtlanmış olması sebebiyle suçun yasal unsurları oluşmadığı yönündeki yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2021 tarihli ve 147466 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.05.2022 tarih ve 27919-4283 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Mağdure ...’in, annesi ...’in önceki evliliğinden olan kızı olduğu ve annesi, sanık ..., sanığın ...’ten olan oğlu ... ile birlikte yaşadığı, suç tarihinde 11 yıl 9 aylık olan mağdurenin ilkokul 7. sınıf öğrencisi olduğu, Mağdurenin 23.06.2018 tarihinde birlikte yaşadığı annesi ...’e bir mektup verdiği, üvey babasının kendisine yönelik eylemlerini anlattığı bu mektupta üvey babasının üç yıldır kendisine istismarda bulunduğunu ve dün gece yine kendisini istismar ettiğini anlattığı, bunun üzerine mağdure ve annesinin 24.06.2018 tarihinde kolluğa başvurdukları, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 24.06.2018 tarihli raporuna göre; ...'in yapılan muayenesinde "hymen annüler yapıda duhule müsait sağlam izlendiği, çentik, yırtık izlenmediği, vajinal yıkama sıvısı alındığı, ultrasonografik muayenede uterus ve overler normal izlendiği, ...diz dirsek pozisyonunda yapılan anal bölge muayenesinde saat kadranına göre saat 12 hizasında 0,5 cm lik eski fissüre bağlı skatris olduğu görüldü, yeni oluşan herhangi bir ekimoz fissür hematom tespit edilmedi, anal tonüs normal olarak görüldü, mevcut muayene ile kişide akut fiili livata bulgusu tespit edilmedi, kronik livata açısından değerlendirilmesi (Çocuk Cerrahi) ve Çocuk Psikiyatri kontrolü için Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkinin uygun olduğu" hususlarının belirtildiği, Mağdurenin yargılama aşamasında önceki beyanlarını geri aldığı ve bu aşamada düzenlenen 07.11.2018 tarihli sosyal inceleme raporunda; olayı kurguladığına dair yargılama anlatımlarının samimi olduğu düşüncesine yer verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan duruşmalı inceleme sırasında; Antalya SBÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Birimi tarafından tanzim edilen 06.02.2019 tarihli raporda "mağdurede anal muayenede saat kadrını 6 hizasında derin fissüre bağlı sıkar saptandığı vücuda organ ya da cisim sokulduğuna dair 10 günden eski kesin bulgu olduğu ve kronik livata kanaati oluştuğu" tespitinin bulunduğu, Antalya SBÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Birimi tarafından hazırlanan 08.02.2019 tarihli raporda ise; "mağdurenin normal zihinsel gelişime sahip olduğu, kendisine karşı gerçekleştirildiği iddia edilen fiilin hukuki anlamını algılayabileceği sonuçlarını algılamakta zorlanacağı mağdurun beyanlarını itibar edilemeyeceği, yönlendirmeye açık olduğu" tıbbi kanaatine yer verildiği, Anlaşılmıştır. Mağdure ... savcılıkta; ilkokul 4. sınıftan itibaren üç yıldır üvey babasının istismarlarına maruz kaldığını, kendisini kucağına oturtup sıkı sıkıya sarıldığını, ayrıca iç çamaşırının içinden elini sokarak özel bölgesini okşadığını, bu şekilde devamlı olarak elleme ve kucağına oturtma olaylarına maruz kaldığını, yaşı nedeniyle bu eylemlerin kötülüğünü fark edemediği için başlangıçta kimseye söyleme ihtiyacı hissetmediğini, ancak sanığın iki gün önce yine kendisini belirtilen şekilde kucağına oturttuğunu, elinden kurtulmak istese de sanığın kendisine sıkı sıkıya sarılıp eylemine devam ettiğini, bu olayın yaklaşık olarak iki saat sürdüğünü, bu sırada kıyafetlerinin üstlerinde olduğunu, bu durumu annesine mektup yazarak anlattığını, utandığı için duygularını mektup yazarak ifade etmek istediğini, sanığın; "Senin anneni öldürürüm!" dediğini, korktuğu için kimseye bir şey söyleyemediğini, mağdureye çelişki nedeniyle sorulması üzerine; sanığın ilk kez dördüncü sınıfta çamaşırını çıkarıp cinsel organını anüsüne dokundurduğunu ama sokmadığını, iki eli ile kendisini arkadan kavradığı için kaçamadığını, bu eylemlerin üç yıl boyunca devam ettiğini, son altı aydır ise sanığın, göğüslerini elleyip sıktığını, yere yatırıp üstüne abandığını, kendisini sevgili gibi dudağından öpmeye zorladığını, iç çamaşırının içerisinden özel bölgesini ellediğini ve hatta parmağını cinsel organının içine soktuğunu, yargılama evresinde soru cevap şeklinde kaydedilen anlatımında ise; üvey babası olan sanık ile annesinin kavga ettiklerini, annesine üzüldüğünü, sanığın kendisini de çok sıktığını, ev işleri yaptırdığını, bazı arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermediğini, o gidince rahat edeceklerini düşündüğünü, annesinin bir miktar borcu olduğunu, bankadan kredi çektiğini, araba aldığını, arabanın kendilerine kalacağı düşüncesiyle olayı farklı anlattığını, sonra anlattıklarının yalan olduğunu annesine söylediğini, aslında annesini de kandırdığını, alınan rapor sorulduğunda ise; annesinin, küçükken çok kabız olduğunu ve şikâyetlerinin bundan kaynaklanabileceğini söylediği, özetle ilk ifadesinin doğru olmadığını, Mağdure ... kollukta; kızının olanları söylemeye çekindiği için kâğıda yazdığı notu kendisine verdiğini, kızıyla yaptığı görüşmede sanığın, göğüslerini, poposunu ve cinsel organını ellediğini, gözlerini eşarpla bağlayıp pantolonunu ve iç çamaşırını çıkarttıktan sonra cinsel organını kendi cinsel organına sürttüğünü söylediğini, yargılamada ise; sanıktan şikâyetçi olmadığını, eşi tutuklandıktan sonra kızının tavırlarının çok değiştiğini ve "O gitti, kurtulduk!" gibi bir hâli olduğunu, gerçekten sanığın kızını sıktığını, aksi hâlde çok rahat hareketleri olduğunu, kızının bir zaman sonra geceleri uyuyamamaya başladığını, vicdan azabı çektiğini ve bunların hepsinin yalan olduğunu söylediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... hazırlıkta; ...’in sekiz yıllık eşi olduğunu, önceki eşinden ... isimli bir kızı olduğunu, iki çocuğu arasında hiçbir ayrımcılık yapmadığını, üvey kızının anlatımlarını hayretle dinlediğini, ona asla cinsel yönden yaklaşmadığını ve asla cinsel bir şey hissetmediğini, üvey kızının bahsettiği geçen geceki olayın kesinlikle olmadığını, üvey kızının annesi ve oğluyla aynı odada yattığını, suçlamaların iftira olduğunu, 20-25 gündür eşi ve çocuklarla ayrı odada uyuduğunu, onların klimalı odada üvey kızı, annesi ve ortak çocukları olan oğluyla birlikte yattıklarını, atılı suçlamayı kabul etmediğini, Sanık ... yargılamada; suçlamayı kabul etmediğini, mağdureyi üvey değil öz kızı gibi gördüğünü, sekiz yıl boyunca kendisine baktığını, annesinin kızına laf geçiremediği zaman durumu kendisine söylediğini, bunun üzerine mağdureye bazı yasaklar koyduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinde ise; eşiyle aralarında ihtilaf olduğunu, ayrılmayı düşündüklerini, eşinin kendisine ait aracın devrinin istendiğini, buna rıza göstermediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE 1-İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. 2- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, aynı evde birlikte yaşadığı on bir yaşındaki üvey kızı olan mağdureye yönelik organ sokmak suretiyle zincirleme şekilde cinsel istismarda bulunduğu Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen olayda; Her ne kadar Antalya SBÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 06.02.2019 tarihli raporda mağdurenin fiilî livataya maruz kaldığı yönünde kanaat bildirilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince mağdurenin soruşturma evresindeki beyanlarına itibar edilerek söz konusu rapor doğrultusunda sanığın nitelikli cinsel istismar suçunu işlediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiş ise de; Mağdurenin yargılama evresinde alınan ifadelerinde annesiyle kavga eden ve kendisine belli konularda yasaklar koyan sanıktan kurtulmak amacıyla cinsel istismar suçlamasında bulunduğunu beyan etmesi, bu anlatımın mağdurenin annesi olan ... tarafından doğrulanması, 07.11.2018 tarihli sosyal inceleme raporunda mağdurenin olayı kurguladığına ilişkin yargılama evresindeki ifadelerine itibar edilebileceğine yer verilmesi, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 24.06.2018 tarihli raporda mağdurede istismar emarelerine rastlanmadığının belirtilmesi ve tüm aşamalarda suçlamaları reddeden sanık savunmalarının aksinin kanıtlanamaması hususları bir bütün değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Maddi vâkıânın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini doğrudan muhatap olduğu takdiri delillere ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran Bölge Adliye Mahkemesinin takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığından Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim", Çoğunluk görüşüne katılmayan on bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli bulunduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 23.09.2021 tarihli ve 525-1450 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen eylemin sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 11.06.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla