İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/465 Karar: 2025/416 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/465 K.2025/416

Ceza Genel Kurulu 2022/465 E. , 2025/416 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 225-281 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-3. cümle, 103/3-c ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/465 E. , 2025/416 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 225-281 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-3. cümle, 103/3-c ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/465 E. , 2025/416 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 225-281 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-3. cümle, 103/3-c ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.05.2019 tarihli ve 516-204 sayılı hükmün, katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili, sanık ... müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 18.12.2019 tarih ve 2094-1980 sayı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da katılan mağdure vekili, katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.04.2021 tarih ve 3746-3101 sayı ile; "...Suç tarihinde on beş yaşından küçük mağdurenin velayet hakkına sahip babası müşteki ...'nun, davaya katılmasına rağmen yüzüne verilen kararı temyiz etmemesi karşısında, yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen vekilin hükümleri temyize hakkı bulunmadığı," gerekçesiyle katılan mağdure vekilinin temyiz isteminin reddine ve "...Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin aşamalarda ayrıntı içermeyip, başka delille desteklenmeyen kısmen çelişkili beyanları, bir kısım tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 01.10.2021 tarih ve 225-281 sayı ile; "...mağdurenin şikâyetinin olaydan sadece iki ay sonra olması, okuldaki rehber öğretmeninin anlatımı, sanığın şikayet tarihinden iki hafta önce yine aynı eylemi tekrarlamak için harekete geçtiğinde, mağdurenin kabul etmemesi sonucu şikâyet ettiğinin anlaşılması, mağdurenin suç tarihindeki yaşı, sanığın kendi evinde suçu işlerken herhangi bir şahidin bulunmamasının normal olması, mağdurenin ifadelerinde çelişki bulunmaması, sanığın kendisine arkadan aniden sarılarak dudağından öptüğünü açık ve net olarak ifade etmesi, sanığın mağdureyi öptükten sonra kimseye söyleme diye tembih etmesi, mağdurenin olayı öğretmenine söyledikten sonra suçun ortaya çıkması, sanığın 07.02.2019 tarihli mahkeme ifadesinde mağdurenin neden bu şekilde ifade verdiğini bilmediğini beyan etmesi, aileler arasında herhangi bir husumetin bulunmadığının anlaşılması," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2022 tarihli ve 158703 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.07.2022 tarih ve 1145-7387 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik çocuğun cinsel istismarı eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 18.05.2018 tarihinde katılan mağdurenin beyanları doğrultusunda öğretmenleri tarafından düzenlenen tutanaktan; katılan mağdurenin sınıf öğretmenine giderek özel bir konuda görüşmek istediği, arkadaşlarıyla sokakta oynarken halasının eşi olan sanığın kendisine halasının nerede olduğunu sorduğu, halasının evde olmadığını öğrenince sanığın kendisini eve çağırdığı, gitmek istemediği, zira daha öncesinde de sanığın birkaç kez kendisini öptüğü ve öpmeye çalıştığı, sanığın ısrar ettiği, apartmanın girişinde hırkasını çekiştirerek eve götürmeye çalışan sanığı iterek oradan uzaklaştığı, 21.05.2018 tarihinde düzenlenen adli görüşme değerlendirme raporuna göre; katılan mağdurenin anlama, kavrama ve kendisini ifade etme hususlarında normal sınırlar içinde bulunduğu, anlatımları ve bu anlatımlara verdiği duygusal tepkilerin paralellik arz ettiği, yöneltilen sorulara açık yanıtlar verdiği, ifadesinin güvenilir olabileceği kanaatinin oluştuğu, Katılan mağdurenin soruşturma aşamasındaki beyanına ilişkin görüntünün 13.44.35 saatinde; halasının evinde arıtıcı olduğunu, evlerinde otururken amcasının eşi olan ...'in su istediğini, sorması üzerine halasının evde sanığın olduğunu ve uyuduğunu söylediğini, evde halasının kayınvalidesinin de bulunduğunu ifade ettiği, 09.05.2019 tarihli duruşmada hazır bulunan adli görüşmeci; katılan mağdureyle duruşma öncesinde görüştüklerini, yaşı ve gelişimi itibarıyla kendisini ifade edebildiğini, sorulan sorulara makul cevaplar verebildiğini, kendisine anlattığı olay örgüsü ile mahkeme huzurda anlattığı olay örgüsünün benzer ve tutarlı olduğunu belirttiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure savcılıkta; altlı üstlü oturduklarını, en son iki hafta önce arkadaşlarıyla dışarıda oynarken halasını soran sanığın, evde olmadığını söylediğinde kendisini eve çıkmaya zorladığını, hırkasından tutup çektiğini, yine aynı şeyleri yapacağını bildiği için kabul etmeyip arkadaşlarıyla oynamaya devam ettiğini, yaklaşık iki ay önce de sanığın evine birileri olduğunu düşünerek gittiğinde kendisine aniden arkadan sarılıp öptüğünü, bunu daha önce de yaptığını, tam tarihini hatırlamadığını ancak mevcut ders yılının birinci döneminde yaşanmış olabileceğini, o tarihte de yine aynı şekilde kendisini dudağından öptüğünü, öperken "Bunu kimseye söyleme!" dediğini ancak durumu öğretmenine anlattığını, ardından ailesinin duyduğunu, mahkemede; sanığın, dudağından bir iki kez öptüğünü, bir kez sanığın kendi evinin mutfağında arkasından sarıldığını, döndüğünde dudaklarından öptüğünü, o gün sanığın annesinin de evin salonunda bulunduğunu, hırkasından çektiği gün öpmediğini, önceki bir tarihte öpmediğini, olaydan iki ay kadar sonra durumu rehber öğretmenine bildirdiğini, bu olaydan sonra bir daha sanığın evine gitmediğini, Katılan ... mahkemede; bir yıl önce Ramazan ayının ilk haftasında katılan mağdurenin durumu önce okula bildirdiğini, olaydan böylelikle haberdar olduklarını, o güne kadar herhangi bir şüphesinin olmadığını, kendilerini aynı aile olarak bildiklerini, Bölge Adliye Mahkemesinde; sanığın ifadesinin doğru olmadığını, eylemin gerçekleştiği tarihte su arıtma cihazının sadece sanığın evinde olduğunu, suyu oradan aldıklarını, sanıkla aralarında hiçbir husumetin bulunmadığını, Tanık ... (...); sanığın eşi, katılan mağdurenin halası olduğunu, okulda ifade verdikten sonra katılan mağdureyle görüştüğünü, katılan mağdurenin kendisine de aynı şekilde ifadede bulunduğunu, Tanık ...; sanığın annesi olduğunu, köyde ikamet ettiğini, bir buçuk ay oğluyla birlikte yaşadığını, sanığın katılan mağdureye karşı yanlış bir hareketini görmediğini, katılan mağdurenin ailesiyle birlikte evlerine geldiğini, tek başına geldiğini görmediğini, Tanık ...; sanığın oğlu olduğunu, katılan mağdurenin hırkasının sanık tarafından çekildiğini görmediğini, 2018 yılında da katılan mağdurenin evlerine gelip televizyon izlediğini, katılan mağdure geldiği zamanlarda annesinin de bazen evde bulunduğunu, sanığın işi bittiğinde eve geldiğini, ancak erken geldiğinin de olduğunu, Beyan etmişlerdir. Sanık kollukta ve sorguda; eşinin katılan mağdurenin halası olduğunu, aynı binada ikamet ettiklerini, katılan mağdurenin belirttiği şekilde hiçbir zaman yalnız kalmadıklarını, eşinin ev hanımı olduğunu, evde bebek baktığını, ayrıca evde annesinin de kaldığını, o tarihte evin boş olma ihtimalinin bulunmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, mahkemede; eşinin gündüz evde olduğunu ve çocuk baktığını, 25.04.2019 tarihli dilekçesinde; mahkemede verdiği ifadede aile içerisinde kadın cinayetine sebep olmamak için gizlediği ve söyleyemediği bazı gerçekleri açıklamak istediğini, eşinin küçük erkek kardeşinin ... ve büyük erkek kardeşinin katılan ... olduğunu, hakkındaki şikâyetten üç ay önce ...'in eşi ... ile yeğeni ... ve katılan ... arasında ilişki olduğunu öğrendiğini, ayrıca kızı ...'ye katılan ...'nun birkaç kez farklı zamanlarda tacizde bulunduğunu ...'in söylediğini, ...'in anlattıklarını ona aktardığını, katılan ...'nun "Her boka burnunu sokuyorsun. Sana ne lan!" diyerek tepki gösterdiğini, katılan ...'ya "Bir daha benim evime girersen cenazen çıkar!" dediğini, bir süre sonra ise hakkındaki yargılama konusu iddianın ortaya atıldığını, bu iftiranın husumetlileri ... ve katılan ...'nun kendisinden intikam alıp yuvasını dağıtmak ve kendisini evden uzaklaştırıp gayrimeşru ilişkilerini devam ettirmek için yaptıklarını, Bölge Adliye Mahkemesinde; katılan mağdurenin evinde de su arıtıcı bulunduğunu, kendisinin evine bu nedenle gelmesine gerek olmadığını, ailenin erkeklerinin küçük gelin ile ilgili sorunu bilmediklerini, savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Hukuki Değerlendirme Sanığın, aniden arkasından sarılıp dudaklarından öpmek suretiyle katılan mağdureye yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçunu işlediği Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda; Olayın katılan mağdurenin sınıf öğretmenine anlatması üzerine doğal bir seyirle adli mercilere intikal etmesi, sanıkla aralarında iftira atılmasını gerektirecek boyutta husumet bulunmayan katılan mağdurenin aşamalarda da sanığın evine su almak için gittiğinde kendisini dudağından öptüğüne ilişkin değişmeyen, çelişki içermeyen ve olayın intikal süreci ile uyumlu beyanlarda bulunması, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan ifadelerde hazır bulunan adli görüşmecilerin, katılan mağdurenin ifadesinin güvenilir olabileceği kanaatinin oluştuğunu belirtmeleri, sanığın eşi tanık ...'nın okulda ifade verdikten sonra görüştüğü, katılan mağdurenin kendisine de olayı aynı şekilde anlattığını öne sürmesi ve sanığın 25.04.2019 tarihli dilekçesindeki husumet iddialarının suç ve cezadan kurtulmaya yönelik olması hususları bir bütün olarak nazara alındığında; sanığın katılan mağdureye yönelik çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olduğuna karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılan mağdureye yönelik çocuğun cinsel istismarı eyleminin sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.10.2021 tarihli ve 225-281 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2-Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla