Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2023/219 E. , 2025/172 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 27-408 I. HUKUKÎ SÜREÇ Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kayseri 3. Asliye Ceza
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2023/219 E. , 2025/172 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 27-408 I. HUKUKÎ SÜREÇ Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2017 tarihli ve 261-503 sayılı hükmün, mağdur vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 26.09.2017 tarih ve 2282-1736 sayı ile; duruşmadan haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına gerekçeli kararın tebliğ edilmesi için verilen tevdi kararı üzerine hükmün tebliğ edildiği Bakanlık tarafından istinaf yoluna başvurulmaması nedeniyle mağdur vekilinin istinaf talebine hasren duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 19.12.2018 tarih ve 2600-2246 sayı ile; CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 109/2, 109/3-e-f, 62/1, 53 ve 58/6. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. Bu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.11.2021 tarih ve 15012-21514 sayı ile; "... Sanığın, katılan ... ... ile gayriresmî birlikteliklerinden olan, kayden 01.11.20** doğumlu oğlu mağdur ...'yı, 10.02.2015 tarihinde katılan ...'yi darp ederek aldıktan sonra, mağdur ...'ın vasisi ve büyükbabası olan ... ve katılan ...'nin şikâyetinden sonra, 22.02.2015 tarihinde mağdur çocuğu karakola teslim etmesi şeklinde gerçekleşen olayda; eylemine uyan 5237 sayılı TCK.nın 234/1-2. maddesi gereğince cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise 16.03.2022 tarih ve 27-408 sayı ile; "Sanık ...'nın, katılan ...'nin gayriresmî olarak birlikte yaşadıkları, bu birlikteliklerinden ... isimli çocuklarının olduğu, ... ve ...'nin evli olmamaları nedeniyle ...'nin babası ...'ın, küçük ...'a 30.12.2014 tarihinde vasi olarak atandığı, sanık ...'in suç tarihinde henüz 3 aylık olan ...'ı almak için 10.02.2015 tarihinde katılan ...'yi dövdüğü ve küçük ...'ı zorla alarak sanık ... ...'nın evine götürdüğü, katılanlarla yaptığı görüşmelere rağmen, çocuğu teslim etmediği, katılanların 19.02.2015 tarihinde sanık hakkında şikâyette bulunmalarından sonra sanık ...'in, küçük ...'ı karakola götürerek teslim ettiği, sanık ... ile katılan ...'nin, müşterek çocukları olan ...'ın yasal temsilcisinin suç tarihi itibarıyla katılan ... olduğu, çocuğun 3 aylık olması nedeniyle annesinin bakım ve şefkatine muhtaç olduğu için vasi ...'ın iradesi doğrultusunda annesi ...'de kaldığı, sanık ...'in bu durumu bilerek katılanların rızası hilafına küçük çocuğu, ...'yi döverek zorla alıp götürmek suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği" gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de mağdur vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.10.2022 tarihli ve 95643 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 05.04.2023 tarih ve 5407-2059 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu yoksa çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. III. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi, üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğraması olarak ifade edilen netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Suçla korunan hukuki değer, bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğüdür. Bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyeti.." olarak zikredilmiştir. TCK'nın "Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" başlıklı 234. maddesi ise; "(1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır..." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Anılan suçun gerekçesi "Maddenin birinci fıkrasında, velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması, suç olarak tanımlanmıştır. Böylece bu maddeyle çocuk üzerindeki velâyet veya vesayet hakları korunmaktadır." biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere bu suçla korunan hukuki değer, veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkıdır. Bu suçun faili velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya baba ya da üçüncü derece dahil kan hısımlarıdır. Bu nedenle söz konusu suç faili bakımından özgü bir suç olarak düzenlenmiştir. Anılan maddedeki kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur (TMK m. 17). Bu anlamda, çocuk ile ana-babası arasında birinci dereceden, büyükanne-büyükbabası ve kardeşleri arasında ikinci dereceden, amca, dayı, hala ve teyzesi arasında ise üçüncü dereceden kan hısımlığı bulunmaktadır. Öte yandan velayet, küçüklerin ve bazen de kısıtlı ergin çocukların gerek kendilerine, gerek mallarına özen gösterme ve onları temsil etme konusunda kanunun ana ve babaya yüklediği yükümlülükler ile bu yükümlülüklerin iyi bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak üzere onlara tanındığı hakların tümüdür. Velayet, henüz ergin olmayan ve bazen de ergin olmuş fakat kısıtlanmış bulunan çocukların menfaatlerinin korunması amacına hizmet eden bir kurumdur (Turgut Akıntürk, Türk Medeni Hukukunda Aile Hukuku, 11, Bası, 2008, s. 406-407). Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz (TMK m. 335). Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velayeti eşlerden birine verebilir. Velayet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir (TMK m. 336). Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir (TMK m. 337/1). Bununla birlikte, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa hâkim ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi, ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması hâllerinde velayetin kaldırılmasına karar verir. Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır (TMK m. 348). Yine velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir (TMK m. 349). Diğer taraftan, çocuk ile ana arasında soybağı doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur (TMK m. 282). Ancak babanın sonradan anne ile evlenmesiyle velayet hakkı kendiliğinden babaya geçse de (TMK m. 292) tanıma ve hâkim hükmü ile baba kendiliğinden velayet hakkını kazanamaz. Ancak TMK'nın 337/2. maddesi uyarınca annenin kısıtlı veya ölmüş ya da velayet hakkının elinden alınmış olması durumlarından birinin gerçekleşmiş olması hâlinde hâkim, çocuğun menfaatine göre velayeti babaya verebilir. Bu bağlamda evlilik birliği dışında ortak velayet kabul edilmemiştir. Bu aşamada velayet yetkisine daha önceden sahip olup bu hakkı herhangi bir nedenle elinden alınan kişi niteliğinde olmayan babanın durumuna ayrıca değinilmesi gerekmektedir. Velayet yetkisi elinden alınmış sıfatını taşımayan babanın on altı yaşını bitirmemiş bir çocuğu velisinin, vasisinin veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından kaçırması veya alıkoyması hâlinde TCK'nın 109. maddesi uyarınca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılması gerektiği düşünülebilirse de aynı eylemin örneğin; amca veya hala tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde üçüncü derece kan hısmı sayılan bu kişilerin TCK'nın 234. maddesi uyarınca daha az ceza gerektiren çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan, babanın ise velayet yetkisi elinden alınmış sıfatını taşımadığı gerekçesi ile daha fazla ceza gerektiren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmaları gerekecektir. Adaletsiz sonuçlar doğuran bu durumun önlenmesi için çocuğun velayet yetkisi elinden alınmış sıfatını taşımayan babası tarafından kaçırılması veya alıkonulması hâlinde de failin çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan cezalandırılması hakkaniyete uygun olacaktır. Gelinen noktada kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ile çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçları arasındaki içtima sorununa değinilmesi gerekmektedir. Tek fiille birden birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya farklı neviden fikri içtima yahut da görünüşte içtima kapsamında kalmaktadır. Farklı neviden fikri içtima TCK'nın 44. maddesinde; "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde non bis in idem kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, erime sistemini benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Görünüşte içtima ise çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167). Görünüşte içtima, kanunda düzenlenmemiştir ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s.519). Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği tek ve aynı fiilin bulunmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlal edilmekte olup diğer normların ihlali sadece görünüştedir. Çünkü; suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74). Öte yandan, uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle görünüşte içtima hâllerinde hangi normun uygulanması gerektiğine yönelik olarak özel normun önceliği ve yardımcı (tali) normun sonralığı ilkelerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda özel normun önceliği ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Yardımcı normun sonralığı ilkesi kapsamına giren görünüşte birleşme hallerinde ise, yardımcı normların içerdiği suçlar ile asli normların düzenlediği suçlar bir arada bulunmaktadır. Ancak bu bir arada bulunuş görünüştedir; gerçekte eyleme uygun asli normun uygulanması ile yetinilecektir. Bu husus ya yardımcı normun metninden açık bir şekilde anlaşılmakta (Örneğin; düzenleme içinde "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması halinde" gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir.) ya da kanunun esas fikri, normlar arasındaki ilişkiler ve normun içerdiği suçun özellikleri aracılığı ile söz konusu normun, yardımcı bir norm olduğu ve böylece asli normun kapsamına girmeyen hallerde uygulanabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Örtülü nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisine dayanan görünüşte birleşme şekilleri karma suç ve geçitli suç olarak sınıflandırılabilir. Karma suç asli-yardımcı norm ilişkisinden doğan diğer görünüşte birleşme şekillerinin kapsamına girmeyen ve aralarında unsur veya ağırlaştırıcı neden ilişkisi bulunmayan suçları düzenleyen, farklı hukuksal değerleri koruyan normların aynı olayda görünüşte uygulanabilir durumda olmaları durumudur. Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçtan geçmek zorunda olduğu hallerde ise geçit suçu söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte birleşmenin bir türünü oluştururlar (Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 14, Güz 2008, s. 45-47) Bu bağlamda, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğünü, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun ise veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkını korumaları nedeniyle farklı hukuki değerleri koruyan her iki suç arasında özel-genel norm ilişkisi bulunmasa da hareket unsuru bakımından benzer özellikler gösteren her iki suçtan özgü suç olarak düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna göre asli norm olarak düzenlendiği kabul edilmelidir (Kübra Gizem Kara, Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2020 s.64-65). Eğer her iki suç arasında bu şekilde bir görünüşte içtima hâlinin bulunmadığı kabul edilirse fikri içtima hükümlerinin devreye gireceği, bu takdirde daha az ceza gerektirmesi nedeniyle çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun uygulanamayacağı ve bu durumun da kanun koyucunun amacına aykırı olacağı değerlendirilmiştir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Mağdurun 01.11.20** tarihinde evlilik dışı doğması nedeniyle annesi olan katılan ...'nin bekarlık hanesine, bekarlık soyadı ile 26.11.2014 tarihinde tescil edildiği, baba adı olarak ise "..." isminin bildirildiği, Kayseri 4. Sulh Hukuk Mahkemesince 11.12.2014 tarih ve 1577-1611 sayı ile katılan ...'nin mağdurun doğum tarihinde ergin olmaması nedeniyle TMK'nın 404. maddesi gereğince mağdurun vesayet altına alınmasına, kendisine katılan ...'nin babası olan katılan ...'in vasi olarak atanmasına karar verildiği, bu kararın itiraz edilmeksizin 30.12.2014 tarihinde kesinleştiği, sanığın 10.02.2015 tarihinde katılan ...'yi darbetmek suretiyle mağduru kaçırıp kardeşi olan inceleme dışı sanık ...'in evine götürdüğü, yapılan görüşmelere rağmen sanığın mağduru teslim etmemesi üzerine katılanlar ... ve ... ile katılan ...'nin annesi olan katılan ...'nın 19.02.2015 tarihinde polis merkezine giderek şikâyetçi oldukları, başlatılan soruşturma kapsamında sanığın mağduru 22.02.2015 tarihinde polis merkezine teslim ettiği, 09.11.2016 tarihinde ise sanığın tanıma senedi belgesi ile mağduru tanıdığı anlaşılan olayda; Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince sanığın, velayet yetkisi elinden alınmış baba sıfatını taşımadığı ve bu nedenle de TCK'nın 234/1. maddesinde özgü suç olarak düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun faili olamayacağı kabul edilmiş ise de; sanığın mağdurun birinci dereceden kan hısmı olduğu ve bu konumda olan sanığın velayet yetkisi elinden alınmış baba sıfatını taşımadığı gerekçesi ile üçüncü derece dâhil diğer kan hısımlarından farklı olarak TCK'nın 109. maddesi uyarınca daha ağır ceza gerektiren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmasının hakkaniyete aykırı olacağı ve adaletsiz sonuçlar doğuracağı cihetle; mağdurun üçüncü derece dâhil kan hısımları arasında yer alan sanığın eyleminin, TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna göre asli norm niteliğinde bulunan ve TCK'nın 234/1-2. maddelerinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "TCK'nın 234/1. maddesinde düzenlenen suçun, faili bakımından bir özgü suç olduğu, mağdur ile sanık arasındaki soybağının, dolayısıyla hısımlık ilişkisinin suç tarihinden yaklaşık 1 yıl 11 ay sonra 09.11.2016 tarihli tanıma işlemi ile kurulduğu hususu göz önüne alındığında; suç tarihi itibarıyla sanığın, mağdurun hukuki anlamda babası, diğer bir ifade ile kan hısmı olduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmakla, eyleminin çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu değil kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle, Karşı oy kullanmışlardır. IV. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 16.03.2022 tarihli ve 27-408 sayılı direnme kararına konu hükmünün; sanığın eyleminin TCK'nın 234/1-2. maddelerinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.03.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 16.04.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.