İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/312 Karar: 2025/70 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/312 K.2025/70

Ceza Genel Kurulu 2024/312 E. , 2025/70 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2015/324620 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza SAYISI : 115-216 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a, 103/4, 31/2, ve 62/1 maddeleri uyar

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/312 E. , 2025/70 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2015/324620 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza SAYISI : 115-216 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a, 103/4, 31/2, ve 62/1 maddeleri uyar

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/312 E. , 2025/70 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2015/324620 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Çocuk Ağır Ceza SAYISI : 115-216 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a, 103/4, 31/2, ve 62/1 maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.06.2015 tarihli ve 115-216 sayılı hükmün, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.12.2023 tarih, 8892-8224 sayı ve oy çokluğu ile; "Dosya kapsamında olayla ilgili bilgisi olduğu anlaşılan katılan mağdurenin babası ile babaannesi ve suça sürüklenen çocuğun annesi, babası ile kardeşinin dinlenmesinden sonra toplanacak delillere göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Başkanı ...; "Olay tarihinde, mağdure ile abisi ...'a ders çalıştıran SSÇ'nin mağdurenin su içmek için mutfağa gittiği arkasından da SSÇ'nin gittiği bir süre gelmemeleri üzerine tanık ...'ın da mutfağa gittiğinde, '...'nın kanepede oturduğunu kilodunun ve pijamasının aşağıya inik olduğunu, ...'in de önünde çömelmiş olduğunu başının mağdurenin bacağının arasına koymuş olduğunu gördüğünü' şeklinde yargılamanın her aşamasında doğruladığı bu beyan karşısında, olayı doğrudan görmeyen kişilerin beyanlarının alınmasının sonuca etkili olmayacağı," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2024 tarih ve 324620 sayı ile; " ...İncelenen dosya kapsamı itibariyle aynı zamanda olay tanığı olan mağdurenin mahkemece dinlendiği, keza olayın tek tanığı olan tanık ...'ın da mahkeme huzurunda dinlendiği, olaydan sonra olaya vakıf olan mağdurenin babası ile babaannesi ve suça sürüklenen çocuğun annesi, babası ile kardeşinin olaya ilişkin doğrudan bir görgüsünün olmadığı gözetildiğinde, ilk derece mahkemesinin topladığı delillerin hüküm kurmaya yeterli olduğu, olay tanığı durumunda olmayan kişilerin dinlenmesinin dosyaya katkısının olmayacağı, bu nedenle ilk derece mahkemesinin kabul ve uygulamasının hukuka uygun olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.05.2024 tarih ve 1896-4289 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuk hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 30.03.2015 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta; saat 14.00 sıralarında devriye görevini ifa etmekte olan görevlileri durduran katılanın kızı katılan mağdurenin suça sürüklenen çocuğun istismarına maruz kaldığını belirterek şikâyetçi olduğunun yazılı olduğu, 31.03.2015 tarihinde Küçükçekmece Adli Tıp Şube Müdürlüğünce mağdure hakkında düzenlenen raporda; hymen muayenesinde; eski veya yeni yırtığa rastlanmadığının, anal muayenesinde; mukoza ve sfinkter tonusun normal olduğunun, anüste kanama, laserasyon veya ekimoz tespit edilemediğinin, vücudunda darb cebir izine rastlanmadığının, sonuç olarak; mağdurenin genital muayenesinde vücuda organ vesair cisim sokulmasını içeren nitelikte cinsel içerikli eyleme maruz kaldığını gösterir bulgular saptanmadığının ve fiili livatanın maddi delillerinin bulunmadığının mütalaa edildiği, 31.03.2015 tarihinde Küçükçekmece Adli Tıp Şube Müdürlüğünce suça sürüklenen çocuk hakkında düzenlenen raporda; suça sürüklenen çocuğun işlediği iddia olunan sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı fiillerinin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmiş olduğunun bildirildiği, 01.04.2015 tarihinde çocuk izlem merkezinde düzenlenen adli görüşme değerlendirme raporunda; mağdurenin görüşmede verilen bilgilerin ön görüşme ile tutarlı olduğunun, verdiği bilgilerde detayları aktarabildiğinin, dokunma eylemlerinin hepsini aynı şekilde açıkladığının belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdure; tarihini tam hatırlamadığı bir gün okuldan eve geldiğini, amcasının oğlu suça sürüklenen çocuk ve ağabeyi tanık ...'la birlikte ders çalıştıklarını, su içmek için mutfağa gittiği sırada arkasından gelen suça sürüklenen çocuğun, "Sus hiçbir şey söyleme." diyerek ağzını kapatıp, pijamasını indirdikten sonra ağzıyla cinsel organını ısırdığını, ardından eliyle dokunup parmağını soktuğunu, cinsel organından kan gelmesi nedeniyle, iç çamaşırının kirlendiğini, olayı anlattığı annesinin de bunu gördüğünü, Katılan kollukta; mağdurenin annesi olduğunu, iki ay önce oğlu tanık ..., mağdure ve suça sürüklenen çocuğun evde yalnız kaldıklarını, suça sürüklenen çocuğun evine misafir geldiği için kendisinin onların evine gittiğini, misafirlikten sonra eve döndüğünde tanık ...'ın, suça sürüklenen çocuğun, su içmek için mutfağa giden kardeşi mağdurenin arkasından gittiğini, beş dakika sonra odaya kimse gelmeyince mağdureyi merak ettiği için mutfağa geçtiğinde, mağdurenin mutfakta bulunan kanepede çıplak bir şekilde yatmış ve ağzı kapalı, suça sürüklenen çocuğun ise pantolonu inik hâlde olduğunu gördüğünü söylediğini, bunun üzerine mağdureye sorduğunda mağdurenin, "Benim üstümü soydu. Ağzımı kapadı. Elini soktu. Karıştırdı. Canım acısı. Beni öpüp ısırdı." dediğini, kontrol ettiğinde mağdurenin bacak arasının tahrip edilmiş hâlde olduğunu ve cinsel organından kan geldiğini gördüğünü, mağdurenin kirli iç çamaşırını çöpe attığını, durumu eşine ve kaynına anlattığını ancak onların "Bir şey olmamış." diyerek polise gitmesine engel olduklarını, mahkemede; mağdurenin bacağındaki morlukları ve iç çamaşırını gördükten sonra suça sürüklenen çocuğun annesi ve kızkardeşlerini çağırdığını, onların da bu durumu gördüklerini, ancak kendisini tehdit ettikleri için polise haber vermediğini ve mağduru doktora götürmediğini, suça sürüklenen çocuğun babasını arayarak, ona durumu anlattığını, kayınbiraderinin telefonda "Sen dur, Kardeşime bir şey anlatma. Ben geleceğim, gereğini yapacağım. Yeter ki kardeşim duymasın." diyerek yalvardığını, bu nedenle şikâyetçi olmayıp üç ay beklediğini, ancak herhangi bir gelişme olmayınca şikâyetçi olduğunu, Tanık ... aşamalarda; mağdurenin ağabeyi, suça sürüklenen çocuğun ise amcasının oğlu olduğunu, yaklaşık iki ay önce annesinin evde olmadığı bir sırada su içmek için mutfağa giden mağdurenin ardından suça sürüklenen çocuğun da gittiğini, bir süre gelmemeleri üzerine merak ederek mutfağa gittiğinde mağdureyi pijaması ve külodu inik vaziyette mutfaktaki kanepede oturmuş hâlde, suça sürüklenen çocuğu ise mağdurenin önünde çömelmiş ve başını mağdurenin bacaklarının arasına koymuş bir vaziyette gördüğünü, mağdureye "Konuşma sus. Konuşursan döverim seni." dediğini, suça sürüklenen çocuğa "... ne yapıyorsun?" dediğinde suça sürüklenen çocuğun "Kimseye anlatma, söyleme annemlere." diye cevap verip oradan ayrıldığını, ardından evlerine gelen suça sürüklenen çocuğun ablası ve annesinin de olayı öğrendiklerini ve "Bir şey olmamış, bir şey olmamış." dediklerini, kendisinin de olayı annesi katılana anlattığını, Beyan etmişlerdir. Suça sürüklenen çocuk savcılıkta; tanık ... ve mağdureyle amca çocukları olduklarını ve aynı apartmanda oturduklarını, ara sıra amcasının evine kuzenleriyle ders çalışmak ve onların ödevlerine yardım etmek amacıyla gittiğini, ancak iddia edildiği gibi mağdureye yönelik cinsel bir eylemde bulunmadığını, bu dedikodu çıktıktan sonra oradan ayrılmak zorunda kaldıklarını, suçlamaları kabul etmediğini, mahkemede ise; ikamet ettikleri ve amcasının üzerine kayıtlı bulunan evlerinin bulunduğu gecekonduda kendilerinin de hakları olduğunu, evi alabilmek için böyle bir iftira atıldığını savunmuştur. V. GEREKÇE 1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ise de; Mağdurede istismar bulgularını gördüğünü belirten katılanın, olayı anlattığı eşi ve kayın biraderinin "Bir şey olmamış." demeleri üzerine kendisinin polise gitmesine engel olduklarını, mağdurenin durumunu gördükten hemen sonra suça sürüklenen çocuğun annesi ile kızkardeşlerini eve çağırdığını, onların da mağdurenin durumu gördüklerini ancak kendisini tehdit ettikleri için olayı polise haber vermediğini ve mağdureyi doktora götürmediğini, yine telefonla arayıp durumu anlattığı kayınbiraderininde "Sen dur, Kardeşime bir şey anlatma. Ben geleceğim, gereğini yapacağım. Yeter ki kardeşim duymasın." diyerek yalvardığını ifade etmesi, tanık ...'ın olayın ardından evlerine gelen suça sürüklenen çocuğun annesi ve kız kardeşinin "Bir şey olmamış, bir şey olmamış." dediklerini dile getirmesi, iddia edilen eylemi gerçekleştirmediğini savunan suça sürüklenen çocuğun, dedikodu ortaya çıktıktan sonra evlerinden ayrılmak zorunda kaldıklarını belirtmesi karşısında; maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer verilmeksizin ortaya çıkarılması amacı doğrultusunda gerçekleştiği iddia edilen olayın hemen ardından mağdureyi görüp onunla konuştukları ileri sürülen suça sürüklenen çocuğun annesi ve kız kardeşi ile katılanın olayı aktardığını söylediği eşi ile kayın biraderinin de tanık olarak dinlenmeleri ile suça sürüklenen çocuk ve ailesinin binadan taşındıkları tarihin de tespit edilmesinden sonra suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile mahkûmiyet hükmü kurulduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 12.02.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla