Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2024/427 E. , 2025/168 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/97041 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 118-1231 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ve suça sürüklenen çocukların nitelikli kasten öldürme suçuna yardımdan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2024/427 E. , 2025/168 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/97041 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 118-1231 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ve suça sürüklenen çocukların nitelikli kasten öldürme suçuna yardımdan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince 14.10.2020 tarih ve 208-166 sayı ile kurulan hükümlere yönelik katılan kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 21.09.2021 tarih ve 118-1231 sayı ile; ilk derece mahkemesince kurulan beraat hükümlerinin kaldırılmasına, nitelikli kasten öldürme suçuna yardımdan sanıklar ..., ... ve ... ...'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-e, 39/1-2-a-c, 62, 53, ve 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba, suça sürüklenen çocuk ...'ın TCK'nın 82/1-e, 39/1-2-a-c, 31/3 ve 62 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla, suça sürüklenen çocuklar ... ve ...'nin ise TCK'nın 82/1-e, 39/1-2-a-c, 31/3 ve 62 maddeleri uyarınca ayrı ayrı 8'er yıl 4'er ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince kurulan bu hükümlerin, sanıklar ve suça sürüklenen çocuklar müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.10.2022 tarih ve 1691-7710 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.11.2023 tarih ve 97041 sayı ile; ...Olay yerini farklı açılardan ve kısmen tespit eden güvenlik kameraları kayıtlarına göre, sanık ... ...'ın hemen yanında bulunan sanıklar ..., ... ... ve suça sürüklenen çocuk ... ... olduğu hâlde maktul ile temas sağlayıp bıçaklama fiilini gerçekleştirmesi toplam 24 saniye sürmektedir. Bu sırada suça sürüklenen çocuk ...'ın maktule yönelik takip ve fiili müdahale halkasının dışında ve ikincil pozisyonda olduğu, çarşı içerisinde maktul ve arkadaşlarını arayan diğer grupta bulunan sanıklar ..., ..., ... ve suça sürüklenen çocuklar ... ile ...'ın ise saldırının devamı sırasında olay yerine geldikleri anlaşılmaktadır. Sanık ... ...'ın kuzeni ...'in yaralandığı ilk olayın karşı tarafı olan grubun dört kişi olması nedeniyle sanıklar ve suça sürüklenen çocukların; bunların dördü ile de kavga edebilecekleri düşüncesiyle on kişilik kalabalık bir grup oluşturmaları, olayda kullanılmamış olmakla birlikte sanıklardan ...'ın üzerinde de bıçak bulunması, maktul ve arkadaşlarını aradıkları çarşıda iki gruba ayrılarak etkili takip sağlamaları karşısında, ilk olayın hesabını sormak amacıyla karşı gruptan bulabildikleri kişi veya kişilere yönelik etkili bir yaralama amacını taşıdıklarının, bir başka deyişle yardım düzeyinde kalan iştirak iradelerinin kasten yaralama suçuna yönelik olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Buna rağmen itirazımıza konu sanıklar ve suça sürüklenen çocukların sanık ... ... ile buluşmaları ve ilk kavgayı öğrenmeleri sonrasında başından itibaren alınmış bir öldürme kararı ve kastı ile hareket ederek olay yerine geldiklerine veya olay yerinde gelişen öldürme kastına iştirak iradesiyle sanık ...'in gerçekleştirmekte olduğu saldırı mahalline geldiklerine ilişkin delil bulunmamaktadır. Bu halde ortaya çıkan şüpheli hususlar lehe yorumlanarak; sanıklar ..., ..., ... ile suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ...'ın maktule yönelik olarak nitelikli yaralama kastıyla hareket ettikleri ancak olay içindeki diğer sanıklar ... ..., ... ve ... ... ile suça sürüklenen çocuk ... ... tarafından gerçekleştirilen neticenin kastlarını aşarak maktulün ölümü ile sonuçlandığı dikkate alınarak, 'TCK'nın 87/4-İkinci cümlesi ve 39/1-2-a-c maddeleri uyarınca 'kasten yaralama sonucu ölüme neden olmaya yardım' suçundan cezalandırılmaları gerektiği... düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.07.2024 tarih ve 8806-5079 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... ... hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü miktar itibarıyla kesin olup inceleme dışı sanık ... ... hakkında suçluyu kayırma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmek suretiyle; inceleme dışı sanık ... ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile inceleme dışı sanık ... ... ve suça sürüklenen çocuk ... ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş; inceleme dışı sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece bozulmasına karar verilmiş olmakla, itirazın kapsamına göre inceleme; sanıklar ..., ..., ... ile suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçuna yardım eden sıfatıyla iştirakten kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılacaktır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Sanıklar ..., ..., ... ile suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ...'ın, maktule yönelik işlenen nitelikli kasten öldürme suçuna iştirak oluşturduğu kabul edilen eylemleri nedeniyle; TCK'nın 82/1-e maddesinde düzenlenen nitelikli kasten öldürmeye yardımdan mı yoksa TCK'nın 87/4. maddesinde düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçuna yardımdan mı cezalandırılmaları gerektiğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; İlk Derece Mahkemesince beraatlerine karar verilen ve başkaca aleyhe istinaf istemi bulunmayan dosyada, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilince dosyaya sunulan 15.11.2020 tarihli istinaf dilekçesinin sanıklar ve suça sürüklenen çocuklar bakımından hukuki sonuç doğuracak nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. IV. ÖN SORUNA DAİR BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince 2015/208 Esas sayılı dava dosyasının 19.04.2018 tarihli celsesinde; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davaya katılan sıfatıyla kabulüne karar verildiği, Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince 14.10.2020 tarih ve 208-166 sayı ile; sanıklar ..., ... ve ... ile suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ... hakkında, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin yokluğunda, CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat hükümleri kurulduğu, Katılan kurum vekilinin süresi içinde verdiği 15.11.2020 tarihli istinaf dilekçesinin başlık kısmında hangi sanık veya suça sürüklenen çocuklar hakkında kurulan hükümlerin istinaf edildiği açıkça belirtilmediği, ancak sanıklar hakkında kasten öldürme suçundan dolayı verilen beraat kararlarının hukuka aykırı olduğundan bahsedildiği, yine dilekçenin netice ve talep kısmında, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak bozulmasına, sanığın atılı suçlardan teşdiden cezalandırılmasına, takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamasına ve vekalet ücretine karar verilmesinin talep edildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE CMK'nın "İstinaf istemi ve süresi" başlıklı 273. maddesi şöyledir; "(1) İstinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. (2) (Mülga:2/3/2024-7499/18 md.) (3) (Değişik: 18/6/2014-6545/75 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurabilirler. (4) Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz. (5) Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler". Buna göre; ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı katılan sıfatını almış olanların katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların istinaf dilekçelerinde başvuruya ilişkin sebep belirtmemiş olmasının istinaf incelemesi yapılmasına engel olmayacağı, ancak sadece Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma gerekçelerini başvurusunda açıkça yazması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu açıklamalar ışığında, ön sorun değerlendirildiğinde; Katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilince dosyaya sunulan 15.11.2020 tarihli istinaf dilekçesi içeriğinde, her ne kadar da hangi sanıklar ve suça sürüklenen çocuklar hakkında aleyhe istinaf incelemesi talep edildiği ayrıca ve açıkça belirtilip gerekçelendirilmemiş ise de; dilekçe bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince kurulan beraat hükümleri de dâhil olmak üzere tüm hükümlerin istinaf incelemesine tabi tutularak bozulmasının talep edildiğinin anlaşılması, dava dosyasında bir maktule karşı birden fazla sanık tarafından iştirak hâlinde işlenmiş bir suçun bulunması, ilk derece mahkemesince kurulan hükümlerin kaldırılarak sanıkların veya sanığın cezalandırılması gerektiğine yönelik kullanılan ifadelerden asıl failin eylemine iştirak eden tüm sanık ve suça sürüklenen çocukların kastedildiği gözetilerek; katılan kurum vekilince dosyaya sunulan istinaf dilekçesinin, sanıklar ve suça sürüklenen çocuklar aleyhine hukuki sonuç doğuracak nitelikte olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın esasına geçilmesine karar verilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluğun, sanıklar ..., ... ve ... ile suça sürüklenen çocuklar ... ..., ... ve ... hakkında ilk derece mahkemesince beraatlerine ilişkin kararın aleyhlerine olarak katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından istinaf edilmemesi nedeniyle, istinaf dilekçesinin aleyhlerine hukuki sonuç doğurmayacağı halde aleyhlerine istinaf olduğu kararı yerinde değildir. Şöyle ki; Katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin 15.11.2020 tarihli istinaf dilekçesinde sanıklar ile suça sürüklenen çocukların hiçbirinin adının yazılı olmadığı, netice ve talep kısmında aynen 'Yukarda izah olunan ve resen gözetilecek nedenlerle; Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.10.2020 tarih ve 2015/208 E-2020/166 K sayılı kararının kaldırılarak BOZULMASINA, sanığın atılı suçlardan teşdiden ve TCK 29 ve TCK 62. maddeleri uygulanmaksızın sanığın cezalandırılmasına … arz ve talep ederim.' beyanının yazılması karşısında, katılan vekilinin iradesinin ilk derece mahkemesinin mahkumiyete ilişkin kararlarını istinaf etmek olduğu, beraat edenlere yönelik bir istinaf talebinin bulunmadığı, dilekçenin sonuç kısmında kısmi istinaf talebinin bulunması nedenleriyle, sanıklar ..., ... ve ... ile suça sürüklenen çocuklar ... ..., ... ve ... hakkındaki beraate ilişkin hükmün istinaf ve sonrasında temyiz incelemesine konu edilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.", Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer dört Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; katılan kurum vekilinin istinaf başvurusunun beraat eden sanık ve suça sürüklenen çocukları kapsamadığı, Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. VI. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 09.02.2015 tarihli CD izleme ve teşhis tutanağında; olay yerini gösterir... Kuruyemiş isimli iş yerinden elde edilen kamera görüntüsünün tanık ...’e izlettirilmesi sonucu, görüntüde siyah-beyaz montlu, mavi kotlu kişinin maktul olduğunun, maktule bıçak sallayan gri şapkalı koyu renk montlu şahsın ise inceleme dışı sanık ... ... olduğunun teşhis edildiğinin belirtildiği, 10.02.2015 tarihli kamera kaydı inceleme tutanağında; ... Kuruyemiş isimli iş yerinin güvenlik kamera kayıtlarının incelenmesinde; kamera saatine göre 19.15.12’de maktulün Ataköy 5. Kısım çarşı giriş kapısı istikametinden... Kuruyemiş önünden pasajın içine doğru koşarak girdiği, siyah montlu gri bereli kimliği tespit edilemeyen bir şahıs ile inceleme dışı sanık ... ... ve inceleme dışı sanık ...'ın 19.15.15’te iki kişinin daha maktulün arkasından pasaja girdikleri, 19.15.18’de beyaz spor ayakkabılı siyah beyaz çizgili eşofmanlı bir şahsın sonradan gelip bahse konu iş yerinin karşısında ayakta bekleyerek pasajın içerisine baktığı, 19.15.21’de maktulün sendeleyerek pasajın dışına çıktığı ve yolun ortasında yere yattığı, inceleme dışı sanık ...’in maktulün üzerine yürüdüğü, inceleme dışı sanık ...’in de maktule doğru yürüdüğü, 19.15.22’de diğer şahısların da pasajdan dışarı çıktığı sırada ...’in elindeki bıçağa benzer cismi açmaya çalıştığı, inceleme dışı sanık ...’in 19.15.25’te yerden kalkmaya çalışan maktulü arkasından tuttuğu, ...’in elindeki bıçakla maktule saldırdığı, ...’in elini havaya kaldırdığı, 19.15.32’de kalabalığın hep birlikte tekrar pasaja giren maktulün arkasından içeriye girdikleri, çevredeki esnafın da pasaj girişine yaklaştığı, 19.15.36’da kalabalığın pasaj içinden arka arkaya çıkarak sokağa girdikleri yöne doğru koşarak uzaklaştıklarının görüldüğünün tespit edildiği, maktulün pasajın önünde bıçaklanması eyleminin yaklaşık 12 saniye sürdüğü, İlk derece mahkemesince 03.03.2017 tarihinde mahallinde yapılan keşife istinaden düzenlenen 20.03.2017 tarihli bilirkişi raporunda; sanıklar ve suça sürüklenen çocukların bulundukları yeri gösterdikleri, keşif sırasında gösterilen yerlerin ve sanıkların maktulün arkasından çarşıya giriş güzergahlarının fotoğraflanarak ekli krokiye yansıtıldığı, Anlaşılmaktadır. Tanık ... ...; olay günü arkadaşları maktul ve ... ile birlikte yemek yemeye ... isimli AVM'ye gittiklerini, sonra yanlarına inceleme dışı sanık ...'ın da geldiğini, yan masada oturan iki kişinin kendilerine "Ne bakıyorsunuz?" gibi bir şeyler söylemeleri üzerine yemekten sonra AVM'nin çıkışında önceden tanıdığı ... ...'ın da içinde bulunduğu grupla kavga ettiklerini, sonra oradan kaçıp Ataköy 5. Kısım çarşısına gittiklerini, arkadaşı ...'in yanlarından ayrıldığını, bir ara maktul ve ... ile birlikte pasajın içindeki tuvalete girdiklerini, tuvaletten kendilerinden önce çıkan maktulün çarşı içinde sonradan toplanan sanıklar tarafından kovanlandığını pasajın içinden bağırmasıyla duyduğunu ve maktulün pasajın girişinden kendisine doğru koştuğunu, arkasından gelenleri görünce yerde bulunan bir bira şişesini giriş kapısına doğru fırlattığını, kalabalığın esnafın da gelmesiyle dağıldığını ancak arkadaşı maktulün yerde karnını tutup "Ben vuruldum" diyerek ve dükkanın önünde yere yığıldığını, pasajın girişinde şişeyi fırlattığı sırada gördüğü şahsın sanık ... olduğunu teşhis ettiğini, İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... ...; maktul ve diğer arkadaşları ... ve ... ile olay günü saat 18.30 civarında ... isimli AVM'nin çıkışında inceleme dışı sanık ...'in de içinde bulunduğu grupla kavga ettikten sonra 5. Kısım çarşıya gidip 15 dakika kadar gezdiklerini, arkadaşı ... yanlarından ayrılmasından sonra tuvalete girdiklerini, tuvaletten kendilerinden önce çıkan maktulün çarşıda öncesinde kavga ettikleri grup tarafından kovaladığını dışarıdan gelen seslerden anladığını, sanıkları ve suça sürüklenen çocukları tanımadığını, inceleme dışı sanık ...'in kuzeni mağdur ...'e çekiçle vurmadığını, maktulün sanıkları tanıyıp tanımadığını bilmediğini, İnceleme dışı sanık ... ...; maktulün de içinde bulunduğu grupla AVM'nin çıkışında kavga ettikleri sırada kuzeni ...'in kafasından çekiçle yaralandığını, karşı tarafın kendilerine küfrettikten sonra "Daha bitmedi yine görüşeceğiz!" diyerek 5. Kısım çarşıya doğru gittiklerini, olaydan hemen sonra arkadaşları inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ..., ... ... ve suça sürüklenen çocuk ...'yi arayarak onlarla buluştuklarını, suça sürüklenen çocuk ...'ı AVM'den çıkarken tesadüfen gördüğünü ve onun da yanlarına geldiğini, sanık ...'ın yanındaki arkadaşı suça sürüklenen çocuk ... ile birlikte aralarına katıldığını, sitenin önünden hep birlikte çarşıya doğru yürüdüklerini, çarşıda iki gruba yarıldıklarını, kıyafetinden tanıdığı maktulün kendisini görünce kaçmaya başladığını, arkasından kovaladıklarını, maktulün pasajın içine girdiğini ve kaçarken içerinden dolaşıp tekrar pasajın önüne çıktığını ve yere düştüğünü, çevresinde kalabalık bir çember oluştuğunu, kendisinde kesici delici bir alet olmadığını, maktulün nasıl bıçaklandığını görmediğini, sonra pasajın giriş kapısında kendilerine şişe fırlattığını ve hep birlikte çarşıdan koşarak ayrıldıklarını, pasajın önündeki kavga sırasında maktulün başında toplanan arkadaşlarının inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile sanıklar ... ..., ... ve suça sürüklenen çocuk ... olduğunu, sanıklar ... ve ...'ın kendisinin elinde bıçak olduğuna dair beyanlarını kabul etmediğini, elinde sadece tesbih olduğunu, İnceleme dışı sanık ...; olay günü suça sürüklenen çocuk ...'nin telefonla kendisini arayıp tanık ...'i tanıyıp tanımadığını sorduğu sırada inceleme dışı sanık ...'in telefonu alıp yanlarına çağırdığını, sitenin önünde toplanan 10 kişilik grupla birlikte 5. Kısım çarşıya gittiklerini, çarşı içinde maktulü gören inceleme dışı sanık ...'in yanında bulunan sanık ..., inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... ... ve inceleme dışı sanık ... ile birlikte maktulü kovalamaya başladığını, pasajdan çıkan maktulün bıçaklandığı anda etrafında bulunan sanıklar ..., ... ... ve ... ile suça sürüklenen çocuk ...'in maktule tekme attıklarını, inceleme dışı sanık ...'in ise yerdeki maktule bıçakla vurmaya devam ettiğini, olaydan sonra kaçarken inceleme dışı sanık ...'in "5-6 kez vurdum, bıçakladım!" dediğini ve bıçağı tren raylarına attığını, İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... ...; pasajın girişinde maktule tekme vuranların içinde suça sürüklenen çocuk ... ile tanımadığı birinin daha olduğunu, maktulü inceleme dışı sanık ...'in bıçakladığını, İfade etmişlerdir. Sanık ...; inceleme dışı sanık ... ve kuzeni ...'in maktul ve arkadaşlarıyla kavga etmesi üzerine olay yerine gitme amacının intikam değil arkadaşı ...'e yardım etmek olduğunu, arkadaşlarıyla buluştuktan sonra kimseye "Bu çocukları bulalım arayalım" şeklinde birşey söylemediğini, maktulü tanımadığını ve arkasından kovalamadığını, pasajın önünde bıçaklandığı anda maktule bir eylemi olmadığını, maktule tekme attığına dair beyanları kabul etmediğini, Sanık ...; olay günü saat 19.00 civarı sanık ... ile ders çalıştıkları sırada arkadaşı suça sürüklenen çocuk ...'in kendisini arayıp ...'in yaralandığını söylediğini, ne olup bittiğini öğrenmek amacıyla sanık ... ile birlikte çıkıp 5. Kısım çarşının içindeki ... Sofrası isimli yerde sanık ... ile buluştuklarını, çarşının içinde yürümeye başladıklarını, diğer grubun maktulü görüp yakalaması üzerine sesi duyunca hemen olayın gerçekleştiği pasajın önüne geldiklerini, koşarken cebinde sürekli taşıdığı çakıyı düşürdüğünü ve yerden alıp devam ettiğini, ancak maktule hiçbir müdahalede bulunmadığını, inceleme dışı sanık ... ve yanındakilerin yerde bir şahsı iteklediklerini gördüğünü, olay yerine geldiğinde kavganın bittiğini, o anda maktulün çevresinde sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ...'nin de bulunduğunu, hep birlikte çarşıdan kaçarken inceleme dışı sanık ...'in maktulü bıçakladığını söylediğini, ancak kendisinin kimseye vurmadığını, vuranları da görmediğini, Sanık ...; sanık ...'ın eskiden beri arkadaşı olduğunu, ders çalışırken telefon gelmesi üzerine ...'la birlikte çarşıya gittiklerini, çarşıya girmeden yaklaşık 10 kişilik bir kalabalık grup olduklarını, sonra iki gruba ayrıldıklarını, kendisinin ..., ... ve ... ... ile aynı grupta olduğunu, maktulün darbedildiği yere gittiğinde olayın sona erdiğini, suçsuz olduğunu, Suça sürüklenen çocuk ...; inceleme dışı sanık ...'in kuzeni ...'i hastaneye gönderdikten sonra yanlarına sanık ...'ın geldiğini, inceleme dışı sanık ...'in kavga eden karşı tarafın kalabalık olduğunu söylediğini, kendisinin de arkadaşlarının yanında olmak isteyerek birlikte hareket ettiğini, çarşıya girdiklerinde inceleme dışı sanık ...'in maktulü görüp "Yakalayın!" şeklinde bağırdığını, kendisinin de koşmaya başladığını, maktulün koşarken omzuna hafifçe çarptığını ancak kendisinin maktulü durdurmaya çalışmadığını, inceleme dışı sanık ...'in maktulü yakaladıktan sonra yerde yatan maktule tekme tokat vurduğunu gördüğünü, kendisinin kimseye vurmadığını, Suça sürüklenen çocuk ...; olay günü arkadaşları olan sanık ... ve inceleme dışı sanık ...'ın kendisini ... Sitesi önüne çağırdıklarını, sonra birlikte gittikleri çarşıya girerken sanıklar ..., ... ve ... ile ayrılan grupta olduğunu, arkadaşlarının arkasından çarşıya ne olacağını merak ettiği için gittiğini, pasajın girişinden gürültü duyması üzerine kalabalığa doğru yaklaştıklarını, ancak olay yerinde birbirini itekleyenleri ayırmak için araya girdiğini, sonra bira şişesi fırlatılınca olay yerinden kaçtıklarını, suçlamayı kabul etmediğini, Suça sürüklenen çocuk ...; inceleme dışı ...'in araması üzerine arkadaşlarının yanlarına gittiğini, toplandıktan sonra çarşıya doğru yürümeye başladıklarını, inceleme dışı sanık ...'in daha önce kendileriyle kavga eden şahsıları bulup kavga etmeye gideceğini bildiği için arkadaşlarını önlemek amacıyla yanlarında gittiğini, çarşıda ikinci gruptan ayrılıp ...'in bulunduğu birinci gruba dâhil olduğu sırada diğer grubun maktulü görerek kovalamaya başladıklarını, sonra pasaj girişinde maktulün yerde yattığını gördüğünü, inceleme dışı sanık ... ve yanındaki birinin maktule yumrukla vurduğunu, ancak kendilerine bira şişesi atılınca birlikte kaçmaya başladıklarını, kilolu olduğu için en arkada kaldığını, maktule karşı hiçbir eylemi olmadığını, Savunmuşlardır. VII. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup, TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. İştirak şekillerinden biri olan azmettirme; "Belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanması" (Yargıtay CGK,16.02.2010, 2009/1-251 E.,2010/25 K.) olarak tanımlanmıştır. Şerikliğin diğer bir şekli de yardım etmedir. Bir suçun işlenişine yardım niteliğindeki fiillerle katılanlar, bu iştirakleri nedeniyle yardım eden olarak sorumlu tutulacaklardır. Yardım eden, hareketleriyle failin suç tipini gerçekleştirmesini teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır (Baumann/Weber/Midsch s. 31 P.1, atfen Mahmut Koca/İlhan Üzülmez Türk Ceza Kanunu, Genel Hükümler, 15. Baskı s. 506). Faillik ve azmettirme olarak nitelendirilmeyen her türlü katkı, yardım etme kapsamında değerlendirilebilir. Yardım etme, yardım edenin suç tipinin icrası üzerinde bizzat hâkimiyet kurmaması yönüyle faillikten ayrılmaktadır (Kühl, s. 20, P. 211, atfen Koca/Üzülmez, s. 506). Bu şeriklik türünün ilk şartını, yardım niteliğindeki hareketlerin gerçekleştirilmesi oluşturmaktadır (Jescheck/Weigend s. 691, atfen Koca/Üzülmez, s. 507). Suç tipinin gerçekleştirilmesini mümkün kılan, kolaylaştıran, yoğunlaştıran veya garantileyen fiiller yardım niteliğindeki katkıyı belirtir (Kindhauser, s. 27, P. 5, atfen Koca/Üzülmez, s. 507). Kanun koyucu yardım şekillerini, TCK'nın 39. maddesinin 2. fıkrasında göstermiştir. Bir suçun işlenişine gerçekleştirilebilecek maddi yardımlar; "suçun işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak" ve "suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak"tan ibarettir. Manevi yardım şekilleri ise; "suç işlemeye teşvik etmek" ve "suç işleme kararını kuvvetlendirmek", "fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek" ve "suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek"ten oluşmaktadır (Koca/Üzülmez, s. 507-508). Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, yardımın maddi şeklini oluşturmaktadır. Suçun işlenmesini kolaylaştıran ancak niteliği itibarıyla müşterek failliği oluşturmayan her türlü katkı bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bir suçun işlenişine, yukarıda ifade edilen nitelikteki farklı şekillerde yardım mahiyetindeki hareketlerle katılmak mümkündür. Asıl fail tarafından kasten ve hukuka aykırı bir şekilde işlenen ve en azından teşebbüs aşamasına varmış bir fiilin varlığı yardım edenin sorumluluğu için gerekli ve yeterlidir. Yardımda bulunmanın kasten gerçekleştirilmesi yardım eden olarak bir suça katılımın diğer şartını oluşturmaktadır. Yani kişinin suçun işlenişine yardım eden olarak katılmaktan dolayı cezalandırılabilmesi kasten hareket etmesine bağlıdır. Sorumluluğun doğumu bakımından, şerikliğin diğer türü olan azmettirmedeki gibi olası kast yeterlidir (Koca/Üzülmez, s. 510). Bir kişinin suçun icrai hareketlerini gerçekleştirdiği sırada, suçun işlenmesini engellemeyen veya kayıtsız kalan bir başka kişinin ihmalî bir davranışla iştirakten sorumlu tutulabilmesi için, bu konuda bir yükümlülüğünün bulunması gereklidir. Bu bağlamda, babanın çocuğuna karşı müteselsilen cinsel istismarda bulunduğu, annenin bu durumdan haberdar olduğu ancak çocuğunun bu durumdan kurtarılması için herhangi bir girişimde bulunmadığı bir ihtimalde anne, babanın müteselsilen işlemekte olduğu cinsel istismar suçuna ihmalî davranışla iştirak etmiştir (İzzet Özgenç Türk Ceza Kanunu, Genel Hükümler, 17. Basım, s. 622-623). Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira yardım etmeyi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. Uyuşmazlık konusunun isabetli şekilde çözüme kavuşturulması bakımından iştirak iradesine ve TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralının yardım eden şeriklere nasıl uygulanması gerektiğine de değinilmesinde fayda bulunmaktadır. "...İştirak iradesinin söz konusu olabilmesi için belli bir suçun gerçekleştirilmesinin bilinmesi ve istenmesinin yanı sıra kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesi de gereklidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yoksa belirsiz sayıda suçların işlenmesi için kişilerin tahrik edilmesi sonucu işlenen suçlarda iştirak söz konusu değildir..." (Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021, s. 535). Ceza Genel Kurulunun 20.02.2020 tarihli ve 145 - 116 sayılı kararında belirtildiği üzere; bir suçta iştirakin varlığını kabul edebilmek için iştirak iradesi, birden fazla suça katılan tarafından yapılan birden fazla hareketin bulunması, suçun icra hareketlerine başlanmış olması ve illiyet bağının varlığı gereklidir. İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bağdır. İştirak iradesinin varlığı için belli bir suçun gerçekleştirileceğinin bilinmesi ve istenmesinin yanında, suça katılanın da kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesinin de olması gerekir. İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez. TCK'nın "Bağlılık kuralı" başlıklı 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir." şeklinde düzenlenmiştir. Asıl failin fiili açısından maddi unsurun gerçekleşmiş olmasının yanı sıra azmettiren veya yardım edenin davranışının da maddi unsur kapsamında tipik olması gerekmektedir. Ancak şeriklerin hareketi açısından maddi unsurun gerçekleşmesinden anlaşılması gereken, şeriklik hareketinin ceza kanununda düzenlenen suç tipleri kapsamında yer verilen fiil açısından tipik olması demek değildir. Türk Ceza Kanunu'nun genel hükümlerinde, şeriklere özgü düzenlemelere yer verilmesinin en temel sebebi de şeriklerin ceza kanununda yer alan suç tiplerini işleyememeleri, diğer bir ifadeyle suç tipindeki hareketi gerçekleştirememeleridir. Öyle ki şerikler, kanuni suç tipindeki hareketi işleselerdi zaten kendileri de fail olarak kabul edilirlerdi (Suça İştirakte Bağlılık Kuralı, Muhammed Demirel, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2017, s.361-362). Bir suçun kanuni tarifinde yer alan fiili gerçekleştirenler fail olarak bizzat, buna karşılık failin fiiline azmettiren veya yardım eden olarak katılanlar ise asıl fiil olarak adlandırılan ve başkası tarafından gerçekleştirilen suça bağlı olarak sorumlu olmaktadır. Şeriklik kural olarak bizzat tipik haksızlığı ifade etmemekte, buna karşılık şerikin davranışının haksızlık içeriği başkası tarafından gerçekleştirilen haksızlığa bağlı bulunmaktadır (Jescheck/Weigend, s.655; Maurach/Gössel/Zipf, 53, kn.1.). Şerikin kanuni tanıma uygun haksızlıktan sorumluluğu, suçun konusuyla doğrudan bir bağlantısı olmadan sadece faille bağlantısı sebebiyle ve ancak bağlılık prensibi vasıtasıyla mümkün olmaktadır. Bu suretle, fail niteliği taşımayan suç ortaklarının da işlenen haksızlıktan sorumlu tutulabilmeleri sağlanmakta ve buna "bağlılık kuralının çifte fonksiyonu" denilmektedir. Şerikler, icrasına kasten katıldıkları fiile, kısacası azmettirdikleri veya yardım ettikleri fiile göre sorumlu tutulurlar. (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2020, s.478-481). Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 22.09.2022 tarihli ve 22-574 sayılı kararında da belirtildiği üzere; Asıl fail tarafından gerçekleştirilen fiil ile şerikin katkı mahiyetindeki eyleminin hukuki bağlantısının temeli olan TCK'nın 40/1. maddesi uyarınca, şeriklerin cezaî sorumluluğunun kapsamı, sınırı ve nasıl bir cezai yaptırımla karşılaşacağının, işlenen suç nedeniyle asıl fail için Kanun’da öngörülen yaptırım üzerinden, TCK’nın 38/1. veya 39/1. maddesinde yer alan hükümlere göre belirlenecek miktar ve oranlar doğrultusunda tespit edilmesi gerekmektedir. TCK’nın 39/1. maddesinde, suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektirmesi hâlinde onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verileceği, süreli hapis cezasını gerektirmesi hâlinde ise sekiz yılı geçmemek kaydıyla yarısının indirileceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre; aynı maddede yazılı “işlenen suçun” deyimiyle, yardım eden şerikin işlediği suç değil, asıl fail tarafından gerçekleştirilen fiille işlendiği kabul edilen suçun kastedildiği gözetilmelidir. B. Uyuşmazlığa İlişkin Hukuki Nitelendirme Maktulün bıçaklanmasından yaklaşık yarım saat öncesinde, kuzenine karşı işlenen yaralama eylemini gerçekleştirenlerden hesap sormak isteyen inceleme dışı ... ve aynı sitede oturan arkadaşlarının maktul ve arkadaşlarının bulunduklarını düşündükleri çarşıya iki grup hâlinde girdikleri, inceleme dışı sanık ...'in yanında götürdüğü sanık ve suça sürüklenen çocukların olayın öncesi hakkında toplanıp konuşarak bilgi sahibi oldukları, çarşıya kalabalık bir şekilde gitme amaçlarının maktul ve arkadaşlarını bulup onlara önceki olayın hesabını sormak olduğu, suça sürüklenen çocuk ...'ın bıçaklanma olayının asıl fail ...'in grubunda yer aldığı ve maktulle karşılaştıktan hemen sonra maktulü kovalamaya başlayan birinci grubun aksi istikametinde koşarak maktulün önünü kesmeye çalıştığı ancak başarılı olamadığı, sonradan peşinden giderek pasaj girişinde maktulün etrafındaki çemberde yer aldığı, sanıklar ..., ... ve ... ...'ın da maktulün bıçaklandığı pasajın girişinde çevresinde toplanan kalabalığın arasında asıl failin bıçaklama eylemini gördükleri hâlde kayıtsız kalarak gerek maktulün direncini kırdıkları ve çevredeki esnafın müdahalesini geciktirerek suçun işlenmesini kolaylaştırdıkları, suça sürüklenen çocuklar ... ile ...'nin kalabalık hâlde çarşıya gitmeden önce arkadaşlarını arayıp olay yerine çağırdıkları ve olay anında maktulü bıçaklayan inceleme dışı sanık ...'in eylemine kayıtsız kalarak iştirak iradelerini gösterdikleri, suça sürüklenen çocuk ...'in maktulün bıçaklandığı anda pasaj girişindeki çemberde bulunduğu ve tekrar pasaja girmeden yerdeki maktule tekme attığının tanıklarca da doğrulandığı, dolayısıyla incelemeye konu sanıklar ..., ... ve ... ... ile suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ...'nin asıl fail olan inceleme dışı sanık ...'e olay öncesi kalabalık şekilde toplanarak destek verip suç işleme iradesini kuvvetlendirdikleri, maktulün bıçaklanması sırasında da elinde bıçağı gördükleri ...'i engellemeyerek gösterdikleri iştirak iradesiyle başında toplandıkları maktulün direncini kırdıkları ve esnaftan gelebilecek önleme hamlesini geciktirmek suretiyle suçun işlenmesini kolaylaştırarak katkı sağladıkları, bu nedenle TCK'nın 39/2-a-c maddesi uyarınca asıl failin eylemine yardım eden sıfatıyla iştirak ettikleri sabit görülmüştür. Asıl failin ölümle sonuçlanan eylemine kusurlu davranışlarıyla sonucunda ölüm neticesinin meydana gelebileceğini de öngörerek katkı sağlamaları nedeniyle yardım eden şeriklerin cezai sorumluluğunun; TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı ve TCK'nın 39/1. maddesi uyarınca, asıl fail tarafından gerçekleştirilen nitelikli kasten öldürme suçunun cezasına göre belirlenmesi gerekmesi karşısında; somut olayda, maktulün henüz 18 yaşını doldurmadığını bilen sanıklar ve kendi yaşlarında olduğunu savunmalarına da yansıtan suça sürüklenen çocukların inceleme dışı sanık ...'in maktule yönelik eylemine mümas TCK'nın 82/1-e maddesinde düzenlenen nitelikli kasten öldürme suçuna yardımdan TCK'nın 39/2-a-c maddesinden cezalandırılmaları gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinin gerekçesinde, yardım etme şeklindeki iştirak hâlinin mülga 765 sayılı Kanun'un fer'i iştirak hükümlerine karşılık gelmek üzere benimsendiği belirtilmiştir. Yardım etme, bir başkasının kasten işlemekte olduğu bir suçun icrasının kasten desteklenmesidir. Failin suçu işlerken başkası tarafından desteklendiğinin, kendisine yardım edildiğinin bilincinde olmasına gerek yoktur. Ancak bir başkasının işlediği suça yapılan yardımın meydana gelen neticeyle illî bir bağlantı içinde bulunması gerekir. Yardımda bulunanın kastının somut bir suça ilişkin olması ve işlenen bu suçun da kasten işlenen bir suç olması gerekir. Yardımda bulunan kişiye ceza verilirken işlenen suçun Kanun'da öngörülen cezası esas alınmaktadır. (TCK Gazi Şerhi - Genel Hükümler, İzzet Özgenç, Üçüncü Baskı, Ankara Açık Ceza İnfaz Kurumu Matbaası, 2006, s.522-524). Mülga 765 sayılı Kanun'un 66. ve 67. maddelerinde, yardım eden şeriklerden birinin cezayı ağırlaştırıcı sebeplerin fiili işleyen diğerlerine buna 'vakıf olmaları' hâlinde (vukufiyet) sirayet edeceği ve işlenen suçun cezasını artıran fiili sebepler sonucu doğan vasıf değişikliğinin de buna vakıf olan şeriklere sari olacağı belirtilmiştir. Ancak 5237 sayılı TCK'nın iştirake ilişkin 37 ilâ 41. maddelerinde, asıl failin eyleminde bulunan cezayı ağırlaştıran sebeplerin şeriklere ne şekilde sirayet edeceğine veya asıl failin işlediği fiildeki vasıf değişikliğinde şeriklerin cezai sorumluluklarının ne olacağına dair açık bir düzenleme yapılmamıştır. Doktrinde, söz konusu eski hükümlerin; bağlılık kuralının benimsendiği günümüz suç genel teorisine göre, şerikin sorumluluğunu gerektiren iştirak katkısının haksızlık muhtevasını asıl failin fiilinden alması olduğu izah edilmiştir (TCK Gazi Şerhi - Genel Hükümler, İzzet Özgenç, Üçüncü Baskı, Ankara Açık CİK Matbaası, 2006, s.533-534). Öte yandan, 765 sayılı Kanun'un 464. maddesinde düzenlenen kavga suçunun, bağımsız bir suç olamayacağı görüşü benimsenerek 5237 sayılı TCK'da tipik bir suç olarak düzenlenmediği; yine yaşam hakkına ve vücut dokunulmazlığına dair bir takım suçlarda failin kim olduğunun belirlenememesi hâlinde her bir katılan için indirimli cezaya hükmedileceğine ilişkin mülga 765 sayılı Kanun'un 463. maddesinin de adaletsiz uygulamalara yol açacağı gerekçesiyle hükûmet tasarısından çıkartıldığı açıklanmıştır(Özgenç, ...e., s.525). Mülga 765 sayılı Kanun döneminde, uyuşmazlık konusuyla da benzer mahiyette, kavga sırasında birinin ölümü ile sonuçlanan olaylarda öldürme suçunun failine yardım kastı olmaksızın maktulü tutma, çekme, itme veya basit bir müessir fiili gerçekleştiren ve fakat öldürme suçunun unsurlarının oluşacağına dair bir bilgisi olmayan, dolayısıyla öldürme kastı da olmayan şeriklerin kasten öldürme suçundan değil kavga sırasında ölüye el atma suçundan sorumlu tutulmaları gerektiğine dair Yüksek Yargıtay'ın geçmiş tarihli pek çok emsal kararı mevcuttur (YCGK'nın 11.11.1985 tarih ve 474-551 sayılı, 05.12.1988 tarih ve 470-514 sayılı, 25.05.1992 tarih ve 138-163 sayılı kararları). 5237 sayılı TCK döneminde benimsenen bağlılık kuralına göre, yardım eden şerikin cezaî sorumluluğunun söz konusu olması için asıl fail tarafından işlenen hukuka aykırı bir fiilin varlığından haberdar ve gerçekleştirdiği hareketin de eylemle meydana gelecek suça katkı sağlayacağını biliyor olması gerekmektedir. Failin kastının unsurları bilme ve isteme ise; yardım eden şerikin kastı da asıl failin gerçekleştirdiği fiilin varlığından haberdar olması ve bu fiile katkı sunma iradesini (iştirak iradesini) göstermesidir. Bunun için asıl failin fiilini ne şekilde gerçekleştireceğine dair tüm ayrıntıların değil, fiilin esaslı unsurlarının bilinmesi veya öngörülmesi yeterlidir. Dolayısıyla, asıl failin hangi suçu işleyeceğini bilerek veya öngörerek buna katkı sağlamayı isteyip bu suça katkı sunan şeriklerin, ancak bilgi sahibi oldukları suçtan sorumlu tutulmaları, asıl failin işlemeyi kastettiğini bilmedikleri daha ağır bir suçtan sorumlu tutulmamalarının mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Yukarıda yazılı ahkâm muvacehesinde uyuşmazlık konusu vakıa değerlendirildiğinde; Suçun işlenmesinden önce, inceleme dışı sanık ... dışındaki tüm sanıkların ve suça sürüklenen çocukların maktulü öncesinde görmedikleri, tanımadıkları, aralarında bir husumet de bulunmadığı, suça konu eylemin işlenmesine sebep olan olayın, inceleme dışı sanık ...'in kuzeni ...'in maktulün arkadaşı ... tarafından başından çekiçle yaralanması olduğu, ...'in çağrısı üzerine bir site önünde toplanarak çarşıya birlikte giden diğer sanıkların ve suça sürüklenen çocukların bir kısmının evlerinden bir kısmının kütüphanede ders çalıştıkları sırada yemek de yiyebileceklerini düşünerek çıktıkları ve kalabalık olduğu bilgisini aldıkları karşı tarafın muhtemel saldırısı sırasında arkadaşlarının yanında durarak yardım etmek saikiyle bir araya geldikleri, çarşıda maktulle karşılaşan ilk grubun inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ve ... olduğu, nitekim maktule yönelen bıçaklı saldırıyı da bu grubun gerçekleştirdiği, incelemeye konu sanıklar ..., ... ..., ... ile suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ...'nin ise; maktulün pasaj önünde yerde yattığı ve bıçaklandığı sırada, kamera kaydına göre karanlık bir kısımda oldukları ve maktule yönelik doğrudan bir eylem içinde bulunduklarının ve asıl fail ...'in elinde bir bıçak olduğunu görüp görmediklerinin şüphede kaldığı, şeriklerin sadece 10 kişilik bir grup halinde çarşıya girip maktulün başındaki kalabalığa eylemin sonunda katıldıkları ve 12 saniyelik bir sürede gerçekleşen eylem sonunda koşarak birlikte kaçtıkları ve maktulün ölümüyle sonuçlanan olay nedeniyle; incelemeye konu sanıklar ve suça sürüklenen çocukların; olay öncesinde ...'in maktule yönelik bir kötülük yapmak amacıyla çarşıya beraber gitmeyi kabul etmeleri ve maktulle karşılaşıldığında ise maktule yönelik doğrudan herhangi bir eylemleri olmaması, fakat bir kötülük yapacağını bildikleri asıl faili suçu işlediği sırada engellememeleri ve kayıtsız kalmaları karşısında; sanıkların eylemi her ne kadar da inceleme dışı sanık ...'in nitelikli kasten öldürme suçuna katkı mahiyetinde bir eylem olarak kabul edilip bu suça yardım etme kapsamında cezalandırılmaları gerektiği kabul edilmiş ise de; Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken mesele; somut uyuşmazlıkta sadece şeriklerin cezalandırılmasında uygulanması gereken maddelerin tespiti değil, şeriklerin iştirak iradesiyle yardım ettikleri sabit olan ve sorumlu tutulmaları gereken suç vasfının tespit edilmesidir. Esasen kasten yaralama ve kasten öldürme suçları, birbiri ile yakından ilişkili ve geçitli suçlar olarak anılmaktadır. Hatta kanun koyucunun TCK'nın 87/4. maddesinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu düzenlemekteki maksadının, bu geçişin hukuki sonuçlarının öneminin vurgulanması olduğu gözetilmelidir. Şerik konumundaki sanıklar ve suça sürüklenen çocukların iştirak iradesi gösterdikleri eylem, en azından maktulün, asıl fail ve inceleme dışı sanık ... tarafından yerde iken darbedildiği ve bıçaklandığı yaklaşık 12 saniyelik bir zaman dilimi içinde cereyan eden bir eylemdir. Ancak şeriklerin daha öncesinde maktulü gördüğü yerde bıçaklayıp öldüreceği yönünde hiçbir söylemi bulunmayan arkadaşları ...'in gerçekleştireceği kötülüğün, yani kastının, en fazla kasten yaralamaya veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçuna yönelik olduğunu bildikleri dosya kapsamından ispatlanabilmiştir. Bunun ötesinde, yani maktulün öldürüleceğini bildikleri dosya kapsamındaki delillerden ispat edilememiş, şüphede kalmıştır. Hal böyleyken, şeriklerin, asıl failin de daha önce tanımadığı maktule karşı işlemeye ne zaman karar verdiği dahi belli olmayan kasten öldürme suçuna iştirakleri olduğundan söz etmek mümkün değildir. Şeriklerin, suçun işlendiği olay yerinin kalabalıklığı ve havanın karanlık olması nedeniyle maktulün bıçaklanması anında kayıtsız kalmalarının kasten öldürme suçuna yardım mahiyetinde bir katkı olarak değerlendirilmesi ve şeriklerin hareketsizliklerinin katkıya esas bir iradeyi oluşturduğunun kabul edilebilmesi için öncelikle asıl failin hareketlerinin yaralamayı aştığını ve öldürmeye doğru evrildiğini 'algılamaları' gerekmektedir. Ancak şeriklerin ölüm neticesinin meydana gelebileceğini öngörüp buna kayıtsız kaldıklarını gösterir bir süre ve durum da söz konusu olmamış, incelemeye konu sanıklar, asıl failin eyleminin sonunda, maktulün kendi kendine yerden kalkıp pasajın içine koşarak girmesi anında olay yerine geldiklerinden, ölüm neticesini öngördükleri ve en azından olası kastla da yardım ettikleri de söylenemeyecektir. Dolayısıyla somut olayda ikinci grupta olan ve bıçaklama eyleminin sonlarına yetişen şeriklerin eylemin öldürmeye evrildiğini tam olarak 'algıladıklarından' bahsedilemez. Bu nedenle, şeriklerin olay öncesinde veya işlendiği sırada asıl failin öldürme kastından haberdar olmadıkları, mülga 765 sayılı Kanun'un 66 ve 67. maddelerinde düzenlenen ancak 5237 sayılı TCK'da açıkça yazılmasına gerek duyulmayan 'vukufiyet' şartının gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Şerik konumunda oldukları kabul edilen sanıklar ve suça sürüklenen çocukların, TCK'nın 39/1 maddesinde belirtilen asıl fail tarafından işlenen suçun cezasında yapılacak indirimle meydana gelen ölüm neticesinden değil iştirak iradelerini gösterdikleri kasten yaralama suçu dolayısıyla cezalandırılmaları cihetine gidilmesi, kanaatimizce TCK'nın 40. maddesindeki bağlılık kuralı ile de çelişmez. Şöyle ki; 5237 sayılı TCK'nın 40/1. maddesinin ikinci cümlesinde 'suça iştirak eden her sanığın diğerlerinin (şeriklerin) kişisel nedenlerinden bağımsız olarak kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılması' gerektiği açıkça öngörülmüştür. Kusur; haksızlık teşkil eden fiili gerçekleştiren kişinin bu fiili nedeniyle muaheze edilmesi (kınanması) gerektiği konusundaki yargıdır. Kasten işlenen suçlarda kusurun iki alt unsuru mevcuttur ki bunlar; algılama yeteneği ve irade yeteneğidir. Ceza sorumluluğunun temel şartı da insan davranışının iradî olarak gerçekleştirilmesidir. Keza kusursuz ceza olmaz ilkesi de bu düşünceye hizmet eder. Kusur yoksa cezai sorumluluk da yoktur. Kusurun tespiti, öncelikle mağdurla doğrudan teması bulunan ve tipiklik arz eden suçun unsurlarını gerçekleştiren failin sorumluluğu için araştırılması zorunlu bir husustur. Mağdurla doğrudan temas etmeyen ve tipiklik arz eden suçun unsurlarını gerçekleştirmeksizin asıl faile katkı sunan şeriklerin kusuru ise ancak failin iç dünyasından dış dünyaya yansıttığı ve şerikin de algılayıp yorumladığı eylemle sınırlı olabilir. Bu nedenlerle, şerik konumundaki incelemeye konu sanıklar ve suça sürüklenen çocukların, maktule yönelik gerçekleşeceğini bildikleri kötülüğe kusurlu davranışlarıyla sebebiyet verdikleri eylemleri neticesinde, iştirakin unsurunu oluşturan katkı mahiyetindeki eylemlerini iştirak iradelerini birlikte gösterdikleri sabit olan neticesi sebebiyle ağırlaşan kasten yaralama suçundan sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Aksi kabul, tüm şeriklerin esasen asıl failin iç dünyasındaki öldürme kastına iştirak iradeleri bulunmaksızın ve işleneceğine vakıf olmadıkları öldürme suçuna nedensel (illî) bir katkı sağlanmaksızın ağır bir şekilde cezalandırılmaları anlamına gelecektir. Bu nedenle itirazın kabulüne karar verilmelidir." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VIII. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ön sorun yönünden 12.03.2025 tarihli müzakerede, uyuşmazlık konusu yönünden 12.03.2025 tarihli müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından 16.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.