Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2024/345 E. , 2025/431 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 679-1436 I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuğun, zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6545 sayılı Kanun ile değişiklikt
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2024/345 E. , 2025/431 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 679-1436 I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuğun, zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 103/2, 103/4, 103/6, 43, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise TCK'nın 109/2, 109/3-f, 109/5, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.05.2017 tarihli ve 39-19 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı, suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 27.10.2017 tarih ve 1762-2037 sayı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 289/1-h ve 289/1-g maddelerine muhalefet edildiği gerekçesi ile aynı Kanun'un 280/1-b maddesi uyarınca bozulmasına müteakip yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince 29.03.2018 tarih ve 68-31 sayı ile müsnet suçlardan bu kez CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine dair verilen hükümlerin, katılan Bakanlık vekili ile mağdur vekili tarafından istinaf edilmesi sonrasında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 04.11.2020 tarih ve 2856-1379 sayı ile duruşma açılarak yapılan yargılama neticesinde; İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümler kaldırılarak, suça sürüklenen çocuğun zincirleme şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçundan, 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK'nın 103/1-1. cümlesi, 43/1, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası; zincirleme şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise TCK'nın 109/1, 109/3-f ,109/5, 43/1, 31/3, 62/1 ve 51/1-3. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 2 yıl 1 ay deneme süresine tabi tutulmak suretiyle cezanın teciline karar verilmiştir. Bu hükümlerin suça sürüklenen çocuk müdafii ile katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.04.2022 tarih ve 27712-3759 sayı ile;"...2009 yılında işlendiği iddia edilen eylemlerle ilgili 27.10.2015 tarihinde soruşturmaya başlanılan olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurun aşamalarda başka delille desteklenmeyen eylemlerin işlendiği yer ve sayıları konusunda kısmen çelişkiler içeren ifadeleri, tanıkların görgüye dayalı bilgilerinin olmayışı, tanık ...'un mağdur ile yaptığı görüşmelerde garip sesler duyduğunu söylediğine yönelik anlatımı ile 08.01.2018 tarihli raporda da iki buçuk aydır fısıltı şeklinde sesler duyduğu şeklindeki tespit ile savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 09.11.2022 tarih ve 679-1436 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi suça sürüklenen çocuğun müsnet suçlardan mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükümlerin de suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.02.2023 tarihli ve 7703 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.04.2024 tarih ve 2066-3636 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II.UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının, sabit olduğunun kabulü hâlinde ise Bölge Adliye Mahkemesince belirlenen vasfa göre dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Süreçte tanzim olunan bir kısım tahkikat ve kovuşturma evrakları ile mağdur beyanlarında, suç tarihinin 2009 yılı veya 2009 yılının yaz ayları olarak belirtildiği, 25.03.1998 doğumlu mağdur ...’ın, belirtilen tarihlerde ailesiyle birlikte ...'ta ikamet ettiği, öğrenci olduğu ve babası olan katılan ...’un ise aynı ilçede yer alan lisede vekâleten okul müdürü olarak görev yaptığı, 21.07.2016 tarihli kolluk tutanağı ile gemi işçisi olduğu, İstanbul'da ailesiyle yaşadığı ve bekâr olduğu belirtilen, 02.11.2020 tarihli dilekçesinde evli ve bir çocuğunun bulunduğunu, eşinin ikinci çocuğa hamile olduğunu bildiren 02.01.1994 doğumlu suça sürüklenen çocuk ...’ın da anılan tarihlerde ailesiyle birlikte aynı ilçede ikamet ettiği, öğrenci olduğu ve bir süre yatılı olarak ... ilçesinde bulunan bir okulda öğrenim gördüğü; babası ...’in aynı yerde bulunan ilkokulda hizmetli olarak çalıştığı, Sosyal inceleme raporuna göre; suça sürüklenen çocuğun babası ...’in, çalıştığı okulun müdürü olan mağdurun babasıyla iş nedeniyle tartışmalarının ardından aralarındaki iletişimin kesildiğini beyan ettiği, suça sürüklenen çocuğun ise nişanlanma sürecinde bazı kişilerin yönlendirmesiyle kendisine iftira atılmış olabileceğini ileri sürdüğü, bu beyanlar dışında taraflar arasında önceye dayalı şahsi veya ailevi bir husumetin bulunmadığı, Şerife Bacı Devlet Hastanesi Çocuk Psikiyatri Bölümünce 27.10.2015 günü kolluğa yapılan ihbar üzerine olayın adli mercilere intikal ettiği, Bila tarihli, Uzm. Dr. ..., hemşire ..., psikolog ... ve mağdurun imzalarını içeren tutanakta; 27.10.2015 tarihli muayenede mağdurun altı yıl önce istismara uğradığını, davacı ... şikâyetçi olmayacağını beyan ettiği, ifade vermek istememesi üzerine tutanağın tanzim edildiğinin belirtildiği; 27.10.2015 tarihli kolluk tutanağı ile de bu beyanların teyit olunduğu, Pedagog bilirkişinin, 23.11.2015 tarihinde savcılık ifadesinde; mağdurun gelişimi itibarıyla ayrımsal gücünün yerinde olduğu, baskı veya yönlendirme izlenimi edinilmediği, anlatımlarının jest ve mimikleriyle uyumlu olduğu ve beyanlarına itibar edilebileceği yönünde kanaat bildirdiği, 23.11.2015 tarihli, mağdurun Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevkine dair evrakta yer alan el yazılı ve imzalı şerhte,''Bana muayene olmam gerektiği anlatıldı, ancak ben bu muayeneyi istemiyorum.'' ibaresinin bulunduğu, 26.11.2015 tarihli Adli Tıp Şube Müdürlüğü ön raporunda özetle; altı yıl önce livataya maruz kaldığını beyan eden mağdurun muayeneyi kabul etmediği ve buna ilişkin belgenin eklendiği, 23.11.2015 tarihli muayenesinde, yer, zaman ve kişi oryantasyonu ile öz bakımının yerinde, konuşmasının anlaşılır olduğu ve normal zekâ izlenimi verdiğinin gözlendiği; beyanlarında ''17 yaşında olduğunu, lise son sınıfa gittiğini, Kastamonu merkezde ailesiyle birlikte oturduğunu, 10-11 yaşlarında ...'ta ikamet ederken kendisinden yaşça büyük bir şahıs tarafından üç kez arkadan cinsel istismara uğradığını, mahallede arkadaşlarıyla top oynarken şahsın 'annen çağırıyor' diyerek kendisini ağaçlık bir alana götürdüğünü, saldırıp pantolonunu indirdiğini, arkasından cinsel organını soktuğunu, dışarıya boşaldığını, eliyle ağzını kapadığı için yardım isteyemediğini, olay esnasında canının yandığını ve ağladığını, diğer iki olayında yakın tarihler içerisinde bu olaya benzer şekilde gerçekleştiğini, korktuğu ve utandığı için kimseye söyleyemediğini, yaklaşık bir ay kadar önce kimseye güvenememe ve ölüm korkusu şikayetleriyle psikoloğa başvurduğunu, olayları... anlattığını,...olaydan ailesinin haberinin olmadığını, daha önce...olaydan dolayı muayene olmadığını,...antideprasan ilaç verildiğini...,'' ifade ettiği, mağdurun rızası olmadığından anal muayenesinin yapılamadığı; ancak yapılsa dahi aradan geçen altı yıl sebebiyle biyolojik bulgularının tespitinin mümkün olmadığının belirtildiği, ... İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 17.12.2015 tarihli yazısı, 18.12.2015 tarihli polnet sorgulaması ve aynı tarihli kolluk araştırma tutanağıyla suça sürüklenen çocuğun kimlik ve adres bilgilerinin tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 28.12.2015 tarihli raporunda özetle; aynı tarihli muayene kaydında mağdurun, ''...toplamda üç kez bu fiile maruz kaldığını, sanığın kendisini tehdit ettiği için olayı kimseye anlatmadığını, sinirlenince kendisine zarar verdiğini,...her gün aklına geldiğini,...suçluluk yaşadığını,...yan etkilerden dolayı ilacını kullanmayı bıraktığını, cinsel olarak hayatını etkileyecek bir olay olduğunu'' söylediğinin ve ''cinsel eğilimiyle ilgili kafasının karışık olduğunun'' gözlendiği, mağdurun normal zekâ düzeyine sahip bulunduğu ve travma sonrası stres bozukluğu tespit edildiğinin belirtildiği; netice olarak olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun mütalaa olunduğu, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 25.04.2016 tarihli raporunda özetle; 02.03.2016 tarihinde suça sürüklenen çocukla yapılan görüşmede; ''...lise mezunu olduğu,...okul hayatında disiplin cezasının ve madde kullanımının bulunmadığı, askerliğini yaptığı, psikiyatrik tedavisinin olmadığı'' yönünde beyanda bulunduğu; olayı ise ''Bilgim yok olayla ilgili, bu sabah olayı öğrendim, böyle bir olay olmadı, o kişiler aile tanıdığımız,'' şeklinde anlattığının belirtildiği, sonuç olarak çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna ilişkin 2009 yılında gerçekleştirdiği iddia edilen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğu yönünde mütalaa bildirildiği, 15.07.2016 tarihli sosyal inceleme raporunda özetle; 14.07.2016 tarihinde yapılan görüşmede suça sürüklenen çocuğun, hakkında daha önce adli tahkikat yapılmadığını, gemi kaptanlığı sertifikası için sınavlara girdiğini, ... Endüstri Meslek Lisesi'nde yatılı okuduğunu ve ayda bir kez ailesini ziyaret ettiğini, öğrencilik döneminde disiplin cezası almadığını ve herhangi bir işte çalışmadığını, hâlihazırda gemi taşımacılığı sektöründe çalıştığını, olaya dair bir anısının bulunmadığını, mağduru sima olarak hatırladığını ancak arkadaşlığının olmadığını, mağdurun babasının okul müdürü olduğunu ve kendi babasının da bu okulda çalıştığını, evleri arasında ''2 km mesafe'' bulunduğunu, bu mesafeyi aşarak kendisinden küçük birinin yanına oyun oynamaya gitmeyeceğini, o tarihlerde yatılı öğrenim gördüğünü, mağdurun kendisini başkası ile karıştırdığını; annesinin, mağdur ile oğlunun hiçbir zaman bir araya gelmediğini, ailesiyle iletişimlerinin olmadığını; babasının ise mağdurun ailesiyle husumetlerinin olmadığını ancak çalıştığı okulda müdür olan mağdurun babası ile aralarındaki iş kaynaklı tartışma sonrası iletişimin kesildiğini, mağdurun babasının 2009 yılında tayininin çıktığını, oğlunun o tarihlerde ...'da yatılı okuduğunu, mağdur ... ailesi ile hiçbir zaman ailevi ilişkilerinin olmadığını, oğlu ile mağdur arasında yaş farkı olduğunu, bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını ifade ettikleri; görüşme tarihinde 22 yaşında olan suça sürüklenen çocuğun olay tarihine ilişkin yatılı okul deneyimine dair bilgi sunulmamasının değerlendirmeyi güçleştirdiği, ancak cinsel istismarın en önemli belirleyicisi olan pasif, agresif tutum ve şiddet ihtiyacının belirlenemediği, suç olgusunu sosyal öğrenme yoluyla model alamayacağı, zihinsel açıdan olgun ve yeterli olduğunun değerlendirildiği; sonuç olarak, karakter yapısının toplumsal beklentiler ölçüsünde gerçekleştiği ve gelişim gösterdiği, dürtüsel davranışın sürekli bir davranış kalıbı olması karşısında elde edilen bilgilere göre dürtüsel davranış kalıplarıyla hareket etmediği yönünde kanaat bildirildiği, ... İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 29.07.2016 ve eki ... Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin 25.07.2016 tarihli yazılarında; suça sürüklenen çocuğun 2009-2010 eğitim-öğretim yılında öğrenim gördüğü, 17.09.2010 tarihinde ... Lisesine nakil gittiği, öğrenci dosyasının 06.11.2013 tarihinde gönderildiği, okulda yatılı kaldığı, ancak olay tarihine rastlayan gün ve zamanda okulda ya da pansiyonda olup olmadığının tespit edilemediği; ... İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 02.08.2016 tarihli yazısı ve eki tutanakta ise, 2009-2010 eğitim-öğretim yılı Eylül ayına kadar ... Meslek Lisesinde yatılı olarak öğrenim gördüğü, sınıf tekrarı yaptığı, 16 Eylül'de nakille ikinci sınıfa gündüzlü olarak kaydının yapıldığının babası tarafından beyan edildiğinin ve resmî kayıtlardan 2010 yılı Eylül ayında kayıt yenilediğinin anlaşıldığının bildirildiği, 08.08.2016 tarihli Kastamonu İl Milli Eğitim Müdürlüğü yazısı ile gönderilen hizmet cetvellerine göre; mağdurun babasının 11.11.1997 -19.02.2010 tarihleri arasında öğretmen, görevlendirme ile müdür vekili ve müdür yardımcısı olarak ... Lisesinde görev yaptığı, 19.02.2010 tarihinde ise ... ilçesinde müdür olarak göreve başladığı, 14.07.2016 tarihli duruşmada; görevli psikolog bilirkişinin, suça sürüklenen çocukla görüştüğünü, mahkemede aynı beyanı tekrar ettiğini, olayın üzerinden altı yıl geçmiş olması nedeniyle en belirgin hususun o dönemde yatılı öğrenim gördüğünü belirtmesi olduğunu; diğer görevli psikolog bilirkişinin ise mağdurla görüştüğünü, anlatımlarına itibar edilebileceğini ve olay nedeniyle uzun süre psikiyatrik ilaçlar kullandığını ifade ettiklerinin beyan olunduğu, 19.01.2018 tarihli kolluk tutanağında, mağdurun psikiyatri tedavisine ilişkin yapılan araştırmada, annesi ...’ın, 20 15... yıllarında Dr. ...'nın takibinde tedavi gördüğünü, ancak buna dair evrak veya rapor bulunmadığını beyan ettiğinin belirtildiği, Kastamonu Devlet Hastanesinin 09.01.2018 tarihli yazısı ile gönderilen muayene raporlarına göre; mağdurun 20.10.2015 tarihinde ''orta depresif nöbet; meslek lisesi son sınıf öğrencisi, 2.5 aydır fısıltı şeklinde sesler duyuyor, net değil, kaygılı, ölüm ve kötü bir şey olacak kaygısı, tahammülü düşük, arkadaşlarıyla ilişkisi bozuk, güvenemiyor, yalnız kalma korkusu var, depresif, gece uyku bölünmeleri'', 27.10.20 15... .11.2015 tarihlerinde ''genellikle çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan tanımlanmış diğer davranışsal ve emosyonel bozukluklar, hafif depresif nöbet'', 04.12.2015 tarihinde ''travma sonrası stres bozukluğu'' şeklinde yakınma ve ön tanılarla; 25.11.2015 tarihinde Dr. ..., diğer tarihlerde ise Dr. ... tarafından muayene edildiği, Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 07.02.2018 tarihli raporunda özetle; mağdurun aynı tarihte yapılan muayenesinde normal zekâ izlenimi verdiği, sorulduğunda; ''10-11 yaşlarında ...'ta... yaşça büyük bir şahıs tarafından 3 kez arkadan cinsel istismara uğradığını, mahallede arkadaşlarıyla top oynarken şahsın 'annen çağırıyor' diyerek kendisini ağaçlık bir alana götürdüğünü,... diğer iki olayında yakın tarihler içerisinde... benzer şekilde gerçekleştiğini, korktuğu ve utandığı için kimseye söyleyemediğini, bundan dolayı psikolojisinin bozulduğunu, yaklaşık 2 yıl öncesine kadar psikiyatrik ilaçlar kullandığını, şuan ilaç kullanmadığını,... daha önce... olaydan dolayı muayene olmadığını,... başkaca buna benzer bir olayın başına gelmediğini'' ifade ettiği, yapılan anal muayenede akut ve kronik livatanın maddi bulgularına rastlanılmadığı; olay üzerinden zaman geçmiş olduğundan varsa bulguların iz bırakmadan iyileşmiş olabileceğinin bildirildiği, Suça sürüklenen çocuğun 26.03.2018 tarihli dilekçesinde, suçsuz olduğunu; 02.11.2020 tarihli dilekçesinde ise 2009 yılında 13-14 yaşlarında iken mağdur ile herhangi bir arkadaşlığının olmadığını, ...’ta da bulunmadığını, ...’da yatılı okuduğunu, okullar kapanınca İstanbul’da teknede çalıştığını, çalıştığı arkadaşlarının şahitlik yaptığını, şahsına iftira atıldığını, bugün itibarıyla bir kızının bulunduğunu ve eşinin ikinci çocuğuna hamile olduğunu, eşinin hâlen olaydan haberinin olmadığını belirttiği, 19.03.2020 tarihli bilirkişi raporu ile dosya içeriğinde bulunan CD'nin çözümünün yapıldığı, Anlaşılmaktadır. Mağdur, soruşturma aşamasında verdiği ifadesinde özetle; ailesinin 2011 yılında Kastamonu'ya taşındıklarını, yaklaşık altı yıl önce ...'ta ikamet ettiklerini, babasının lisede müdür olarak görev yaptığını, ... isimli, açık kimlik bilgilerini bilmediği ancak babasının o dönemde ilköğretimde hizmetli olduğunu bildiği şahsın, arkadaşlarıyla top oynarken geldiğini, "Annen seni çağırıyor." diyerek kendisini yaklaşık 500-600 metre uzaklıktaki çayın yanındaki bir bahçeye götürdüğünü, burada zorla yere yatırıp pantolonunu çıkartarak cinsel organını poposuna soktuğunu, sonrasında iki kez daha baban çağırıyor, annen çağırıyor diyerek aynı yere götürüp aynı şekilde tecavüz ettiğini, o dönem yaşının küçük olması ve şahsın da ailesine, polise söylemekle tehdit etmesi nedeniyle bu güne kadar başvuruda bulunmadığını, ... ve ailesiyle husumetinin olmadığını, şikâyetçi olduğunu, 19.03.2020 tarihli raporda yer alan mağdurun beyanına göre özetle; psikiyatri polikliniğinde muayene olduğunu, ihbara istinaden ifadesinin alındığını anladığını, 10-11 bir yaşlarında top oynarken ...'ın ''şurada annen var.'' diyerek kendisini bahçeye götürdüğünü, ...'in açık kimlik bilgilerini bilmediğini, kendisinden 4-5 yaş belki de daha büyük olduğunu, babasının ilköğretimde hizmetli olduğunu, ...'ta oturduğunu ancak askerden sonrasını bilmediğini, top oynarken, ''Annen şu bahçede, benim annem de ordalar git.'' dediğini ve arkasından gelerek saldırdığını, bahçenin ağaçlık bir yer olduğunu, karşısında nehir ve çayın bulunduğunu, çayın karşısında ana yol olduğunu, tecavüz ettikten sonra gittiğini, bugüne kadar neden kimseye söylemediğini bilmediğini, biraz zaman geçtiğini, küçüktük diye korktuğunu, her hangi bir yere başvuru yapmadığını, olayın üç defa olduğunu, birinde zorla götürdüğünü, aynı sene içerisinde, aynı yere, biraz daha ilerisine götürdüğünü, çarşıda arkadaşlarıyla oyun oynarken geldiğini, "Bir yere gideceğiz, iş var.'' dediğini ve gittiklerini, bahçelik yerin ilerisinde yaptığını, diğer ikisinin de birbirine benzer şekilde olduğunu, top oynarken,''yine annen şurda, baban burda, baban seni çağırıyo, annen seni çağırıyo, annen beni gönderdi, seni götüreceğim'' diyerek çağırdığını, top oynadığı yerle götürdüğü yer arasının yaklaşık 500-600 metre mesafe olduğunu, götürdüğü yerin ağaçlık ve kimsenin göremeyeceği bir yer olduğunu, tehdit ettiğini, ''Babana söylerim, hani polise şikâyet ederim seni, hani böyle yaptığın için babanı işten attırırım gibisinden, hani sizi sürerim,'' gibisinden şeyler söylediğini, korktuğundan söyleyemediğini, Mahkemede verdiği ifadesinde özetle; ...'i ve ailesini çok iyi tanıdığını, karıştırma ihtimalinin olmadığını, ekranda gördüğü şahsın kendisine üç kez tecavüz eden şahıs olduğunu, ikisinde arkadaşlarıyla oynarken annesinin çağırdığını söyleyerek, birinde ise ''Top kaçtı gel topu beraber alalım.'' diyerek kendisini kalabalıktan ayırdığını, olayların ikisinin tarlada, birinin ... ilköğretim okulunun yakınında olan mezbahanenin arkasında gerçekleştiğini, yatılı okuduğunu belirtse de olayların yaz tatilinde meydana geldiğini, tahminine göre babasının tayininden yaklaşık 5-6 ay önce olayların gerçekleştiğini, ilk olaydan sonra çağırdığında yanına tekrar gittiğini, gitmezse "Bu olay ortaya çıkar, baban işten atılır." diyerek tehdit ettiğini, şikâyetçi olduğunu, İstinaf Mahkemesinde ayrıca; suça sürüklenen çocuğun kendisini kandırarak veya başka yollarla istismarda bulunduğunu, o tarihlerde bunları kimseye anlatmadığını, lisede psikoloğa gittiğini ve ondan sonra işlem yapıldığını, o dönem ruhsal olarak kendini iyi hissetmediği ve boşlukta olduğu için psikoloğa gittiğini, psikoloğa gitmeseydi durumu kimseye anlatmayacağını, olayları zaman geçtiği için kesik kesik hatırladığını, orman içerisindeki alanda gerçekleşen eylemleri hatırladığı kadarıyla iki kez yaşadığını, diğer eylemi ilçenin biraz dışarısında 100-200 metre uzağında gerçekleştiğini, birinde ''Annenler orada çalışıyor.''; diğerinde mezbahanenin orada top oynanırken, ''Oynayalım.'' diyerek kendisini götürdüğünü, o tarihlerde arkadaş olmadıklarını ama zaman zaman görüştüklerini, tanıştıklarını, şikayetçi olmadığını ve olmadığından da emin olduğunu, Müşteki ... mahkemede verdiği ifadesinde özetle; oğlunun altı yıldır psikolojik sorunlar yaşadığını, bu nedenle sürekli psikolog ve hastanelere götürdüklerini, karakoldan çağrıldıklarında olayı öğrendiklerini, tayinlerinin ise o dönemde şubat ayında çıktığını, Müşteki ... ise aşamalardaki ifadelerinde özetle; görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, oğlunun doktora gitmesiyle olayın ortaya çıktığını, suça sürüklenen çocuğun İstanbul’da staj yapması ve ...’da yatılı okumasının ...’a gelmesini engellemeyeceğini, Tanık ... mahkemede verdiği ilk ifadesinde özetle, mağdurun psikiyatri doktoru ... tarafından travma sonrası stres bozukluğu tanısıyla kendisine yönlendirildiğini, dört kez görüştüğünü, 11 yaşında iken ... isimli bir çocuk tarafından istismara uğradığını söylediğini ancak ayrıntıya girmediğini, ifade vermek ve şikâyetçi olmak istemediğini, ailesinin duymasını istemediği için tutanağı buna göre düzenlendiğini; ikinci ifadesinde ise ayrıca, mağdurun ilk başta anlatımda bulunmadığını, sonraki görüşmede 5-6 yıl önce istismara uğradığını söylediğini, ayrıntılı açıklama yapmadığını, öfkeli, stresli olduğunu, garip sesler duyduğunu ifade ettiğini, ilk ve üçüncü görüşmede istismardan bahsettiğini, detayları hatırlamadığını, ifadesine başvurulacağını öğrendiğinde dosyaya baktığı için suça sürüklenen çocuğun adını verdiğini hatırladığını, Tanık ... mahkemede verdiği ifadelerinde özetle, mağdurla görüşme yapılırken hemşire olarak dış kısımda bulunduğunu, görüşme içeriğini bilmediğini ancak tutanak tuttuklarında mağdurun ifade vermek istemediğini bildiğini, Tanık ... mahkemede verdiği ilk ifadesinde özetle; ayrıntıları hatırlamadığını, mağdurun depresyon tanısıyla tedavisi sırasında birkaç yıl önce erkek bir şahıs tarafından istismara maruz kaldığını söylediğini ancak davranışları anlatmadığını, şikâyetçi olup olmayacağına dair beyanını hatırlamadığını, mağdurun şahsın kim olduğunu anlatmış olabileceğini ancak hatırlamadığını; ikinci ifadesinde ise 2015 yılında hatırlamadığı bir ayda mağdurun depresyon ve intihar riski nedeniyle yatarak tedavi gördüğünü, görüşmelerinde olayı ayrıntılı anlattığını, ilk kez kendisine anlattığını söylediğini ancak içeriğini hatırlamadığını, buna ilişkin tutanak düzenlediklerini, beyanlarına itibar edilmemesini gerektirecek ruhsal bir hastalığının olmadığını, travma sonrası stres bozukluğu tespit edildiğini, erişkin servisinde kaldığını, eylemi gerçekleştiren şahsın ismini söyleyip söylemediğini hatırlamadığını ancak tanıdığı biri tarafından istismara uğradığını beyan ettiğini, başkaca olay anlatmadığını, Tanık ... mahkemede verdiği ifadesinde; ...’ı tanıdığını, yaz aylarında teknede staj yaptığını, ayrı teknelerde çalışsalar da akşamları teknede kaldıklarını, ...’in 2008-2010 yılları arası yaz aylarında staj yaptığını, 2011 yılında da çalışmış olabileceğini, ...'in yaz ayları okullar kapandığında Mayıs-Haziran ayları gibi geldiğini ve okullar açıldığında döndüğünü, yazın işler yoğun olduğu için izninin olmadığını, Tanık ... mahkemede verdiği ifadesinde; ...’ı tanıdığını, 2009-2011 yılları arasında İstanbul’da aynı kişiye ait ... ve ... teknelerinde çalıştıklarını, yazları teknede yatılı kaldıklarını, yoğunluk nedeniyle izin kullanmadıklarını ve okullar açılmadan bir hafta önce döndüklerini, Beyan etmişlerdir. Suça sürüklenen çocuk ... aşamalarda verdiği ifadelerinde özetle; kollukta babasının görev yaptığı okul, süreçte ise babasının görevli olduğu aynı arsa içerisindeki okulun müdürünün oğlu olması nedeni ile mağduru tanıdığını ancak iddia edildiği şekilde bir münasebetinin ve arkadaşlığının bulunmadığını, suçlamaların asılsız olduğunu, olayı polis ifadesi sırasında öğrendiğini, mağdurun kendisinden 3-4 yaş küçük olduğunu, 2009 yılında 15 yaşında bulunduğundan eylemi gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını, kendinden küçük olması nedeni ile de mağdurla diyaloğunun da bulunmadığını, oyun dahi oynamadığını, aralarında bir husumetin olmadığını, kendisini başka biriyle karıştırmış olabileceğini, o dönem ailesinin maddi durumu zayıf olduğu için ... Endüstri Meslek Lisesinde yatılı okuduğunu, ayda bir defa cuma günleri ...’a gittiğini ve pazar sabahı döndüğünü, mağdurun beyanlarında çelişkiler bulunduğunu, olayın nişanlanmasından birkaç gün önce ortaya çıktığını, nişanlanmasını istemeyen kişilerin yönlendirmesiyle iftira atmış olabileceğini düşündüğünü, mağdurun annesinin altı yıl boyunca psikologlarda gezdirdiğini söylediğini, buna rağmen mağdurun bu süre içinde olayı anlatmayıp nişanlandığı dönemde söylemesinin abes olduğunu, yaz tatillerinde İstanbul'da teknelerde çalışmasının işi öğrenme amaçlı olduğunu ve staj olmadığını, bu nedenle belge veya sigorta kaydının bulunmadığını, süreçte evlendiğini ve eşinin davadan haberinin olmadığını, duruşmalara gizli geldiğini, suçlamayı kabul etmediğini, iftira atıldığını, savunmuştur. IV. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkân sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde: Babasının görevi sebebiyle ailesiyle birlikte 2009 yılında ...’ta ikamet ettikleri dönemde, okulda hizmetli olarak çalıştığını bildiği şahsın oğlu olması nedeniyle tanıdığı, arkadaş olmasalar dahi zaman zaman görüştüklerini ve aralarında husumetin bulunmadığını belirttiği suça sürüklenen çocuğun, o tarihlerde yaptığı tehditlerin yanı sıra yaşının küçüklüğü ve ailesinin arkasında durmayacağı endişesiyle olayı kimseye anlatamadığını serdeden; aradan geçen zaman ve yaşadıkları yerler de dikkate alındığında, süreçte olası bir baskının mevcudiyetine dair emare bulunmadığı hâlde, yıllarca şikâyetten imtina ile ancak nihayetinde tedavi vesilesiyle olayı ifşa eden, fakat şikâyetçi de olmayan, intikal sonrasında yaptığı şikâyetten de sarfınazarda bulunan mağdurun; zihninde ref’ edemediği izler bıraktığını dile getirdiği vakıanın gerçekleştiği yer ve sayısında mübayenet ve tenakuz içerir anlatımlarda bulunması, suç tarihlerinde tehdit edildiğini belirtmiş ise de olayın vukûundan itibaren mühim bir zaman farkıyla adlî mercilere intikal etmiş olması ve şekli, suça sürüklenen çocuğun suçlamaları kabul etmeyen istikrarlı savunmaları karşısında, görgü tanığı bulunmayan olaya ilişkin, şikâyet iradesinde de tereddüt gösteren, öte yandan muayenelerinde algılarına dair müşahede de bulunulan mağdur beyanlarının başkaca maddi deliller ve adli raporlarla desteklenmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve suça sürüklenen çocuğun müsnet suçları işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçlardan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 09.11.2022 tarihli ve 679-1436 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.