İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/357 Karar: 2025/417 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/357 K.2025/417

Ceza Genel Kurulu 2024/357 E. , 2025/417 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 256-176 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın katılan mağdurelere yönelik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 103/1-a maddesi dela

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/357 E. , 2025/417 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 256-176 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın katılan mağdurelere yönelik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 103/1-a maddesi dela

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/357 E. , 2025/417 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 256-176 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın katılan mağdurelere yönelik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1-1.cümle, 62... . maddeleri uyarınca iki kez 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 04.05.2015 tarihli ve 256-176 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.11.2023 tarih ve 11884-7332 sayı ile hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 22.02.2024 tarih ve 86030 sayı ile; "... Sanığın cinsel istismar teşkil eden eylemleri her iki mağduru kucağına alıp elbiseleri üzerinden kısa süreyle popolarını okşamak ve mağdur ...'yi havaya kaldırarak yine elbisesi üzerinden poposuna yüzünü sürmekten ibarettir ve sanığın eylemine devam etmesini engelleyen her hangi bir durum da bulunmamaktadır. Sanığın istismar eylemlerini mağdurların elbiselerini çıkarmadan ve içerisine elini sokmadan gerçekleştirdiği de bizzat mağdurların beyanları ile sabittir. Bu bağlamda, bahsedilen cinsel istismar eylemlerinin ani ve kesintili nitelikte olduğu açıktır ve sanığın her iki mağdura karşı sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel istismar eylemleri nedeniyle ayrı ayrı TCK'nın 103/1-2.cümlesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.05.2024 tarih ve 2188-4573 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın mağdurelere yönelik eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup 08.10.2025 tarihli müzakerede bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince sanık hakkında eksik araştırma sonucu karar verilip verilmediğinin de tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu hususun değerlendirilmesi gerekmiştir. IV. ÖN SORUNA VE UYUŞMAZLIK KONUSUNA İLİŞKİN BİLGİ VE BELGELER İncelenen dosya kapsamından; 08.06.2013 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen teşhis tutanağına göre; 06.06.2013 tarihinde saat 14.30 sıralarında meydana gelen cinsel istismar olayıyla ilgili olarak katılan mağdure ...'nin sanığı teşhis ettiği, 18.06.2013 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen CD izleme tutanağına göre; olay yeri yanında bulunan ...'ye ait kamera kayıtlarının CD ortamında izlenmesinde; bir adet görüntü dosyasının olduğu, 05.06.2013 tarihli kamera kaydında saat 11.09.11'de biri uzun biri kısa boylu iki çocuğun ... dükkânının iki dükkân ilerisinde bulunan sanığa ait iş yerine girdikleri, saat 11.18.58'de çıktıkları, Tanık ... tarafından 20.06.2014 tarihinde mahkemeye sunulan dilekçede; çalıştığı süre boyunca şirketin ortağı sanığın hiçbir şüpheli davranışını görmediğini, sanığın kameraların yaklaşık 15 gündür düzgün çalışmadığını söylediğini, o nedenle 15 gün içinde 2 kez teknik servise götürdüğünü, en son şikâyetin olduğu günden önceki akşam saatlerinde arıza vermesi sebebiyle tekrar teknik servise götürüldüğünü, 12.12.20 14... .02.2015 tarihli raporlara göre; katılan mağdurelerin ruh sağlıklarının bozulduğu, 18.02.2015 tarihli celsenin 4 numaralı ara kararı uyarınca sanık müdafisi tarafından verilen CD ve flash disk hususunda 24.02.2015 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporuna göre; ... adlı iş yerine ait dışarıyı ve yolu gösteren CD içeriğindeki 05.06.2013 tarih ve saat 11.00.00-11.02.05 zaman aralığında çocukların görüntülerine rastlanılmadığı, 05.06.2013 tarihinde; saat 11.00. 00... .23.30 arasında iş yerinde görüntüdeki erkek şahıstan başka kimsenin bulunmadığı, 05.06.2013 tarihinde saat 11.23.40.-56 arasında küçük kız çocuğunun dükkândan içeri girdiği, şahıstan bir şey aldığı, 11.24.25'te dışarı çıktığı, ... adlı iş yerine ait söz konusu görüntünün incelenmesinde saat 11.00.20'de sanığa ait iş yerine bir kişinin girdiği, görüntünün devam ettiği saat 11.02.05'e kadar dükkândan çıkan bir kişinin olmadığı, Sanık müdafisi tarafından sunulan sanığa ait iş yerinin içini gösterir görüntünün saat 10.59. 59... .22.35 aralığında sanığın tezgahın arkasında bulunduğu, kameranın karşısında bulunan aynadan dükkân kapısına yürüdüğü ve saat 11.22.49 itibarıyla tekrar tezgahın arkasına geçtiği, saat 11.23.29'da sona eren kayıtta hâlâ tezgahın arkasında bulunduğu, 17.11.2014 tarihli duruşmada hazır bulunan adli görüşmeci; mağdurların yaşlarıyla uyumlu beyanda bulunduklarını, katılan mağdure ...'nin kendisini rahatlıkla ifade edebildiğini, algılamasında problem olmadığını, beyanına itibarın takdirinin mahkemede olduğunu, katılan mağdure ...'ın yaşı nazara alındığında olayların çok farkında olmadığını, sorulan soruları yaşı nedeniyle algılayamadığı, bu sebeple poposunun okşanıp okşanmadığını bilmediğini ifade ettiği kanaatinde olduğunu, beyanına itibarın takdirinin mahkemede olduğunu belirttiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure ... kollukta; katılan mağdure ...'la birlikte evlerine yakın şeker dükkânında sanığa "Bize 1 TL'lik şeker ver." dediklerini, sanığın şekeri tarttığını ve kendilerini üç basamaklı merdivenden yukarı çıkardığını, orada büyük bir kitabı açtığını, kitapta şeker resimlerinin olduğunu, sanığın "Bakın bizim şekerlerimiz böyle." dediğini, kendisini kucağına oturttuğunu ve elleriyle poposunu elbisesinin üzerinden okşadığını, aynı şekilde katılan mağdure ...'ın da poposunu elleriyle okşadığını, sonra perdeli başka bir odaya götürüp kendisini kucaklayıp havaya kaldırdığını, o sırada popusunu kendisine doğru sürttüğünü, ardından katılan mağdure ...'ı kucaklamak istediğini, sanığa "Ailemiz bizi merak eder." dediğini, bunun üzerine sanığın kendilerini bırakıp "Eve gidin." dediğini, bu dükkâna daha önce de gittiğini ancak o zaman bu dükkânda bir ablanın olduğunu, mahkemede önceki beyanına ek olarak; kendisini kucaklayıp havaya kaldırdığınıda poposunu sıkıştırdığını, Katılan mağdure ... kollukta; şeker almak için evlerinin altında bulunan şekerciye gittiklerini, sanığın kendisine bir şey yapmadığını ancak katılan mağdure ...'nin kalçasını okşadığını, sanığın kendisini sadece kucağına oturttuğunu, bir şey yapmadığını, mahkemede; sanığın ilk önce şeker göstereceğini söyleyip girişte katılan mağdure ...'nin poposunu okşadığını, kendisinin farkında olmadığını ancak katılan mağdure ...'nin "Senin de poponu okşadı." dediğini, bu okşamayı hissetmediğini, ardından kendilere şeker resimleri göstereceğini söyleyip kapalı bir bölmeye götürdüğünü, orada kendilerine kitaptaki şeker resimlerini gösterdiğimi, o sırada önce katılan mağdure ...'nin poposunu okşayıp kucağına oturttuğu, ardından kendisini kucağına oturttuğunu, sanığın poposunu okşadığını katılan mağdure ...'nin söylediğini ancak kendisinin yine hissetmediğini, ardından kendisinin de kalktığını, sanığın kendilerine Sarelle ve kaşık verdiğini, çikolatayı yediklerini, sonra anneannelerinin merak edeceğini söyleyip evlerine gittiklerini, sorulması üzerine; sarelle alırken kendisini havaya kaldırdığını, poposunu okşayıp okşamadığını bilmediğini, kendisinden önce katılan mağdure ...'yi Sarelle için kaldırdığını ancak katılan mağdure ...'nin yetişemediğini, o sırada sanığın katılan mağdure ...'nin poposunu okşayıp okşamadığının farkında olmadığını, Katılan ...; katılan mağdure ...'ın "Bana da yaptı." dediğini, ilk başta kendisinin kapıda durduğunu, sanığın katılan mağdure ...'yi kucağına aldığını, ardından kendisine de aynı şeyi yaptığını, popolarını okşadığını anlattığını, Katılan ...; katılan mağdure ...'nin annesi olduğunu, 05.06.20 13... .06.2013 tarihinde saat 11.00 sıralarında evlerinin yanında bulunan dükkâna katılan mağdurenin bir şeyler almak için gittiğini, döndüğünde "Anne şeker satan şahıs bana önce eliyle dokundu. Daha sonra iş yerinin üst kısmına çıkardı. Burada bölme gibi bir yer var, bana hitaben 'Size yeni şekerler geldi size tattırıyım.' dedi Birlikte yukarıya çıktık, şahıs burada beni kucağına oturttu. Beni ileri geri doğru iterek taciz etti. Ben de şahsa 'Ben geç kaldım, annemler gelir, beni merak ederler.' deyince şahıs beni bıraktı. Ben de eve geldim." dediğini, Katılan ... mahkemede; şikâyetçi olduğunu, Tanık ...; sanığa ait iş yerinde bir buçuk aydır sigortalı olarak çalıştığını, pazartesi hariç diger günler her gün saat:14.00 sıralarında iş yerine gelip saat 22.00 sıralarında ayrıldığını, iş yerinde kamera kayıt sistemi olduğunu, sanığın kamera kayıt sisteminin iki haftadır arızalı olduğunu söylediğini fakat kendisinin kamera kayıt sisteminin arızalı olup olmadığını kontrol etmediğini, Tanık ...; 05.06.2013 tarihinde saat 11.00 sıralarında sanıktan izin alarak iş yerinden ayrıldığını, iş yerinde sanığın tek başına kaldığını, aynı gün saat 12.00 sıralarında iş yerine döndüğünü, iş yerinde sanığın yalnız olduğunu, iş yerinde çalışan tanık ...'in saat 14.00 sıralarında gelip saat 22.00 sıralarında ayrıldığını, iş yerinde kamera kayıt sisteminin olduğunu, kameranın kayıt cihazına kayıt yaptığını, kamera kayıt cihazının 08.06.2013 tarihinden yaklaşık 10 gün önce arızalı olması nedeniyle sanık tarafından tamir amacıyla götürüldüğünü, 09.06.2013 tarihine kadar iş yerlerinde kamera kayıt sisteminin olmadığını, herhangi bir kamera kaydı da yapılmadığını, Tanık ...; sanığın iş yerine gittiğini, sanığa "Burada birileri benim torunlarıma tacizde bulunmuş." dediğini, sanığın "Hayır böyle bir şey olamaz." şeklinde cevap verdiğini, sanığa "İnşallah olmaz. Polise haber verdim. Geliyor." dediğini, polisleri görünce iş yerinin önüne çıktığını, o sırada sanığın çantasına laptopu ve bir şeyleri koyduğunu gördüğünü, ardından polislerin kendilerini emniyete götürdüklerini, mahkemede; sanıkla aralarında çikolatanın bozulması gibi konularda bir tartışma ya da husumet yaşamadığını, Tanık ... mahkemede; sanığın iş yerine kamera sistemini yaklaşık 3-4 sene önce kurduğunu, sanığın 2 yıldan fazla bir süre önce kendisine kamera sisteminin kayıt yapmadığını söylediğini, bu konuda şikâyeti olduğunu belirterek cihazı söküp kendisine getirdiğini, cihazın harddiskini temizlediğini, kayıt yapmaya başlayınca cihazı birkaç gün sonra iş yerine götürdüğünü ve sanığa teslim ettiğini, bir hafta kadar aynı sorunla sanığın cihazı söküp kendisine getirdiğini, harddiskin garantili olması nedeniyle değiştirdiğini, tekrar cihazı sanığa teslim ettiğini, daha sonra eski diskten istediği bazı kayıtları sanığa verdiğini, Beyan etmişlerdir. Sanık kollukta; iş yerinde kamera kayıt sistemi olmadığını, yine iş yerinde herhangi bir görüntü kayıt etmeye yarayan cihaz bulunmadığını, iş yerinde yazıhane olarak perdeli veya ayrı bir bölüm bulunmadığını, iş yerinde üç basamak ile çıkılan yerde kapı, perde ya da o bölümün görüntüsünü engelleyecek herhangi bir eşya bulunmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, tanık ...'in her gün saat 14.00 sıralarında iş yerine geldiğini, saat 22.00 sıralarında iş yerinden ayrıldığını, ayrıca tanık ...'nin bir aydır iş yerinde sigortalı olarak çalıştığını, ...'nin 05.06.20 13... .06.2013 tarihlerinde 08.30-19.00 saatleri arasında iş yerinde olduğunu, herhangi bir cinsel istismarda bulunmuş olsaydı tanık ...'nin göreceğini, adı geçen çocuklarla hiç yalnız kalmadığını, kendisine iftira atıldığını, mahkemede; kendisine komplo kurulduğunu, gözaltına alındığı tarihten bir ay önce tanık ...'la çikolata iadesi konusunda tartışma yaşadıklarını, tanık ...'ın "Ben sana gösteririm." diyerek iş yerinden ayrıldığını, mağdurların yaşında çocuğu olduğunu, müsnet suçu işlemediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A. Sanık hakkında eksik araştırma sonucu karar verilip verilmediği; 1- Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 2023/540 E. - 2025/264 K. sayılı kararında açıklandığı üzere; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. 2- Ön Soruna Dair Değerlendirme 18.06.2018 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanaklarda meydana gelen çocuğun cinsel istismarıyla ilgili olan bir adet olayı görüntüleyen CD'nin muhafaza altına alındığının ve 05.06.2013 tarihli kamera kaydında saat 11.09.11'de biri uzun biri kısa boylu iki çocuğun sanığa ait iş yerine girdiklerinin, saat 11.18.58'de çıktıklarının tespit edilmesinden sonra sanığın soruşturma aşamasında iş yerinde kamera kayıt sistemi olmadığını, iş yerinde herhangi bir görüntü kayıt etmeye yarayan cihaz bulunmadığını, yine tanık ...'nin kamera kayıt cihazını sanığın tamir amacıyla götürdüğünü, 09.06.2013 tarihine kadar iş yerlerinde kamera kayıt sisteminin olmadığını, herhangi bir kamera kaydı da yapılmadığını belirtmelerine rağmen daha sonra dosyaya sanığa ait iş yerine ait sadece saat 11.00-11.24.25 saatleri arasına ilişkin kamera görüntülerinin sanık müdafisi tarafından sunulması, her ne kadar 24.02.2015 tarihinde bilirkişinin ... adlı iş yerine ait dışarıyı ve yolu gösteren CD'de 05.06.2013 tarih ve saat 11.00.00-11.02.05 zaman aralığında çocukların görüntülerine rastlanılmadığı, 05.06.2013 tarihinde; saat 11.00. 00... .23.30 arasında iş yerinde görüntüdeki erkek şahıstan başka kimsenin bulunmadığı yönünde tespit yapılmış ise de dosyada mevcut olan ... adlı iş yerine ait görüntünün incelenmesinde saat 11.00.20'de sanığa ait iş yerine bir kişinin girmesi, sanığın iş yerinin içini gösteren saat 11.00. 00... .23.30 aralığına ilişkin kayıtta ise iş yerine dışarıdan giren bir kişinin olmaması karşısında sanığa ait iş yerine ilişkin kamera görüntüleri ile ... adlı iş yerine ait görüntülerin eş zamanlı olmadığının anlaşılması ve kovuşturma aşamasında dinlenilen tanık ...in sanığın eski diskten istediği bazı kayıtları sanığa verdiğini ifade etmesi karşısında sanık hakkında eksik araştırmayla hükümler kurulmadığının kabulü gerekmektedir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında eksik araştırmayla mahkûmiyet hükümleri kurulduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B. Sanığın katılan mağdurelere yönelik eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa sarıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğu; 1- İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2019/14-45 E. - 2020/62 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere; Sarkıntılık suçu 765 sayılı TCK'nın 1926 tarihli ilk hâlinde yer almamaktaydı. Bu nedenle sarkıntılık eylemi ya hiç cezalandırılmamakta ya da alenen hayasızca hareket olarak değerlendirilerek cezalandırılmaktaydı (M. Emin Artuk-M. Emin Alşahin, Sarkıntılık Fiili, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016, Cilt 65, Sayı 4, s. 3243.). Ancak "Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler" başlıklı sekizinci babın, ''Cebren Irza Geçen, Küçükleri Baştan Çıkaran ve İffete Taarruz Edenler''e ilişkin birinci fasılda bulunup "Kız ve erkek genç kimselere söz atanlar üç aydan altı aya kadar hapsolunur." şeklinde düzenlenen 421. madde, 08.06.1933 tarihli ve 2275 sayılı Kanun ile "Kadınlara ve genç erkeklere söz atanlar on beş günden üç aya kadar ve sarkıntılık edenler bir aydan altı aya kadar hapsolunur." biçiminde değişikliğe uğrayarak 765 sayılı Ceza Kanunu'nda sarkıntılık suçu hüküm altına alınmıştır. 09.07.1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun ile anılan maddede ön görülen cezalar arttırılmış, Anayasa Mahkemesinin 20.03.2002 tarihli ve 39-35 sayılı kararı ile madde metninde bulunan "genç" sözcüğünün, Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Sarkıntılık suçu 765 sayılı TCK'da bu şekilde yerini almış ise de Kanun'da sarkıntılık eyleminin ne olduğu hususunda bir açıklama yapılmamış, yargısal içtihatlar ve öğretideki görüşler vasıtasıyla tanımı yapılarak uygulamaya yön verilmiştir. Bu bağlamda sarkıntılık suçu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun; 16.09.1963 tarihli ve 47-47 sayılı, 06.12.1979 tarihli ve 432-459 sayılı, 26.12.1988 tarihli ve 287-557 sayılı, 19.02.2002 tarihli ve 44-175 sayılı kararlarında; "belirli bir kimseye karşı işlenen ve o kişinin edep ve iffetine dokunan ani ve hareketler yönünden kesiklik gösteren edepsizce davranışlar", 10.10.1988 tarihli ve 329-344 sayılı kararında "şehvet hissi ile başkalarını rahatsız edecek davranışların sürdürülmesi", 03.02.1998 tarihli ve 344-10 sayılı kararında ise; "belirli bir kimseye karşı şehvet amacıyla işlenen, edep ve iffete saldırı teşkil eden ani hareketler yönünden kesiklik gösteren edepsizce davranışlardır. Her biri söz atma niteliğinde olan eylemlerin, sırnaşıkca bir hâl alması hâlinde eylemlerin tümü sarkıntılık suçunu oluşturmaktadır." şeklinde açıklanmıştır. Doktrinde ise sarkıntılık ; "Bir erkek tarafından, kadın, kız veya genç erkeğe karşı aleniyet şartı aranmaksızın, ırza geçme veya tasaddi suçlarının teşebbüs derecesini de teşkil etmeyen, mağdur üzerinde devamlılık arz etmeyen ve fakat vücutta temasın da şart olmadığı, söz, yazı veya diğer hareketlerle gerçekleştirilen temelinde cinsel dürtünün bulunduğu fiiller" (Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 3. Bası, Beta Yayınevi, 1991, s. 382.), "Bir şahsa karşı, onun rızası hilafına olarak şehvet maksadile, söz, fiil ve hareketle, edep ve iffete tecavüz teşkil edecek surette ve fakat ırza tecavüz ve tasaddi cürümlerine veya bunların teşebbüsüne varmıyacak şekilde yönelen tecavüzler" (Sulhi Dönmezer, Ceza Hukuku Hususi Kısım. Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler, 5. Bası, 1983, s. 190) biçimdeki görüşler ile tanımlanmaya çalışılmıştır. Sarkıntılık suçundan daha ağır nitelikteki ırza tasaddi suçu anılan Kanun'un 415. maddesinde "Her kim 15 yaşını bitirmiyen bir küçüğün ırz ve namusuna tasaddiyi mutazammın bir fiil ve harekette bulunursa iki seneden dört seneye ve bu fiil ve hareket yukarki madddenin ikinci fıkrasında yazılı şartlar içinde olursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur." 416. maddesinin ikinci fıkrasında ise "Yine bu suretle ırz ve namusa tasaddiyi tazammun eden diğer bir fiil ve harekette bulunursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur." şeklinde düzenlenmiş olup Yargıtay Ceza Genel Kurulunun; 13.05.1963 tarihli ve 30-29 sayılı kararında; "Irz ve namusa tasaddiyi meydana getiren hareketler cinsel birleşme kastını ve amacını gütmeyen ve mağdur üzerinde doğrudan doğruya işlenip nitelikleri bakımından şehvete ilişkin türlü davranışlardır." 19.02.2002 tarihli ve 44-175 sayılı kararında "Şehevi duyguların cinsel birleşme dışında tatminine yönelik, sarkıntılık boyutunu aşan ve devamlılık gösteren davranışlar" 24.05.2005 tarihli ve 34-54 sayılı kararında "Cinsel ilişki derecesine varmayan, mutlaka mağdurla bedeni teması gerektiren ve devamlılık gösteren şehevi hareketler" olarak tanımlanmıştır. Bu suç doktrinde de; "Tasaddide kast; şehevi ihtirasın, cinsi münasebet derecesine varmayan iptidaî şekillerde fiilen teskin ve tatmin kastıdır. Bianenaleyh, bu maksatla başlayan tasaddiler mesela maksadına meyil ve rıza uyandıracak telkinatta bulunmak, resimler göstermek, sözler söylemekten başlayarak şehvet tahrik edici yerlerini tutmak, tutturmak, açmak, açtırmak, öpmek, sıkmak, istimna yapmak veya yaptırmak ve nihayet badana yapmak gibi mütedariç ve müteselsil fiil ve hareketlerin bir kaçını ihtiva edebilir. Ve mâniaya uğramadıkça şehvetini teskine kadar devam eyler. Zaman bakımından sürekli ve hareketler yönünden zincirleme şehvet davranışları vardır. Suçlunun mağdur üzerinde şehvet hareketleri yapması ile suç tamam olur." şeklinde açıklanmış, sarkıntılık suçundan farkı da "sarkıntılıkta ise şehevi hareketlerin fiili şekli öpme, sıkma gibi mücerret ve müntaki gibi bir hareket olması lazımdır. Sarkıntılıkta zaman bakımından ani, eylemler yönünden kesik hareketler söz konusudur." düşünceleriyle izah edilmiştir (Vural Savaş, Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, Seçkin Yayınevi 1. Bası, 1995, 3. Cilt, s. 3664). 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği ilk hâlinde "sarkıntılık" kavramına yer verilmemiş olup 6545 sayılı Kanun öncesi TCK'nın "Cinsel saldırı" başlıklı 102. maddesi; "(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. ...." şeklinde düzenlenmiş iken 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu madde; "(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. ..." biçiminde son hâlini almıştır. Kanun'un "Çocukların cinsel istismarı" başlığını taşıyan 103. maddesinin uyuşmazlık konusuna ilişkin kısmı; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, Anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. ..." şeklinde iken, 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. ..." biçiminde değişikliğe uğramış, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile de; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz. ...." şeklinde yeniden düzenlenerek son hâlini almıştır. TCK'nın 102. ve 103. maddelerinde değişiklik öngören 6545 sayılı Kanun'a ilişkin Hükumet Tasarısının 42... . maddelerde sarkıntılık ibaresi kullanılmamış, her iki madde için de "Fiilin ani hareketle işlenmesi hâlinde" faile daha az ceza verileceği belirtilmiştir. Anılan 42. maddeye ilişkin olarak Tasarı'nın gerekçesinde; "Türk Ceza Kanununun 1 02... üncü maddelerinde tanımlanan suçların temel şekli ile 105 inci maddesinde tanımlanan cinsel taciz suçu arasındaki ayırım ölçütü, fiziksel temastır. 105 inci maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için mağdurun vücuduna fiziksel bir temas söz konusu değildir. Buna karşılık, cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olarak mağdurun vücuduna fiziksel temasta bulunulması halinde, mağdurun çocuk olup olmamasına göre 1 02... üncü maddede tanımlanan suçlardan biri oluşmaktadır. Tasarıyla, bu iki maddede tanımlanan suçların temel şeklinden dolayı verilecek cezaların artırılması öngörüldüğünden, somut olayın özelliklerine göre ani hareketlerle yapılan cinsel saldırılar bakımından ceza miktarının suçun temel şeklinden daha az bırakılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, maddenin birinci fıkrasına hüküm eklenmekte ve ani hareketle yapılan dokunuşta maddenin mevcut metnindeki cezanın verilmesi sağlanmaktadır. Diğer yandan, cinsel taciz suçuyla bir karışıklığa neden olabileceği mülahazasıyla 'sarkıntılık' ibaresinin yerine 'suçun ani hareketle işlenmesi' ibaresi tercih edilmiştir.” açıklamalarına yer verilmiş, çocuğun cinsel istismar suçunda "suçun ani hareketle işlenmesi" hâline ilişkin 43. maddenin gerekçesinde ise 42. maddeye atıf yapılmıştır. Ancak Adalet Komisyonunda verilen önerge üzerine yapılan görüşmelerde; özetle ''ani hareket'' kavramının tereddütlere yol açacağı, bu nedenle kriterleri bilinen ve uygulamanında doğru anlayıp yorumlayacağı önceki Kanun'da yer alan ''sarkıntılık'' kavramına dönüldüğü şeklindeki görüş ve düşüncelerle önerge kabul edilerek "ani hareket" yerine "sarkıntılık" ibaresi tercih edilmiştir. Bu durum Komisyon gerekçesinde; "ani hareket kavramının tartışmalı olması nedeniyle sarkıntılık kavramının kullanılması amacıyla verilen önergenin kabul edilmesi gerektiği..." biçiminde açıklanmıştır (tbmm.gov.tr /develop /owa /komisyon_tutanaklari. Goruntule? pTutanakId=722, Erişim tarihi, 22.01.2020). Görüldüğü üzere Hükûmet Tasarısı'nda yer alan "fiilin ani hareketle işlenmesi" yerine cinsel saldırı veya istismarın "sarkıntılık düzeyinde kalması", 6545 sayılı Kanun ile TCK'nın hem 102 hem de 103. maddesinde daha az cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak düzenlenmiş, ancak kanun koyucu 765 sayılı Kanun'da olduğu gibi sarkıntılık eylemini tanımlamamıştır. Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğü'nde "sarkıntılık" “Genellikle, kadınlara sataşma, laf atma, rahatsız etme, huzur bozma, tasallut.” olarak tanımlanmıştır. Sözlük'te "ani" kelimesinin "Ansızın yapılan, ansızın ortaya çıkan, ansızın ve birdenbire", "kesik" ibaresinin " Kısa, aralıklı, kesilerek bozulmuş olan ve kesilmiş olan", kesintili kelimesinin ise "ara verilerek yapılan" şeklinde anlamlar içerdiği belirtilmektedir. TCK'da yer alan "sarkıntılık" eylemi, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin temyiz davalarına bakmakla görevli olan Özel Dairenin birçok kararında "Belirli bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ani ve kesiklik gösteren devamlılık arz etmeyen hareket ya da hareketler'' ve ''Ani, kesintili ve süreklilik arz etmeyen hareketler'' şeklinde tanımlanmış olup ayrıca eylemin "sarkıntılık" aşamasında kalıp kalmadığı değerlendirilirken "fiillerin kısa süreli, ani, kesintili olması ve fail tarafından kendiliğinden sonlandırılması" biçimindeki kriterlerin de göz önüne alındığı görülmektedir. 6545 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası TCK'nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı ile aynı Kanun'un 103. maddesinde düzenlenen çocukların cinsel istismarı suçlarına ilişkin olarak mağdurun yaşı dışında gerçekleştirilen fiil yönünden farklı bir durum arz etmeyen "sarkıntılık" suçu/eylemi öğretide de; "Mağdurun vücuduna temas içeren ve ani hareketlerle gerçekleştirilen cinsel davranışlar sarkıntılık, mağdurun vücuduna temas içeren ve sırnaşık hareketlerle gerçekleştirilen cinsel davranışlar basit cinsel saldırı veya basit cinsel istismar suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Failin vücuda temas içeren davranışının yoğunluğu, etkisi ve devamlı olması dikkate alındığında sarkıntılık değil, mağdurun yaşına göre, basit cinsel saldırı veya basit cinsel istismar suçu oluşacaktır." (M. Emin Artuk-Ahmet Gökçen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2019, s. 367-369.), "Mağdur üzerinde işlenen (yani, bedensel temas içeren) ve vücuda organ ve cisim sokma düzeyine varmayan, ani olmayıp süreklilik gösteren şehevi hareketler, TCK m. 102/1, c.1 ile cezalandırılacaktır. Buna karşılık ani ve kesiklik gösteren davranışlar TCK m. 102/1, c.2 kapsamına girmektedir. Süreklilikten kasıt, eylemin eylemin uzunca bir süreye yayılmış olması veya illa birden çok tekrarlanmış olması demek değildir. Önemli olan mağdur üzerinde doğrudan işlenen, devamlılık gösteren, cinsel isteklerin doyurulmasına ya da kışkırtılmasına yönelik her türlü şehvete ilişkin davranışların varlığıdır. Hangi davranışların bu nitelikte olduğu, söz konusu davranışın yoğunluğuna, etkisine, devam süresine bağlı olarak her somut olay açısından ayrıca ele alınması gereken bir konudur." (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, 17. Baskı, Ankara 2019, s. 392-393.), "Cinsel saldırının ısrarcı bir hâl almadığı, basit bir düzeyde kaldığı, ani ve kesik hareketlerle gerçekleştirildiği hâller" (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2019, s. 342.), "Vücuda temas eden ve cinsel anlam içeren fiiller şehevi hisleri tatmine yönelmese de ani-süreksiz-kesintili olsa da belli bir yoğunluğa ve ağırlığa ulaşmasa da sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçu oluşacaktır. Cinsel istismar suçunda sarkıntılık şeklindeki davranışların, cinsel saldırı suçunda sarkıntılık fiilleri bakımından belirtilen yoğunluğa erişmesi gerekmemekte, vücuda temas şartı da bu nedenle aranmamalıdır." (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2019, Seçkin Yayınevi, 14. bası, s. 330-363.), "Kişinin cinsel özgürlüğünü ihlal etmeye elverişli ani gelişen ve süreklilik arz etmeyen (kesiklik gösteren) cinsel davranış" (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2017, s. 161.), "Ani hareketle yapılan basit cinsel saldırı suçu" (S. Sinan Kocaoğlu, Yargı Kararları Işığında Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Yetkin Yayınevi, Ankara 2016, s. 126.), "TCK 102/1 son cümle ile adeta eski Kanun sistemine dönülmüş ve bir geçiş yaratılmıştır." (Pınar Memiş Kartal, Özel Ceza Hukuku Kişilere Karşı Suçlar, İstanbul 2017, Onikilevha Yayınevi, Cilt 2, s. 473.), "Vücuda temas eden ve şehevi hislerin tatminine yönelmeyen, daha az yoğun, ani, süreksiz ve zayıf boyutlu filler sarkıntılık suçunu -TCK 103- oluşturacaktır." (Gülşah Bostancı Bozbayındır, Özel Ceza Hukuku Kişilere Karşı Suçlar, İstanbul 2017, Onikilevha Yayınevi, Cilt 2, s. 521.), şeklinde tanımlanarak yorumlanmış ve basit cinsel istismar (veya basit cinsel saldırı) suçundan farkı ortaya konulmuştur. 765 sayılı TCK döneminde sarkıntılık suçu için bedensel temas şart olmayıp söz atmanın sırnaşıkça bir hâl alması veya bedensel temas içermeyen el kol hareketi yapma, cinsel organ gösterme, öpücük atma gibi davranışlarda bulunulması durumlarında da bu suç oluşabilmekteydi. Ancak 5237 sayılı TCK'da sarkıntılığa 1 02... . maddelerde yer verildiğinden bedensel temasla işlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bedensel temas içermeyen cinsel organ gösterme, öpücük ve laf atma gibi davranışlar TCK'nın 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturacaktır. Bu nedenle 5237 sayılı TCK'da yer alan "sarkıntılık" bedensel temasla işlenmesinin şart olması bakımından 765 sayılı Kanun'da düzenlenen "sarkıntılık"tan ayrılmaktadır. Yine sarkıntılık suçunun düzenlendiği bölüm açısından da her iki Kanun arasında fark bulunmaktadır. Zira 765 sayılı TCK döneminde "Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler" babının ''Cebren Irza Geçen, Küçükleri Baştan Çıkaran ve İffete Taarruz Edenler'' faslında, 5237 TCK'da ise "Kişilere Karşı Suçlar" kısmının "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Sarkıntılığa ilişkin 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK arasında yukarıda izah edilen farklar bulunmakta ise de bedensel temas içeren eylemler açısından ortak yönlerin de bulunduğu göz önüne alınmalıdır. 5237 sayılı TCK'da da tanımı bulunmayan "sarkıntılık" suçu daha önce olduğu gibi yargısal içtihatlar ve öğretideki görüşler vasıtasıyla anlamını bulacak ve suçun sınırları belirlenecektir. Bu kavramı, her olayı kapsayacak şekilde tanımlama imkânı bulunmayıp eylemler kendi içerisindeki özelliklere göre değerlendirilecek ise de belirlilik ilkesinin temini ve uygulama birliğinin sağlanması bakımından sarkıntılık eyleminin ne olduğuna ilişkin genel bir çerçeve çizilmesi ve birtakım kriterler ile prensipler belirlenmesinde de zaruret vardır. 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklerle basit cinsel saldırı ve çocuğun basit cinsel istismarı suçlarına ilişkin yaptırımlar önemli bir şekilde arttırıldığından kanun koyucu sarkıntılığı daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlemiştir. Adalet Komisyonu değişiklik gerekçesi, kanun koyucunun amacı ve 765 sayılı TCK'ya ilişkin benzer yönler dikkate alındığında, 5237 sayılı TCK'da sarkıntılık; bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, basit cinsel saldırı veya çocuğun basit cinsel istismarı yoğunluğuna ulaşmayan, devamlılık göstermeyen ani ve kesintili davranış veya davranışlar olarak kabul edilmelidir. Birbirini takiben yapılıp mağdurun vücudunun bir çok değişik bölgesine dokunma eylemlerinin ani ve kesintili sayılayamayacağı da göz önüne alınmalıdır. Öte yandan sarkıntılığı aşan ancak vücuda organ veya sair bir cisim sokma veya bunlara teşebbüs boyutuna ulaşmayan cinsel amaçlı bedensel temasla gerçekleştirilen eylemler basit cinsel saldırı (mağdurun yaşına göre çocuğun basit cinsel istismarı) suçunu oluşturacaktır. Bu anlamda failin, mağdurun kalçasına dokunup kaçması, cinsel amaçla mağduru yanağından öpmesi, mağdurun göğsüne dokunması gibi davranışlar sarkıntılık suçunu, mağdurun önce yanağını öpüp sonra vücudunu okşayıp kucağına oturtması, kendi elbiseleri ile mağdurun elbiselerini çıkarak cinsel organıyla mağdurun anüsüne (veya vajinasına) sürtünmesi, mağdurun göğüsleri ile vücudunun sair yerlerini okşayıp mağdura cinsel organını tutturması şeklindeki davranışları ise mağdurun yaşına göre basit cinsel saldırı veya çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacaktır. Nitekim Yüksek Ceza Genel Kurulu 11.06.2020 tarihli ve 201-287 sayılı kararında; "katılan mağdureyi dudağından öpmeye çalışma ve pantolonunun arka cebine elini sokarak poposuna dokunma şeklindeki, ayrı ayrı her biri ani nitelikteki, kesiklik gösteren ve devamı bulunmayan eylemleri,", 23.06.2020 tarihli ve 221-312 sayılı kararında; "..sanığın katılan mağdureye yönelik daha önce gerçekleştirdiği bedensel temas içeren göğsünü sıkma ve 22.03.2017 tarihindeki elini katılan mağdurenin omzuna atıp göğüslerini elleme şeklindeki eylemleri", 25.05.2021 tarihli ve 168-220 sayılı kararında; "Sanığın mağdureler ... ve ...’a karşı farklı zamanlarda göğüslerine dokunma şeklindeki ani hareket niteliğinde ve kendi içerisinde süreklilik göstermeyen kesintili ve kısa süreli ve devamı olmayan eylemleri", 08.12.2022 tarihli ve 157-783 sayılı kararında; "...katılanı kolundan tutması, katılanın korkarak bırakmasını söylemesi üzerine 'Gel seninle beraber olalım. Ondan sonra bırakayım.' demesi şeklindeki cinsel amaçlı fiziksel temas içeren eylemi," ve 03.05.2023 tarihli ve 418-248 sayılı kararında; "Sanığın mağdureye yönelik asansörde gerçekleştirdiği cinsel organını mağdurenin kalçasına temas ettirme şeklindeki ani, kesintili ve belli bir yoğunluk veya ağırlığa ulaşmadığı değerlendirilen eylemi" sarkıntılık kapsamında kabul etmiştir. Ancak Yüksek Kurul 06.02.2020 tarihli ve 45-64 sayılı kararında; "Müdür yardımcısı odasında bulundukları süre zarfında sanığın, katılan mağdurenin önce bacaklarının üst tarafına, daha sonra diz kapağı kısmına, ardından tekrar bacağına dokunduğu, yine katılan mağdurenin beline dokunması üzerine katılan mağdurenin 'Huylandım tikim var.' demesine karşın eylemini tekrar ettiği, en son katılan mağdure odadan çıkmak isterken onu kendisine çekip kıyafetleri üzerinden cinsel organıyla kalçasına temasta bulunduğu,", 28.05.2020 tarihli ve 47-244 sayılı kararında; "Mağdurenin iş vereni olan sanığın, kendisi tarafından kullanılan odada mağdureyle birlikte bulundukları sırada önce mağdurenin tek elini tutarak okşaması, sonrasında ayağa kalkarak iki eliyle onun beline sarılıp saçlarını okşaması, mağdurenin önce alnından sonra iki yanağından öpmesi, sanığın 'Bir de ortadan öpeyim.' demesi üzerine mağdurenin geri çekilmesi, bunun üzerine sanığın mağdureye 'Korkuyor musun?, Elin ayağın titriyor. Sen de beni öp.' diyerek yanağını uzatması, mağdurenin kendisini geri çekmeye çalışarak sanığa ters bir şekilde bakmasından sonra sanığın mağdureye tekrar belinden sarılarak kendi yanağını öptürmesi, sonrasında mağdurenin rahatsızlık hissettiğini açık bir şekilde göstermesi,", 16.06.2020 tarihli ve 172-294 sayılı kararında; "sanığın, katılan mağdurenin havlu kabini içerisinde çalıştığı esnada arkasından sessizce gelmesi nedeniyle çarpışmalarından sonra iyi olup olmadığını sorma bahanesiyle kendisine doğru çektiği katılan mağdureye bir dakika boyunca cinsel organını dokundurması, bu süre zarfınca katılan mağdurenin göğüslerinin sanığın vücuduna değmesi, daha sonraki günlerde de sanığın katılan mağdureye anlık temaslarda bulunup sürtünmesi, katılan mağdurenin sanığı bu davranışları nedeniyle bir kez uyarmasına rağmen sanığın, 21.06.2016 tarihinde katılan mağdureyi depoda görevlendirmesinin ardından ateşini ölçme bahanesiyle dört kez alnına dokunarak kontrol ettikten sonra beşinci kez katılan mağdurenin yanına gittiğinde iki eliyle yüzünü sıkıca tutarak dudaklarından uzun bir süre öpmesi ve göğüslerini ellemesi," 24.05.2023 tarihli ve 139-306 sayılı kararında; "...sanığın ilk önce mağdurenin cinsel bölgesine dokunup bu durumu bir müddet devam ettirmesi, ardından mağdurenin elini tutarak kendi cinsel organına dokundurması ve daha sonra mağdureyi yanağından öpmesi şeklindeki eyleminin ani nitelikte olduğu ve kesiklik gösterdiği sonucuna varılmasının mümkün olmadığı göz önüne alındığında, sanığın mağdureye yönelik cinsel organına dokunarak söz konusu durumu bir müddet sürdürmesi, devamında kendi cinsel organına mağdurenin elini dokundurması ve yanağından öpmesi", şeklindeki eylemlerin, sarkıntılık boyutunu aştığını, birbirini takiben yapılıp mağdurun vücudunun birçok değişik bölgesine dokunma eylemlerinin ani ve kesintili sayılayamayacağını, eylemlerin kendi içerisinde devamlılık göstermesi ve uzun sürmesi durumlarında vücuda organ veya sair bir cisim sokma veya bunlara teşebbüs boyutuna ulaşmayan cinsel amaçlı bedensel temasla gerçekleştirilen sarkıntılığı aşan eylemlerin mağdurun yaşı da dikkate alınmak suretiyle 6545 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası TCK'nın 102. maddesinde düzenlenen basit cinsel saldırı veya aynı Kanun'un 103. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacağı sonucuna ulaşmıştır. 2- Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemece katılan mağdurelerin şeker almak amacıyla sanığın dükkânına gittikleri, sanığın söz konusu şekerleri tartıp her iki mağduru üst katta bulunan yazıhane bölümüne çıkarttığı, şeker resimlerinin olduğu kitapçığı gösterdiği, bu kitapçığı inceleyen katılan mağdure ...'yi kucağına oturtup poposunu elleri ile okşadığı, katılan mağdure ...'a karşı da aynı eylemi tekrarladığı, daha sonra katılan mağdure ...'nin ailesinin kendisini merak edeceğini söylemesi üzerine katılan mağdureleri bıraktığı kabul edilen olayda; Yaşları olay tarihinde 9 yıl 5 ay ve 6 yıl 11 ay olan katılan mağdurelerin olay günü şeker almak için gittikleri sanığa ait iş yerinde kaldıkları 9 dakika içerisinde sanığın katılan mağdurelere önce tartıp şeker vermesi, ardından dört basamaklı merdivenle çıkılan yazıhane bölümüne çıkararak kitapçıktaki şekerleri göstermesi, devamında kucağına oturtarak kalçalarını okşaması, daha sonra katılan mağdure ...'yi yukarı kaldırıp kalçasını kendisine doğru sürtmesi şeklindeki eylemlerinin ne kadar sürdüğü yönünde dosyada bir delil olmaması, eylemlerinin ani ve kesintili olup olmadığı noktasında şüphe bulunması ve bu şüphenin de sanık lehine değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, sanığa isnat olunan suçun daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl olan sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismar suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılan mağdurelere yönelik eylemlerinin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.11.2023 tarihli ve 11884-7332 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 04.05.2015 tarihli ve 256-176 sayılı sanık hakkında katılan mağdurelere yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanığın eylemlerinin sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.10.2025 tarihli müzakerede ön sorun bakımından oy çokluğuyla asıl uyuşmazlık konusu yönünden ise yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 22.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla