İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/453 Karar: 2025/175 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/453 K.2025/175

Ceza Genel Kurulu 2024/453 E. , 2025/175 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/109703 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3611-1258 I. HUKUKÎ SÜREÇ Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılama sonucunda sanık ...’nun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/453 E. , 2025/175 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/109703 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3611-1258 I. HUKUKÎ SÜREÇ Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılama sonucunda sanık ...’nun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/453 E. , 2025/175 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/109703 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3611-1258 I. HUKUKÎ SÜREÇ Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılama sonucunda sanık ...’nun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.11.2018 tarihli ve 111-673 sayılı hükmün, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 26.11.2020 tarih ve 3611-1258 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 06.12.2023 tarih ve 29335-10084 sayı ile; hükmün onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 23.02.2024 tarih ve 109703 sayı ile; "...Başka dosya sanıkları ..., ..., ... hakkındaki mahkumiyetlerin, anılan şahısların sanık ile birlikte örgüt tarafından takibe alındıkları, sanık ... tarafından; Kayseri ... ilçesinde örgüte ait dershane de örgüt mensuplarınca eğitilerek askeri okul sınavlarına hazırlandıklarını kendisi, ..., ..., ... ile grup olduğunu, lise son sınıfa kadar bu şekilde örgüt kontrolünde kaldıktan sonra örgüte ait olmayan bir dershaneye kayıt yaptırılarak mahremiyetlerinin sağlandığını, devamında da gruptaki herkesin örgütün hedeflediği askeri birimlere yerleştirildiklerini, hatta tayin olduğu Mardin ilinde takibin ve görüşmelerin devam ettiğini ifade ettiği görülmüştür. Yukarıda yer verilen açıklamalardan anlaşılacağı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun aynı hücredeki örgüt mensupları bakımından eylemlerin, yer, zaman ve niteliği itibariyla aralarındaki bağlantı nedeniyle bir arada değerlendirilmesi, unsurları bakımından eylem sanıklarına aynı şekilde uygulanması, kararlarda istikrar açısından zorunludur. Buna göre eylemler birlikte değerlendirilerek sürekliliğin ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla, mevcut deliller arasındaki bağlantı gözetilmeden eksik incelemeyle karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Ayrıca, sanığın ast subay olarak görev yapmış olması, TSK içindeki mensuplarında gizliliğin ankesör/sabit hatlardan arama suretiyle sağlandığının anlaşılması karşısında, sanığın bağlı bulunduğu üs komutanlıklarına bildirdiği cep telefonları ile bunlar haricinde operasyonel hat kullanıp kullanmadığının tespiti için, hesaplarının bulunduğu banka, elektrik ve su idaresi ÖSYM gibi kurumlara bildirmiş olduğu başkaca cep telefonu hattı bulunup bulunmadığının sorulması, söz konusu başkaca operasyonel hat kullanımının tespiti halinde bu hatta ilişkin varsa sabit/ankesörlü hatlardan irtibat kurma yöntemine ilişkin emniyet birimlerince düzenlenen kişiselleştirilmiş ayrıntılı analiz raporlarının temin edilmesi, ayrıca Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK’dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının '0' saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi; sanığın görev yaptığı şehirlerde sabit/ankesörlü hatlardan ardışık arama kayıtlarının bulunup bulunmadığı da araştırılarak varsa buna ilişkin analiz raporlarının istenilmesi, ardışık aramalar kapsamında arandığı diğer asker şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı hususunun araştırılması, sanıkla ardışık arandığı tespit edilen kişilerin dinlenmesi, UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasından sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığının araştırılması, varsa beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilmesi, elde edilen tüm bilgi ve belgelerin 5271 sayılı Kanun’un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiisine okunarak, diyecekleri sorulduktan sonra sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilip bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının hukuka aykırılık olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 14.05.2024 tarih ve 3446-6741 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Jandarma astsubay olarak görev yapmakta iken hakkında soruşturma başlatıldıktan sonra görevinden uzaklaştırılan sanık hakkında tanık ... soruşturmada; 2004 yılında ... ... Öğretmen Lisesine başladığını, aynı dönem öğrenim gördüğü öğrencilerden olan sanığın da yapının yönlendirmesiyle astsubay olduğunu bildiğini, Talimat duruşmasında; sanığı lise yıllarından tanıdığını, lisede farklı sınıflarda olduklarını, lise son sınıfta sanıkla ...'ın bir dershaneye gittiklerini bildiğini, ancak dershanenin adını bilmediğini, ...'la konuştuğunda ...'la kendisinin aynı grupta olduğunu söylediğini, ... ile ...'ın Kara Harp Okulunda okuduklarını, sanığın ise jandarma astsubay okuluna hazırlandığını bildiğini, ancak burada okuduğu ve çalıştığı sırada örgütün faaliyetlerine katılıp katılmadığı hususunda bir bilgisinin olmadığını, lisedeyken sanığın FETÖ/PDY'nin herhangi bir faaliyetine katıldığını görmediğini fakat sanığın ...'la aynı dershaneye gitmesi, ... ile ...'ın aynı ekipte yer alması ve sanığın astsubay olmasının kendisine sanığın FETÖ/PDY mensubu olduğu izlenimini verdiğini, hazırlıkta da bu yüzden o şekilde beyanda bulunduğunu, Tanık ...; ...’de bulunan Gülen cemaatine ait ... Dershanesine kayıt yaptırıp yaklaşık yarım dönem gittiğini, bu dershaneye giderken bir gün ders arasında ... isimli şahsın gelerek askerî sınavlara hazırlanacak şahısları bir grup yapıp ders çalıştıracaklarını söylediğini, daha sonra kendisiyle ..., ... ve sanığı bir grup yaptığını, ...'de bulunan cemaate ait bir eve haftada bir veya iki gün giderek ders çalıştıklarını, bu evde başlarında ... isimli bir şahsın durduğunu ve ders çalıştıktan sonra adı geçen şahsın kendilerine namaz kıldırıp arada sırada da ...'in kitaplarıyla dinî kitaplar okuttuğunu, hatta okudukları kitapların, kıldıkları namazların ve izledikleri sohbet videolarının sayılarına ilişkin haftalık olarak tuttuğu çeteleyi ...'a verdiğini, belirtilen ders çalışma sürecinin 2008 yılının yarıyıl tatiline kadar devam ettiğini, bu sırada cemaate ait ... Dershanesine gittikleri için ...'ın kendisiyle arkadaşlarını bu dershaneden alıp cemaatle alakası olmayan ... Dershanesine kayıt ettirdiğini, buraya 4. sınıfın ikinci yarısında yani 2009 yılında yarım dönem gittiklerini, 2009 yılında üniversite sınavlarına az bir zaman kala ...'ın bu gruptan sanığı ayırıp askerî okula giremeyeceğini söylediğini, ancak sanığın daha sonradan jandarma astsubay olduğunu ve FETÖ/PDY soruşturması kapsamında açığa alındığını duyduğunu, Tanık ...; sanığı 2005-2009 yılları arasında tanıdığını, ... ilçesinde aynı lisede farklı sınıflarda okuduklarını, fazla bir samimiyetlerinin bulunmadığını, sanığın ismini de kendisinden önce beyanı alınan ... verdiği için ifadesinde söylediğini, lisenin son dönemlerindeyken sanığın askerî okullara gitmek istediğini bildiğini, kendi grubunun içerisinde de sanığın cemaat tarafından askerî okullara hazırlandığını duyduğunu ancak doğrudan bir görgüsünün bulunmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık; suçlamaları kabul etmediğini, hakkında teşhiste bulunan ve ifade veren ... ve ...'la husumetinin olmadığını, ancak adı geçenlerin isimlerini vermesi üzerine kendisiyle aynı dönemde ... Lisesinde okuyan herkesin ifade verdiğini, etkin pişmanlıktan faydalanmak için sadece kendisinin değil başka birçok kişinin de ismini vererek iftira attıklarını, astsubay olmadan önce dershaneye gittiğini ancak bu dershanenin FETÖ ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, bu örgütün dershanelerine hiçbir zaman gitmediğini, ... ve ...'ı tanıdığını, ... ile sekiz yıldır konuşmadığını, ...’ın ise çok yakın arkadaşı olduğunu, liseden sonra birçok okulu kazandığını, hatta Harp Okuluna gidip subay olabileceğini ancak ailesi kendisini okutacak maddi duruma sahip olmadığından en kısa zamanda meslek sahibi olabilmek için astsubay olmayı tercih ettiğini, FETÖ ile bir bağı olsaydı başka bir okulda okutulmakta güçlük çekmeyeceğini ve kendisine gereken imkânın sağlanacağını, savunmuştur. V. GEREKÇE Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ile bu suçların temyiz incelemesiyle görevli Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı ilamında açıklandığı üzere; Örgüt üyesi, örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibarıyla süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Vesile Sonay Evik, "Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 383 vd.). Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin suç işlemek amacı olması aranır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Özel Kısım, s. 263-266; Uğur Alacakaptan, "Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 28; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 280). Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). TCK’nın "Hata" kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir. Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi durumunda ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının anayasal düzeni zorla değiştirmeyi, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut exante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibarıyla kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Öte yandan Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda reddolunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, "İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi", Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK'nın 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı kararı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK'nın 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı kararı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın 2005-2009 yıllarında lise öğrenciliği döneminde örgüte ait dershaneye gitmek ve öğrenci evlerinde kalmaktan ibaret eylemlerinin, vuku bulduğu tarihler itibarıyla niteliği ve örgütle irtibat derecesi nazara alındığında, FETÖ/PDY'nin nihai amacını ortaya koyan kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra örgütsel herhangi bir irtibat ve faaliyetinin tespit edilemediği olayda; örgüt üyeliği suçu için öngörülen süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk boyutuna ulaşmayan davranışlarının sempatizan düzeyinde kaldığı görüldüğünden in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında verilen beraat kararının isabetli olduğu, itiraznamede belirtilen araştırmaların ulaşılan sonucu değiştirmeyeceği ve dosyaya herhangi bir yenilik katmayacağı, dolayısıyla eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.03.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 16.04.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla