İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/464 Karar: 2025/349 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/464 K.2025/349

Ceza Genel Kurulu 2024/464 E. , 2025/349 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/87718 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 964-1189 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 53. maddeleri uyarınca 20 yıl

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/464 E. , 2025/349 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/87718 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 964-1189 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 53. maddeleri uyarınca 20 yıl

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/464 E. , 2025/349 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/87718 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 964-1189 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 43/1, 53. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.04.2023 tarihli ve 195-95 sayılı resen istinafa tabi hükmün, sanık müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından da istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 14.06.2023 tarih ve 964-1189 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafileri ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.12.2023 tarih, 10637-8683 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "Sanığın atılı suçu işlediğine dair somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı" düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.03.2024 tarih ve 87718 sayı ile; "...Mağdurenin 2016 yılında maruz kaldığını beyan ettiği eylemlerle ilgili olarak tanık ...'nın da anlatımına göre Katılan ...'ya bilgi verilmesine rağmen sadece psikolojik destek almakla yetinmlerine, olayın ancak mağdureye yönelik başka bir eylemin, okuduğu okulun rehberlik öğretmenine mağdurece anlatılması nedeniyle alınan ifade sırasında yaklaşık beş yıl sonra ortaya çıkmış olmasına, sanıkça mağdurenin olay tarihlerinde bisikletle gezdirildiğinin ve yakın tarihlerde üç kez telefonla arandığının tespit edilmiş olmasının atılı suçun işlendiğine delalet etmeyeceğine göre, sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeter delil bulunmadığı" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9.Ceza Dairesince 05.06.2024 tarih, 3250-5663 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 26.11.2021 tarihinde adli görüşmeci tarafından düzenlenen adli görüşme değerlendirme raporunda; katılan mağdurenin olayı anlatım biçimi dikkate alındığında olayların yaşanmış olabileceğinin bildirildiği, 31.12.2021 tarihinde Kocaeli Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen raporda; katılan mağdurenin normal zekâ düzeyinde olduğu, yaşadığı ilk olaydan ötürü "travma sonrası stres bozukluğu" güncel olarak ise "eşi altı travma bozukluğu ve majör depresif bozukluk" tanısı bulunduğu, ancak bu durumun beyanlarına itibar edilmesine engel olmadığının belirtildiği, Sanığın kullandığını beyan ettiği GSM hattından 12.07.2016 tarihinde katılan mağdureyi üç defa aradığı, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure savcılıkta; on bir on iki yaşlarındayken apartman alt komşusu olan sanığın sarılmalarının arttığı bir gün kendisine "Gel, birlikte porno film izleyelim. Sen ne dersen onu yaparım." dediğini, başka bir gün orman gibi bir yere götürüp cinsel organını ağzına soktuğunu ve zorla eliyle özel bölgesine ellediğini, yine binanın içerisinde sıkıştırdığını, yaşadığı bu olaylar nedeniyle yemek yiyemez hâle geldiğini, sürekli sanığın cinsel organını ağzına soktuğu anları hatırladığını, Çorum'da akrabasının yanında bulunurken sanığın cep telefonu ile kendisini arayıp "Seni çok özledim. Çabuk gel. Kimse ateşimi alamıyor." dediğini, sonra bu durumu akrabasına ilettiğini, akrabasının da anne ve babasına anlattığını, psikolojik tedaviye başladığını, mahallede top oynarken sanığın "Çok iyi oynuyorsun." diyerek sarıldığını, arka özel bölgesini elleyip sıktığını, bu sırada canının çok yandığını ve geri çekildiğini, yine birkaç gün sonra bisiklet sürerken ormanlık bir alana götürüp orada kıyafetini çıkartarak, cinsel organına ellemesini istediğini, sanığın cinsel organının önce yumuşak olduğunu, zorla ağzına soktuktan sonra sertleştiğini, ardından bir sıvının yanağına geldiğini, akabinde zor kullanarak kıyafetlerinin içerisinden cinsel bölgesine dokunduğunu, apartman içerisinde olduğu bir gün merdivendeyken kendisini tutup zorla boynundan öperek, "Sana tüm mal varlığını verebilirim. Sana sahip olmak istiyorum. Her gece seninle olmak istiyorum." dediğini, apartman içerisinde sürekli böyle şeyler yaptığını, dedesinin hasta olması nedeniyle durumu ailesine anlatamadığını, yine apartman içerisinde önce tayt üzerinden daha sonra taytını çıkararak sürtme şeklinde bir eylemde bulunduğunda bir sıvı geldiğini, sanığın bunun zevk suyu olduğunu söylediğini, bu şekildeki eylemlerin yaklaşık beş ay kadar sürdüğünü, sanığın porno film izlemek için kendisini evine çağırdığını, yine "Annenler ilişkiye giriyor mu?" diye sorduğunu, sanığın, "Bunları anlatırsan, beni tahrik ettiğini söylerim." diyerek tehdit etmesi nedeniyle olanları kimseye anlatmadığını, sonrasında bu apartmandan taşındıklarını, olaylarla ilgili adli işlem yapılıp yapılmadığını bilmediğini, ancak babasının "Kızımın ismi bilinmesin." diyerek olayı polise intikal ettirdiğini bildiğini, Mahkemede önceki beyanından farklı ve ek olarak; sanığın cinsel organını ağzına soktuğunda parkta olduklarını ve yanlarında kimsenin olmadığını, parkta direkt cinsel organını açarak mastürbasyon yapmaya başladığını ve kendisini tehdit ederek yanına çağırdığını, yanına gittiğinde ise kafasından tutarak cinsel organını ağzına soktuğunu, Katılan ...; kızı olan katılan mağdurenin yaşadığı olayları görmediğini ancak o tarihte bu konu ile ilgili olarak şikâyetçi olduklarını, sanığın katılan mağdureye yönelik olarak sadece porno film izleme teklifinde bulunduğunu bildiğini, olayı bu kadar ayrıntılı bilmediğini, Katılan ...; kızı olan katılan mağdurenin eski komşusu sanık tarafından istismara uğradığını görmediğini, rehber öğretmeni tarafından anlatılınca durumdan haberdar olduğunu, o dönem bu konu ile ilgili olarak eşi katılan ...'in şikâyetçi olduğunu, sanığın, katılan mağdureye "Sarılabilir miyim? Porno film izleyelim mi?" şeklinde sözler söylediğini bildiğini, olayın diğer ayrıntılarını yeğeni tanık ...'dan öğrendiğini, katılan mağdureyi psikiyatriye götürdüklerini, Tanık ...; teyzesinin kızı olan katılan mağdurenin beş altı yıl önce kendisine "Uyuyamadığını ve çok korktuğunu" söylediğinde, nedenini sorduğunu, katılan mağdurenin bunun üzerine sanıktan bahsederek onu rahatsız ettiğini, "Porno izleyelim mi, annen ve baban birlikte oluyor mu?" diye sorduğunu ve rızası dışında ona dokunmaya çalıştığını söylediğini, bu durumu katılan mağdurenin annesine anlattığını ve yasal sürecin başlatıldığını, Beyan etmişlerdir. Sanık; katılan mağdurenin de ailesi ile oturduğu apartmana olay tarihinden yaklaşık 5 yıl kadar önce annesi ile birlikte taşındığını katılan mağdure ile top oynadıklarını, ancak ona temas etmediğini, yine bisikletle gezdikleri dönemlerde katılan mağdureyi bisikletin arkasına bindirdiğini, bisiklet tamir ettiği zamanlarda da katılan mağdurenin yanına geldiğini ve sohbet ettiklerini, ancak yanlarında başkalarının da bulunduğunu, okullar tatil olduğunda bir iki ay göremediği katılan mağdureyi hâl hatır sormak için aradığını, bir keresinde "Bana şoförlük öğretir misin?" diye soran ve yere doğru eğildiğinde arkasından iç çamaşırını gördüğünü söyleyerek "Etkilendim." diyen katılan mağdureyi terslediğini, iddiaların doğru olmadığını ve suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. V. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (M. Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, Syf. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (M. Feyzioğlu, Syf. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, Syf. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK., 11.6.2013 tarihli ve36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Katılan mağdurenin başka bir olaya ilişkin ifade verdiği sırada aralarında husumet bulunmayan apartman eski komşusu olan sanığın eylemlerini de anlatmak suretiyle olayın adli mercilere intikalini doğal bir seyirde gerçekleştirmesi, sanığa iftira atmasını gerektiren bir husumet bulunmayan katılan mağdurenin ayrıntılı ve genel olay örgüsüyle tutarlı beyanlarda bulunması, adli görüşme raporunda, katılan mağdurenin anlatım biçimi dikkate alındığında söz konusu olayların yaşanmış olabileceğinin belirtilmesi, katılan mağdurenin, tatilde oldukları sırada sanığın kendisine cep telefonu ile arayarak cinsel içerikli sözler söylediği ve kendisini rahatsız ettiği yönündeki beyanlarının HTS raporu ile doğrulanması ve sanığın bu görüşmelerin içeriğini açıklayamaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suç ve cezadan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceği ve katılan mağdureye yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.07.2025 tarihli birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 17.09.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla