Karar Özeti
Ceza Genel Kurulu 2024/98 E. , 2025/218 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 169-366 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatlerine ilişkin Akçakoca Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.06.2013 tarihli ve 45-282 sayılı hükü
Karar Detayı
Ceza Genel Kurulu 2024/98 E. , 2025/218 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 169-366 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatlerine ilişkin Akçakoca Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.06.2013 tarihli ve 45-282 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.05.2019 tarih ve 2495-7165 sayı ile; duruşmadan haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına gerekçeli kararın tebliğ edilmesi için tevdi kararı verilmiş, hükümlerin tebliğ edildiği Bakanlık tarafından temyiz yoluna başvurulmaması nedeniyle de Cumhuriyet savcısının temyiz talebine hasren inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.11.2019 tarih ve 17597-13566 sayı ile; "... Somut olayda, sanıkların müşterek velayetleri altındaki yaşı küçük çocuklarının bir gün önce evden kaçması üzerine jandarma görevlilerince bulunduğu yerden alınarak eve getirildikten sonra çok kısa bir zaman aralığında sanık ... tarafından darp edildiği, ıslatılarak tekrar darp edildiği, akabinde evden yeniden kaçmaması için eşi diğer sanık tarafından yatağa bağlanması şeklinde gerçekleşen eylemde, küçük mağdurun yeniden evden kaçmaması için yatağa bağlanmasında hürriyeti tahdit kastıyla hareket etmedikleri anlaşıldığından, sanıkların eylemlerin bir kül hâlinde TCK'nın 232/1. madde ve fıkrasında düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 22.06.2021 tarih ve 169-366 sayı ile; "... 'Kişiyi hürriyetinden alıkoymak' suçu yönünden ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 339. maddesinin 4. fıkrasına göre 'Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.' hükmü ile yaşı ne olursa olsun çocuğun anası ve babası dışında bir yükümlülük yüklenmiştir. İddianame anlatımında bahsi geçtiği ve kabul şekli ile olay tarihinden bir gün önce mağdur ...'nin evden kaçtığının sabit olduğu ve bu sebeple ailesinin bir daha kaçmasının önlemek amacı ile eyleminin hukukun aykırı sayılamayacağı, mağdurun, hakkında daha önce karar verilen ... ve sanıkların samimi bir şekilde elleri bağlandıktan sonra kolaylıkla bu bağı ...'nin çözdüğünü beyan ettikleri böylece sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair delil elde edilemediği," gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanıkların beraatlerine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2021 tarihli ve 121500 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 13.02.2024 tarih ve 18090-1209 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Sanıklar hakkında kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar itiraz üzerine kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen beraat kararları ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; Yerel Mahkemece, müşterek çocukları olan mağdura yönelik darp eylemlerinin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek haklarında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanıkların bu eylemlerinden sonra sanık ...'ın istemi üzerine diğer sanık ...'in mağduru yatağa bağlaması şeklindeki diğer eylemin; 1- Suç oluşturup oluşturmadığının, 2- Suç oluşturuyorsa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu yoksa kötü muamele suçunu mu oluşturduğunun, Belirlenmesine ilişkin olup eylemin kötü muamele suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihinde mağdurun 15 yıl, 5 ay, 14 günlük olduğu, Akçakoca İlçe Jandarma Komutanlığınca Akçakoca Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 08.02.2013 tarihli yazı ekinde yer alan fezlekeye göre; 07.02.2013 tarihinde saat 22.00 sıralarında 156 jandarma imdat hattına, Akçakoca ilçesi, ... köyünde bulunan mağdurun babası tarafından darbedildiği ihbarının yapıldığı, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi tarafından mağdur hakkında düzenlenen 08.02.2013 tarihli rapora göre; üst ve alt ekstremitede, sırtta, ayak tabanında, çehrede yaygın ve çoklu taze ekimozların ve travma ile ilişkili ödemli görünümün mevcut olduğu, yaralanmasının basit tıbbi müdahale giderilemeyeceği, Sanık ...'in sorgusunun 30.04.2013, sanık ...'ın sorgusunun ise 28.05.2013 tarihinde yapıldığı, Anlaşılmaktadır. Mağdur kollukta; sanık ...'ın babası, sanık ...'in annesi, inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ...'ın da ağabeyi olduğunu, ailesinden gizli olarak kullanmış olduğu cep telefonunu 04.07.2013 tarihinde ağabeyinin gördüğünü, bunun üzerine kendisine bağırdığını, bu durumu babalarına söylemesinden çekinerek 05.02.2013 tarihinde gece saat 02.00 sıralarında evden ayrıldığını, sabaha kadar köydeki durakta bekledikten sonra bir arkadaşının evine gittiğini, ailesinin başvurusu nedeniyle jandarma tarafından arkadaşının evinde bulunup ailesine teslim edildiğini, 07.02.2013 tarihinde saat 16.30 sıralarında babasının eve geldiğini, izinsiz olarak kullandığı cep telefonunundaki numaraların kimlere ait olduğunu sorduğunu, kendisinin de anlattığını, başlangıçta düzgün bir şekilde konuşan babasının sonradan eline sopa alıp, "Yalan konuşuyorsun!" diyerek kendisini dövmeye başladığını, sopa ile vücudunun her yerine vurduğunu, daha sonra yorulduğu için dinlendiğini, ardından yalan söylediğini belirterek vurmaya devam ettiğini, bir süre sonra babasının istemi üzerine annesinin kendisini ıslattığını, akabinde babasının kendisini bir süre daha darbettiğini, bunu müteakip babasının talebi üzerine annesi tarafından yatağa bağlandığını, yatağa bağlı bir şekilde beklediğini, akşam saatlerinde jandarmanın evlerine geldiğini ve kendisini evden aldığını, mahkemede; cep telefonu olduğunu anlayan ağabeyinin kendisine bir iki tokat attığını, babalarına söyleyeceğini beyan ettiğini, arkadaşının evinde bulunup ailesine teslim edilmesinden sonraki aşamada da ağabeyi tarafından darbedildiğini, anne ve babasının kendisine hiç vurmadığını, annesinin sadece elini ve yüzünü yıkadığını, kendisini dövmek için ıslatmadığını, bir daha evden kaçmaması için annesinin kendisini kolundan bağladığını, ancak bu bağı kolaylıkla çözdüğünü, İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk savcılıkta ve sulh ceza mahkemesi sorgusunda benzer şekilde; kız kardeşi olan mağdurun elinde cep telefonu görünce onu sopa ile dövdüğünü, mağdurun evden kaçıp jandarma tarafından bulunduktan sonra, akşam eve geldiklerinde mağdurun cep telefonunda "Aşkım, canım, cicim" tarzında mesajlar olduğunu görüp sinirlendiğini, bunun üzerine mağduru sopayla ve elleriyle tekrar dövdüğünü, bu sırada anne ve babasının eve gelerek kendilerini ayırdıklarını, mağdurun evde yatağa bağlandığını görmediğini, sadece kendine gelmesi için annesinin onun yüzüne su serptiğini, mağdurun tüm yaralanmalarının kendisi tarafından yapıldığını, mahkemede; annesinin mağdurun kaçmasını önlemek amacı ile sağ elinden yatağa bağladığını, İfade etmişlerdir. Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... savcılıkta ve sulh ceza mahkemesi sorgusunda benzer şekilde; kızı olan mağdurun cep telefonunu bulan ağabeyi tarafından darbedildiğini, bunun üzerine mağdurun evden kaçtığını, jandarma tarafından bulunduktan sonra evde mağdurun cep telefonunu kontrol ettiğinde cinsel içerikli mesajlar gördüğünü, bunun üzerine oğlu olan suça sürüklenen çocuğun sopa ile mağdura vurduğunu, kesinlikle mağduru kendisinin dövmediğini, eşi olan sanık ...'in mağduru dövmek amacıyla ıslatmadığını, eşinin mağduru yatağa bağladığını ya da ona vurduğunu görmediğini, mağdurun tüm yaralanmasının inceleme dışı suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirildiğini, mahkemede 28.05.2013 tarihinde; kızının cep telefonun bulunması üzerine oğlu olan suça sürüklenen çocuk tarafından darbedildiğini sonradan öğrendiğini, o gün eve geldiğinde kimsenin bu konuda kendisine bilgi vermediğini, ancak ilerleyen saatlerde kızının evde olmadığını fark ettiklerini, kızının jandarma tarafından bulunup kendilerine teslim edildiğini, kızı ile bir baba olarak konuşup evden kaçmamasını öğütlediğini, daha sonra işe gittiğini, eşine de kızlarına dikkat etmesi gerektiğini, kendisine zarar verebileceğini, evden tekrar kaçabileceğini söylediğini, sonrasında oğlu ile kızının tekrar tartıştıklarını, oğlunun kızını dövdüğünü, daha sonra eşinin, kızının kolundan çok da sıkı olmayacak şekilde yatağa bağladığını, yine oğlu ile kızı arasındaki kavga sırasında kızının fenalaştığını ve bu sebeple eşinin kızlarının elini yüzünü yıkadığını sonradan öğrendiğini, eve geldiğinde kızının üstü başının kuru olduğunu, ancak saçlarının ıslak olduğunu, jandarmanın eve ne tür bir ihbar üzerine geldiğini bilmediğini, istinabe olunan mahkemede 08.03.2021 tarihinde; mağdurun bulunup kendilerine teslim edilmesinin ardından eşinin mağduru darbettiğini, darp anında kendisinin evde olmadığını, eve geldiğinde durumu gördüğünü, bir daha böyle olmamasını söylediğini ve kızına tokat attığını, onun dışında bir eylemi olmadığını, Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... savcılıkta ve sulh ceza mahkemesi sorgusunda benzer şekilde; kızı olan ve kendilerinden habersiz olarak cep telefonu hattı alan mağdurun, telefonundaki mesajları gören oğlu tarafından darbedildiğini, 18.00-24.00 saatleri arasında çalıştığı için kızının oğlu tarafından dövüldüğünü sonradan öğrendiğini, kızının o gece evden kaçtığını, daha sonra jandarma tarafından bir arkadaşının evinde bulunduğunu, akşam eve geldikten sonra oğlunun mağduru tekrar dövdüğünü, o sırada kendisinin ahırda bulunduğunu, sesler gelince yukarıya çıktığını, olay sırasında sanık ...'ın onların yanında bulunup kavgayı ayırdığını öğrendiğini, mağdurun söylediği gibi onu dövmek amacıyla ıslatmadığını, sadece elini yüzünü yıkadığını, tekrar evden kaçmasın diye sanık ...'ın söylemesi üzerine mağduru kollarından yatağa bağladığının doğru olduğunu, ancak bunu dövmek için yapmadıklarını, mağdurun yatakta yaklaşık 3 dakika kadar bağlı olarak kaldıktan sonra jandarmanın gelip olay sebebiyle işlem yaptığını, mağduru dövmediğini, tüm darp eylemlerinin oğlu tarafından gerçekleştirildiğini, mahkemede; kızının bulunup kendilerine teslim edilmesinden sonraki aşamada oğlu ile kızı arasında tekrar tartışma çıktığını, duyduğu sesler dolayısıyla yanlarına gittiğini, kızının ara ara baygınlık geçirdiğini, bu sebeple yüzünü yıkadığını, sonradan gelen eşinin kızının bir daha evden kaçmaması için ellerini yatağa bağlamasını söylediğini, bunun üzerine sadece bir elinden kendisini yatağa bağladığını, kızının bu bağı sonradan kolaylıkla çözdüğünü, mağdurun sadece oğlu tarafından darbedildiğini, Savunmuşlardır. IV. GEREKÇE (1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konularının birlikte ele alınmasında fayda bulunmaktadır. A. Yerel Mahkemece, müşterek çocukları olan mağdura yönelik darp eylemlerinin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek haklarında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanıkların bu eylemlerinden sonra sanık ...'ın istemi üzerine diğer sanık ...'in mağduru yatağa bağlaması şeklindeki diğer eylemin, suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturuyorsa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu yoksa kötü muamele suçunu mu oluşturduğu sorunu 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Açıklamalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiştir. Suçla korunan hukuki değer, bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğüdür. Bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyeti ..." olarak zikredilmiştir. Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları). Doktrin de (Çetin Özek - Sahir Erman, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, s. 130; Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Durmuş Tezcan - Mustafa Ruhan Erdem - Murat Önok, Teorik - Pratik Ceza Hukuku, Ankara 2008, s. 363; Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) aynı görüştedir. Bununla birlikte Yargıtay uygulamalarına göre kişinin vücut dokunulmazlığı amaç suçun konusu olması durumunda hürriyeti sınırlandırmadan bu suçların işlenmesine olanak bulunmadığı için suç süresiyle sınırlı olarak kişilerin tutulması hâlinde, örneğin cinsel saldırı (cinsel istismar) veya yaralama eylemini gerçekleştirirken sadece bu suçların işlendiği süre boyunca bekletme veya tutma eylemleri ayrı bir suç oluşturmamaktadır. Ancak amaç suç öncesinde veya sonrasında mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırıldığında ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmaktadır. Hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunduğu hallerde eylemin suç teşkil etmeyeceği, bu sebebin hukuk düzeninin tekliği ilkesi gereğince TCK'dan ya da özel hukuktan kaynaklanmasının önemli olmadığı tartışmadan varestedir. Kötü muamele suçu ise TCK’nın "Topluma karşı suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Aile düzenine karşı suçlar" başlıklı sekizinci bölümünün 232. maddesinde; "(1) Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Kötü muamele suçu, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 477 ve 478. maddelerinde yer alan "Terbiye ve inzibat vasıtalarının suiistimali ve aile efradına karşı fena muamele" suçlarının karşılığı olup anılan her iki suç tipi tek bir hükümde birleştirilerek, düzenlemenin birinci fıkrasında aynı konutta birlikte yaşanılan kişiye karşı kötü muamelede bulunma; ikinci fıkrasında da ise terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin kötüye kullanılması suçuna yer verilmiştir. Bu şekilde iki ayrı suç tipi düzenlenmiştir (Köksal Bayraktar-Zeynel T. Kangal-Vesile Sonay Evik-Ali Hakan Evik-Eylem Aksoy Retornaz-Pınar Memiş Kartal-Gülşah Bostancı Bozbayındır-Sinan Altunç-Asuman Aytekin İnceoğlu-Fulya Eroğlu, Özel Ceza Hukuku, İstanbul, 2020, 1. baskı, On İki Levha Yayınevi, Cilt VII, s. 266). TCK’nın 232. maddesinin ilk fıkrasındaki suç Kanun’da özgü suç şeklinde tanımlanmamıştır. Dolayısıyla fail ile mağdur arasında aile ilişkisi öngörülmeyen bu düzenleme ile öncelikle aynı konutta yaşayan kişilerin vücut bütünlüğü, sağlığı, onur ve özgürlüklerinin, Kanun’un sistematiğinden hareket edildiğinde ise ikinci olarak aile düzeninin korunduğu anlaşılmaktadır. Anılan suçun faili ve mağduru da aynı konutta birlikte yaşayan kişilerdir. Birlikte yaşamanın kabulü bakımından kesin bir süre ölçütü bulunmamakla beraber birlikte yaşama iradesinin varlığı yeterlidir. Suçun fiili unsuru ise kötü muamelede bulunmaktır. Kötü muamele suçu, kişiye bedenen veya ruhen zarar veren hareketlerle işlenmekle beraber her türlü kötü muamele bu suçu oluşturmaz. Bu husus maddenin gerekçesinde, "…her türlü kötü muamele, suçun oluşmasını olanaklı kılmaz. Kötü muamelenin merhamet, acıma ve şefkatle bağdaşmayacak nitelikte bulunması gereklidir. Ancak, bu muamele biçimi kişide basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçünün ötesinde bir etki meydana getirmiş ise, artık kasten yaralama suçundan dolayı cezaya hükmedilmelidir. Yarı aç veya susuz bırakma, uyku uyutmamak, zor koşullarda çalışmaya mecbur etmek gibi hareketleri kötü muameleye örnek olarak vermek olanaklıdır." biçiminde açıklanmış ve kötü muameleyi belirlemeye ilişkin kriterler ortaya konulmuştur. Mağduru aç veya susuz bırakma, çıplak gezdirme, zor koşullarda çalışmaya mecbur bırakma gibi hareketler kötü muameleye örnek olarak verilebilir. Kötü muamele oluşturan davranışlar fiziksel, vücut bütünlüğüne yönelik olabileceği gibi alay etme, korkutma gibi manevi bütünlüğe yönelik hareketlerden de oluşabilir. Öte yandan, mülga 765 sayılı TCK'nın 478. maddesinde düzenlenen aile efradına karşı fena muamele suçunda "rahim ve şefkatle kabili telif olmayacak surette fena muameleler"den (çoğul) söz edilmesi nedeniyle o dönemde suçun oluşumu için hareketlerin bir süreklilik arz etmesi ve tekrarlanması gerektiği öne sürülse de bu suçun karşılığı olarak 5237 sayılı TCK'nın 232/1. maddesinde düzenlenen kötü muamelede bulunma suçunda "kötü muamelede bulunan kimse" ibaresi kullanıldığı için münferit eylemlerde bu kapsamda cezalandırılabilecektir (Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 12. Baskı, Ekim 2015, s. 879-880; Köksal Bayraktar-Zeynel T. Kangal-Vesile Sonay Evik-Ali Hakan Evik-Eylem Aksoy Retornaz-Pınar Memiş Kartal-Gülşah Bostancı Bozbayındır-Sinan Altunç-Asuman Aytekin İnceoğlu-Fulya Eroğlu, Özel Ceza Hukuku, İstanbul, 2020, 1. baskı, On İki Levha Yayınevi, Cilt VII, s. 255-256; Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 5. Cilt, Ankara-2021, s. 7704). Dolayısıyla bir eylemde kötü muamele kastının şüpheden uzak bir biçimde ortaya konulabildiği durumda süreklilik şart değildir. Somut olayın özelliğine göre merhamet, acıma ve şefkatle bağdaştırılamayacak ani bir fiille de söz konusu suçun işlenmesi mümkündür (Ceza Genel Kurulunun 16.01.2020 tarihli ve 1412-8 sayılı; 02.06.2021 tarihli ve 369-244 sayılı kararları). Konuyla ilgisi bakımından nazara alınması gereken 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 339. maddesi şöyledir; "Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar. Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz. Çocuğun adını ana ve babası koyar." şeklinde hüküm altına alınarak velâyet yetkisinin genel olarak kapsamı belirlenip çocuğa, anne ve babasının sözünü dinleme ve onların rızası dışında evi terk etmeme yükümlülüğü yüklenmiştir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Olay tarihinde 15 yıl 5 ay 14 günlük olan mağdurun ailesinden gizli olarak kullanmış olduğu cep telefonunu ağabeyi olan inceleme dışı suça sürüklenen çocuğun 04.02.2013 tarihinde gördüğü, ağabeyinin bu durumu babası olan sanık ...'a söylemesinden çekinen mağdurun 05.02.2013 tarihinde gece saat 02.00 sıralarında evden kaçtığı, sabaha kadar köydeki bir durakta bekledikten sonra arkadaşının evine gittiği, ailesinin başvurusu nedeniyle jandarma tarafından aynı gün arkadaşının evinden alınıp ailesine teslim edildiği, 07.02.2013 tarihinde sanık ...'ın bahse konu cep telefonundaki numaraların kimlere ait olduğunu mağdura sorduğu, mağdurun bu hususa ilişkin anlatımlarına inanmayan sanık ...'ın mağduru sopa ile darbetmeye başladığı, daha sonra sanık ...'ın istemi üzerine diğer sanık ...'in kızı olan mağduru ıslattığı, ardından sanık ...'ın mağduru bir süre daha darbettiği, akabinde sanık ...'ın istemi üzerine diğer sanık ...'in tekrar evden kaçmasını engellemek amacıyla mağduru yatağa bağladığı kabul edilen olayda; Mağdurun olayın hemen ardından alınan ve somut deliller ile örtüşen kolluk ifadesinde sanık ... tarafından yatağa bağlandıktan sonra o şekilde beklediğine, akşam saatlerinde jandarmanın gelmesi üzerine kurtarıldığına yönelik beyanda bulunması, sanık ...'in de bu beyanı doğrular şekilde gerek savcılıkta gerekse sulh ceza sorgusu sırasında mağdurun yatakta yaklaşık üç dakika kadar bağlı kaldıktan sonra jandarmanın gelip olay sebebiyle işlem yaptığını beyan etmesi karşısında bu aşamalardan sonra mağdurun bağını kolaylıkla çözdüğü yönündeki savunmalar ile beyanların sanıkların suçtan kurtarılmalarına yönelik olduğu, diğer taraftan TMK’nın 339. maddesine göre anne ve babasının sözünü dinlenme ve onların rızası dışında evi terk etmeme yükümlülüğü bulunan mağdura yönelik olarak evden kaçmaması meşru amacıyla gerçekleştirilen yatağa bağlama eyleminde, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu yönünden bir hukuka uygunluk sebebi olarak "velayet hakkının kullanılması" nedeniyle (TCK madde 26/1) sanıklara isnat edilen bu suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı anlaşılmakta ise de; mağdurun evden kaçmasının başka tedbirler alınarak engellenmesi mümkün iken merhamet, acıma ve şefkat duyguları ile bağdaşmayacak biçimde yatağa bağlamasının hukuka uygun bir eylem olarak değerlendirilemeyeceği, bu nedenle de sanıkların aynı konutta birlikte yaşadıkları mağdurun evden kaçmaması amacıyla gerçekleştirdikleri yatağa bağlama eyleminin TCK'nın 232/1. maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu beraat hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. B. İnceleme konusu eylemin TCK'nın 232/1. maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması karşısında dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Zamanaşımını kesen sebepler de TCK'nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmıştır. Buna göre, bir suçla ilgili olarak; a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi, Hâlinde, dava zamanaşımı kesilecektir. TCK'nın 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir. 2. Hukuki Değerlendirme Sanıkların eylemlerine uyan kötü muamele suçunun yaptırımı, TCK'nın 232. maddesinin birinci fıkrasında iki aydan bir yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiştir. Buna göre, TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, aynı Kanun'un 67/4. maddesi göz önüne alındığında da kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 07.02.2013 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak, sanıklar hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem sanık ...'ın 28.05.2013 tarihli sorgusu olup bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen sekiz yıllık asli dava zamanaşımı süresinin, Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 28.05.2021 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu beraat hükümlerinin gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Akçakoca Asliye Ceza Mahkemesinin 22.06.2021 tarihli ve 169-366 sayılı direnme kararına konu beraat hükümlerinin, sanıkların eylemlerinin TCK'nın 232/1. maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden ve ulaşılan bu sonuç karşısında dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA, Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davalarının TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Makaleler
- CGK (Ceza Genel Kurulu) Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, daireler arası birleştirme.