İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2025/118 Karar: 2025/479 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2025/118 K.2025/479

Ceza Genel Kurulu 2025/118 E. , 2025/479 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 24 - 133 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli kasten öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-a-b-d, 53, 54... . maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası il

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2025/118 E. , 2025/479 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 24 - 133 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli kasten öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-a-b-d, 53, 54... . maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası il

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2025/118 E. , 2025/479 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 24 - 133 I. HUKUKÎ SÜREÇ Nitelikli kasten öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-a-b-d, 53, 54... . maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin ... 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.06.2022 tarihli ve 317-293 sayılı resen istinafa tabi hükmün, katılan ... vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 19.10.2022 tarih, 2953-2817 sayı ve oy çokluğuyla istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da katılan ... vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.11.2023 tarih ve 15235-6891 sayı ile; ''...Sanığın babaannesi olan maktulü öldürme eylemini gerçekleştirdikten sonra tüm aşamalarda ısrarla maktulün sürekli olarak annesi hakkında çok ağır sözler söylediğini ve hakaret ettiğini belirttiği ve ayrıca annesi ile babasının boşanmasına sebep olarak babaannesini gördüğü, annesi ve babasının boşanma evrakları incelendiğinde maktulden kaynaklı nedenlerle evlilik birliğinin bozulduğunun da iddia edildiği, söz konusu dosyadan da anlaşıldığı üzere sanığın annesi ile babaannesi arasında husumet bulunduğunun sabit olduğu, dosya içeriğine ve tanık ...'un anlatımlarına göre de olay tarihinden önce maktul ...'nin sanığın annesine hakaret ettiği anlaşıldığından, tüm aşamalarda istikrar arz eden savunmasının aksine kesin bir delil elde edilemeyen sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 18 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin uygulanması sanık hakkında asgari düzeyde bir ceza indirimi yapılması gerektiğinin düşünülmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "Dosya kapsamına göre sanık lehine haksız tahriki oluşturabilecek herhangi bir durumun dosyada bulunmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. İlk Derece Mahkemesi 20.03.2024 tarih ve 24-133 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu kararın da katılan ... ve ... vekili, katılan ... vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.07.2024 tarihli ve 53092 sayılı ret ve onama istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.02.2025 tarih, 5350-834 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; sanığın olay günü saat 17.30 sıralarında Pamukkale İlçe Emniyet Müdürlüğüne olayda kullandığı silahla giderek babaannesi olan maktulü öldürdüğünü ve teslim olmak istediğini beyan etmesi üzerine soruşturmaya başlanıldığı, 21.01.2021 tarihli olay yeri inceleme raporu formuna göre; olayın meydana geldiği müstakil evin bina girişinde merdiven basamağı üzerinde demir topuz kısmında yoğun şekilde şüpheli kırmızı leke bulunan ahşap saplı keserin, salonda yerde 2 adet 9 mm kovan, oturma odasından mutfağa geçilen yerde birbirine yakın 7 adet 9 mm kovan, holden mutfağa girildiğinde mutfak içinde kapıya yakın yüzü koyun yatar vaziyette kafa arka kısımda yoğun kanlar bulunan maktulü baş kısmına yakın yerde 1 adet 9 mm kovan, ayak kısmına yakın 1 adet deforme mermi çekirdeği olduğu, maktul kaldırıldığında alt kısmından bir adet 9 milimetre kovan, maktulün ayak kısmına yakın mutfak tezgahı ile çamaşır makinesi altında toplam 6 adet deforme mermi çekirdeğinin bulunduğu, yatak odasında bulunan dolaptaki poşetin içindeki kutuda 36... mm merminin olduğu, 22.01.2021 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; maktulün ateşli silah mermi çekirdeği ve baş bölgesinde bulunan künt travmatik yaralanmanın yol açtığı kafa kemikleri kırıkları, ekstremite kırıkları ile müterafik beyin kanaması, beyin ve beyincik harabiyeti ve masif dış kanama nedeniyle öldüğü ve maktulün vücuduna isabet eden en az on iki atıştan yalnızca baş bölgesinde tarif edilen ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasının tek başına öldürücü nitelikte olduğu hususlarının belirtildiği, ... 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 15.05.2013 tarihli ve 184-409 sayılı kararında; sanığın annesi ...'ın sanığın babası ... tarafından 14.02.2013 tarihinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde yaralandığı olay nedeniyle açılan kamu davasında ...’un TCK'nın 86/2,3-a ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, ... 1. Aile Mahkemesinin 04.03.2014 tarihli ve 365-157 sayılı dosyasında; davacının ... ve davalının ... olduğu, davalının evlilik birliği içerisindeyken davacıya şiddet uyguladığı, bu şekilde davalının kusurlu hareketleri nedeniyle taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2 maddeleri uyarınca adı geçenlerin boşanmalarına ve tarafların müşterek çocukları ... ile ...'un velayetlerinin davacıya verilmesine karar verildiği, bahse konu dosyada tanık olarak dinlenen ...'ın annesi ...'ın "Kızım ile damadım yaklaşık 13 yıldır evlidir, bu evlilikten iki çocukları vardır. Kızım ile damadımın anlaşamamalarının sebebi kayınvalidesidir. Kayınvalidesinin huzursuzlukları sebebiyle damadım kızımı dövdü. Buna ilişkin darp raporu vardır. Evlendikleri gündem beri huzursuzlukları devam ediyor. Kızıma yönelik şiddet ve darp eylemini sürdürüyor. Kızım daha öncesinde bir boşanma davası daha açmıştı ancak barıştılar. Ancak bu barışmaları kısa sürdü. Kızımın kayınvalidesi eşinden boşanmıştır ve oğlunun yanında kalmaktadır ve taraflar arasında sürekli huzursuzluk çıkartmaktadır, kızım ve torunlarım şu anda bizim yanımızda kalmaktadır.", babası ...'ın "2000 yılında kızım ... ile damadın ... evlendi. Bu evlilikten iki tane çocukları vardır... Asıl anlaşmazlığın sebebi damadımın annesidir, yoksa kızım ile damadım arasında bir sorun yoktur. Kızımın kayınvalidesi oğluna şikayet etmiş ve damadım da bunun üzerine kızımı dövmüştür. Buna ilişkin kızımın darp raporu vardır. Bunun üzerine kızımı oğlumun evine göndermişler, yaklaşık bir ay oğlumun ...'deki evinde kalmıştır... ...'ye gittiğimizde karşılıklı konuştuk ancak aralarında huzursuzluk vardı. Daha sonradan da kızımın kayınvalidesi kızımı tekrar dövmüştür. Buna ilişkin yine darp raporu vardır. Kızımın kayınvalidesine ne yapacağımızı sorduğumda çocukları da alıp gideceğimizi söyledi, ben de bunun üzerine kızımı ve çocukları alarak Keçiborlu'ya geldim. Kızım ve torunlarım şu anda yanımda kalmaktadır." şeklinde beyanda bulundukları, Anlaşılmaktadır. Katılan ...; olayın gerçekleştiği adreste oğlu sanıkla beraber yaşadıklarını, annesi maktul ile babasının resmî olarak boşanmadıklarını ancak ayrı olduklarını, eski eşi ... ile 2002 yılında evlendiklerini, bu evlilikten ... ve ... isminde iki çocuklarının olduğunu, 2012 yılında eşiyle aralarında anlaşmazlıklar başladığını, zaman zaman tartışıp kavga ettiklerini, anlaşmazlıkları çözemeyince eşinin 2013 yılında boşanma davası açtığını ve 2014 yılında resmî olarak boşandıklarını, eski eşinin çocuklarını da alarak Isparta Keçiborlu ... köyünde ikamet eden ailesinin yanına taşındığını, bundan sonra oğlu sanık ... ile telefonla konuştuklarını ve ara ara ...'ye geldiğinde görüştüklerini, oğlu sanığın 2020 yılı Ağustos ayında ...'ye çalışmak üzere gelip yanına yerleştiğini, aralarında hiçbir sorun olmadığını, hatta annesi maktulün de ara sıra köyden gelerek birkaç gün yanlarında kalıp gittiğini, 2021 yılı Ocak ayında sanığın rahatsızlığını tedavi ettirmek üzere Isparta'ya annesinin yanına gittiğini, burada ameliyat olduğunu ve bir ay rapor aldığını maktulden öğrendiğini ancak telefonla aradığına cevap vermeyen sanıkla görüşemediğini, sanığın olay gününe kadar Isparta'da annesi ...'nın yanında olduğunu, olaydan iki gün önce gözünden ameliyat olan maktulün bu sebeple kendisiyle beraber kalmakta olduğunu, olayın gerçekleştiğini iş yerindeyken öğrendiğini, sanığın ...’ye geleceğinden haberinin olmadığını, maktulle sanık arasında herhangi bir sorun ve anlaşmazlık yaşanmadığını, hatta maktulün yevmiyeden kazandığı paradan sanığa harçlık verdiğini, telefon ve bisiklet aldığını, eski eşiyle boşanmalarında maktulün herhangi bir kötü etkisi olmadığını, olay sebebiyle sanıktan şikâyetçi olduğunu, Katılan ...; sanığın ağabeyinin oğlu, maktulün ise annesi olduğunu, sanığın, ağabeyi ...'le birlikte olayın gerçekleştiği evde, maktulün ise Honaz ilçesi ... köyünde yaşadığını, sanığın maktule neden kin duyduğunu bilmediğini, zira sanığın annesiyle babasının boşanmasının çok eskiden olduğunu ve bu boşanmadan sonra sanığın annesi ... ile maktul arasında herhangi bir tartışma yaşanmadığını, boşanmanın ağabeyi ...'le eşinin anlaşmazlığı yüzünden olduğunu, maktulün boşanmayla hiçbir ilgisi ve kötü yönde katkısı olmadığını, aksine maktulün sanığı sevdiğini ve ona ilgi gösterdiğini, olay sebebiyle sanıktan şikâyetçi olduğunu, Tanık ...; sanığın oğlu, maktulün ise eski eşinin annesi olduğunu, eski eşi ...'le 2013 yılında boşandıklarını, boşandıktan sonra çocukları ... ve ...'u alarak Keçiborlu ilçesi ... köyünde ikamet eden anne ve babasının yanına yerleştiğini ve hâlen burada ikamet ettiğini, sanık liseyi bitirdikten sonra atanamadığından 2020 yılı Ekim ayından beri ...'de babasının yanında yaşayıp bir tekstil fabrikasında çalıştığını, olay günü sanığın Isparta'da bulunan bir hastanede ameliyat olduğunu, aynı gün taburcu olarak ... köyündeki evlerinde kalmaya başladıklarını, sanığın artık iyi olduğunu ve ...'ye gideceğini söyleyerek saat 11.00 sıralarında evden ayrıldığını, yanında kaldığı sürece babasına ve babaannesine zarar vereceğinden bahsetmeyen sanığın psikolojik herhangi bir sorunu olmadığını ya da kendisinin bir değişiklik fark etmediğini, olaydan sonra sanığın, maktulün "Annen ne yapıyor, devam ediyormuş orospuluk yapmaya" demesi üzerine maktulü dedesinin tabancası ile vurduğunu anlattığını, Tanık ...; sanığın, dayısının torunu, maktulün ise dayısının eşi olduğunu, sanığın ailede çok sevilen bir torun olduğunu, ailevi ilişkileri kuvvetli olmakla beraber sanığın dedesi ... ile daha az görüştüklerini, bunun da maktulün aile arasında dedikodu yapması sebebiyle yaşanan huzursuzluklardan kaynaklandığını, maktulün sanığın annesine pek çok kez "orospu" gibi ağza alınmayacak söylemlerde bulunduğunu, bu hususu sanığın babası ...'ün de bildiğini, bunun sadece bir günlük olay da olmadığını, sanığın yaptığı şeyi kesinlikle onaylamadıklarını ancak maktulün bu tarz sözleri gerek kendilerinin gerekse sanığın yanında sürekli tekrarladığını, sanığın beyanında bahsettiği şekilde ameliyat için Isparta'ya gitmeden önce sanıkla maktulün tartışmalarına şahit olduğunu, kendilerinin de bulunduğu ortamda maktülün, sanığın annesini kastederek sarf ettiği "sinkaf ol annenin yanına git, annen kimlerle o... yapıyorsa kendi gözlerinle gör, boynuzlarını parlatırsın" sözlerini duyduğunu, Müşteki ... (1954 doğumlu); 2002 yılında ... İl Emniyet Müdürlüğü çarşı ve mahalle bekçiliğinden emekli olduğunu, meslekte edindiği Ruger marka beylik tabancası bulunduğunu, resmî nikahlı eşi maktulle üç dört senedir ayrı yaşadıklarını, köyde oturan eşinin zaman zaman ...'ye gelip oğlu ...'ün yanında kaldığını, eşinden 2014 yılında boşanan oğlu ...'ün çocukları ... ve ...'ın anneleriyle birlikte Isparta'da yaşadıklarını, sanığın ...'ye geldikten sonra oğlu ...'le birlikte yaşamaya başladığını, oğluyla torunu arasında herhangi bir sorun olmadığını, olay günü saat 15.00 sıralarında evinde oturduğu sırada sanığın geldiğini, sanık lavaboya geçtikten çok kısa bir süre sonra dış kapının kapanma sesini duyduğunu, oturma odasından çıkıp baktığında sanığı göremeyince evden ayrıldığını anladığını, evde yaklaşık beş dakika kadar kalan sanığın hareketlerinde bir anormallik hissetmediğini, aynı gün saat 21.00 sıralarında oğlu ...'ün aramasıyla olaydan haberdar olduğunu, torunu olan sanığın eşi maktulü kendisine ait Ruger marka tabanca ile vurduğunu sonradan polisten öğrendiğini, sanığın bahse konu tabancayı bulunduğu dolaptan aldığından haberinin olmadığını, tabancanın yatak odasında bulunan elbise dolabının içindeki bavulda durduğunu, sanığın silahın yerini daha önceden gördüğü için bildiğini, sanık ile maktulün herhangi bir kavgalarına şahit olmadığını, tekstil fabrikasında çalışmaya başlayan sanığın annesini de yanına almak istediğinden bahsettiğini ve ayrıca annesi ile babası boşandığı için annesinin ...'ye gelememesine üzüldüğünden söz ettiğini, İfade etmişlerdir. Sanık; Keçiborlu ilçesi ... köyünde annesi ve kardeşiyle birlikte ikamet etmekteyken olaydan dört ay önce çalışmak için ...'ye geldiğini, tekstil fabrikasında iş bularak babası ...'le birlikte yaşamaya başladığını, ...'de doğduğunu ve ailesiyle birlikte hâlen babasının ikamet ettiği adreste yaşarken annesiyle babasının 2014 yılında boşandıklarını, emekli emniyet bekçisi olan dedesi ... ile babaannesi maktul ...'nin ayrı yaşadıklarını, babasıyla annesi henüz evli oldukları dönemde de babası ...'ün maktulün sözünden çıkmadığını, bundan ötürü annesini sürekli olarak darp ettiğini, en sonunda annesinin polise gidip şikâyetçi olmasının ardından annesiyle babasının boşandıklarını, annesinin de kendisini ve kardeşi ...'ı alarak dedesinin ... köyündeki evine gidip yaşamaya başladığını, kendilerine burada dedesinin baktığını, babasının dava sonunda öngörülen nafaka dışında bir katkısının olmadığını, sonraları hayvan alıp sattıklarını ancak annesi belinden rahatsızlanınca hayvanları satmaya başladıklarını, annesiyle beraber buldukça gittikleri yevmiyeci işlerinde çalışarak geçindiklerini, arada ...'ye akrabalarının düğününe gittiğinde aile büyüklerinin telkinleriyle babasıyla az da olsa konuşmaya başladığını, liseden mezun olduktan sonra atanamayınca dört ay kadar önce ...'ye iş bulmak için geldiğini, dayısının yardımıyla bulduğu işte çalışmaya ve babasıyla yaşamaya başladığını, bu süre zarfında zaman zaman babaannesi maktulün de yanlarına geldiğini ve her geldiğinde "Annen biraz dirayetli kadın olsaydı evlilikleri dağılmazdı, senin annen orospu, senin annen şerefsiz" diyerek hakaretlerde bulunduğunu, maktule annesinin ne kötülüğünü gördüğünü sorduğunda "Annen karılık vazifesini yapmadı, yapsaydı bu hâlde olmazdınız" diye sürekli olarak annesini kötülediğini, olaydan altı gün kadar önce Isparta'ya gidip ameliyat olduğunu, olay günü saat 15.00 sıralarında otobüsle ...'ye geldiğini, ...'de çalışıp yaşamaya başladığından beri daha sık gördüğü maktulü, annesi hakkında sürekli kötü konuşmasından ötürü öldürmeyi düşünmeye başladığını, olay günü emekli bekçi olan dedesinin tabancasını almak için otobüsten inince ilk önce onun evine gittiğini, lavaboya gidiyor gibi yaparak yerini bildiği tabancayı ve yanında duran bir kutu mermiyi bulunduğu dolaptan dedesinden habersiz olarak alıp evden çıktığını, babasıyla ikamet ettiği olayın olduğu eve gittiğinde burada yalnızca maktulün bulunduğunu gördüğünü, içeriye girdikten sonra aralarında herhangi bir konuşma geçmeden yatak odasına giderek üzerindeki tabancayı yatağın altına bıraktığını, odadan çıktığında maktulün "Ameliyat olmasaydın iyiydi" dediğini, kendisinin de bu sırada kararından vazgeçerek tabancayı yerine koymayı düşündüğünü, maktulün "Annen dizini kırıp otursaydı, dışarıda sürtmeseydi, babana karılık yapsaydı bunların hiçbiri olmazdı, bütün suç ananda" diyerek kendisini tahrik ettiğini, annesini aşağılayıcı şekilde konuşmalarına devam etmesi üzerine yatak odasına gidip tabancayı aldığını ve şarjöre mermi doldurduğunu, atışa hazır hâle getirdiği tabancayla odadan çıktığını ve mutfakta bulunan maktule doğru aralarında herhangi bir konuşma geçmeden silahtaki mermiler bitinceye kadar ateş ettiğini, maktul yere yığıldıktan sonra o andaki öfkesiyle maktulün kafasına kapının yanında bulunan keserle de vurduğunu, olayda kullandığı silahı da yanına alarak polis merkezine gidip teslim olduğunu, maktulü sürekli annesini kötülemesi ve annesine hakaretlerde bulunması sonucunda kendisini kaybetmesi neticesinde öldürdüğünü, pişman olduğunu savunmuştur. IV. GEREKÇE 1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s.225.). Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası benimsenmiştir. (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14.). Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir. Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. TCK'da, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan ağır-hafif tahrik ayrımına son verilerek tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı; ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının kanıtlanamadığı ahvalde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak kural olarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerekmekle birlikte, bu yöndeki kabulün, dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu da dikkate alınıp her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. 2- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Annesi ile babasının 2014 yılında boşanmasından sonra annesiyle birlikte Isparta ilinde yaşayan ve olay tarihinden dört ay kadar önce çalışmak için geldiği ...'de babasıyla kalmaya başlayan sanığın, bu süre zarfında zaman zaman evlerine gelen babaannesi olan maktulü, ameliyat olmak için gittiği Isparta'dan döndüğü gün dedesinin evinden aldığı tabanca ile en az on iki el ateş etmek ve başına o sırada evde bulduğu keserle vurmak suretiyle öldürdüğü ve olaydan hemen sonra suçta kullandığı silahla birlikte güvenlik görevlilerine teslim olduğu anlaşılan olayda; Sanığın tüm aşamalarda istikrarlı şekilde maktulün sürekli olarak annesi hakkında ağır sözler söyleyip annesine hakaret ettiğini belirttiği ve ayrıca annesi ile babası evliyken de annesine kötü davrandığını ifade edip anne babasının boşanmasına sebep olarak babaannesi olan maktulü gördüğünü anlattığı, dosya arasına alınan boşanma davası dosyasından da maktulden kaynaklı nedenlerle evlilik birliğinin bozulduğuna dair iddiaların bulunduğu, tanık beyanlarıyla da olaydan kısa süre önce maktulün sanığın annesine hakaret ettiği bir tartışma yaşandığı da anlaşıldığından, tüm aşamalarda istikrar arz eden savunmasının aksine şüpheden uzak ve yeterli bir delil elde edilemeyen sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemece kurulan direnmeye konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin isabetli olmadığına ve bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu üyesi; haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunmadığı görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.03.2024 tarihli ve 24-133 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA ve sanık hakkında TCK'nın 29. maddesi uyarınca asgari oranda haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Sanığın tutukluluk hâlinin DEVAMINA, oy birliğiyle, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla