İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/72 Karar: 2025/424 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/72 K.2025/424

Ceza Genel Kurulu 2024/72 E. , 2025/424 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3718-2098 I. HUKUKÎ SÜREÇ Davacının, kasten öldürme suçundan beraatine karar verilmesinden sonra, bu suç nedeniyle haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyl

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/72 E. , 2025/424 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3718-2098 I. HUKUKÎ SÜREÇ Davacının, kasten öldürme suçundan beraatine karar verilmesinden sonra, bu suç nedeniyle haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyl

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/72 E. , 2025/424 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 3718-2098 I. HUKUKÎ SÜREÇ Davacının, kasten öldürme suçundan beraatine karar verilmesinden sonra, bu suç nedeniyle haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyle 70.000 TL maddi, 70.000 TL manevi tazminat istemiyle ... aleyhine açtığı davada, talebin kısmen kabulü ile konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle 1.778,40 TL maddi ve 2.500 TL manevi tazminatın adli kontrolün başladığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline ilişkin Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.10.2018 tarihli ve 255-378 sayılı hükmün, davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 26.09.2019 tarih ve 3718-2098 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.09.2023 tarih, 4542-2760 sayı ve oy çokluğuyla; "1-Davacı hakkında uygulanan 5271 sayılı CMK'nın 109/3-j maddesinde düzenlenen konutunu terk etmemek ve aynı Kanun'un 109/3-a maddesinde düzenlenen yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleri nedeniyle açılan tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince davacı hakkında verilen konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin 22.08.2017 - 29.09.2017 tarihleri arasında infaz edildiği gerekçesiyle verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, 2- Dosya kapsamında yer alan iddianamenin incelenmesinde, davacının 17.08.2017 tarihinde yakalandığının belirtildiği, Adana 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21.08.2017 tarihli 2017/646 sorgu numaralı sorgu zaptına göre kasten öldürmeye teşebbüs suçundan Adana Hazırlık Bürosunun 21.08.2017 tarih ve 2017/55739 soruşturma sayılı yazılarıyla birlikte tutuklama istemiyle mevcutlu olarak gönderilen davacı sanığın adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasına karar verildiği anlaşılmakla; davacı hakkında yürütülen soruşturma dosyasının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde aslı ya da onaylı örneğinin dosya içerisine alınarak davacı ile ilgili yakalama ve gözaltı evraklarının bulunup bulunmadığının tereddüte mahal verilmeyecek şekilde araştırılması, davacının yakalanarak gözaltında kaldığının belirlenmesi hâlinde davacının atılı suçtan beraat ettiği de dikkate alınarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141. ve devamı maddeleri gereğince yakalama, gözaltı işleminden kaynaklanan maddi ve manevi zararlarını talep edebileceği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ...; "...CMK'nın 141. maddesinden sonra yürürlüğe giren CMK'nın 109/3-(j) maddesinde düzenlenen 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinin de tutuklama gibi kişi hürriyetini kısıtlamaya yönelik bir koruma tedbiri olduğu açıktır. Tutuklama durumunda tazminat ödenmesi mümkün kabul edilirken, aynı şekilde kişinin özgürlüğünü ve serbestçe hareket edebilme hakkını ortadan kaldıran 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinde tazminat ödenmemesini kabul etmek evrensel hukuk değerleri ve yasanın amacı ile uygun düşmemektedir. Ayrıca, CMK’nın 109/6. maddesi de 'Adli kontrol altında geçen süre, şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 md.) Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.' hükmünü getirmek suretiyle sanığın ceza alması hâlinde ev hapsinin verilen cezadan mahsubuna cevaz vermiştir. Kanun koyucunun hürriyeti tahdit ettiğini kabul edip verilecek cezadan mahsubuna hükmettiği bir konuda, kanun koyucunun beraat eden davacıya ev hapsi nedeniyle 'kanun koyucu tazminat vermeyi açıkça hükme bağlayabilirdi' savıyla tazminat verilmemesi kanun koyucu iradesinin dar yorumlanmasıdır. Oysa, kişi hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılması hâlinde bunun tazmini için kanun koyucu iradesinin geniş yorumlanması hukuk ilkelerine daha uygun düşecektir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; ev hapsi nedeniyle maddi manevi tazminat talebinin kabulü yönündeki yerel mahkeme ve istinaf mahkemesi kararının onanması yerine 'CMK’nın 141 ve devamı maddeleri gereğince yakalama, gözaltı işlemlerinden kaynaklanan maddi ve manevi zararların talep edilebileceği' savıyla kararın bozulmasına karar veren çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum." gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 06.11.2023 tarih ve 58842 sayı ile; "CMK'nın 141 ilâ 144. maddelerinde de kişinin haksız tutulması hâlinde tazminat ödeneceğini düzenlemiştir. Burada önemli olan kriter, kişi hakkında uygulanan koruma tedbirinin sonucu, kişi özgürlüğünün kısıtlanmış olmasıdır. 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 98. maddesiyle CMK'nın adli kontrolü düzenleyen 109. maddesinin üçüncü fıkrasına (j) bendi eklenmiş ve 'konutu terk etmemek' şeklinde yeni bir adli kontrol kurumu getirilmiştir. Hâkim kararı ile suç soruşturması veya kovuşturmasında şüphelinin özgürlüğü bu şekilde kısıtlanmakta, kişi konutunu belirlenen süre ile terk edememekte, bir anlamda konutta hapsedilmektedir. Tutuklama ile ev hapsini içeren koruma tedbiri neticeten aynı sonuçları doğurmaktadır. Maddi ceza hukukunda kıyas mümkün değilse de ceza yargılama hukukunda, kişi hak ve özgürlük alanını genişletici ve koruyucu şekilde kıyas yapılması mümkündür. CMK'nın 141. maddesinden sonra yürürlüğe giren CMK'nın 109/3-(j) maddesinde düzenlenen 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinin de tutuklama gibi kişi hürriyetini kısıtlamaya yönelik bir koruma tedbiri olduğu açıktır. Tutuklama durumunda tazminat ödenmesi mümkün kabul edilirken, aynı şekilde kişinin özgürlüğünü ve serbestçe hareket edebilme hakkını ortadan kaldıran 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinde tazminat ödenmemesini kabul etmek evrensel hukuk değerleri ve yasanın amacı ile uygun düşmemektedir. Ayrıca, CMK’nın 109/6. maddesi de 'Adli kontrol altında geçen süre, şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 md.) Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.' hükmünü getirmek suretiyle sanığın ceza alması halinde ev hapsinin verilen cezadan mahsubuna cevaz vermiştir. Kanun koyucunun hürriyeti tahdit ettiğini kabul edip verilecek cezadan mahsubuna hükmettiği bir konuda, kanun koyucunun beraat eden davacıya ev hapsi nedeniyle 'kanun koyucu tazminat vermeyi açıkça hükme bağlayabilirdi' savıyla tazminat verilmemesi kanun koyucu iradesinin dar yorumlanmasıdır. Oysa, kişi hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılması halinde bunun tazmini için kanun koyucu iradesinin geniş yorumlanması hukuk ilkelerine daha uygun düşecektir. Ayrıca; İHAS'ın ' Özgürlük ve güvenlik hakkı' başlıklı 5/4, 5 madde ve fıkralarının: 'Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.' Anayasanın 19. maddesinde de: İHAS'ın 5. Maddesine koşut düşen: 'Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. / (Değişik: 3/10/2001-4709/4 md.) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.' biçiminde tadadi olmayan düzenlemeye yer verildiği; CMK'nın 141 maddesinde gösterilen hususların numerus clausus hâller kapsamında değerlendirilemeyeceği; düzenlemenin örnekseme boyutunda kaldığı; haksızlık nitelendirmesini hak eden bir koruma tedbirinin, aynı zamanda haksız fiil niteliğinde durumlardan olduğu; hukuk düzenin görevinin haksız koruma tedbirlerine maruz kalmış bireylerin, hukuka aykırı işlem ve eylemler sonucu oluşmuş tüm zararlarını gidermek olduğu; Ceza yargılamasında kanunilik ilkesinin bulunmadığı; tazminat sorununun çözümünde gerek TMK'nın genel hükümlerinin gerekse tazminat hukukuna egemen olan ilkeler, prensipler çerçevesinde TBK'nın buna ilişkin ahkamının tamamlayıcı normlar olarak ortaya çıkan haksızlığı gidermede; tazminatı belirlemede, sorunu çözmede dayanak alınmasında bir hukuka aykırılığın söz konusu olamayacağı; keza 'Hukukun uygulanması ve kaynakları' başlıklı TMK'nın madde 1- Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. / Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.' kuralının somut olay bağlamında; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlal edilen davacı lehine işletilmesinin ayrıca mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 08.10.2020 tarih ve Resmi Gazete Tarih ve Sayı: 30.12.2020-31350 2017/32052 başvuru numaralı ... kararında da 'HÜKÜM A. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının kabul edilebilir olduğuna oy birliğiyle, ...' B. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuka aykırı olması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oy çokluğu ile,...' karar verdiği görülmüştür. Yukarıda açıklanan nedenlerle; ev hapsi nedeniyle maddi manevi tazminat talebinin kabulü yönündeki Yerel Mahkeme ve istinaf mahkemesi kararının onanması yerine yazılı şekilde kararın bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 06.12.2023 tarih, 6400-5416 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kasten öldürme suçundan yargılanan sanık/davacı hakkında 22.08.2017 - 29.09.2017 tarihleri arasında ev hapsi adli kontrol tedbiri uygulanmasına rağmen yapılan yargılama sonunda 23.03.2018 tarihinde beraatine karar verilmesi üzerine haksız olarak ev hapsinde tutulduğundan bahisle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. GEREKÇE 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Konuyla ilgili: Anayasanın 19. maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkraları şöyledir: "Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. (Değişik: 3/10/2001-4709/4 md.) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir." İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin "Özgürlük ve güvenlik hakkı" başlıklı 5. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları da şöyledir: "Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir." CMK'nın "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesi; "(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir. (3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder." hükmünü içermekteyken, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle yapılan değişikle maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde yer alan "Yakalama" ibaresi "Yakalama, adli kontrol" şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasına (k) bendinden sonra gelmek üzere; " l) Konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen," şeklindeki (l) bendi eklenmiş ve ikinci fıkrasında yer alan "(e) ve (f) bentlerinde" ibaresi "(e), (f) ve (l) bentlerinde" şeklinde değiştirilmiş olup madde güncel hâlini almıştır. Uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olan 7499 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle yapılan değişikliğin gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir; "Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletilmektedir. Düzenlemeyle, temel hak ve özgürlüklerin daha güçlü bir şekilde korunması ve muhtemel hak ihlallerinin önlenmesi amaçlanmaktadır." CMK'nın "Adli Kontrol" başlıklı 109. maddesi ise; "(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. (2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir. (3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir: a) Yurt dışına çıkamamak. b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak. c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak. d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek. e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek. f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak. g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek. h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak. i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek. j) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Konutunu terk etmemek. k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek. l) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek. (4) (Ek: 25/5/2005 – 5353/14 md.)[20] (Mülga: 2/7/2012-6352/98 md.) (Yeniden Düzenleme:14/4/2020-7242/15 md.) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir. (5) Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin meslekî uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir. (6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 md.) Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.[21] (7) (Ek: 6/12/2006 – 5560/19 md.) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir." şeklindedir. Görüldüğü üzere maddenin ilk hâlinde yer almayan uyuşmazlık konusu ile bağlantılı konutu terk etmeme yükümlülüğü, 02.07.2012 tarihli 6352 sayılı Kanun'un 98. maddesi ile bir adli kontrol tedbiri olarak üçüncü fıkraya eklenmiştir. Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan, gözaltına alınan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddede, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra, anılan maddenin son fıkrasında; "Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir" hükmü yer almıştır. Anayasa'daki bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yedi bent hâlinde, tazminatı gerektiren durumlar ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 10.01.1991 tarihli ve 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş, 19. maddede yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra anılan maddenin son fıkrasında; "Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir" hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu hüküm, 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; "Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir." şeklinde değiştirilmiştir. İHAS'ın 5. maddesinde de kişi özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş, maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması durumunda mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek kişilerin keyfî olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 466 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, CMK'nın Yedinci Bölümü'nde, "Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" ana başlığı altındaki 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Suç soruşturması ve kovuşturması sırasında koruma tedbirleri için öngörülen usullere aykırı hareket edilmesi nedeniyle meydana gelen zararların telafi edilmesi CMK’nın 141 ve devamı maddelerinde güvence altına alınmıştır. Söz konusu maddelerde tazminat istenebilecek hâller, tazminat istemenin koşulları, tazminat istenmesine engel olan durumlar ve devlet tarafından ödenmiş olan tazminatın, koruma tedbirlerinin haksız bir şekilde uygulanmasına yol açarak zarara neden olan kişiden geri alınması konuları düzenlenmiş bulunmaktadır. Bununla birlikte adli kontrol tedbirine hukuka aykırı olarak başvurulması veya makul süreyi aşacak kadar uzun bir süre adli kontrol tedbirinin uygulanmasına devam edilmesi hâllerinde de tazminat istenebileceğine yönelik doğrudan bir düzenlemeye, 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik haricinde, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat sebepleri arasında yer verilmemiştir. Bu durum, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarının yalnızca CMK’nın 141. maddesinde sayılan tedbirlerle sınırlı olarak açılıp açılmayacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Her ne kadar Yüksek Genel Kurulun 01.03.2023 tarihli ve 81-159 sayılı kararında, 141. maddede diğer tedbirlerle ilgili doğrudan bir düzenleme bulunmaması sebebiyle tazmin olanağının yalnızca anılan maddenin birinci fıkrasında tahdidi olarak sayılan tedbirlerle sınırlı olduğu kabul edilmiş ise de söz konusu içtihattan şu sebeplerle rücu edilmesi gerekmiştir: 1. Öncelikle hatırlanmalıdır ki, yürürlük tarihi olan 01.6.2005 itibarıyla CMK’nın 141. maddesi ile 109. maddesi arasında, Anayasa'nın 19. maddesi emri doğrultusunda bir uyum vardır. Bu cümleden olarak, 141.maddede haksız yakalama, tutuklama ve gözaltına alma nedeniyle tazminat hakkına yer verilirken doğal olarak "konutunu terk etmeme" adli kontrolüne müstenid bir tazminat sebebi düzenlenmemiştir. Çünkü o tarih itibarıyla 109. maddede böyle bir tedbir ihdas edilmiş değildir. Konutunu terk etmeme, ilk kez 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 98. maddesindeki değişiklikle 109. maddenin üçüncü fıkrasının (j) bendi olarak vücut bulmuştur. Ne var ki aynı Kanun'la 141. maddede de bir değişikliğe gidilmemiş ve iki madde arasındaki senkronizasyon bozulmuştur. Ortaya çıkan hak ihlallerini gözeten kanun vazıı, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle yapılan değişikle anılan normun birinci fıkrasına (k) bendinden sonra gelmek üzere; "l" bendinde, haksız yere "konutunu terk etmeme" tedbiri uygulanmasını da bir tazminat sebebi olarak va'zetmiştir. Böylece parlamento, değişiklik gerekçesinde de açıkça ifade olunduğu üzere, ara dönemde hak ihlallerine yol açacak bir boşluk olduğunu ve aslında murad olunmayan bu durumun telafi edilmesi iradesi taşıdığını da zımnen ortaya koymuştur. 2. Gerek Anayasa'nın 19 gerekse İHAS'nin 5. maddelerinin temel hedefinin, netice itibarıyla bir haksız fiil vasfı taşıyan, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında uygulanan, baştan itibaren haksız olan ya da soruşturma veya kovuşturma sonunda haksız bir durum ortaya koyan tedbirler nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edilenlerin uğradığı zararın mümkün olduğunca telafisi olduğu çok açıktır. CMK’nın 141. ve devamı maddeleriyle de aynı amaca ulaşılmak istenmektedir. Adli kontrol tedbiri kapsamında uygulanan bir yükümlülük olarak ev hapsi/konutu terk etmemek, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Adli Kontrol Tedbirleri" başlıklı 56. maddesine göre; "Şüpheli veya sanığın yargı mercii tarafından belirlenen konutunu mazereti olmaksızın veya izin almaksızın terk etmemeyi" ifade etmektedir. Şu hâle göre, CMK’nın 109. maddesi kapsamında bir adli kontrol tedbiri olarak yer alan konutu terk etmemek, 100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde, kişinin kaçması veya saklanması ya da delilleri yok etmesi, gizlemesi veya değiştirmesi ve yahut tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapması girişiminde bulunmasını engellemek amacıyla, tutuklama tedbirinin olumsuz sonuçlarını bertaraf etmek üzere tutukevi veya ceza infaz kurumunda değil, şüpheli ya da sanığın konutunda uygulanan bir tedbirdir. Tanım ve mahiyeti itibarıyla, tutuklama tedbirinin ikamesi olarak öngörülen ve infaz şekline nazaran kişinin hürriyetinden tamamen yoksun bırakılmasına yol açan tutuklama tedbirine nispeten daha hafif bir tedbir olduğu söylenebilen konutu terk etmemek, neticeten kişinin hürriyetinden yoksun kalması nedeniyle bir "tutulma" hâlidir. Bu hâliyle de hem özgürlük ve güvenlik hakkına (Anayasa madde 19) hem de seyahat etme özgürlüğüne (Anayasa madde 23) mümas bir nitelik taşır. Nitekim, İHAM'a göre de, konutu terk etmeme tedbirinin kesintilerle uygulanması seyahat özgürlüğü kapsamında, kişilerin gün boyunca konutta tutulmaları suretiyle uygulanan tedbirin ise kişi özgürlüğüne yönelik müdahale oluşturduğu (İHAM’ın 30.09.2004 tarihli ve 40896/98 başvuru sayılı Nikolova v. Bulgaristan (No. 2) kararı ve 02.11.2006 tarihli ve 69966/01 başvuru sayılı Dacosta Silva v. İspanya kararı) kabul edilmelidir. Anayasa Mahkemesi de aynı görüştedir. Yüksek Mahkeme 08.10.2020 tarihli ve 2017/32052 sayılı ... başvurusuyla ilgili kararında, konutu terk etmeme tedbirinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna vardıktan sonra, haksız konutu terk etmeme tedbirinin CMK’nın 141. maddesinde bir tazminat sebebi olarak düzenlenmediği ara dönemde, 10.07.2017 tarihinde uygulanan tedbire ilişkin yapılan bireysel başvuru ile ilgili olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Belirtmek gerekir ki İHAS’ın 5. maddesinde "yakalama ve tutma" ifadelerine yer verilmiş olup madde kapsamına girmesi kaydıyla tazminat ödenmesi bakımından kişi özgürlüğüne yönelen müdahalelere herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Buna göre, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuka aykırı uygulanması hâlinin de İHAS’ın 5. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğinde kuşku duymamak gerekir. İşbu 5. maddenin, Anayasa’nın 90/5. maddesi gereğince normlar hiyerarşisindeki konumu nazara alındığında, CMK’nın 141. maddesindeki ara dönemin, anılan normun zaruri olarak uygulanması suretiyle hak ihlallerine yol açmaması gerektiği sonucuna ulaşılmalıdır. Esasen, CMK’nın 141. maddesinde konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin hukuka aykırı olması tazminat sebebi olarak düzenlenmese de İHAS’ın 5. maddesi yürürlükte olduğu sürece, kişilerin zararının karşılanması anayasal bir mecburiyettir (Anayasa madde 90/5, İHAS madde 5). 3. Bu yorum, kuşkusuz İHAM ve AYM kararlarının objektif etkisi/işlevi bağlamında diğer Yüksek Mahkemeler ve yargılama mercilerinin sorumluluğu ilkesine de uygundur. Şöyle ki; Mahkeme (İHAM), kararlarının aslında sadece Mahkeme önüne getirilen davaları karara bağlamakla kalmayıp daha genel olarak, Sözleşme tarafından oluşturulan kuralları aydınlatmaya, korumaya ve geliştirmeye hizmet ettiğini ve böylece Devletlerin Sözleşme'ye Taraf Devletler olarak üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirmelerine katkıda bulunduğunu defalarca belirtmiştir (İrlanda Birleşik Krallık). Sözleşme sisteminin birincil amacı bireysel çözüm sağlamak olsa da görevi aynı zamanda kamu politikası gerekçeleriyle ortak çıkarlar doğrultusunda konuları belirlemek böylece insan haklarının korunmasına ilişkin genel standartları yükseltmek ve insan hakları içtihadını Sözleşme Devletleri topluluğu genelinde yaygınlaştırmaktır (İHAM Karner/Avusturya, B. No: 40016/98, 24/7/2013, § 26; İrlanda/Birleşik Krallık [BD], B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 154). Keza Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararların objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin kararlarının objektif işlevi, genel olarak Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif yönü ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir. Anayasa Mahkemesi kararlarının genel olarak Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Zira bireysel başvuru yolunun temel ilkelerinden ikincillik ilkesi ile bunun yansıması olarak Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen bireysel başvuruda bulunmadan önce başvuru yollarının tüketilmesi koşulu dikkate alındığında temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikle kamu makamları ve derece mahkemelerinin, sonrasında ise Anayasa Mahkemesinin rolü bulunmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir (İbrahim Er ve diğerleri [GK], B. No: 2019/33281, 26/1/2023, § 45-46). Şu hâle göre, görev tanımı itibarıyla Anayasayı yorumlama nihai yetkisinin Anayasa Mahkemesinde olduğunda şüphe yoktur. Maamafih Anayasa ve Sözleşme tarafından oluşturulan temel hak ve özgürlüklerle ilgili kuralları aydınlatmak, korumak ve geliştirmek, öncelikle diğer Yüksek Mahkemeler öncülüğünde yargı mercilerinin görevidir. Sorun, ihlale uğrayan bir hakkın behemehal yerine ikamesi olduğunda, anayasal hukuk düzeninin tekliği ve bağlayıcılığı gereğince konunun, yetki ve bağlayıcılık tartışmalarına tekaddüm etmesi gerekir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, işbu uyuşmazlık ile benzer nitelikteki ... başvurusu ile ilgili kararının objektif işlevi doğrultusunda da aynı sonuca ulaşmak gerekecektir. 4. Keza 08.07.2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile yapılan değişiklikle CMK’nın 109. maddesinin altıncı fıkrasında, konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki günün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınacağı hükmüne yer verilerek, konutunu terk etmeme yükümlülüğünün şahsi hürriyeti sınırlama sebebi olduğu da kabul edilmiştir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Kasten öldürme suçundan yargılanan sanık/davacı hakkında 22.08.2017 - 29.09.2017 tarihleri arasında ev hapsi adli kontrol tedbiri uygulandığı, Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 23.03.2018 tarihinde beraatine karar verilmesi üzerine haksız olarak ev hapsinde tutulduğundan bahisle 10.05.2018 tarihinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talebinde bulunan davacının talebinin kabulüne ilişkin 10.10.2018 tarihli İlk Derece Mahkemesi hükmü ile buna yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair 26.09.2019 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine Özel Dairece 11.09.2023 tarihinde tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulduğu anlaşılan dosyada; Davacının konutu terk etmemek yükümlülüğü sebebiyle de CMK’nın 141 ve devamı maddeleri uyarınca tazminat isteme hakkının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 12. Ceza Dairesince verilen 11.09.2023 tarih ve 4542-2760 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla