İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2024/28 Karar: 2025/40 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2024/28 K.2025/40

Ceza Genel Kurulu 2024/28 E. , 2025/40 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/50060 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 83-238 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220/1-3 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2024/28 E. , 2025/40 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/50060 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 83-238 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220/1-3 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2024/28 E. , 2025/40 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2023/50060 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 83-238 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220/1-3 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, nitelikli yağma suçundan TCK’nın 149/1-f ve 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun’un 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.09.2014 tarihli ve 83-238 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 11.10.2017 tarih ve 7866-3781 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23.06.2023 tarih ve 50060 sayı ile; "...1) Örgüt suçuna ilişkin mahkemenin kabulünde; 'Sanık ...'ün 2005 yılı öncesinde ve devamında suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu ve yönettiği anlaşılmakta olup, aşağıda belirtilen ve suç nitelendirmeleri yapılan olaylar göz önüne alındığında, ...'ün yine lider olarak örgütü yönettiği, bu amaçla diğer örgüt yöneticilerine emir verdiği ya da örgüt yöneticileri aracılığıyla suç işleyen örgüt elemanlarından olay akıbetini sorduğu, yönlendirme yaptığı anlaşılmakla, bu sanığın suç işlemek amacıyla örgüt kurup yönetmek suçundan cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Emniyetin yapmış olduğu araştırmalar ile ...'ün lideri olduğu bu grubun örgüt mensuplarıyla tahsilat yapmak, kumar oynatmak veya değişik faaliyet alanlarında görevlendirdiği anlaşılmıştır. Örgüt lideri ...'ün, uzun süre birlikte olduğu ..., ..., ... ve ... aracılığıyla örgütü yönettiği, emir ve talimatların bu şekilde alt kademeye iletildiği ve mutlak itaatin ilkesinin uygulandığı, emrin dışına çıkılmadığı anlaşılmıştır. Suç işlemek amacıyla kurulan bu örgüt, bu amaçla hareket etmekte olup, bünyesinde hiyerarşik bir ilişki bulundurmakta ve bu ilişki sayesinde örgüt üzerinde hakimiyet kurulmaktadır. Ayrıca bu örgüt belli bir suç veya suçları işlemek için bir araya gelmemekte, niteliği itibariyle örgütün devamlılığı söz konusudur. Yapılan dinlemelere göre, örgüt yöneticileri gizliliğe oldukça dikkat etmekte, emniyetçe yapılan tedbirlere karşı, karşı tedbirler almakta, örgütün açığa çıkmasını engellemeye çalışmakta hatta bu amaçla mümkün mertebe telefonla konuşmamakta ya da şifreli konuşmaktadırlar. Hüküm kurulurken ayrıca örgütün silahlı bir örgüt olması nedeniyle TCK'nun 220/3 maddesi uyarınca ceza arttırımına gidildiği' vurgulanmıştır. Ancak, davaya konu olayda, sanığın muhtelif tarihlerde birlikte ya da münferit biçimde gerçekleştirdiği ve mahkum edildiği eylemlerinin, gelişen olaylar zincirinde sanığın önceden tasarlama ve organize olma ve fikir birliğine vararak örgütün amacına uygun suç işlemek için teşekkül oluşturduğundan söz edilemeyeceği, sanığın liderliğinde fonksiyonel işbirliği ve işbölümü içerecek şekilde örgütlendiklerine dair, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı; Başka bir anlatımla, sanığın işbirliği ve eylemli paylaşım anlayışı ve disiplinli biçimde hareket ederek süreklilik gösterir şekilde suç işlemek amacıyla örgüt kurduğuna dair kesin kanıt bulunmadığı ve buna bağlı olarak, sanık ...'ün örgüt lideri ve kurucusu olduğu hususunda mevcut şüphenin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından, sanığın suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan beraati yerine yazılı biçimde mahkûmiyetine karar verilmesine ilişkin hükmün onanması; 2) Sanık ...'ün örgüt kurucu ve lideri olmadığına dair yukarıdaki maddedeki tespitler doğrultusunda; iddianamedeki 1. olayda mağdurları ..., ... ve ...'a yönelik yağma ve iddianamedeki 13. olayda mağdurları ... ve ...'na yönelik yağma suçları nedeniyle, TCK'nın 220/5. mad. delaleti ile örgüt kurucusu ve yöneticisi olarak sorumlu olduğu gerekçesiyle hüküm tesis edilmesine ilişkin hükümlerin onanması; Hukuka aykırı görülmüştür. Bu itiraz sebebine göre ise, TCK'nın 220/5 maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulmasının da hukuka aykırı olacağı gözetilmelidir..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 07.12.2023 tarih ve 20232-15036 sayı ile suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve mağdurlar ile şikâyetçiye karşı nitelikli yağma suçuna ilişkin itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma ve mağdurlar ile şikâyetçiye karşı nitelikli yağma suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma ve nitelikli yağma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; iletişimin tespiti tutanaklarının, suç tarihi itibarıyla katalog suçlar arasında yer almayan nitelikli yağma suçu için delil olarak kullanılıp kullanılamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Balıkesir il merkezi başta olmak üzere, çevre il ve ilçelerde faaliyet yürüten çıkar amaçlı suç örgütünün liderinin sanık; yöneticilerinin ise inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ve ... olduğu, bu suç örgütünün gelir kaynağını, oto pazarı sahibinden zorla; genelev, cafe ve bar gibi yerlerden ise güvenlik parası adı altında alınan ve ihalelerden elde edilen paraların oluşturduğu, inceleme dışı sanıkların doğrudan veya dolaylı bir biçimde kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ihale işlemlerinde imtiyaz ve nüfuz elde etmeye çalıştıkları, ihaleye katılan şahıslara çıkma adı altında pay vererek ihaleden çekilmelerini sağladıkları, ihaleye giren şahıslarla uzlaşamamaları hâlinde şahısları tehdit ederek ihaleyi kazanmaya çalıştıkları, ihaleye katılan şahıs ve şirketlerden çantacılık yöntemiyle pay aldıkları ve böylelikle ihalelere fesat karıştırdıkları, il merkezinde bulunan içkili eğlence yerleri, kumar oynatan kıraathaneler, genelev ve otoparklardan koruma adı altında haraç aldıkları, çek senet tahsilatı yaptıkları, senetlerini tahsil edemeyen veya alacak verecek yüzünden sorun yaşayan şahıslar arasında sanığın adını kullanmak suretiyle uzlaştırma karşılığında pay aldıkları, kendilerine haksız çıkar sağlamak amacıyla bazı şahısları tehdit ederek kendilerine tabi kılmaya zorladıkları, bazı şahıslara yönelik ise yıldırma, korkutma, sindirme gücünü organize etmek suretiyle bölgelerinde tehdit unsuru olmayı sürdürdükleri, sanığın talimatlarını örgüt yöneticilerine verdiği, yönetici tabanının altında bulunan örgüt üyeleri ile kendisinin bire bir muhatap olmadığı, örgüt üyelerinin, yöneticilerinin talimatları ile hareket ettikleri, dolayısıyla soruşturmaya konu örgüt içerisinde hiyerarşik bir yapının olduğu, sanığın talimatları dışına çıkılmasının mümkün olmadığı gibi örgüt üyelerinin yöneticilerden korktukları ve onların emir ve talimatlarına mutlak itaatte bulundukları, örgüt içinde iş bölümünün olduğu, inceleme dışı sanık ...'ın örgüt içerisinde paraların toplanması ve dağıtımı ile ilgilendiği, inceleme dışı sanık ...’in cafe ve barların güvenlik işlerini takip ettiği, anılan şahıs cezaevine girdikten sonra onun yerine inceleme dışı sanık ...'nın görevi devraldığı, inceleme dışı sanık ...’in, suç örgütünün silahlı kanadını kontrol ettiği, resmî kurumların yapmış olduğu ihaleleri takip eden ve sanığa bağlı olarak faaliyet gösteren inceleme dışı sanık ...'in ise... Güvenlik Şirketi ve ... Temizlik-Otomasyon-Yemek Şirketinin müdürlüğünü yaptığı, ... Grubu adına güvenlik, yemek ve temizlik ihalelerine girdiği, inceleme dışı sanık ...'nin evinde yapılan arama sırasında on bir adet tabanca fişeği ve evinin önünde park hâlinde duran, suç örgütü lideri sanığın bağlantılı olduğu ... Şirketi adına kayıtlı araçta bir adet Baretta marka tabanca, şarjör ve dokuz adet tabanca fişeğinin ele geçirildiği iddiası ile kamu davası açıldığı, İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 21.05.2010 tarihli ve 2010/1014 değişik iş sayılı kararı ile sanık ve inceleme dışı sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından CMK’nın 135 ve 137. maddeleri uyarınca 3 ay süre ile iletişimin denetlenmesine, İstanbul (Kapatılan) 14. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 20.08.2010 tarihli ve 2010/1759 değişik iş sayılı kararı ile tedbirin ilk defa 3 ay süre ile uzatılmasına; 20.11.2012 tarihine kadar da müteaddit kez uzatılmasına karar verildiği, Kolluk tarafından düzenlenen 04.05.2012 tarihli raporda; alınan bilgiler doğrultusunda yapılan çalışmalarda sanığın, ..., ... ve ... Cafe isimli iş yerlerinden güvenlik parası aldığı, ... Cafe'de inceleme dışı sanık ...'un, ... Cafe'de inceleme dışı sanık ...'in ve ... Cafe'de de inceleme dışı sanık ...'in güvenlik görevi yaptıkları, ... Cafe'den ayda 4.000 TL, ... Cafe'den 3.000 TL ve ... Cafe'den 3.000 TL alındığı, bu paraları inceleme dışı sanık ...'nın tahsil ettiği, kapıda duran şahısların ücretlerinin de bu paraların içinden ödendiği şeklinde bilgilerin elde edildiğinin belirtildiği, İnceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında suç işleme için kurulan silahlı örgütü yönetme; inceleme dışı sanık ... hakkında suç işlemek için kurulan örgüte üye olma suçundan; inceleme dışı sanık ... hakkında incelemeye konu nitelikli yağma suçundan; sanık ve inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına; inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkında silahlı örgüt adına suç işleme; inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un mağdur ...'na karşı işledikleri yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin ise "Sanık ...'in örgüt lideri sanık ... ile doğrudan ve sürekli bağlantı halinde olduğu, yönlendirmesi ile hareket ettiği ve verdiği talimatlara göre Milli Eğitim Bakanlığının 16.08.2010 tarihli ihalesinde örgüt adına suç işledikleri kabul edilen sanıklar ..., ..., ... ve ...'ı organize ettiği, mali işlerle ilgili olarak sanık ... ile bağlantısının olaydan önce ve sonra sürdüğünün; sanık ...'un örgüt lideri ...'ün şoförlüğünü ve korumalığını yaptığı, devamlı olarak yanında bulunduğu ve örgüt yöneticileri olan ... ve ...'den de talimat aldığının, suç örgütü kapsamında mağdur ...'nun yağmalanması eyleminin faili olduğunun, sanık ...'nın da örgüt yöneticileri ... ve ...'dan talimat aldığının ve sanık ... ile birlikte suç örgütü kapsamında mağdur ...'na karşı işlenen yağma suçunun faili olduğunun, sanık ...'nin evinde yapılan arama sırasında 11 adet tabanca fişeği ve evinin önünde park halinde duran suç örgütü lideri sanık ...'ün bağlantılı olduğu ... Ltd. Şti. adına kayıtlı araçta bir adet Baretta marka tabanca, şarjör ve dokuz adet tabanca fişeği ele geçirildiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar ..., ... ve ...'nın suç işlemek için kurulan örgütün üyesi olduklarının; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mağdur ...'na karşı gerçekleştirdikleri eylemin birden fazla kişi tarafından birlikte ve gece vakti işlendiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar ..., ... ve ... hakkında örgüt adına suç işlemek suçundan verilen mahkumiyet kararları ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında TCK'nın 149. maddesinin (f) bendi yanında (c) ve (h) bendi ile de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizlikleri, aleyhe temyiz olmadığından eleştirilmek suretiyle onanmasına karar verildiği, İnceleme dışı sanıklar ..., ... ve ... hakkında Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.11.2021 tarihli ve 15-272 sayılı kararı ile; "Sanıkların söz konusu eylemi nasıl gerçekleştirdiklerine ilişkin iddianamede bir anlatımın bulunmadığı gibi tanık beyanlarında da sanıkların suçu işlediğine ilişkin beyanın bulunmaması ve ... isimli şahsın yağma suçu ile ilgili olan Oto Pazarını örgütün kurulmasından önce de işletmesi nedenleriyle sanıkların üzerilerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü, şüpheden uzak kesin deliller elde edilemediği," gerekçesiyle incelemeye konu 1. olay nedeniyle beraat kararları verildiği ve söz konusu kararların temyiz edilmeksizin kesinleştiği, sanığın mağdur ...'na karşı işlediği nitelikli yağma suçundan TCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle kurulan mahkûmiyet hükmünün Özel Dairece bozulması üzerine beraatine karar verildiği, Alınan iletişimin tespiti kararları doğrultusunda yapılan dinlemeler sonucunda düzenlenen iletişimin tespiti tutanaklarının dosyada mevcut olduğu, Anlaşılmaktadır. Mağdur ...; inceleme dışı sanık ... tarafından açık oto pazarı olarak kullanılan yeri mağdur ... ve şikâyetçiden yapacağı proje içerisinde yer alan otuz iki daireden on birini vermek şartıyla aldığını, arsa üzerine yapılacak dairelerin satışı için yanında çalışan ...'nın telefon bilgilerinin olduğu tabelayı arsanın üzerine koymak istediğini, bu nedenle inceleme dışı sanık ...'ın kendisini arayarak ...'nın telefon numarasını sorduğunu, inceleme dışı sanığa yerin sahibinin kendisi olduğunu ve sorunları kendisiyle hâlletmesini söyleyip sorunun ne olduğunu sorduğunu, inceleme dışı sanığın da bu yerin kiracısı olduklarını ve buraya tabela konulmasının doğru olmayacağını söylediğini, bunun üzerine arsa sahibinin kiracının bir ay içerisinde burayı boşaltacağını ve sıkıntı olmayacağını söylemesi nedeniyle bu tabelaların konulması talimatı verdiğini bildirdiğini, inceleme dışı sanığın da böyle bir şey olmadığını söylemesi üzerine bu durumu mal sahibiyle konuşacağını belirtip telefonu kapattığını, bir gün sonra mağdur ...'i arayıp bu durumu anlattığında mağdur ...'in, bu durumun sözleşmede olduğunu ve aynı zamanda inceleme dışı sanığın 1.5 yıldır kirasını ödemediğini belirttiğini, kendisinin de bu sorunu çözmelerini söyleyip onlardan cevap beklediğini, daha sonra mağdur ...'den somut bir adım görmeyince diğer mal sahibi olan şikâyetçi ile görüştüğünü, onun da eniştesi olan mağdur ...'i sıkıştırdıklarını söylediğini, daha sonra önceden kiracısı olduğu tanık ...'in kendisini arayarak görüşmek istediğini söylemesi üzerine tanığın iş yerinde görüştüklerini, bu görüşmede tanığın; inceleme dışı sanık ...'ın arabuluculuk yapmasını istediğini, burayı çalıştıran inceleme dışı sanık ... ile sanığın ortak olduklarını, sanık ve ...'ın bu arsayı boşaltmaları için 350.000 TL vermesi gerektiğini, yoksa arsayı asla boşaltmayacaklarını, hatta "Sen bu memlekette iş yapmak istiyorsan bu adamlarla iyi geçinmelisin." dediğini, bu konuda neden rol aldığını sorduğunda da ortak arkadaşları olduğu için kendisinden talepte bulunduklarını söylediğini, bu rakamı duyunca tanığa bu arsayı kat karşılığı aldığını ve konu ile ilgili muhatabın mal sahipleri olduğunu söylediğini, tanığın da inceleme dışı sanık ...'ı arayarak kendisinin onunla görüşme talebinin olduğunu söylediğini, ...'ın da kabul etmesi üzerine aynı gün inceleme dışı sanık ...'ın iş yerinde görüştüklerini, burada, inceleme dışı sanığın; arsanın kiracısı olduklarını, elinde bu yere ait kira sözleşmesi bulunduğunu, dolayısıyla hukuki yollara başvuracağını ve bu durumun da yıllar alacağını, ancak mağduriyetlerinin giderilmesi hâlinde arsayı hemen boşaltacaklarını söylemesi üzerine muhataplarının kendisi değil arsa sahipleri olduğunu söylediğini, buna rağmen istenen 350.000 TL'nin neye istinaden talep edildiğini sorduğunu, inceleme dışı sanığın da arsanın yıllar önce bataklık olduğunu, kendilerinin burayı düzelterek masraf yaptıklarını ve yanlarında çalışanların bulunduğunu belirtip gereksiz nedenler öne sürdüğünü, kendisinin de inceleme dışı sanığa her ne kadar mağdur olduğunu söylediyse de bu rakamın çok fazla olduğunu, buradaki masrafın taş çatlasın 30.000 TL olabileceğini, eğer bu rakamlar istenmiş olsaydı mal sahibi ile konuşup durumu çözmesini isteyebileceğini bildirdiğini, çünkü yaptığı projenin çok büyük ve maliyetli olduğunu, projeyi bitirememesi durumunda maddi ve manevi olarak büyük sıkıntıya gireceğini, bu nedenle teklif edilen parayı düşürerek daha az zararla kurtulabileceğini düşündüğünü, inceleme dışı sanığın ise "O zaman hukuki süreç başlasın, ne zaman çözülürse o zaman başlarsın." diyerek konuyu kesip attığını, yaklaşık 3-5 gün sonra şikâyetçiyi arayarak mağdur olduğunu, anlaşma yapılırken bir ay içinde arsayı temiz bir şekilde teslim alacağını söylediklerini, buraya 100-150.000 TL arası masraf yaptığını ve böyle olacağını bilseydi onlarla anlaşma yapmayacağını söylediğini, şikâyetçinin bu konu ile ilgili kesinlikle para vermeyeceğini bildirdiğini, daha sonra inceleme dışı sanık ile çarşıda tekrar görüştüklerini ve istenen rakamın çok yüksek olduğunu, eğer ortada gerçek bir mağduriyet varsa makul rakamlar doğrultusunda mal sahibi ile görüşerek mağduriyetlerinin giderilmesi için her iki tarafa da yardımcı olabileceğini söylediğini, inceleme dışı sanığın da 150-200.000 TL arasında ikna olabileceklerini bildirdiğini, buradan ayrıldıktan sonra şikâyetçiyi arayıp bu rakamı söylediğinde para vermek istemediğini, burada 20-30 yıl beklediklerini, gerekirse bir o kadar daha bekleyeceklerini söylediğini, kendisi de mağdur olduğu için bu şahıslar ile bir şekilde uzlaşmasını istediğini, bu arada inceleme dışı sanığın ortak avukatları olan ...'e gittiğini duyduğunu, ...'den bu durumu çözmek için yardım istediğini, bunun üzerine ...'in iş yerinde inceleme dışı sanık ile görüştüklerini, burada 100.000 TL civarında bir rakam söylendiğini, bu arada şikâyetçinin Türkiye'ye geldiğini, inceleme dışı sanık ve şikâyetçi ile bir lokantada yemek yiyerek durumu konuştuklarını, burada bir rakam konuşulmadığını, sadece şikâyetçinin inceleme dışı sanığa mağdur ...'i niye sıkıştırdıklarını sorduğunu, onun da sıkıştırmadıklarını ancak mağduriyetlerinin olduğunu söylediğini ve herhangi bir uzlaşma olmadan inceleme dışı sanığın ayrıldığını, bir müddet daha şikâyetçi ile konuştuğunu ve 30-40.000 TL civarında bir rakamın makul olduğuna ve bunun içlerine sineceğine karar verdiklerini, daha sonra ...'in iş yerinde inceleme dışı sanık ile tekrar görüştüklerini ve 30-40.000 TL teklif ettiğini, inceleme dışı sanığın rakamı az bulup en son 90.000 TL olabileceğini bildirdiğini, kendisinin de ticaretinin devam etmesi ve çalışanlarının mağdur olmaması için şikâyetçinin vermeyi düşündüğü 40.000 TL'nin üzerine 25.000 TL daha ekleyerek 65.000 TL teklif ettiğini ve bu rakamın en son verebilecekleri para olduğunu söylediğini, inceleme dışı sanığın da kabul etmesi üzerine bu parayı 10-12 gün içerisinde iki parça hâlinde ona verdiğini, ticari geleceğini ve kariyerini düşündüğünden bu tip insanlarla muhatap olmamak ve didişmemek için payına düşen parayı vermek zorunda kaldığını, Mağdur ...; kayınbabasından miras kalan arazinin üzerine inşaat yapılması için müteahhit mağdur ... ile 2010 yılının Haziran ayında on bir bağımsız daire ve dükkân karşılığında anlaştıklarını, inceleme dışı sanık ...'ın abisi olan ...'in yaklaşık yirmi yıldır kiracısı olarak burayı kullandığını, zaman zaman kira ödemelerinde aksamalar olduğunu, 01.09.1993 tarihinde yaptıkları sözleşmede inşaat yapacakları zaman sözleşmenin bitim tarihine bakılmaksızın arsanın bir ay içerisinde tahliye edileceğinin yazıldığını, bu yere inşaat yapacaklarından dolayı buna dayanarak 28.07.2010 tarihinde ...'e ihtarname çektiğini, Eylül ayında inşaata başlayacaklarından ve şahıslara güvenmediğinden dolayı başına bir şey gelmemesi için bu yola müracaat ettiğini, çünkü Temmuz ayının başlarında inceleme dışı sanığın, işlettiği kuyumcu dükkânına gelerek kiraya verdiği araziden çıkmayacaklarını belirtip "Dışarıda 10 tane adam bakıyorum, bir tane de hapishanede bakarım, bana ağır gelmez!" diyerek kendisini tehdit ettiğini, inceleme dışı sanığa bir kez daha arsayı boşaltmalarını söylediğini, onun da iş yerinden ayrıldığını, bir daha da inceleme dışı sanık ile herhangi bir görüşmesinin olmadığını, bu görüşmeden sonra avukatı olan ...'in, inceleme dışı sanığın 200.000 TL civarında para talebi olduğunu, bu paranın verilmemesi durumunda yeri boşaltmayacaklarını ve yirmi sene önce yapılan anlaşmaya bağlı kalmayacaklarını öğrendiğini kendisine ilettiğini, Şikâyetçi; 1993 yılından beri arsasının kiracısı olan inceleme dışı sanık ...'ın, bu arsayı oto pazarı olarak kullandığını, ancak arsa ile ilgili yapılan sözleşmede kardeşi olan ...'in isminin yazdığını, yaptıkları sözleşmede arsaya inşaat yapma girişiminde bulunmaları ve bir ay önceden bildirmeleri hâlinde arsanın boşaltılması gerektiğine yer verildiğini, aralarındaki vekâlet ilişkisine dayanarak arsaya inşaat yapılması için müteahhit olan mağdur ... ile anlaştıklarını, buraya inşaat yapacaklarını bildirmeleri üzerine inceleme dışı sanığın, söz konusu yeri boşaltmayacaklarını ve masraf yaptıklarını bildirip üçüncü şahıslar vasıtasıyla yaptığı masraf olarak 200.000 TL istediğini, arsaya ancak 2.000 TL kadar masraf yapıldığını, anılan şahısların mafya olarak bilindiklerini ve nüfuzlarını kullanarak kendilerinden haksız kazanç elde etmeye çalıştıklarını, 2010 yılının Haziran ayı içerisinde bir gün İsviçre'de bulunduğu sırada inceleme dışı sanığın kendisini başkasının telefonundan arayarak kendisini aramasını istediğini, aradığında arsa ile ilgili ne yapacaklarını sorduğunu, kendisinin de müteahhit ile inşaat yapılmak üzere anlaştıklarını, önceki anlaşmalarında olduğu üzere arsayı boşaltması gerektiğini söylediğinde inceleme dışı sanığın da imalı bir şekilde Türkiye'nin kanunlarının başka olduğunu, kendisinin o kanunları bilmediğini ve bu işin o kadar kolay olmayacağını söylediğini, şahsa Türkiye'deki kanunları iyi bildiğini ve sözleşmeye göre ne gerekiyorsa onun yapılacağını, kanunların gerektirdiği şekilde hareket edeceğini söylediğini, inceleme dışı sanığın da "Sen de yap da görelim!" diyerek kendisini tehdit ettiğini, bildiği kadarıyla inceleme dışı sanığın mağdur ...'e karşı da tehdit eyleminde bulunduğunu, mağdur ...'in bu şahsın Balıkesir'deki konumunu bildiğinden dolayı başına iş almamak için herhangi bir münakaşaya girmediğini, Tanık ...; yaklaşık iki yıl kadar önce yanında çalışan ve ismi ... olan arkadaşının dayısı inceleme dışı sanık ...'ın mağdur ...'i tanıyıp tanımadığını sorduğunu, tanıdığını söylemesi üzerine de kendilerini bir araya getirmesini istediğini, kendisinin de mağdur ...'i arayıp inceleme dışı sanığın kendisiyle görüşmek istediğini bildirdiğini, mağdur ...'in de kabul ettiğini ve yarım saat kadar sonra yanına geldiğini, daha sonra ...'tan inceleme dışı sanığın telefon numarasını alarak onu arayıp mağdurun geldiğini söylediğini, inceleme dışı sanığın da "Gelin bir çay içelim ve görüşelim." dediğini, mağdur ... ve ... ile birlikte inceleme dışı sanığa ait iş yerine gittiklerini, burada mağdur ... ile inceleme dışı sanık görüşürlerken konunun mağdurun satın aldığı arazide inceleme dışı sanığın kiracı olarak bulunması olduğunu öğrendiğini, bu görüşmelerde inceleme dışı sanığın mağdur ...'e söz konusu yere mucur döktüğünü, dolgu yaptığını ve masraf ettiğini söylediğini, mağdur ...'in ise buraya bu miktarda masrafın fazla olduğunu, o kadar para tutmayacağını, makul ve mantıklı bir rakam söylerse kendisinin karşılayacağını, çünkü bu iş uzarsa kendi işinin gecikeceğini, anlaşma olmazsa bu yeri almaktan vazgeçeceğini söylediğini, inceleme dışı sanığın da "Ortağım ile bu konuyu bir görüşeyim." dediğini, bu konuşmalarda geçen rakamları hatırlamadığını, buradan ayrıldıktan sonra mağdur ...'e bu adamların pek tekin olmadıklarını, gerekirse üç beş kuruş verip işini yapmasını samimi dostu olduğu için söylediğini, Tanık ...; ... Cafe isimli iş yerini işlettiğini, bu iş yerini açtıktan sonra bu tip mekânlarda tatsız olaylar meydana geldiği için sanığın oğlu olan inceleme dışı sanık ...'ya "Mekânda kapıda bir çocuk olsa iyi olacak, mekanda olay çıkmasını istemiyorum." dediğini, bunu söylemesindeki sebebin adı geçenlerin Balıkesir'de gayrimeşru alemde bilinmeleri ve isimlerinin mekânda geçmesi hâlinde iş yerinde bir sıkıntı yaşamayacağını düşünmesi olduğunu, bunun üzerine inceleme dışı sanık ...'un mekânda işe başladığını, ...'un haricinde daha sonra inceleme dışı sanık ...'in de kapıda durduğunu, inceleme dışı sanıklara 10-15 günde bir 1.000 TL ödediğini, ayrıca paralarının olmadığını söyledikleri zamanlarda da para verdiğini, son olarak inceleme dışı sanık ...'ye kapıda duran çocuklara iletmesi için 1.000 TL verdiğini, mekânında sorun yaşanmaması için bu yola başvurduğunu, Tanık ...; ... Bar isimli iş yerini işlettiğini, ilk açtıklarında kapıda ... isimli bir kişinin çalıştığını, ...'a ücret olarak 1.600 TL verdiğini, ...'ın bunun 1.000 TL'sini kendisinin aldığını, 600 TL'sini de inceleme dışı sanık ...'ya verdiğini söylediğini, daha sonra ...'ın "... bana artık güvenmiyormuş, bu sebeple bundan sonra kapıda ben durmayacakmışım, benim yerime ... duracak." dediğini ve kapıda inceleme dışı sanık ...'in durmaya başladığını, inceleme dışı sanık ...'in de zaman zaman kapıda durduğunu ancak ona para ödemediğini, paraları çoğunlukla ... ve ...'e, iki defa da inceleme dışı sanık ...'ya verdiğini, Tanık ...; 2010 yılı Eylül ayından itibaren ... Cafe isimli iş yerini işlettiğini, buraya damsız olarak kimseyi almadıkları için kapıda inceleme dışı sanık ...'in beklediğini, ...'e maaş olarak aylık 700 TL verdiğini, ...'in yanına zaman zaman inceleme dışı sanık ...'in de geldiğini, ancak ona para vermediğini, İnceleme dışı katılan ...; inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'in birlikte hareket ettiklerini, yanlarındaki başka şahıslara ücret karşılığında ve uyuşturucu karşılığında baktıklarını ve anılan şahısları zengin iş adamlarının yanına koruma olarak verdiklerini, mesela ... Cafe ve ... Cafe isimli eğlence yerlerinde kapıda 2-3 kişinin durduğunu, inceleme dışı sanıkların bu cafelerden güvenlik parası aldıklarını ve kapıdaki şahıslara ücret ödediklerini, kendisinin bu kişilerle takıldığı sırada haftalık 75 TL aldığını, bu parayı ... isimli şahıstan aldığını, onun da parayı sanığa ait ... Galeri isimli iş yerinden aldığını, kendilerinin sanığın yanına giremediklerini ve onunla muhatap olamadıklarını, şu anda ise duyduğu kadarıyla yanında bulunan şahıslara haftalık 200 TL ödediğini, sanığın liderlik ettiği yaklaşık olarak otuz kişinin bulunduğunu, Balıkesirdeki gayrimeşru alemde söz sahibi olan bu kişilerin ülkü ocaklarındaki çocukları da yanlarında barındırıp kullandıklarını, İnceleme dışı mağdur ...; ... Cafe isimli iş yerini devraldığını, daha sonra eğlence merkezlerinde güvenlik elemanlığı yapan inceleme dışı sanık ...'in yanında iki kişi ile birlikte sık sık iş yerine gelerek her defasında kendisine "...'ün selamını getirdik, biz daha önceden burada çalıştık, buranın güvenliğini sağladık, çok bedel ödedik, vurduk vurulduk, bu nedenle buranın güvenlik işiniya bize verirsin ya da bize üç ayda bir 3.000 TL vereceksin, bu dediklerimizi yapmazsan burayı işletemezsin, arkamızda ... ve oğlu ... var, dediklerimi yapmazsan bedelini kötü ödersin!" diye tehdit ettiğini, daha sonra ...'in yanında bir kişiyle gelip "... abi seni ofisine çağırıyor, bizimle geleceksin!" dediğini, karşı çıkmadığı şahısların, kendisini ... Temizlik Şirketi isimli iş yerine götürdüklerini, burada kendisini sanığın şoförlüğünü yaptığını bildiği inceleme dışı sanık ...'nin karşılayarak "Mekân bizim mekânımız, abilerimiz içerde diye kimse fırsatlanamaz, iş yerinizi bizim adamlar koruyacak, dediklerimizi yapmazsan bedelini kötü ödersin, iş yerini işletemezsin!" deyip kendisini tehdit ettiğini, İnceleme dışı sanık ...; yaklaşık on yedi yıl önce şikâyetçinin annesi; mağdur ...'in kayınvalidesi olan ...'dan söz konusu arsayı kiraladığını ve açık oto pazarı olarak kullandığını, kiraladığında buranın tarla olduğunu ve birtakım tadilatlar yaptığını, çakıl malzemeleri ve dolgu malzemeleri getirerek söz konusu yeri kullanılır hâle getirdiğini, hesaplarına göre buraya 200.000 TL kadar masraf yaptığını, yurt dışında yaşayan şikâyetçinin mağdur ...'e telefon numarasını bırakarak kendisini aramasını istediğini, kendi telefonu yurt dışı görüşmelerine açık olmadığı için arkadaşı olan sanıktan rica ederek onun telefonundan şikâyetçiyi arayarak arsayı boşaltmasını istediğini, kendisinin de "Boşaltayım ancak ben buraya çok masraf yaptım, bu masraflarımı karşılayın, çıkayım." dediğini, onun da "Ben seni çıkarmasını bilirim, ben seni çıkarırım!" diye karşılık verdiğini, şikâyetçiye "Türkiye de kanunlar var, ancak kanunlar çıkarır, burası yurt dışı değil, mahkeme ne zaman çık derse o zaman çıkarım." dediğini ve konuşmalarının bu şekilde sona erdiğini, mağdur ...'in bu kişilerin devlet katında üst kademede tanıdıklarının olduğunu ve kendisini çıkartacaklarını söylediğini, aradan bir ay kadar süre geçtikten sonra bir Ramazan günü mağdur ...'in kendisini bir restorana iftar yemeğine davet ederek şikâyetçinin de olduğunu ve aynı zamanda bu konuların da konuşulacağını söylediğini, kendisinin de kabul ederek gittiğini ve yemekten sonra bu konuların konuşulduğunu, şikâyetçinin buradan çıkmasını söylediğini, bunun üzerine masraflarından bahsettiğinde masrafları için 50.000 TL'ye kadar verebileceğini ilettiğini, kendisinin de bu masraflarını karşılamayacağını, masraflarının bunun üç katı olduğunu bildirdiğini, ancak kabul etmemesi üzerine buradan ayrıldığını, ertesi gün mağdur ...'in kendisini arayarak şikâyetçi ile inşaat konusunda anlaşmak üzere olduklarını, 135.000 TL proje masrafı çıkardığını, kendisinin de buraya belli bir masraf yaptığını bildiğini, fazla para istememesini ve anlayışlı olmasını rica ettiğini, kendisinin de "Tamam o zaman, ben 75.000 TL'mi alayım, anlaşalım." dediğini, mağdurun da "Fazla uzatma, 65.000 TL paranı verelim, dediğim tarihte burayı tahliye et." diye teklifte bulunması üzerine kendisinin kabul ettiğini, aralarında 15.000 TL'si peşin; 50.000 TL'si ise bir ay sonra olmak üzere anlaştıklarını, herhangi bir senet düzenlemediklerini, ancak yazılı sözleşme yaptıklarını, daha sonra bu paraların anlaşma doğrultusunda tahsil edildiğini, bu yeri kendisine bildirilen tarihten iki ay önce tahliye ettiğini, gasp iddiasını kabul etmediğini, ...'ı polis olduğu için tanıdığını, onun arsaya gelmediğini ve belirtilen şeyleri söylemediğini, kendisi söz konusu arsayı işletirken inşaat tabelasının konulduğunu, bu tabeladan daha önce tanımadığı müteahhit mağdur ...'e ulaştığını ve bu şekilde duruma vakıf olduğunu, sanık arkadaşı olduğu için arayıp "Hayırlı olsun, yeri devretmişsin." dediğini, kendisinin de "Verdim, Allah başka yerden nasibimi versin." dediğini, o tarihte sanığa 5.000 Euro borcunun olduğunu, sanığı arayıp "Paraya sıkışık isen para göndereyim." dediğini, hatta Euro mu TL mi göndereyim diye sorduğunu, sanığın da "Gelirken getirirsin, göndermene gerek yok." diye karşılık verdiğini, telefon görüşmelerinde şikâyetçiye teklif ettiği ve kendisine düşecek paranın az olduğunu belirtmek için gerçek dışı olarak bu işletmede ortak olduğunu söylediğini, kimle ortak olduğunu söylemediğini, sanığın ismini belirtip belirtmediğini hatırlamadığını, olayın üzerinden zaman geçtiğini, mağdur ... ile olan konuşmalarının hepsinin dostane olduğunu ve mağduru söz konusu arsayı aldığından dolayı tanıdığını, sanık ile 09.07.2010 tarihli konuşmalarının ona olan borcunun ödenmesi konusuyla ilgili olduğunu, konuşmaların hepsinin doğru olduğunu, mağdurlar ile arasında herhangi bir husumet bulunmadığını, masrafları karşılığında 200.000 TL istediğini ancak 65.000 TL'ye anlaştıklarını, arada uçurum olmasına rağmen anlaştıklarını, on yedi yıldır o arsanın ekmeğini yediği için buna rıza gösterdiğini, suçlamaları kabul etmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık; örgüt lideri veya yöneticisi olmadığını, yanında çalışanların paralarını götürdüklerini, örgütün korkutucu gücünden bahsedildiğini, ancak aksine kendi korktuğu için parasını geri alamadığını, tutuklandığında 600.000 TL kadar borcunun olduğunu, arabalarının çoğunun gittiğini ve bitmiş durumda olduğunu, inceleme dışı sanık ...'ın dostu olduğunu ve on beş günde bir yemek yediklerini, birbirlerine ticari hayatları hakkında bilgi verdiklerini, gerekirse borç alışverişlerinin de olduğunu, bir hafta İzmir'de bir hafta Balıkesir'de olduğu için şirketle ilgili işlere oğlu olan inceleme dışı sanık ...'nın baktığını, inceleme dışı sanık ...'in de oğlunun arkadaşı olduğunu, inceleme dışı sanık ...'in zaman zaman yanında çalıştığını, ... Derneği Başkanlığı da yaptığını, kendisi de ... Başkanlığı yaptığı için taraftarlarla aralarındaki irtibatı onun sağladığını, örgüt iddiasını kesinlikle kabul etmediğini, 1996 yıllarında Balıkesir'de iki tane otobüs firmasının olduğunu, bunlardan birinin ... Tur, bir diğerinin de ... Seyahat Firması olduğunu, bu firmalar arasındaki rekabetten dolayı bir kaç kişinin öldürüldüğünü, en son da kendisine suikast girişiminde bulunulduğunu, yanında oturan bir arkadaşının bu saldırıda öldüğünü, bu nedenle ... ...'un "kanlı firma" demiş olabileceğini, kendi adını kullanarak haraç toplayan ve menfaat sağlayan kişilerinde bu işleri yapabileceklerini, bunu kendisine emniyette söylediklerini, birinci olayla ilgili suçlamayı kabul etmediğini, inceleme dışı sanık ...'dan 5.000 Euro alacağının olduğunu, adı geçenin de kiralık olarak kullandığı arsanın sahiplerine iadesi sırasında yaptığı masraflar karşılığında hava parası olarak 150.000-200.000 TL civarında bir para isteyebileceğini ve kendisine olan borcunu ödeyeceğini söylediğini, bundan dolayı olaydan haberdar olduğunu, parayı tahsil ettikten sonra da borcunu ödediğini, mal sahibinden 65.000 TL para aldığını bildiğini, müsnet yağma suçlamasını kabul etmediğini, bilgisi dışında birçok olayda adının kullanıldığını, beşinci olayla ilgili olan suçlamaları da kabul etmediğini, ihalelerle hiç ilgilenmediğini, bu güne kadar hiçbir ihaleye girmediğini ve ihale salonunda bulunmadığını, ihale olduğunda ihaleye o zamanki ortağı olan...'in girdiğini, belirtilen ihaleye inceleme dışı sanık ...'in girdiğini bildiğini, bu ihaleyle ilgili kimseyle görüşmediğini, inceleme dışı sanık ... ile yaptıkları 14.08.2010 tarihli görüşmenin ihale ile ilgili olmadığını, başka bir konu ile ilgili olabileceğini, 13.08.2010 tarihli görüşmelerinin de başka bir konu ile ilgili olabileceğini, kendisinin ihaleye girmesi durumunda Balıkesir'in adeta alarm durumuna geçeceğini, sadece inceleme dışı sanık ...'in ihaleyi alıp almadığını merak ettiğini, on üçüncü olayın gerçekleştiği tarihlerde cezaevinde olduğunu, inceleme dışı mağdur ...'nu ve inceleme dışı sanık ...'i tanımadığını, sadece inceleme dışı sanık ...'yi tanıdığını, bu eylemle hiçbir ilgisinin olmadığını, hatta ifadeye göre inceleme dışı sanık ... ile inceleme dışı mağdur ...'ın kendisine ait şirket binasında görüştüklerini, oysa cezaevine girdikten sonra kiralar ödenmediği için bu iş yerinden tahliye edildiklerini ve burada buluşmalarının mümkün olmadığını, hiçbir iş yerinin korumalığını yapmadığını, alkol alınca dengesini kaybeden ve ne konuştuğunu bilmeyen ... ...'ın, 25.12.2011 tarihli görüşmelerinde de sarhoş olduğunu ve burada söylediklerinin gerçeği yansıtmadığını, adına kayıtlı malvarlığı bulunmadığını, belirtilen şirketlerle herhangi bir ilgisinin olmadığını, inceleme dışı mağdur ...'nin bir araç kiraladığını ve bu aracı geç teslim ettiğini, aracı kiralayan şahıslardan dayak yedikten sonra ifade verdiğinde kendisinin örgüt lideri olduğunu ve bütün işleri kendisinin yaptırdığını söylediğini, Savunmuştur. V- GEREKÇE 1- İletişimin tespiti tutanaklarının, suç tarihi itibariyle katalog suçlar arasında yer almayan nitelikli yağma suçu için delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı; A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan araç delillerdir. Anayasa'nın "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" başlıklı 38. maddesinin altıncı fıkrası; "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.", CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrası; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki düzenlenmiş olup anılan düzenlemelerle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir. Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır. Öğretide; "Ceza muhakemesinde delilleri elde etmek amacıyla kullanılan soruşturma işlemlerinin ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirir. Ceza muhakemesi toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasındaki çıkarının dengelenmesi esasına dayanır. Özellikle soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve insan hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemez." denilmektedir (Murat Volkan Dülger, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, Ankara 2014, s. 38). Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada delil yasakları olarak adlandırılan birtakım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; delil elde etme ve değerlendirme yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara delil elde etme yasakları hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise delil değerlendirme yasakları denilmektedir. İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme ... olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir. CMK'nın, iletişimin denetlenmesi işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan şekliyle 135. maddesi şöyledir; "(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. (3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir. (4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur. (6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80), 2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83), 3. İşkence (madde 94, 95), 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103), 6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), 7. Parada sahtecilik (madde 197), 8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), 9. (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3), 10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235), 11. Rüşvet (madde 252), 12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282), 13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315), 14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları. b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları. c) (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar. (7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." Aynı Kanun'un 138. maddesi ise; "(1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir. (2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir." düzenlemesini içermektedir. CMK’nın 138. maddesi yapılan bu düzenleme ile sınırlı şekilde sayılan suçlarla ilgili olarak sınırlı hâllerde iletişimin denetlenmesi olanağı getirilmiştir. Yürürlükten kalkan 4422 sayılı Kanun'daki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, anılan maddeyle ayrıca bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır. CMK’nın bu hükmü, telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinde hâkim kararı aranması şartının bir defaya mahsus olmak üzere istisnasını oluşturmaktadır. Bu düzenlemeyle hakkında hâkim kararı bulunmayan kişinin iletişiminin ilk kez dinlenmiş olması hâlinde, elde edilen delilin ceza muhakemesinde kullanılabilmesi mümkün hâle gelmekte, karar olmaksızın yapılan bu dinleme üzerine soruşturma başlatılabilmekte ve şartları varsa ilgili hakkında ayrıca dinleme kararı alınabilmektedir. Ancak, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için söz konusu delilin tedbire konu suç ile ilgili olmayan ve bir başka suç şüphesi uyandıran bir delil niteliği taşıması ve tedbire konu suçun CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir. B. Hukuki Değerlendirme Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; İstanbul (Kapatılan) Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) 2010/1139 soruşturma numaralı dosyasında sanık ve inceleme dışı sanıkların kullandığı GSM hatlarının suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından CMK'nın 135 ve 137. maddeleri uyarınca iletişimin denetlenmesine karar verilmesinden sonra sanık hakkında suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma, nitelikli yağma ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda sanığın her üç suç yönünden de mahkûmiyetine hükmedildiği anlaşılan dosyada; sanığın nitelikli yağma suçunu işlediği şüphesini uyandırabilecek delillerin tesadüfi delil niteliği taşıdığı, iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından elde edilen bu tesadüfi delilin, CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan olan suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve ihaleye fesat karıştırma suçları ile ilgili soruşturma aşamasında hâkim kararı ile yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilmesi sebebiyle yasal delil niteliğinde olduğu, ancak tesadüfen elde edilen bu delillerin hukuka uygun olarak kullanılabilmeleri için ortaya çıkardığı suç veya suçların da katalog suçlar arasında yer alması gerektiği, sanığın eylemlerinin sabit olduğunun kabul edilmesi durumunda müsnet suçun TCK'nın 149. maddesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunu oluşturacağı ve elde edilen bu delillerin suç tarihi itibarıyla katalog suçlar arasında sayılmayan söz konusu suçun ispatında kullanılmasının yasal olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına göre hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir. 2- Sanığa isnat edilen suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma ve yağma suçlarının sabit olup olmadığı; A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkân sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. B. Hukuki Değerlendirme 1- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma açısından; Sanığın suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurduğu isnat olunan dosyada; incelemeye konu örgütün faaliyetlerinden bir tanesinin kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ihalelere fesat karıştırmak olduğu ve iddianamede 5 numaralı kısmında anlatılan Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan ihaleye fesat karıştırma suçuna ilişkin olayda, Özel Dairece örgüt üyesi olduğu kabul edilen inceleme dışı sanık ...'in denetiminde inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'ın ihale sürecinde birlikte hareket ettikleri, diğer firmaların ihaleye girmelerine engel oldukları ya da girmeye çalışan firmalar ile anlaşma cihetine gittikleri ve anlaştıkları, bu şekilde ihaleye fesat karıştırma suçunu işledikleri, yapılan işlemlerle ilgilide de örgüt lideri olan sanığa her aşamada bilgi verildiği, bu durumun deliller kısmında yer alan inceleme dışı sanık ... ile sanık arasında geçen 13.08.2010, 14.08.2010 ve 16.08.2010 tarihli konuşmalara ilişkin iletişimin tespiti tutanaklarından anlaşıldığı, hatta inceleme dışı sanıklar ... ve ... arasında geçen 13.08.2010 tarihli görüşmede ...'in arıza olduğunu söyleyip ...'i çağırdığı, daha sonra da aynı tarihte sanık ile yaptığı görüşmede problem olduğunu ve yanına geleceğini söylediği, bu eylemin örgüt faaliyeti kapsamında işlendiğinden bahisle sanık ve inceleme dışı sanıklar hakkında mahkûmiyet hükümleri kurulduğu ve söz konusu hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece onanarak kesinleştiği, örgütün faaliyetlerinden bir diğerinin de il merkezinde bulunan içkili eğlence yerlerinden koruma adı altında haraç alınması olduğu, bu hususun iş yerini işleten tanık ...'ın aynı yöndeki beyanları ile; sanık ve ... arasında geçen 25.12.2011 tarihli konuşmaya ilişkin iletişimin tespiti tutanağında ...'in sanığa ...'e gideceklerini söyleyip başlarına bela gelmesini istemedikleri, buranın korumasının sanıklarda olduğu yönündeki beyanlarıyla doğrulaması, benzer eylemlerin kendileri de mekân işleten inceleme dışı mağdur ... ve tanık ...'nün anlatımları ve katılan ...'in güvenlik paralarının alınmasına ilişkin organizasyona dair açıklamaları ve aynı doğrultudaki kolluk tarafından düzenlenen 04.05.2012 tarihli tutanak içeriğiyle desteklenmesi, inceleme dışı sanık ...'ın sanığın emir ve talimatlarıyla hareket ettiğinin 25.06.2010 ve 04.06.2011 tarihli görüşme içeriklerinde suça konu her gelişmenin sanığa bildirilmesi gerektiğine ve inceleme dışı sanıkların sanıktan korktuklarına yer verilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığa isnat edilen suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma suçunun sabit olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. 2- Nitelikli yağma suçu açısından; İnceleme dışı sanık ...'ın şikâyetçiye ait arsayı kiraladığı ve açık oto pazarı şeklinde kullandığı, şikâyetçinin yurt dışında yaşamasından dolayı kira bedelinin akrabası olan mağdur ... tarafından kendisine ulaştırıldığı, arsasında bina yapmak üzere müteahhit mağdur ... ile anlaşan şikâyetçinin kiracısı olan inceleme dışı sanık ...’dan söz konusu yeri boşaltmasını istediği, buna karşın inceleme dışı sanık ...'ın mağdur ...'in yanına giderek burayı boşaltmayacağını bildirip "Dışarıda on kişiye bakıyorum, içeride de bir kişiye bakarım, bana ağır gelmez!" demek ve şikâyetçiyi arayıp, Türkiye’nin kanunlarının başka olduğunu, kendisinin o kanunları bilmediğini, bu işin o kadar kolay olmayacağını söylemek suretiyle tehdit eylemlerinde bulunduğu, tanık ...'in de mağdur ...'e "Sen bu memlekette iş yapmak istiyorsan bu adamlarla iyi geçinmelisin." dediği, sanığın arsadan çıkma karşılığında şikâyetçi ve mağdur ...'den 200.000 TL istediği, inşaatla ilgili arsaya tabela koymaya gelen ...’a "Ben ortağım, sen daha iyi biliyon kimin yeri!" diyerek arsanın sahibinin aslında sanık olduğunu ima ettiği, sanığın bu olayda geri planda kalarak sorumluluğunu gizlemeye çalıştığı, inceleme dışı sanık ...’ın şikâyetçi ve mağdur ... ile buluşmadan önce sanığı arayarak bilgi verdiği, bu şekilde sanığın oto pazarındaki haraç alma konusunu perde arkasından yönettiği, en sonunda inceleme dışı sanık ...'ın mağdur ...’den toplam 65.000 TL aldığı, sanık ve inceleme dışı sanık ...'ın nitelikli yağma suçunu işledikleri iddia olunan olayda; örgütün gelir sağladığı olaylardan birinin de örgütün yöneticilerinden inceleme dışı sanık ...'ın kiraladığı arsayı boşaltmak için tehditle edindiği para olduğu, inceleme dışı sanık ...'ın bu olayda sanığın emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği nazara alındığında; nitelikli yağma suçunun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği ve bu nedenle örgüt lideri olan sanığın söz konusu suçtan TCK'nın 220. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1.İletişimin denetlenmesi tutanaklarının, suç tarihi itibarıyla katalog suçlar arasında yer almayan nitelikli yağma suçu açısından delil olarak KULLANILAMAYACAĞINA, 2.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 3.Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla