İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2025/133 Karar: 2025/295 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2025/133 K.2025/295

Ceza Genel Kurulu 2025/133 E. , 2025/295 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2024/13572 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2254-2035 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-son,103/4, 62/1, 53 ve 63/1. maddel

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2025/133 E. , 2025/295 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2024/13572 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2254-2035 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-son,103/4, 62/1, 53 ve 63/1. maddel

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2025/133 E. , 2025/295 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2024/13572 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2254-2035 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-son,103/4, 62/1, 53 ve 63/1. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.10.2023 tarihli ve 519-623 sayılı hükümlere yönelik sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 28.11.2023 tarih ve 2254-2035 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın, katılan mağdur vekili, katılan Bakanlık vekili ve sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.07.2024 tarih ve 2526-6669 sayı ile; Olaydan sonra katılan mağdurenin iç beden muayenesine ilişkin alınan raporunda herhangi bir bulgunun tespit edilememesi ve katılan mağdurenin yaşı itibarıyla eylemi yanlış nitelendirebilecek olması beraber değerlendirildiğinde vücuda organ sokulduğuna dair kesin delil bulunmayıp, mevcut haliyle eylemin basit cinsel istismar suçunu oluşturduğu ve sanığın 5237 sayılı Kanun'un 103/1. ve 103/4. maddeleri gereğince 61. madde de nazara alınmak suretiyle alt sınırdan ayrılarak cezalandırılması gerektiği gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.'' isabaetsizliğinden, oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi...; "Daire çoğunluğunca suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de; Katılan mağdurun aşamalardaki samimi ve istikrarlı beyanlarında olay tarihinde sanığın kızıyla 'düğüncülük oyunu' oynadıkları sırada bu oyunun gerçeğini oynayalım deyip kendisini yatak odasına götürdüğünü ve eşofmanını indirerek anal bölgesini yalayıp daha sonra cinsel organına tükürerek poposuna birkaç defa soktuğunu, poposunun acıdığını, acıyor diyerek sanığı ittirdiğini, olaydan sonra birkaç gün kakasını yapmakta zorlandığını bildirdiği anlaşılmaktadır. Mağdur baştan itibaren samimi ve tutarlı anlatımlarında sanığın anal bölgesini yalayıp daha sonra cinsel organına tükürerek poposuna birkaç defa soktuğunu, poposunun acıdığını, acıyor diyerek sanığı ittirdiğini anlattığı halde, daire çoğunluğunca mağdurun ifadesi bölünerek cinsel istismarın varlığı kabul edilip eylemin organ sokmak suretiyle gerçekleştiği hususunun kabul edilmemesi kendi içinde çelişkili bir durum oluşturmaktadır. Mağdur beyanının bir kısmını doğrulayan bir kısmını ise çürüten delillerin bulunması halinde beyanın bölünerek itibar edilen kısmın hükme esas alınması mümkün ise de somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Zira mağdur hakkında düzenlenen 23.08.2023 tarihli adli muayene raporunda mağdurda fiili livatanın izlerinin bulunmadığı belirtilmiş ise de aynı raporda olayın üzerinden geçen süre ve anal bölgenin kanlanması vb. durumlar nedeniyle anal bölgede iz kalmamasının mümkün olduğu belirtilmiş olup, özellikle anal bölgeye yönelik organ sokma eylemlerinde kayganlaştırıcı madde kullanılması halinde fiili livata bulgusunun oluşmayabileceği tıbben bilindiğinden ve mağdurun anlatımına göre sanığın hem anal bölgesini yalaması hemde kendi cinsel organına tükürük sürmesi söz konusu olup olaydan iki ay kadar sonra alınan raporda fiili livatanın maddi bulgularının çıkmaması mümkündür. Buna göre organ sokmaya ilişkin mağdur anlatımının bilimsel delillerle çürütülmesi söz konusu olmadığından beyanına bu yönüyle de itibar edilmesi gerekmektedir. Anlatılan nedenlerle sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.10.2024 tarih ve 13572 sayı ile; "… Mağdurun aşamalarda verdiği beyanları tutarlı ve istikrarlı olduğu gibi gerek sanığın üzerindeki kıyafetlere, gerekse de sanığın eylemini gerçekleştirdiği odanın fiziksel özelliklerine ilişkin detaylar içermektedir. Öyle ki mağdur sanığın olay esnasında giydiği iç çamaşırının markasını dahi beyanlarında tarif etmiştir. Yaşı itibariyle cinsellik içeren olayları kurgulama yeteneği henüz gelişmemiş olan mağdurun, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında ısrarla sanığın cinsel organını poposuna soktuğunu ve canının yandığını söylemesi dikkate değerdir. Zira daha böyle bir deneyim yaşamamış olan bu yaştaki bir çocuğun, cinsel istismarın işleniş şekline (özellikle sanığın cinsel organını tükürükleyerek poposuna soktuğu hususu) ve üzerinde bıraktığı bedensel acıya dair bu kadar detay vermesi beklenen bir durum değildir. Mağdurun aşamalarda beyanları alındığı sırada kendisine nezaret eden adli görüşmeci de düzenlediği raporlarda mağdurun spontane ve akıcı bir şekilde istismar öyküsünü aktarabildiğini, anlatımları ve anlatımlarına verdiği tepkilerinin paralel olduğunu, kendisine yöneltilen sorulara açık, anlaşılır ve samimi yanıtlar verdiğini, yer - zaman - mekan örüntüsünün mantığa yakın ve tutarlı olduğunu belirtmiştir. Bu durumda mağdurun samimi ve istikrarlı beyanlarına itibar edilmeli ve bu beyanlar bölünmemelidir. Kaldı ki sanıkla mağdur ve mağdurun ailesi arasında suç isnadını gerektirir nitelikte bir husumet de bulunmamaktadır. Her ne kadar mağdur hakkında düzenlenen adli raporda fiili livatanın maddi bulgularına rastlanılmamışsa da, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun bilinen uygulamalarına göre, fiili livata eyleminin işlendiği sırada krem ya da tükürük gibi kayganlaştırıcı madde kullanılması halinde anüste iz kalmaması bilinen bir durumdur. Yine zorla yapılmış olsa dahi, aradan geçen zamana göre organ sokma eyleminin izlerinin ortadan kalkması olasıdır. Dolayısıyla yapılan muayene sonucunda fiili livatanın fiziksel bulgularının olmadığının tespit edilmesi, her zaman bu eylemin gerçekleşmediği anlamına gelmemektedir. Somut olayda sanığın mağduru elinden tutarak zorla yatak odasına sokup, yatağa yatırdıktan sonra, önce poposunu yalayıp, sonra da cinsel organını tükürükledikten sonra mağdurun poposuna soktuğu yukarıda açıklanan nedenlerle sübut bulmuştur. Buna karşın ilk derece mahkemesince eylemin doğru nitelendirilmesi sonucu nitelikli cinsel istismar eyleminden verilen mahkumiyet hükmüne yönelen istinaf istemlerinin esastan reddine dair hükmünün, eylemin basit cinsel istismar suçunu oluşturduğu gerekçesi ile bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince, 07.01.2025 tarih ve 8589-112 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. GEREKÇE Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.09.2015 tarih ve 824-276; 17.12.2013 tarih ve 294-615; 20.10.2015 tarih 574-338; 22.11.2023 tarih ve 334-622 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da açıkça belirtildiği üzere; TCK'nın "Çocukların cinsel istismarı" başlıklı 103. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen basit hâli, çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın organ ya da sair bir cisim sokulmadan vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenmesi ve kastın da cinsel arzuları tatmin amacına yönelmesi bakımından ikinci fıkrada hüküm altına alınan nitelikli hâlinden ayrılır. İkinci fıkradaki nitelikli hâlde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup failin kastının da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olması gerekmektedir. Suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Bu itibarla, her somut olayda hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmaya çalışıldığı, sokulmak istenen organ veya cisim ile içine sokulmaya çalışıldığı vücut bölgesi arasında cinsel bir bağ veya ilişki bulunup bulunmadığı, yapılan davranışın objektif olarak cinsel özgürlüğü ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı, mağdurun cinsel özgürlüğünün suçun temel şekline göre daha ağır bir biçimde ihlal edilip edilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre uygulama yapılmalıdır. Öte yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Sanığın suç tarihinde dokuz yaşında olan mağdur ve ailesiyle komşu olduğu, mağdurun, sanığın kızı olan ... ile arkadaş olduğu için zaman zaman sanığın evine gittiği, intikal tarihinden yaklaşık iki ay önce akşam saatlerinde yine sanığın evine giden mağdurun, arkadaşı ...'yle düğüncülük olarak nitelendirdikleri bir oyun oynadığı, bunu gören sanığın mağdura "Gel, gerçeğini oynayalım." dediği, mağdur istemediğini belirtse de sanığın ısrar ederek "Düğünü olan kişiler ilk gece aynı yatakta yatar!" şeklinde sözler söylediği, mağduru yatak odasına götürdüğü, kızı ...’yi de "Kapıyı çalmadan içeriye girme!" deyip uyardıktan sonra kıyafetlerini çıkardığı mağdurun anüsünü yaladığı, mağdurun "Acıyor!" diyerek kendisini itmesine karşın sanığın kolundan tutarak yatağa yatırdığı mağdurdan bu kez cinsel organını yalamasını istediği ve onu bu konuda zorladığı hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık bulunmayan olayda, sorun; sanığın yukarıda belirtilen eylemlerinin organ sokma boyutuna varıp varmadığı noktasında toplanmaktadır. Katılan mağdur aşamalarda; tanık ...’yle oyun oynadıkları sanığın kendisini yatak odasına götürüp kapıyı kilitledikten sonra yukarıda bahsedilen eylemlerinin yanı sıra cinsel organını poposuna soktuğunu beyan etmiş ve adli görüşme raporlarında katılan mağdurun beyanlarına itibar edilebileceği belirtilmiş ise de; katılan mağdurun iç beden muayenesine ilişkin 23.08.2023 tarihli raporda fiilî livatanın maddi delillerine rastlanmadığına yer verilmesi, odadan çıktıktan sonra tanık ...’nin içeride ne yaptıkları sorusuna karşılık katılan mağdurun livata olgusundan bahsetmemesi ve özellikle katılan mağdurun kovuşturma evresinde "Belki çok ç.küsünü benim popişkoma sokmamıştır, yani tam bilmiyorum…" ifadelerine yer vermesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tüm aşamalarda suçlamayı reddeden sanığın katılan mağdura yönelik cinsel istismar eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiği hususunun şüphe boyutunda kaldığı ve in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince bu şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla sanığın eyleminin TCK’nın 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Sanığın tahliye talebinin REDDİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.06.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla