İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2025/88 Karar: 2025/421 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2025/88 K.2025/421

Ceza Genel Kurulu 2025/88 E. , 2025/421 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/4045 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 79-75 I. HUKUKİ SÜREÇ Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a, 53... . maddeleri uyarı

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2025/88 E. , 2025/421 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/4045 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 79-75 I. HUKUKİ SÜREÇ Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a, 53... . maddeleri uyarı

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2025/88 E. , 2025/421 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2020/4045 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 79-75 I. HUKUKİ SÜREÇ Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a, 53... . maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.09.2016 tarihli ve 460-725 sayılı hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 18.11.2016 tarih ve 79-75 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 25.09.2024 tarih ve 36120-11152 sayı ile; "...Sanığın, katılana söylediği iddia ve kabul edilen 'Dengesiz' şeklindeki sözün katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı anlaşıldığından, sanığın beraati yerine, mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "...Kamu otoritesinin en güçlü şekilde icra edildiği yargı faaliyeti esnasında sanığın şikayetçi Cumhuriyet savcısına yönelik ifade alma işlemi sırasında söylediği sert ve küçük düşürücü ifadelerin, söylenen sözlerin bütünlüğü, söylendiği yer ve zaman ve sanığın kastı da nazara alınarak; şikayetçiyi küçük düşürmeye matuf, tahkir edici bir davranış olarak ele alınması gerekir. Dolayısıyla, hakaret suçunun oluşması sebebiyle bölge adliye mahkemesi kararına yönelik vaki temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması gerektiği..." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.12.2024 tarih ve 4045 sayı ile; "...Somut olayda sanık görevde olan bir Cumhuriyet savcısına görevinin gereğini icra ettiği sırada ölümle tehdit olarak nitelendirilen sözleri söylemenin yanı sıra 'insan ol', 'dengesiz' şeklindeki aşağılayıcı kelimeleri de kullanarak şikayetçinin onur, şeref ve saygınlığını rencide etmiştir Sanığın söylediği sözlerin bütünlüğü, söylendiği yer ve zaman ve sanığın kastı da nazara alındığında, şikayetçiyi küçük düşürmeye matuf, tahkir edici bir davranış olarak ele alınması gerekmektedir. Bu sözlerin hakaret suçuna vücut vermeyen kaba ve nezaket dışı hitabet tarzı olarak değerlendirilmesi ve eleştiri sınırları içesinde kabul edilmesi mümkün değildir. Devletin Anayasal temelini teşkil eden üç ana erkten biri olan yargı erkinin temsilci ve uygulayıcıları olan hakim ve Cumhuriyet savcılarının, kendilerini kararları dışında ifade edememeleri de dikkate alındığında, somut olaydaki tarzda saygısız, küçük düşürücü ve rencide edici ifadelere karşı korunmaları hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu sebeplerle ... Asliye Ceza Mahkemesinin 28.09.2016 gün ve 2016/460 Esas - 2016/725 Karar sayılı kararıyla sanığın kamu görevlisine hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 18.11.2016 gün ve 2016/79 Esas-2016/75 Karar sayılı kararının onanması gerektiği,” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 13.01.2025 tarih, 12015-639 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1-Sanığın söylediği iddia edilen sözlerin, müsnet hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığının, 2-Sözlerin suç teşkil ettiğinin kabulü hâlinde; a) Olayın SEGBİS sistemiyle sanığın ifadesi alındığı sırada gerçekleşmesi nedeniyle SEGBİS kaydına ilişkin görüntülerin ve çözüm tutanağının dosya içerisine getirtilmesinin gerekip gerekmediğinin, bu bağlamda eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının, b) Basit yargılama usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Balıkesir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka suçtan hükümlü olarak bulunan sanığın, Cumhuriyet savcısı olan şikâyetçi ... tarafından SEGBİS üzerinden ifadesi alındığı sırada şikâyetçiye yönelik tehdit ve hakaret içerikli sözler söylediğinden bahisle sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı, İnfaz ve Koruma Memuru ... tarafından tutulan 16.05.2016 tarihli tutanakta; sanığın, ifadesinin alındığı sırada "Ben 16 yaşından beri cezaevindeyim, bugüne kadar kimseye acımadım, sana da acımayacağım, kendine dikkat et, benim çıkmamı bekle, 2019 yılında cezaevinden çıkıyorum, adliyede seninle görüşeceğim, insan ol, öldüreceğim seni." ifadelerini kullandığı bilgilerine yer verildiği, Şikâyetçi Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibi olarak görev yapan tanık ...’nin imzaladıkları "... Cumhuriyet Başsavcılığı" antetli ve "Sorgulama Tutanağı" başlıklı sanığın başka suçtan alınan ifadesine ilişkin tutanakta; "…hususlar hatırlatılarak yüksek sesle tekrar soruldu" ibarelerinden sonra gelmek üzere "Şüpheli cevaben, bana bağıramazsınız, sen savcıysan yargılamanı yap, ben 16 yaşından beri cezaevindeyim bugüne kadar kimseye acımadım, sana da acımayacağım, kendine dikkat et, benim çıkmamı bekle, 2019 yılında cezaevinden çıkıyorum, adliyede seninle görüşeceğim, insan ol, öldüreceğim seni, dengesiz" şeklinde sözler sarf ettiğinin belirtildiği, Şikâyetçiye yönelik "İnsan ol" ve "Dengesiz" sözlerini söylediği kabulüyle kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu işlediği iddia edilen sanık hakkında açılan kamu davası sonucunda, hukukî süreç kısmında anlatıldığı şekilde dosyanın aşamalardan geçtiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da İlk Derece Mahkemesinin sanığın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verdiği mahkûmiyet kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu, Anlaşılmaktadır. Şikâyetçi aşamalarda; ... Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, olay günü Balıkesir L Tipi Kapalı İnfaz Kurumunda bulunan başka suçtan hükümlü sanığın SEGBİS yoluyla ifadesini alırken çelişkili beyanlar vermesi nedeniyle daha önceki şikâyetlerini sanığa hatırlatarak çelişkinin nedenini sorduğunu, sanığın da önce "Bana bağıramazsın, senin karşında çocuk yok, ben ne söylersem onu yazarsın!" dediğini, bunun üzerine sanığa söylemek istediği başka sözler olup olmadığını, varsa tutanağa geçeceğini söylediğini, sanığın ise "İnsan ol, ben 16 yaşından beri cezaevindeyim, bugüne kadar kimseye acımadım, sana da acımayacağım!" diye cevap verdiğini, tekrar sanığa ...’da görev yaptığını hatırlatıp SEGBİS ortamı olduğu için mi böyle rahat konuştuğunu sorması üzerine sanığın kendisine "2019’da cezaevinden çıkıyorum, ...’a gelince seninle görüşeceğiz, seni öldüreceğim, dengesiz!" dediğini, Tanık ... aşamalarda; ... Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma Kaleminde zabıt kâtibi olarak görev yaptığını, olay tarihinde SEGBİS yoluyla Balıkesir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan sanığın, ifadesini alan şikâyetçi Cumhuriyet savcısına yönelik olarak "Bana bağıramazsın, senin karşında çocuk yok, ben ne söylersem onu yazarsın, senin görevin o, insan ol, ben 16 yaşından beri cezaevindeyim, bugüne kadar kimseye acımadım, sana da acımayacağım, 2019 yılında cezaevinden çıkıyorum, ...’a gelince seninle görüşeceğiz, seni öldüreceğim, dengesiz!" şeklinde sözler söylediğini, İfade etmişlerdir. Sanık; suçlamayı kabul etmediğini, kâtibi olsaydı bu suçlamaları kendisinin de yapabileceğini, olay günü ifadesinin alındığı sırada şikâyetçinin sorusu üzerine cevap olarak "Dosya önünde sen değerlendireceksin. İkimiz de ...’dayız, eninde sonunda görüşürüz." dediğini, kesinlikle hakaret ve tehditte bulunmadığını savunmuştur. V. GEREKÇE TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi şöyledir; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." Norm ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. Doktrin de aynı görüştedir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430). Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de, eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur. Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. İHAM’a göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek yeterli bir altyapının mevcut olup olmadığı İHAM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı İHAM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir (İHAM'ın 12.07.2001 tarihli ve 29032/95 başvuru sayılı Feldek/Slovakya ve 06.10.2009 tarihli ve 27209/03 başvuru sayılı Kuliś ve Różycki/Polonya kararları). Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, İHAM (18.02.2014 tarihli ve 43912/10 başvuru sayılı Jalbă/Romanya kararı) iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. Netice itibarıyla, tipik fiil kapsamında değerlendirilebilecek olsa da; her somut olay özelinde, mağdurun ve sanığın görev, sıfat ve konumları da nazara alınmak suretiyle TCK'nın 26/1. maddesine istinad eden, ifade özgürlüğü hakkı kapsamında bir hukuka uygunluk sebebinin bulunup bulunmadığı değerlendirmesi yapılmalı, sonucuna göre de, mağdurun şeref ve saygınlığını koruma hakkı ile sanığın ifade özgürlüğü hakkı arasında adil bir dengenin kurulması gerektiği gözetilmelidir. Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 540-264 sayılı kararında açıklandığı üzere; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. Öte yandan, Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.09.2024 tarihli ve 2021/114 E. - 2024/264 K. sayılı kararında da detaylarına yer verildiği gibi; CMK'nın 251. maddesinde düzenlenen basit yargılama usulü, 24.10.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'la birlikte, 01.01.2020 tarihi ve sonrasında bu madde kapsamındaki suçlar nedeniyle açılacak ceza davalarında görülen yargılamalarda uygulanması mümkün olan, bu tarihten önce açılmış, görülmekte olan ve hükme bağlanmış dava dosyaları açısından uygulanamayacak bir özel yargılama usulü iken Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 16-33 sayılı iptal kararıyla, basit yargılama usulünün 01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma aşamasına geçilmiş olan, yani iddianamesi 01.01.2020 tarihinden önce kabul edilerek yargılamaya devam edilen ceza dava dosyalarında uygulanması, anılan kararın 19.08.2020 tarihinde; yine Anayasa Mahkemesinin 14.10.2021 tarihli ve 81-4 sayılı iptal kararıyla, basit yargılama usulünün 01.01.2020 tarihi itibarıyla hükme bağlanmış olan, yani 01.01.2020 tarihi öncesinde ilk derece mahkemesindeki yargılaması bitmiş olan ceza dava dosyalarında uygulanması, anılan kararın 16.03.2021 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmasıyla mümkün hâle gelmiştir. Anayasa Mahkemesince gerek "kovuşturma aşamasına geçilmiş" gerekse "hükme bağlanmış" ibareleri yönünden verilen iptal kararlarının gerekçelerinde; hukuk devletinin gereği olan hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesi çerçevesinde TCK’nın 7. maddesinde düzenlenen lehe kanunun uygulamasının, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında Anayasal bir zorunluluk olduğundan, yargılamanın gereksiz yere uzamasını engelleyecek kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin işin esasına ve yargılamanın amacına uygun adil ve hakkaniyetli kararların verilmesine engel oluşturmaması gerektiğinden, failin lehine sonuç doğuracak bazı yargılama usulü kurallarının geçmişe dönük uygulanmasının da suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir gereği olduğundan bahisle; 7188 sayılı Kanun'la getirilen basit yargılama usulünün sanık lehine cezada dörtte bir oranında indirim yapılmasını öngörmesi nedeniyle cezanın belirlenmesi açısından sanık lehine sonuçlar doğurması karşısında, basit yargılama usulünün 01.01.2020 tarihi öncesinde iddianamenin kabulüyle kovuşturma aşamasına geçilmiş ve hükme bağlanmış olup henüz kesinleşmemiş ceza yargılamalarında uygulanmasını engelleyen CMK’nın "Geçici madde 5" başlıklı düzenlemesinin, maddi ceza hukukunu doğrudan etkileyen bir usul kuralı olarak Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Balıkesir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka suçtan hükümlü olarak bulunan sanığın, SEGBİS üzerinden ifadesini alan Cumhuriyet savcısı şikâyetçiye yönelik "İnsan ol" ve "Dengesiz" sözlerini söylemek suretiyle hakaret ettiğinin iddia olunduğu olayda; Sanığın sarf ettiği iddia edilen sözlerin anlamı, söylenme amacı, şikâyetçinin konumu ve görevi birlikte değerlendirildiğinde; söz konusu ifadelerin, nezaket dışı, kaba, rahatsız edici hitap tarzı ve ağır eleştiri boyutunu aşarak muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olduğu anlaşıldığından kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturduğu, ancak; sanığın aşamalarda iddianameye konu sözleri sarf etmediğini savunmasına, sanığın ifadesi sırasında söylediği iddia edilen sözlerin dercedildiği İnfaz ve Koruma Memuru tarafından tutulan tutanak ile sorgulama tutanağının birbirleriyle hakarete konu sözler yönünden bire bir örtüşmemesine ve sanığın eyleminin SEGBİS kaydı sırasında gerçekleşmiş olmasına nazaran; SEGBİS kaydına ilişkin görüntülerin ve/veya çözüm tutanağının dosya içerisine getirtilip gerekli incelemenin yapılmasından sonra konuşmaların tamamı bir bütün hâlinde saptanıp; maksat, kapsam ve bağlam analizine de tabi tutularak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Diğer taraftan, basit yargılama usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesi, 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 16-33 sayılı kararı ile CMK'nın geçici 5. maddesinin (d) bendinde yer alan "kovuşturma evresine geçilmiş"; 16.03.2021 tarihli ve 31425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 81-4 sayılı kararı ile de aynı bentte yer alan "hükme bağlanmış" ibarelerinin "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi, bu şekilde basit yargılama usulünün uygulanmasına engel teşkil eden hükümlerin ortadan kaldırılması, öte yandan incelemeye konu suçun bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmemesi, 7331 sayılı Kanun’un 14.07.2021 tarihinde yürürlüğe giren 23. maddesi ile CMK'nın 251. maddesinin birinci fıkrasına eklenen "175 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca duruşma günü belirlendikten sonra basit yargılama usulü uygulanmaz." şeklindeki düzenlemenin sanık aleyhine sonuç doğurması, bu bağlamda anılan Kanun'un yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar hakkında uygulanabilecek nitelikte bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, iptal kararları sonrasında TCK’nın 7. maddesine göre sanığın cezasından belli bir oranda indirim yapılmasını öngören basit yargılama usulünün lehe kanun hükmü olarak kabul edilip muhafaza görevini kötüye kullanma suçuna ilişkin olarak bu usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. (1) numaralı uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığın söylediği iddia edilen sözlerin, müsnet hakaret suçunu oluşturmadığı görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 25.09.2024 tarihli ve 36120-11152 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- ... Asliye Ceza Mahkemesinin 28.09.2016 tarihli ve 460-725 sayılı sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 18.11.2016 tarihli ve 79-75 sayılı kararının, eksik araştırmayla hüküm kurulması ve basit yargılama usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedenleriyle BOZULMASINA, 4- İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf isteminin esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması nedeniyle sanık hakkında verilen cezanın İNFAZININ DURDURULMASINA ve sanığın müsnet kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 4- Dosyanın, ... Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE 08.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede (1) numaralı uyuşmazlık yönünden yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 22.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla, (2) numaranın (a) ve (b) bentlerinde yer alan uyuşmazlıklar ile infazın durdurularak sanığın tahliyesi yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla