İçeriğe geç
AC
Ceza Genel Kurulu Esas: 2022/581 Karar: 2025/314 Tarih: 2025

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2022/581 K.2025/314

Ceza Genel Kurulu 2022/581 E. , 2025/314 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 202-280 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'in çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/4, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis; nitelikli yağma s

Karar Özeti

Ceza Genel Kurulu 2022/581 E. , 2025/314 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 202-280 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'in çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/4, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis; nitelikli yağma s

Karar Detayı

Ceza Genel Kurulu 2022/581 E. , 2025/314 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 202-280 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'in çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/4, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis; nitelikli yağma suçundan ise aynı Kanun'un 149/1-a, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.01.2020 tarihli ve 380-24 sayılı hükümlerin, sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 17.06.2020 tarih ve 675-806 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hükümlerin, sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.02.2022 tarih ve 14769-618 sayı ile; "Sanığın bıçakla tehdit etmek suretiyle mağdurun cebinde bulunan 10,5 TL parayı alması şeklinde sübuta eren nitelikli yağma suçundan dolayı ilk derece mahkemesince belirlenen cezada 5237 sayılı TCK'nın 150/2. maddesinde yer alan değer azlığına ilişkin indirim hükmünün tatbiki gerektiğinin gözetilmemesi, Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükme gelince olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurun aşamalardaki beyanları, iddiaları desteklemeyen doktor raporları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesince sanığın olay tarihinde mağdura yönelik cinsel istismar eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp, cinsel organını mağdurun kalçasına sürtme şeklinde sübuta eren eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 103/1-c.1,103/4. maddelerinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması karşısında, söz konusu kararlara yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise 08.06.2022 tarih ve 202-280 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin, sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.09.2022 tarihli ve 103750 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.11.2022 tarih ve 11957-10076 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme sanığın katılan mağdura yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve nitelikli yağma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanığın, katılan mağdura yönelik cinsel eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğu ve sanık hakkında nitelikli yağma suçu yönünden TCK’nın 150. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 17.04.2016 tarihinde Op. Dr. ... tarafından katılan mağdur hakkında düzenlenen rapora göre; sol dirsek lateral yüzde ve sağ önkolda abrazyonların saptandığı, perianal bölge muayenesinde patolojik bulgu saptanmadığı, 18.04.2016 tarihinde İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesince katılan mağdur hakkında düzenlenen rapora göre; fiilî livataya maruz kalındığının tıbbi delilinin bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince; "Sanığın mağdurun üzerindeki tüm paraları alması, kalan başka para varsa onu da almak için mağduru zorlaması, yine yağma eylemini cinsel istismar fiiliyle birlikte gerçekleştirmesi karşısında..." şeklindeki gerekçe ile sanık hakkında TCK'nın 150. maddesinin 2. fıkrasının uygulanmadığı, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur ... çocuk izlem merkezinde; 16.04.2016 tarihinde sokaktayken yanına sanığın geldiğini, "Seni lokantaya götüreyim. Yemek yedireyim, sonra para veririm." diyerek kendisini kandırıp inşaata götürdüğünü, belirtilen yerde bıçağını gösterip kendisine "Sus, vallahi bıçaklarım!" dediğini, cinsel organını gördüğü sanığın kendisini duvara yasladığını ve fiilî livatada bulunduğunu, canının çok acıdığını ve bağırdığını, ancak kimsenin kendisini duymadığını, sanığın o sırada bıçağını çıkarıp "Sus!" dediğini, bıçağın kapalı hâlde bulunduğunu, sonrasında sanığın cinsel organını kendi cinsel organına dokundurduğunu, bu olayın yaklaşık bir saat sürdüğünü, sanığın, kendisini inşaata götürdüğünde ceplerini karıştırıp 10,5 TL parasını aldığını, hatta "Senin daha paran vardır, çıkart!" dediğini ve tüm parasını aldığını, Katılan ... aşamalarda; oğlu olan katılan mağdurun, olay günü dışarıya çıktıktan 3-4 saat sonra eve gelerek 20-25 yaşlarında, görse tanıyamayacağı bir şahsın inşaatta kendisini duvara yaslayıp anüsünden organ veya benzeri bir cisim sokmaya çalıştığını anlattığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; müsnet eylemleri gerçekleştirmediğini savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Sanığın katılan mağdura yönelik cinsel eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğu sorunu yönünden; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.09.2015 tarihli ve 824-276; 17.12.2013 tarihli ve 294-615; 20.10.2015 tarihli ve 574-338; 22.11.2023 tarihli ve 334-622 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıkça belirtildiği üzere; TCK'nın "Çocukların cinsel istismarı" başlıklı 103. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen basit hâli, çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın organ ya da sair bir cisim sokulmadan vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenmesi ve kastın da cinsel arzuları tatmin amacına yönelmesi bakımından ikinci fıkrada hüküm altına alınan nitelikli hâlinden ayrılır. İkinci fıkradaki nitelikli hâlde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup failin kastının da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olması gerekmektedir. Suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Bu itibarla, her somut olayda hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmaya çalışıldığı, sokulmak istenen organ veya cisim ile içine sokulmaya çalışıldığı vücut bölgesi arasında cinsel bir bağ veya ilişki bulunup bulunmadığı, yapılan davranışın objektif olarak cinsel özgürlüğü ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı, mağdurun cinsel özgürlüğünün suçun temel şekline göre daha ağır bir biçimde ihlal edilip edilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre uygulama yapılmalıdır. Öte yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Bu açıklamalar ışığında ilk uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın katılan mağduru, inşaat alanına götürerek duvara yaslayıp cinsel organını anüsüne soktuğu iddia ve Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda; sanığın cinsel organını anüsüne soktuğunu belirten katılan mağdurun, annesi katılan ...'ya olayı anlatırken sanığın cinsel organını sokmaya çalıştığına yer vermesi, katılan mağdurun organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunduğu yönündeki iddiasının tıbbi delillerle desteklenmemesi ve sanığın tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın organ sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığın eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesince çocuğun cinsel istismarı suçundan verilen direnme kararına konu hükmün isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B. Sanık hakkında nitelikli yağma suçu yönünden TCK’nın 150. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığı sorunu yönünden; Konu ile ilgili TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrası; "Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir." şeklinde iken 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile; "Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." olarak değiştirilmiştir. Böylece fıkranın ilk hâli ile yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle hâkime cezada indirim yapma zorunluluğu getirilmekte iken yapılan değişiklikle takdir yetkisi tanınmıştır. Madde gerekçesine göre: "Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği..." kabul edilmiştir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 08.02.2023 tarihli ve 2022/467-2023/70, 16.03.2021 tarihli ve 2019/63-2021/114, 26.02.2019 tarihli ve 2017/120-2019/135, 24.02.2015 tarihli ve 817-14 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılan sorun ile ilgili olarak gerekçeler açıklanmıştır. Bahsedilen gerekçeler yanında şu hususların açıkça vurgulanması gerekmektedir: Yağma suçunun temel şeklinin düzenlendiği TCK'nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da mal varlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanan yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınmasıdır. Yağmanın, hırsızlık suçuna nispeten ilave unsurunun, malı almak için cebir veya tehdit kullanılması olduğu söylenebilir. Her ne kadar madde metninde faydalanma kastının suç tanımı kapsamında anılmadığı görülmekte ise de zor yoluyla hırsızlık olarak da adlandırılan yağma suçuna konu malın, tıpkı hırsızlıkta olduğu gibi faydalanma kastıyla alınması gerektiği uygulamada tartışma konusu olmaktan çıkmıştır (CGK'nın 26.11.2002 tarihli ve 271-404 sayılı, 05.02.2013 tarihli ve 2012/1290-2013/35 sayılı, 26.01.2016 tarihli ve 2015/709-2016/33 sayılı ile 11.10.2016 tarihli ve 2016/331/352 sayılı kararları). Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet, yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir (CGK'nın 16.03.2021 tarihli ve 2019/63-2021/114 sayılı kararı). Bilindiği gibi mülga 765 sayılı TCK, malvarlığına karşı suçlarda cürmün mevzuu olan şeyin kıymetinin azlığını cezada indirim sebebi kabul eden 522. maddesinde, yağma suçlarını kapsam dışında tutmaktaydı. Bu kategorik düzenleme, kimileyin vücut bütünlüğüne karşı işlenen suçlarla netice itibarıyla malvarlığına karşı işlenen bir suç olduğunda kuşku bulunmayan yağma suçu için verilecek ceza miktarının, korunan değerler hiyerarşisi bakımından orantısız ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurması nedeniyle eleştirilere maruz kalıyordu (Aynı yöndeki mülahazalar için bkz. Çevik Salim, Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma, Yetkin Yayınları s. 943). İşlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza verilmesini (TCK madde 3/1) temel ilke olarak benimseyen ve bu eleştirileri de dikkate alan kanun vazıının, TCK'nın 150/2. maddesinde malın değerinin azlığını yağma suçu bakımından da cezada indirim sebebi kabul ettiği görülmektedir. Anılan maddeye göre yağma suçuna konu malın değerinin azlığının her hâlükarda bir indirim sebebi olamayabileceği açıktır. Mamafih, suçla korunan hukuki değerler de uygulayıcıyı aynı sonuca ulaştırır. Fıkranın son hâli yorum ve tevile mahal bırakmayacak sarahattedir. Bu sonuca ulaşmak için, yağma suçuyla ilgisi bulunmayan mülga Kanun'un 522. maddesi üzerinden bir benzemezlik değerlendirmesi yapmanın ve bu değerlendirme üzerinden normu kadük kılmanın hukuki temelleri tartışmalıdır. Maddenin uygulanma koşulları yönünden, kanun metninde olmayan yeni unsur ve kıstaslar üreterek kanunilik ve aleyhe genişletici yorum yasağı (Anayasa madde 38, TCK madde 2/3) ilkeleri rağmına bir uygulamanın, normun ratio legisi ile de bağdaşmayacağı izahtan varestedir. Suçun haksızlık muhtevasını tüketecek ve kusurlu fiil ile orantılı bir cezanın verilmesini temin edecek temel argümanın, TCK'nın 3 ve 61. maddelerinde düzenlenen ilke ve ölçütler olduğunda, yağma suçları için öngörülen temel ceza yelpazesinin ve nitelikli hâl çeşitliliğinin hâkime bu hususta geniş bir takdir alanı oluşturduğunda da kuşku duyulmamalıdır. Bu cümleden olarak, zikredilen normun uygulanıp uygulanmayacağına dair değerlendirmenin, kural olarak yağma suçu ile ilgili ve sınırlı bir yargı üzerine bina edilmesi gerektiği göz önünde tutulmalı, suçun, malvarlığına karşı işlenen bir suç olması itibarıyla 150/2. maddenin karakteristik özelliğinin, suç konusu malın ekonomik değeri üzerinden şekillendiği/tebarüz ettiği görülmelidir. Yağma suçunun bir başka suçla birlikte işlenmesinin a priori/ doğrudan TCK'nın 150/2. maddesinin tatbikine engel bir durum olmadığı sonucuna ulaşılmalı, böylece eylemin haksızlık muhtevası ve sanığın tehlikeli kişiliği her somut olay özelinde değerlendirilerek; meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilip, indirim yapıp yapmama konusunda kullanılacak takdire ilişkin gerekçe kararda gösterilmelidir. Vurgulanmak istenen husus, yağma suçunun işlenmesi için mağdurun (mesela) vücut bütünlüğünü ağır biçimde ihlal etmekle yağma suçunun, kasten yaralama suçu ile birlikte işlenmesi arasındaki ihtilaf bağlamında ortaya çıkan farktır. Madde gerekçesi de açıkça ve doğrudan bu saptamaya işaret etmektedir. TCK'nın 150/2. maddesi, yağma suçunun konusunu oluşturan maddi değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun vazıının, malın ya da zararın, suç tarihi itibarıyla parasal karşılığını ifade ettiği (Artuç Mustafa, Malvarlığına Karşı Suçlar 2. Baskı Adalet Y. s. 263, Balcı Fidan-Öztürk Seyithan, Hırsızlık Karşılıksız Yararlanma ve Yağma Suçları Adalet Y. 5. B., s. 858) belli olsa da bu hususta yerinde bir tutumla rakamsal bir belirleme yapılmamış fakat hâkime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Bu açıklamalar ışığında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 16.04.2016 tarihinde katılan mağdurun yanına giden sanığın; onu inşaata götürerek bıçağını gösterip "Sus vallahi bıçaklarım!" dediği, cinsel eylemde bulunduğu, ayrıca ceplerini karıştırıp 10,5 TL parasını aldığı, ardından da "Senin daha paran vardır çıkart!" dediği kabul edilen olayda; sanık hakkında yağma suçundan hüküm kurulurken diğer hususların yanı sıra suçun işleniş şekli ve sanığın yağmaladığı malın değerinin azlığı gözetilerek temel cezanın alt sınırdan tayin edilmesine karşılık yine eylemin işleniş şekli (yağma eylemini cinsel istismar fiiliyle birlikte gerçekleştirmesi) gerekçe gösterilerek bu kez TCK'nın 150. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmamasının çelişkiye yol açtığı, anılan yasal düzenlemenin, lâfzından da yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığını esas aldığı dikkate alındığında; sanık hakkında değer azlığı hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, isabetli bulunmayan İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesinin yağma suçundan kurulan direnme kararına konu hükmünün isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.06.2022 tarihli ve 202-280 sayılı direnmeye konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanığın katılan mağdura yönelik cinsel eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun ve sanık hakkında TCK'nın 150. maddesinin 2. fıkrasının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 2- Sanığın tutukluluk hâlinin DEVAMINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, sanık hakkında nitelikli yağma suçu yönünden TCK'nın 150/2. maddesinin uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığına yönelik uyuşmazlık yönünden 18.06.2025 tarihinde; sanığın eyleminin çocuğa basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa nitelikli cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğu yönünden ise 18.06.2025 tarihli ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 02.07.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede, her iki uyuşmazlık konusu yönünden de oy çokluğuyla karar verildi.

İlgili Makaleler

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla