İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /Hukuk Genel Kurulu

YARGITAY · HUKUK GENEL KURULU

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/217 K.2009/276

Hukuk Genel Kurulu 2009/7-217 E. , 2009/276 K.

Esas2009/217Karar2009/276Tarih17 Haziran 2009Okuma6 dk · 1.297 kelime

KÜNYE

Mercii
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2009/217
Karar No
2009/276
Karar tarihi
17 Haziran 2009
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

1.297 kelime·6 dk okuma·5 bölüm

Hukuk Genel Kurulu 2009/7-217 E. , 2009/276 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ

Kadıköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 17/03/2009

NUMARASI : 2009/18-2009/67

Taraflar arasındaki “muhdesat tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 5.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.12.2007 gün ve 279-424 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 10.7.2008 gün, 3268-3142 sayılı ilamı ile hüküm “…1- Dava niteliği ve içeriği itibariyle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tesbiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç ve oluşturulan hüküm davanın niteliğine, dosya kapsamında toplanan delillere, yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 718. maddesi hükmünde,arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklandığından, taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça nitelikli muhtesatların taşınMazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez.

Bu olgu göz önüne alındığında kural olarak ve aksine bir hüküm bulunmadıkça taşınmaz üzerindeki muhtesatların mülkiyetinin veya aidiyetinin tespiti dava edilemeyeceği gibi, mahkemelerce de muhtesatların taşınmazın arzına malik olanlar dışında başka bir kişiye ait olması sonucunu doğuracak şekilde hüküm de verilemez.

Ne var ki, çoğun içinde azın da bulunduğu, muhtesatların mülkiyetinin veya aidiyetinin tespiti isteminin muhtesatların meydana getirildiğinin tespiti istemini de içerdiği göz önüne alındığında, mülkiyet veya aidiyet tespiti istemiyle açılan davalarda, koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davaya konu muhtesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, mülkiyet veya aidiyet tespiti isteminin ise reddine karar verilmesi gerekeceği kuşkusuzdur.

Somut olaya gelince dosya içeriğindeki delil ve belgelerden, tapuda davacı ve davalı Maliye Hazinesi adına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı, ortaklığın giderilmesi davasına konu 224 ada 3 parsel sayılı taşınmazın öncesinde dava dışı M. Y.. adına kayıtlı olduğu, taşınmazın 18.03.1969 tarihinde sahte vekaletname ile S. E..tarafından yine dava dışı M. Ö..'a satıldığı, M.

Ö..'ın 14.05.1969 tarihinde İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğünden inşaat ruhsatı alarak taşınmaz üzerindeki eski ahşap binayı yıkıp davaya konu bodrum+4 katlı betonarme karkas binanın yapımına başladığı, 20.05.1969 tarihinde temel teskeresi aldığı, taşınmazın önceki maliki M. Y..mirasçılarının 30.05.1969 tarihinde Kadıköy Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde sahte vekaletname ile yapılan satışın iptali için dava açtıkları, davalı M.

Ö..vekilinin bu davaya verdiği 16.06.1969 tarihli cevap dilekçesinde müvekkilinin taşınmazı iyiniyetle satın alarak 4 katlı binayı yaptığını savunduğu, mahkemenin bozma üzerine verilen 1973/313 esas, 1982/401 karar sayılı 22.09.1982 günlü kesinleşmiş ilamı ile M.Ö..adına yapılan satışın ve oluşturulan tapu kaydının iptaline karar verildiği ve taşınmazın bu karar üzerine yeniden M.

Y.. adına kaydedildiği ve ölümü nedeniyle de verasette iştirak olarak mirasçıları olan dava dışı K...G..ile Suudi Arabistan uyruklu Gazi, S. ve M..adına intikal ettiği, mirasçıların 26.10.1988 tarihinde iştirak halinde mülkiyeti müşterek mülkiyete çevirdikleri, M. Ö..'ın henüz tapu kaydı iptal edilmeden önce noterde düzenlenen 08.12.1969 tarih ve 45191 yevmiye sayılı satış vaadi sözleşmesi ile halen inşaatı devam eden binanın zemin kattaki 2 numaralı dairesini davacı İ.

A..'ya satmayı vaad ettiği, bu arada paydaşlardan K. G..'nun taşınmazdaki 3/6 payını 26.10.1988 tarihinde davacı İ.. A..'ya satarak taşınmazda paydaş olduğu, daha sonra M.. Ö..'ın taşınmazdaki 3 numaralı daireyi de 27.12.1988 tarihli adiyen düzenlenmiş harici senetle İ. A...ya sattığı, İ.

A..nın bu sözleşme ile yabancı uyruklu paydaşların payını 20.000.000 TL bedelle satın almayı, kat mülkiyeti kurulduktan sonra 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerin arsa payını kendi üzerinde bırakarak kalan daireleri M.Ö...'a devretmeyi üstlendiği, davalı hazinenin bu olaylardan sonra Kadıköy Asliye 6. Hukuk Mahkemesinin 1999/967 esas, 2001/113 karar sayılı dosyasında hasımsız olarak açtığı davada yabancı uyruklu paydaşların gaip olduklarının kabulü ile bu paydaşlara ait 3/6 payın iptali ile hazine adına tesciline karar verilmesi üzerine taşınmazda paydaş olduğu anlaşılmaktadır.

Az yukarıda açıklanan hukuksal olgu göz önüne alındığında tapu kaydının iptaline karar verilmekle M.

Ö..'ın taşınmazdaki ve taşınmaz üzerinde bulunan davaya konu binadaki mülkiyet hakkının sona erdiği, adı geçenin taşınmazda ve taşınmaz üzerinde bulunan binada hiçbir hakkının kalmadığı, ancak koşullarının varlığı halinde Borçlar Kanununun 61 ve devam eden maddeleri hükmüne göre sebepsiz zenginleşme kurallarına göre alacak davası açarak yaptığı giderleri isteyebileceği, bu hakkın varlığının ise davacıya binanın kendisine ait olduğunu öne sürme hakkı vermediği kuşkusuzdur.

Kaldı ki, mahkeme kararının kesinleşmesi ile 2 numaralı dairenin davacı İ. A..'ya satış vaadi imkansız hale geldiği gibi, daha sonra harici senetle 3 numaralı dairenin satışına ilişkin yapılan sözleşme dahi şekil şartına uyulmamış olması nedeniyle geçersizdir. Davacı İ. A.. 26.10.1988 tarihinde taşınmazda pay satın almakla ancak taşınmazın mülkiyet payı ile birlikte aynı oranda olmak üzere taşınmaz üzerinde bulunan binanın mülkiyet payını da satın almıştır.

Davaya konu binanın davacı tarafından meydana getirilmediği, M. Ö...'ın da mahkeme kararı ile taşınmaz üzerinde bulunan binadaki tüm haklarını kaybettiği gözetildiğinde davacının sonradan taşınmazda pay satın alması, M. Ö..'ın kaybettiği hakları geri getirmeyeceği gibi binanın davacıya ait olması sonucunu da doğurmaz.

Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yersiz gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de davanın binanın davacı ait olduğunun tespitiyle açıldığı, bu istemin mülkiyet tespiti anlamına geldiği,

az yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alındığında aidiyet tespitine karar verilemeyeceği gözetilerek davanın kısmen kabulü ile davaya konu binanın davacının bayi tarafından meydana getirildiğinin tespitine, davacının fazla istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne ilişkin hüküm oluşturulması dahi isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde değildir.…” gerekçesi ile bozularak,dosya yerel mahkemesine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN

Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İlkin belirtilmelidir ki, taşınmaz mülkiyetinin kapsamını düzenleyen, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 718.maddesinde yer alan "Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer." hükmü karşısında, taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça nitelikli muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyete konu olması olanaklı değildir.

Durum bu olunca aksine bir hüküm bulunmadıkça kural olarak; taşınmaz üzerindeki muhtesatların mülkiyetinin veya aidiyetinin tespiti dava edilemeyeceği gibi, mahkemelerce de muhtesatların taşınmazı arzına malik olanlar dışında başka bir kişiye ait olması sonucunu doğuracak şekilde hüküm kuralması da olanaklı değildir.

Diğer taraftan, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 76.maddesi ve 4/6/1958 tarih ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, olayları izah davacıya, hukuki tavsif mahkemeye aittir.

Mahkeme, önüne gelen uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak, hukuki nitelendirmeyi yaptıktan sonra, davaya konu edilen talebin dinlenilirliğini ve yasal koşullarını irdeleyecek, ortaya konulan deliller çerçevesinde yargılama yaparak; hukuka uygun olmak üzere, nihai kararını verecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Davacı, dava dilekçesinde sonuç talebini "taşınmaz üzerindeki binanın kendisine ait olduğunun tespiti" şeklinde açıklamış ise de, dilekçenin bütünü ele alındığında, davacının taşınmazın paydaşlarından olması ve paydaşlar arasında görülmekte olan paydaşlığın giderilmesi davasının varlığı karşısında; gerçek amacının "taşınmaz üzerindeki binanın kendisi tarafından inşa edildiğinin tespiti ve bu yolla paydaşı bulunduğu taşınmazın satışına karar verilmesi halinde muhdesatın bedelini talep edebilme olanağını elde etmek" olduğu anlaşılmaktadır.

Zira, davaya konu edilen muhdesatın (binanın) üzerinde bulunduğu taşınmazın mülkiyeti, 1/2 payla hükmen Hazine, 1/2 payla da satın alma yoluyla, davacıya aittir. Taraflar arasında görülmekte olan paydaşlığın giderilmesi davası sonucunda arza tabi olan muhdesatın arzla birlikte satışı söz konusu olabileceğinden, muhdesatın kendisince inşa edilid ğini ileri süren davacının eldeki tespit davasını açmakta hukuki yararının olduğu açıktır.

Öyle ise, eldeki davanın, taşınmaz üzerindeki muhdesatın mülkiyetinin tespiti değil, bu muhdesatın (binanın) davacı tarafından inşa edildiğinin tespiti istemine ilişkin olduğunun kabulü gerekir.

Şu durumda mahkemece yapılacak iş; davanın bu niteliği, davacının açıklanan gerçek iradesi ve ortaya konulan tüm olgular gözönünde bulundurularak, taraf delilleri toplanmak suretiyle, paylı mülkiyete konu taşınmaz üzerindeki davaya konu binanın tamamının davacı tarafından inşa edilip edilmediği, önceki maliklerin binanın inşaatına katkılarının olup olmadığı ve varsa bunun oranının ne olduğunun tespiti ile varılacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek olmalıdır.

Sonuç itibariyle; yerel mahkemenin mülkiyetinin tespitine ilişkin direnme kararı usul ve yasaya aykırı olup, kararın yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.6.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2009/217, K. 2009/276, 17 Haziran 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Mahkemesi
  4. Tarihi : 17/03/2009
  5. Numarası : 2009/18-2009/67
  6. Temyiz Eden
  7. Hukuk Genel Kurulu Kararı
  8. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2009/217
Karar No
2009/276
Tarih
17 Haziran 2009

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E.2009/219 K.2009/3517
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/219 K.2009/292
  • Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E.2009/220 K.2009/12077
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/220 K.2009/280
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2009/221 K.2009/265
  • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2009/222 K.2009/7499

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.