KÜNYE
Hukuk Genel Kurulu 2011/221 E., 2011/458 K.
- Karar tarihi
- 29 Haziran 2011
- Mahkemesi
- Yargıtay 4.Hukuk Dairesi (İlk Derece
- Karar tarihi
- 08.06.2010
- Esas karar no
- 2010/4 - 2010/14
Karar Metni
3.779 kelime·19 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nden verilen 08.06.2010 gün ve 2010/4 E. 2010/14 K. sayılı kararın; tazminata hükmedilme koşullarının bulunduğuna ilişkin bölümünün onanmasını, tazminat miktarına ilişkin bölümünün bozulmasını kapsayan ve temyiz mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 24.11.2010 gün, 2010/4-557 E. 2010/603 K. sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davalılar vekilleri tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir.
KARAR DÜZELTME İSTEYEN
Davalılar vekilleri
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, HUMK.nun 573 ve izleyen maddeleri uyarınca hakimler aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tarafça, davalı Hakimlerin, tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin reddine karar vererek yasanın açık hükmüne aykırı davrandıkları iddiasıyla 01.02.2010 tarihinde tazminat istemiyle açılan davada, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce ilk derece mahkemesi sıfatıyla, ‘davanın kısmen kabulü ile her bir davalıdan 1.500’er TL manevi tazminatın tahsiline’ karar verilmiştir.
Davalılar vekilinin temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulu, ’Özel Dairenin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın tazminata hükmedilme koşullarının bulunduğuna ilişkin bölümünün onanmasına, tazminat miktarına ilişkin bölümünün bozulmasına’ karar vermiş; Hukuk Genel Kurulu’nun temyiz mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.11.2010 tarihli karara karşı, yine davalılar vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Anılan karar tarihinden sonra, hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri kararlar nedeniyle açılacak tazminat ve rücu davalarında yeni düzenlemeler içeren, 09 Şubat 2011 tarih ve 6110 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 14 Şubat 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu itibarla, Hukuk Genel Kurulu Kararına karşı karar düzeltme yolunun açık olup olmadığı, görev ve husumet yönünden beliren ön sorunların çözümünde, 6110 sayılı Kanunda yer alan düzenlemeler de göz önüne alınarak aşağıda maddeler halinde açıklanan sonuca varılmıştır.
1- Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında öncelikle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce hükmedilen tazminat miktarı, temyiz ve karar düzeltme talep eden davalıların sıfatı ve karar düzeltme istemine konu Hukuk Genel Kurulu kararının verildiği 27.11.2010 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6110 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde, karar düzeltme yolunun açık olup olmadığı ön sorun olarak ele alınmıştır.
Dava dilekçesinde her bir davalı yönünden 20.000,00 TL manevi tazminat istemiyle açılan davada, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce ‘her bir davalıdan 1.500,00 TL manevi tazminatın tahsiline’ dair verilen kararın salt davalılarca temyizi sonucu Hukuk Genel Kurulu’nca tazminata hükmedilme koşullarının bulunduğuna ilişkin bölümünün onanmasına, tazminat miktarına ilişkin bölümünün bozulmasına karar verilmiş ve bu karara karşı da yine sadece davalılar karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.
Buna göre uyuşmazlık konusu olan miktar 1.500,00 TL olup; Hukuk Genel Kurulu’nun temyiz mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın tarihi 27.11.2010’dur.
21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”; yürürlük tarihinden sonra Yerel Mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Mahkemeleri Kanunu'nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL.; yine yürürlük tarihinden sonra Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulu'nca temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için 440/III-1 maddesinde aranan parasal sınırı da altı milyar TL. olarak değiştirmiş, sonraki yıllarda 5219 ve 5236 sayılı Kanunlarda öngörülen katsayılar çerçevesinde miktarlar giderek artmıştır.
Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nce ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen kararın temyizi sonucu Hukuk Genel Kurulu’nca verilen 24.11.2010 karar tarihinde, karar düzeltme (kesinlik) sınırı 8.690,00 TL.’dir.
Somut olayda; davalıların her biri aleyhine hükmedilen ve uyuşmazlık konusu olan 1.500,00 TL, yukarıda değinilen karar düzeltme (kesinlik) sınırının altında bulunmaktadır.
Ne var ki, ana ilke az yukarıda açıklandığı şekilde olmakla birlikte; 24.11.2010 karar tarihinden sonra 14.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 sayılı Kanunun 12. maddesiyle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93 üncü maddeden sonra gelmek üzere, 93/A maddesi eklenmiş olup; bu maddenin 4. fıkrasında;
“Kanun yoluna başvurulması için miktar veya değere ilişkin olarak öngörülen sınırlamalar, hâkim ve savcıların işlem, faaliyet veya kararlarına dayanılarak açılan her türlü tazminat ve rücu davalarında uygulanmaz.”
Hükmü getirilmiştir.
Aynı Kanunun Geçici Madde 2/2 de ise,
“…Hâkimler ve Savcılar Kanununa bu Kanunla eklenen 93/A maddesi… hükümleri bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte;
a) Görülmekte olan davalar,
b) Kesinleşmemiş hükümler,
c) Miktar veya değeri itibarıyla temyiz veya karar düzeltme yoluna gidilemediği için kesinleşen hükümler,
bakımından da uygulanır ve davaya Devlet aleyhine devam olunur…” düzenlemesine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, davanın niteliği esas alınarak 6110 sayılı Kanunla getirilen yeni yasal düzenlemeyle, hakimin sorumluluğuna dayanan tazminat ve rücu davalarında miktar veya değere bakılmaksızın temyiz ve karar düzeltme yoluna başvurulması olanaklı kılınmış; anılan düzenlemenin kesinleşmemiş hükümler yönünden de uygulanacağı yönünde açık hüküm getirilmiştir.
Görüşmeler sırasında 6110 sayılı Kanunla getirilen bu hükümlerin, Anayasa’nın 9., 10. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek, konunun Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi yönünde görüş bildirilmiş ise de; yargılama hukukunun temelini belirleyen olguların geçmişe etkili bulunduğu ve kazanılmış haklar söz konusu olmadığından, çoğunlukça bu görüş kabul görmemiştir.
Yukarıda açıklanan yeni yasal düzenlemeler karşısında; somut olayda, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri gereğince, davalılar aleyhine hükmedilen ve uyuşmazlık konusu olan miktar nazara alınmaksızın, davanın niteliği itibariyle karar düzeltme yoluna gidilmesi olanaklıdır.
Hal böyle olunca; 24.11.2010 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararına karşı karar düzeltme yolunun açık olduğuna, davalılar vekilinin karar düzeltme isteminin incelenmesine geçilmesine, oybirliği ile karar verilmiştir.
2- İkinci ön sorun olarak, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin davaya bakmakla görevli olup olmadığı hususu ele alınmıştır:
Dava dilekçesi içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimi bakımından, tutukluluğa ve devamına dair verilen kararın gerekçesiz olması nedeniyle hakimin sorumluluğuna dayanıldığı; bu itibarla davanın hukuki niteliğinin, Hakimlerin sorumluluğunu düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573 ve devamı maddeleri hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
14 Şubat 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 sayılı Kanunun Geçici Madde 2/1-a bendinde;
“(1) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573 üncü maddesindeki sebeplere dayanılarak açılacak tazminat ve rücu davalarında;
a) Hâkimlerin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle Devlet aleyhine açılan tazminat davası, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; … açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür…”
Hükmü getirilmiştir.
Bu açık hüküm karşısında, yasal dayanağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573 ve devamı maddeleri olan davada Yargıtay ilgili hukuk dairesinin görevli olmasına göre, davalı hakimlerin sorumluluğuna dayalı olarak açılmış bulunan davanın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nde görülüp sonuçlandırılmasının yerinde olduğuna, oybirliği ile karar verilmiştir.
3- Üçüncü ön sorun, pasif husumet noktasında olup; görüşmeler sırasında, sonradan yürürlüğe giren 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gereğince davaya Devlet aleyhine devam edilmesine imkan tanınmasının sağlanması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu tartışılmış ve şu sonuca ulaşılmıştır:
Eldeki davada, davalı hakimler hasım gösterilerek, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573 ve devamı maddelerine dayanılmak suretiyle tazminat talebinde bulunulmuş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Hukuk Genel Kurulu’nun 27.11.2010 tarihli kararıyla kısmen onanmış ve kısmen bozulmuştur.
Anılan hükmün verilmesinden sonra, 14 Şubat 2011 tarihinde yürürlüğe giren 09 Şubat 2011 tarih ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile, hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet ve kararları nedeniyle açılacak tazminat davalarında uygulanacak esas ve usule ilişkin yeni düzenlemeler yapılmıştır.
09 Şubat 2011 tarih ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12. maddesiyle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93 üncü maddeden sonra gelmek üzere eklenen 93/A maddesinde:
“Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle:
a) Ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir.
b) Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamaz.”
hükmü öngörülmüştür.
Yine, 6110 sayılı Kanunun 14/1-a maddesiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi;
“Hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı… Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir…”
Şeklinde değiştirilmiştir.
6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici Madde 2/2 de ise;
“Hâkimler ve Savcılar Kanununa bu Kanunla eklenen 93/A maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bu Kanunla değiştirilen 573. maddesi hükümleri bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte;
a) Görülmekte olan davalar,
b) Kesinleşmemiş hükümler,
c) Miktar veya değeri itibarıyla temyiz veya karar düzeltme yoluna gidilemediği için kesinleşen hükümler,
bakımından da uygulanır ve davaya Devlet aleyhine devam olunur.”
Düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu açık hükümlerden anlaşıldığı üzere; hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet ve kararları nedeniyle ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği; kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamayacağı her türlü kuşku ve duraksamadan uzaktır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında 6110 sayılı Kanunla getirilen bu hükümlerin, Anayasa’nın 2., 9., 10. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek, konunun Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi yönünde görüş bildirilmiş ise de; kesinleşmiş bir hüküm ve kazanılmış haklar söz konusu olmadığından, çoğunlukça bu görüş kabul görmemiştir.
Yukarıda açıklanan yeni yasal düzenleme karşısında; somut olayda, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri gereğince davaya, davalı hakimler aleyhine devam edilmesi imkanı kalmamıştır. Bu düzenlemeye göre yasal hasım devlet olup; hakimin ise ancak zorunlu ihbar olunan sıfatıyla davada yer alması olanaklıdır.
Hal böyle olunca; ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce yapılacak iş, yeni yasal düzenleme doğrultusunda davaya Devlet aleyhine devam edilmesine imkan tanınmasının sağlanması ve Hazine’nin davaya dahil edilmesi için davacı tarafa süre verilip, halen davalı konumunda olan hakimlerin ise zorunlu ihbar olunan sıfatını taşıdığı da gözetilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır.
Açıklanan gerekçeyle; davalılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle, Hukuk Genel Kurulu’nun 24.11.2010 gün, 2010/4-557 E. 2010/603 K. sayılı kararının kaldırılması ve Özel Dairenin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 08.06.2010 tarihli kararının bozulması gerekir.
SONU Ç
Davalılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulu'nun 24.11.2010 gün, 2010/4-557 E. 2010/603 K. sayılı kararının kaldırılmasına, Özel Dairenin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 08.06.2010 tarihli kararının yukarıda açıklanan gerekçeyle BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 29.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
Yargıtay 4.Hukuk Dairesi ilk Derece Mahkemesi sıfatıyla baktığı davada davalı hakimden 1500 TL’nın tahsiline karar vermiş, bu kararı davalının temyiz üzerine inceleyen Hukuk Genel Kurulu, tazminatın koşullarının oluştuğunu kabul etmiş, ancak tazminatın miktarı yönünden 4.Hukuk Dairesince verilen kararı bozmuştur.
Davalı Hukuk Genel Kurulu aleyhine karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Hukuk Genel Kurulu’nun karar verdiği 27.11.2010 tarihinde miktar yönünden karar düzeltme sınırı 8690.-TL’dir.
Hukuk Genel Kurulu’nun kararından sonra 6110 sayılı Kanun 14.02.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
6110 sayılı Kanunla 2797 sayılı Yargıtay Kanunu 5275 Sayılı Danıştay Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da değişiklikler yapılmıştır.
Öncelikle dava konusu olayda uygulanabilecek hükümler üzerinde duracağız.
I-DAVA KONUSU OLAYDA UYGULANABİLECEK HÜKÜMLER
6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 14.02.2011 tarihli Resmi Gazetede Yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
6110 sayılı Kanun’un 12.maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na 93/A maddesi ilave edilmiştir.
2802 sayılı Kanunun 93/A.maddesinin 4.fıkrasına göre;“Kanun yoluna başvurulması için miktar veya değere ilişkin olarak öngörülen sınırlamalar, hakim ve savcıların işlem, faaliyet veya kararlarına dayanılarak açılan her türlü tazminat ve rücu davalarında uygulanmaz.”
6110 sayılı Kanun’un 13.maddesi ile HUMK’nun 573.maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi değiştirilmiştir.
Hükme göre ;“Hakimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı aşağıdaki sebeplerle dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir”. 6110 sayılı Kanun’un geçici 2.maddesinin ikinci fıkrasına göre;“Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun bu kanuna eklenen 93/A maddesi ile HUMK’nun bu kanunla değiştirilen 573.maddesi hükmü bu kanun yürürlüğe girdiği tarihte;
a)Görülmekte olan davalara,
b)Kesinleşmemiş hükümlere,
c)Bu kanunla temyiz veya karar düzeltme yolu açılan hükümler açısından temyiz ve karar düzeltme süresi geçmeyenler bakımından da uygulanır ve davaya Devlet aleyhine devam olunur”.
Geçici 2.maddesinin üçüncü fıkrasına göre;“Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle temyiz ve karar düzeltme süresi geçmeyen hükümler için, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içinde temyiz ve karar düzeltme yoluna başvurabilir”.
Geçici 2.maddenin dördüncü fıkrasına göre “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen ve miktar veya değeri itibariyle temyiz ve karar düzeltme yoluna başvurulmayan hükümler için, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içinde temyiz veya karar düzeltme yoluna başvurabilir”.
Geçici 2.maddenin beşinci fıkrasına göre;
“Görevli mahkemede Devlet aleyhine devam olunacak davada temyiz ve karar düzeltme incelemesinde ilk olarak Hakimler ve Savcılar Kanununun 93/A.maddesinde öngörülen dava şartlarının mevcut olup olmadığına bakılır.”
Somut olayda uygulanabilecek bu hükümleri Anayasa’ya aykırılık yönünden değerlendireceğiz.
III-ANAYASA’YA AYKIRI KANUN KARŞISINDA HAKİMİN DURUMU
Anayasa’nın 138.maddesine göre hakimler, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Bir kanun hükmünün Anayasayı, anayasal bir hakkı ihlal etmesi durumunda hakim, yasayı mı uygulayacak yoksa Anayasa’yı mı uygulayacak?
Bu soru kanunların Anayasa’ya uygunluğunun yargısal denetiminin yolunu açmıştır.
ABD’de 1803 yılında Anayasa’da öngörülmemesine rağmen Marbury-Madisan davasında Federal Yüksel Mahkeme hakimi john Marshal kanunların Anayasa’ya uygunluğunun yargısal denetim yolunu açmıştır.
John Marshal kararında “bir kanun Anayasa’ya aykırı olursa, belli bir olay hakkında kanunda da Anayasa’da da uygulanacak bir hüküm varsa, mahkeme ya bu davayı kanuna göre çözerek Anayasa’yı ihmal edecek, ya da Anayasa’ya göre çözerek kanunu ihmal edecektir.
İşte yargısal faaliyetin özü budur. O halde eğer Anayasa’nın üstünlüğünden bahsedilecekse yargı yerlerinin bir çatışma halinde uygulayacakları norm Anayasa olmalıdır”.diyerek Anayasa’nın düzenlediği hükmün uygulanmasını kabul etmiştir.
1924 Anayasa’sında kanunların Anayasa’ya uygunluğunun denetimine ilişkin düzenleme bulunmamaktaydı.
Bu dönemde kanunların Anayasa’ya uygunluğu ile Hukuk Genel Kurulu’nun 3.12.1952 tarihli kararı önemlidir. Özellikle 4.Hukuk Dairesi kararına karşı direnme kararı veren Akşehir Hakimi Refik Gür’ün direnme gerekçesinde şunları söylemiştir. “Hakim, hüküm tesisinde esas tutulan mesele dolayısıyla inceleyeceği ve tatbik edeceği kanun hükmünü körü körüne otomatik ve mutlak bir itaat ve inkıyat (boyun eğme) haliyle uygulayacak değildir.
Çünkü kaza (yargı) müesseselerinin esasını teşkil eyleyen muhakeme ve tahlil esasları böyle pasif bir duruma düşürülmesini önleyici ve hakimden böyle şuursuz bir inkıyat (boyun eğme, itaat etme) beklenilmesini filhal (hemen, şu anda) abes kıldığı kadar, kanunu Anayasa kayıt altına almış ve kendisine muhalif kanun mevcudiyetini yüzüçüncü maddenin sarih (açık) hükmüyle nefyetmiştir (olumsuzlamıştır)….”(karar metni için bkz.Hukuk ve İçtihatlar Dergisi, Eylül-Ekim 1950, s.29, s.294-297).
Hukuk Genel Kurulu direnme kararını 03.12.1952 tarihinde oy çokluğu ile bozarak kanunların Anayasa’ya uygunluğunun denetim yolunu kapamıştır.
1961 Anayasa’sında ve 1982 Anayasa’sında kanunların Anayasa’ya uygun olması gerektiği, Anayasa Mahkemesinin kanunların Anayasa’ya uygunluğunun denetimini yapabileceği kabul edilmiştir.
Bir mahkeme önüne gelen uyuşmazlıkla ilgili hükümlerin Anayasa’ya aykırı olduğunu kendiliğinden görerek veya taraflarca ileri sürülmesi halinde Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
Anayasa’nın 138.maddesinde hakimlerin Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri belirtilmiştir.
Anayasa’ya açıkça aykırı gördüğü bir kanun hükmünü Anayasa Mahkemesine götürmeyen hakim Anayasa ile kendisine verilen göreve aykırı hareket etmektedir. Hakimler görevlerinde bağımsızlardır. Yasama organının çıkardığı Anayasa’ya aykırı kanunu körü körüne uygulamak zorunda değildir. Anayasa’ya aykırı kanunların Anayasa Mahkemesine götürülmemesi Hukuk Devleti İlkesini ortadan kaldırır ve hakimleri yasama organının kölesi haline getirir. Bağımsız ve tarafsız hakim, fikri hür, vicdani hür, irfanı hür hakimdir.
Bağımsız ve tarafsız hakim olarak 6110 sayılı kanunla getirilen hükümlerin Anayasa’nın 2, 9, 10 ve 138.maddeleri hükümlerine aykırı olduğu için Anayasa Mahkemesine götürülmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bu nedenle sayın çoğunluğun hükümlerin Anayasa’ya aykırı olmadığına ilişkin görüşüne katılamıyoruz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/221, K. 2011/458, 29 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama