İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /Hukuk Genel Kurulu

YARGITAY · HUKUK GENEL KURULU

İçtihat Metni

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2018/603 K.2019/9

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 28.11.2013 tarihli ve 2013/452 E., 2013/635 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 14.02.2018 tarihli ve 2017/4-1447 E.,…

Esas2018/603Karar2019/9Tarih17 Ocak 2019Okuma10 dk · 1.980 kelime

KÜNYE

Hukuk Genel Kurulu 2018/603 E., 2019/9 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
17 Ocak 2019
Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

1.980 kelime·10 dk okuma·1 bölüm

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 28.11.2013 tarihli ve 2013/452 E., 2013/635 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 14.02.2018 tarihli ve 2017/4-1447 E., 2018/204 K. sayılı kararın karar düzeltme yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kesinleşen mahkeme kararı gereğince üçüncü kişiye ödenmiş olan bedelin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, dava dışı......Servis Turistik A.Ş.’nin, 233 sayılı KHK’nın 35. maddesi gereğince çıkarılan 22.05.2002 tarihli ve 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, turizm belgeli yatırım ve işletmelerden mesken ve sanayi abonelerine uygulanan tarifelerin en düşüğü üzerinden elektrik ücreti alınması gerekirken kendilerinden fazla alındığı gerekçesi ile müvekkili aleyhine Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/260 E. sayılı dosyası ile dava açtığını, yargılama sonunda 203.860,93TL’nin avans faizi ile birlikte müvekkili şirketten tahsiline karar verildiğini,

söz konusu kararın icrası için takip başlatılması üzerine icra dosyasına toplam 351.025,77TL ödendiğini belirterek müvekkilince ödenmek zorunda kalınan bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; davanın, idarenin haklı olarak yapmış olduğu idari işleme karşı açıldığını, bu nedenle idare mahkemelerinin görevli olduğunu, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, rücu davalarında zamanaşımı süresinin ödeme tarihinden itibaren bir yıl olduğunu, icra dosyasına yapılan ödeme tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak da, yapılan işlemlerin yürürlükte bulunan Kanun veya KHK hükümlerine aykırı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkemece ilk kararda; bilirkişilerce düzenlenen 19.01.2010 tarihli raporda, davacı BEDAŞ ile dava dışı abone arasındaki ihtilafın davalı ...’nın hatalı bildirimi ile meydana geldiğinin belirtildiği, BEDAŞ'ın ödediği bedele davalının sebebiyet verdiği, abonenin zararını karşılayan davacının davalıya rücu hakkının olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairece ilk bozma kararında, davalı tarafından zamanaşımı definde bulunulduğu, mahkemece bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmeden işin esasının çözümlendiği, zamanaşımı def'inin bir hakkın ileri sürülebilmesine engel olgulardan olduğu ve öncelikle bu sorunun çözümlenmesinin gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.

Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu mahkemece verilen ikinci kararda, davacı şirketin genel müdürünün “Olur” tarihinin 15.06.2009 olduğu, davanın ise 27.07.2007 tarihinde açıldığı, zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece “…Davacının bağlı bulunduğu TEDAŞ’ın, sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan bir kamu kuruluşu olduğu tartışmasızdır. Kuruluşun yasal dayanağı ise 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’dir. Diğer yandan, hizmetin gereği gibi ve kolaylıkla yürütülebilmesi için TEDAŞ’a bağlı müesseseler de oluşturulmuştur.

Müesseselerin, ayrı tüzel kişilikleri vardır. Anılan Kararname’nin 4/2. maddesinde, TEDAŞ’ın bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi olacağı açıkça belirtilmiştir. Bu durum, bağlı müesseseler için de aynıdır. Yasanın açık düzenlemesinden, davacı kamu kurumunun kamu hizmeti niteliğindeki çalışmalarını özel hukuk kuralları altında yapacağı anlaşılmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında, zamanaşımı sorunu irdelendiğinde; özel hukuk kurallarına tabi bulunan davacı hakkında, zamanaşımının yetkili makamın öğrenme tarihinden itibaren başlatılamayacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Mahkemenin, bu konuya ilişkin gerekçesi yerinde bulunmamaktadır. Diğer yandan, dava rücuen tazminat istemine ilişkin olup; zarar da, ödeme tarihinde gerçekleşmiştir. Zamanaşımının bu tarihten itibaren hesaplanması gerekir.

Somut olayda, ödeme ve dava tarihleri itibariyle BK’nın 60/1. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi dolmuştur. Şu durumda, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekir. Karar, açıklanan nedenle yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesi ile hüküm bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki gerekçelerin yanı sıra, somut olayda uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda ayrıca özel olarak bir zamanaşımı öngörülmediği, rücuen tazminat davalarında aynı Kanun’un 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, dava konusu olayda ödeme tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı belirtilmek suretiyle verilen direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca “Davacının, teşvik belgesi sahibi olan dava dışı şirkete, indirimli tarife yerine normal tarife uygulanması nedeniyle bu şirketin açtığı dava sonunda, normal tarife ile indirimli tarife arasındaki farktan dolayı haksız yere ödemek zorunda kaldığı bedelin davalıdan rücuen tahsilini istediği, haksız ödemenin söz konusu olduğu, rücuen tazminat istemlerinde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiğinden, dava konusu istem, anılan Kanunun 60/1. maddesi uyarınca bir yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu,

dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu alacağın icra dosyasına 04.01.2007 tarihinde ödendiği, eldeki davanın ise 24/07/2009 tarihinde açıldığı, bu durumda mahkemece ödeme tarihinden dava tarihine kadar bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gözetilerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle ve oy çokluğuyla direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca verilen karara karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35. maddesi gereğince çıkarılan 22.05.2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 2. maddesi uyarınca üçüncü kişiye ödenmiş olan bedelin tahsili istemi ile açılan eldeki davada zamanaşımı süresinin bir yıl olarak mı, yoksa on yıl olarak mı uygulanması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle zamanaşımı kavramına ve bu konudaki yasal düzenlemelere değinmekte fayda bulunmaktadır.

Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde Kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinin birinci fıkrasında haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri ayrıca düzenlenmiştir.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müruru zaman” başlıklı 60. maddesinde;

“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her hâlde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz…”

hükmü yer almaktadır.

BK’nın 60. maddesinin birinci fıkrasına göre, tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir.

Diğer bir anlatımla, bir yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda failin öğrenilmesi gerekir.

Aynı Kanun’un “On senelik müruru zaman” başlıklı 125. maddesi ise;

“Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.”

şeklinde bir düzenleme içermektedir.

Anılan maddenin birinci fıkrasında süreler belirlendikten sonra maddenin ikinci fıkrasında ceza dava zamanaşımına yollamada bulunulmuştur.

818 sayılı BK’nın 125-140. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146-161.) maddeleri arasında düzenlenen genel zamanaşımı hükümlerine göre alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.

Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) hâline gelmektedir.

Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir defide bulunması gerekir (HGK’nın 05.05.2010 tarihli ve 2010/8-231 E., 255 K. sayılı kararı).

Bu nedenle zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt: 2, s.1761; Von Tuhr. A.: Borçlar Hukuku, C. I-II, Ankara 1983, C. Edege çev., s.688 vd.; Canbolat, F: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, s.255 vd.; HGK’nun 06.04.2011 tarihli ve 2010/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararı).

Yasada hangi hakların zamanaşımına uğrayacağı, hangilerin uğramayacağı belirli bir sistem hâlinde düzenlenmiş değildir. Mevcut hukuk düzeni ve mevzuata göre, borçlar, ticaret, eşya ve kamu hukukundan kaynaklanmış olsun bütün alacaklar zamanaşımına tabidir.

BK’nın 125. maddesine göre özel hukukta aksine bir hüküm bulunmadıkça alacaklar ilke olarak on yıllık zamanaşımına tabidir.

Öte yandan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 76. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33.) maddesi ve 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, davanın dayandığı maddi vakıaları bildirmek ve izah etmek davacıya, hukuki nitelendirmeyi yapmak ve ona uygun yasal düzenlemeyi tayin ve tespit ederek uygulamak hâkime aittir.

Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler karşısında somut olay incelendiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, dava dışı......Servis Turistik A.Ş. tarafından müvekkili aleyhine alacak davası açıldığını, yargılama sonunda 203.860,93TL’nin müvekkili şirketten tahsiline karar verildiğini, bunun üzerine dava dışı şirkete toplam 351.025,77TL ödendiğini belirterek müvekkilince ödenmek zorunda kalınan bedelin davalıdan tahsili talepli alacak davası açtığı, ancak yerel mahkemece davanın rücuen alacak davası olarak, Özel Dairece ve Hukuk Genel Kurulunca da rücuen tazminat davası olarak nitelendirildiği,

buna karşın dava dilekçesinde iddiaların ileri sürülüş biçimi itibariyle davacı vekilinin, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 16 ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35. maddesi gereğince çıkarılan 22.05.2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 2. maddesi uyarınca, turizm belgeli yatırım ve işletmelere mesken ve sanayi abonelerine uygulanan tarifelerin en düşüğü üzerinden elektrik ücreti alınmasının kararlaştırıldığı,

bu indirimli tarifeden dolayı oluşan gelir kaybının (zararın) 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 4. maddesi gereğince Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından karşılanması gerektiği, teşvik belgesi sahibi olan dava dışı şirkete, indirimli tarife yerine normal tarife uygulanması nedeniyle bu şirketin açtığı dava sonunda normal tarife ile indirimli tarife arasındaki farkı dava dışı şirkete ödediği iddiasıyla Kanun’dan doğan alacak isteminde bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda ifade edildiği gibi, davacı vekilinin isteminin Kanun’dan doğan alacak istemi olduğu kabul edildiğine ve bu istemin rücuen alacak veya rücuen tazminat ile ilgisi bulunmadığına göre, 818 sayılı BK’nın 60. maddesinde (6098 sayılı BK’nın 72. maddesi) yer alan zamanaşımı kurallarının uygulanma imkânı olmadığı gibi, Kanun’dan doğan bu dava için ayrıca zamanaşımı süresinin öngörülmediği dikkate alındığında, 818 sayılı BK’nın 125. maddesindeki (6098 sayılı BK’nın 146. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının, teşvik belgesi sahibi olan dava dışı şirkete, indirimli tarife yerine normal tarife uygulanması nedeniyle bu şirketin açtığı dava sonunda normal tarife ile indirimli tarife arasındaki farktan dolayı haksız yere ödemek zorunda kaldığı bedelin davalıdan rücuen tahsilini istediği, olayda haksız ödemenin söz konusu olduğu, rücuen tazminat istemlerinde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiği, dava konusu istemin, anılan Kanun’un 60/1. maddesi uyarınca bir yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu,

dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu alacağın icra dosyasına 04.01.2007 tarihinde ödendiği, eldeki davanın ise 24.07.2009 tarihinde açıldığı, ödeme tarihinden itibaren davanın açıldığı tarihe kadar bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, bu nedenle karar düzeltme isteminin reddi gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir.

O hâlde, somut olayda uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanununda, ayrıca özel olarak bir zamanaşımı öngörülmediğinden, alacak davalarında aynı Kanunun 125. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, dava konusu olayda ödeme tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, yerel mahkemece, zamanaşımı süresinin on yıl olduğuna ilişkin direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmiş ve bu nedenle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile “bozma” yönündeki Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2018 tarihli ve 2017/4-1447 E., 2018/204 K. sayılı kararının kaldırılmasına ve direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerle onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Ne var ki, davanın esasına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince yapılan karar düzeltme incelemesi sonunda davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2018 tarihli ve 2017/4-1447 E., 2018/204 K. sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, yerel mahkemenin direnme kararı yerinde olup davanın esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 17.01.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/603, K. 2019/9, 17 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2018/603
Karar No
2019/9
Tarih
17 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E.2018/604 K.2019/330
  • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2018/604 K.2019/801
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2018/604 K.2019/828
  • Yargıtay 20. Ceza Dairesi E.2018/607 K.2019/159
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2018/608 K.2019/45
  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi E.2018/611 K.2019/437

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.