KÜNYE
Hukuk Genel Kurulu 2021/448 E., 2022/1417 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Kasım 2022
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
4.013 kelime·20 dk okuma·3 bölüm
1. Taraflar arasındaki “Ödeme emrinin iptali ve tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline 2006/30512 ve 2008/17125 numaralı takip dosyalarından dava dışı ... Tekstil İnşaat San. ve Tic. Ltd.
Şti.’nin ödenmemiş prim borçlarından dolayı şirketin önceki ortağı sıfatıyla gönderilen iki adet ödeme emrinin 07.12.2015 tarihinde tebliğ edildiğini, talep edilen bir kısım borçların zamanaşımına uğradığını öte yandan müvekkilinin bahse konu şirket hisselerini 30.10.2007 tarihli hisse devri sözleşmesiyle devrettiğini ve ortaklıktan ayrıldığını, şirketin kanuni temsilcileri ve hissedarları hakkında takip yollarının tüketilmesi gerektiğini ileri sürerek 2006/30512 ve 2008/17125 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş.
14.12.2016 tarihli dilekçe ile 2008/17125 sayılı ödeme emrinin iptali talebinden feragat etmiştir.
Davalı Cevabı: 5. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; Kurum işlemlerinin hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı:
6. ... İş Mahkemesinin 02.06.2016 tarihli ve 2015/640 E., 2016/380 K. sayılı kararı ile; davacının dava dışı borçlu ... Tekstil İnşaat Ltd.
Şti.'ye 21.11.2006 tarihinde ortak olduğu ve 5 yıllığına şirket müdürü seçildiği, 30.11.2007 tarihli kararla şirketteki hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrıldığı ve şirket müdürlüğü görevinin de sona erdiği, 2006/30512 numaralı takip dosyasından gönderilen ödeme emrine konu 2005/3 ilâ 2006/4. aylarına ait prim ve gecikme zammı borçlarının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken tarihlerde dava dışı borçlu şirkette ortaklığı olmayan ve üst düzey yönetici sıfatı da taşımayan davacının sorumluluğunun bulunmadığı,
2008/17125 numaralı ödeme emrine konu 2007 yılı 2., 3., 4. aylarına ait prim ve gecikme zammı borçlarının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken tarihlerde şirket müdürü olarak üst düzey yönetici sıfatı taşıyan davacının ödeme emrine konu borcun tamamından 506 sayılı Kanun’un 80. maddesine göre şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2006/30512 takip sayılı ödeme emrinin iptaline, 2008/17125 takip sayılı ödeme emriyle ilgili davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
7. ... İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 29.12.2016 tarihli ve 2016/16658 E., 2016/15801 K. sayılı kararı ile; davaya konu borcun yapılandırma kapsamında bulunduğu, bu çerçevede karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6736 sayılı Kanun’un tanıdığı alacakların yeniden yapılandırılması olanağından yararlanılıp yararlanılmadığı incelenerek yapılacak değerlendirmeye göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle sair hususlar incelenmeksizin kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin İkinci Kararı:
9. ... İş Mahkemesinin 14.09.2017 tarihli ve 2017/53 E., 2017/465 K. sayılı bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu verilen kararda; gerek Kurumdan yapılan araştırma gerekse davacının beyanından yapılandırma kapsamında Kuruma başvuruda bulunulmadığının anlaşıldığı ayrıca 2008/17125 takip numaralı ödeme emri ile ilgili talebin feragat nedeniyle reddi gerektiği vurgulanarak önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle 2008/17125 takip numaralı ödeme emri ile ilgili davadan feragat nedeniyle davanın reddine, 2006/30512 sayılı ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
10. ... İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20.11.2018 tarihli ve 2017/6309 E., 2018/9591 K. sayılı kararı ile; “..Dava, ödeme emirlerinin iptali ile kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Limited Şirket ortaklarının kamu borçlarından sorumluluğunu öngören yasal düzenlemelere bakıldığında, davanın yasal dayanağının 6183 sayılı Yasanın 35. maddesi olduğu belirgindir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 22.07.1998 gün ve 4369 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişik 35. maddesi; “Limited şirket ortakları şirketten tahsil imkânı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.” hükmünü taşımakta iken; 04.06.2008 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak bazı maddeleri dışında aynı gün yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 3. maddesiyle, 35. maddede yer alan, “şirketten tahsil imkanı bulunmayan” ibaresi "şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan" şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye;
“Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.”
“Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur."Şeklinde iki fıkra eklenmiştir.
Ayrıca, 5766 sayılı Kanunun 1. maddesiyle 6183 sayılı Kanunun 3. maddesine eklenen;"Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi: “Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen, satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,”;
Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi: “Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,”ifade eder, olarak açıklanmıştır.
5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi de; “ Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin; hükümlerin, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır." hükmünü taşımakta iken, Anayasa Mahkemesinin geçici 1. maddenin iptaline dair yapılan başvuru üzerine verdiği 2009/39E..
2011/68 K. sayılı ve 28.04.2011 günlü kararı ile “5766 sayılı Kanun’da esas olarak bir kamu alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsil sorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanunun geçici 1. maddesi ile yürürlük tarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanması hukuk kurallarının geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasada yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır.” gerekçesi ile anılan düzenlemeyi iptal etmiştir.
Eldeki davada; davacının şirketten tahsili mümkün olmayacağı anlaşılan Kurum alacakları bakımından ortak olduğu dönemle ilgili olarak, sorumlu olması doğal ve yasal gerekliliktir. Fakat, mahkemece, davacının devralan ortak sıfatı ile devir tarihinden önce doğmuş olan prim borçlarından, işveren şirketten, tahsil edilememesi şartının gerçekleşmesi halinde, sorumlu olmayacağına dair kabul isabetli değildir.
Davacının ortaklığı devralmadan önceki şirket borçlarından sorumluluğu hususunda Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli kararı ile 5766 sayılı Yasanın geçici 1. maddesini iptal etmesi nedeniyle 6183 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi ve her kanunun yürürlükte olduğu dönemde uıygulanması gerektiğine ilişkin genel hukuk kuralı nedeniyle 6183 sayılı Yasanın 35. maddesine 04/06/2008 tarihinde 5766 sayılı Yasanın 3. maddesiyle eklenen fıkraların uygulanmasına olanak bulunmamaktadır.
6183 sayılı Yasanın 35. maddesinin yukarıda belirtilen ilk haline göre değerlendirilme yapıldığı takdirde ise sorunun çözümünde 5766 sayılı Yasanın çıkarılış amacı ve Ticaret hukuku ile birlikte konu irdelenmelidir. 5766 sayılı Yasanın genel gerekçesinde.
6183 sayılı Kanun’un mevcut hükümlerinin uygulamasına ilişkin yargı kararları dikkate alınarak, uygulamaya açıklık getiren düzenlemelere yer verildiği, öngörülen değişiklikler ile 6183 sayılı Kanunun temel felsefesi korunarak, amme alacaklarının daha süratle tahsiline imkan verilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.
Bu bakımdan kamu borçlularının paylarını devretmeleri halinde devreden ve devralan ortakların sorumluluğunun açıkça belirlenmesi amacıyla yasal değişikliklerin yapıldığı anlaşılmakta olup, Ticaret hukukunda limited şirket ortaklarının tüm işlemlerinde basiretli davranma ve özen yükümü de dikkate alındığında Limited şirketteki diğer ortağın hissesini devralan ortağın, o hissedarın devir anına kadar mevcut şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin en az ticari muamelelerde bir tüccarın göstermesi gereken basiretli davranışlar olarak sayılması gerektiğinden,
böyle bir basireti göstermemiş olan ortağın bu davranışının sonucuna katlanmak zorunda olduğu, dolayısıyla limited şirketteki payı devralan ortağın, devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir. Hatta, şayet, devir olgusunun, sırf kamu borçlarından kurtulmak amacıyla yapıldığına dair somut emareler var ise devreden ortağında bu kanuna karşı hile nedeniyle sorumlu tutulması kanunun amacına uygun olacaktır.
Zaten, sonraki yasal düzenlemelerde de devralan ve devreden ortağın Kuruma karşı müteselsilen sorumlu olacağı esası getirtilmiş ve bu konuda yapılan yasal düzenleme ile devralan ortağın sorumluluğu bir adım daha ileri götürülmüş ve müteselsil sorumluluk esası getirtilerek bu konu açıklığa kavuşturulmuştur.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında; dava dışı limited şirkette %98 hisse devri ile 21.11.2006 tarihinde ortak olan davacının aynı zamanda 21.11.2006-30.11.2007 tarihleri arasında şirketi temzil ve ilzam yetkisine haiz olarak müdür sıfatının bulunduğu anlaşılmakta olup, 2005/3-2007/4. aylar arasındaki kamu borçlarını konu edinen davaya konu ödeme emirleri bakımından, 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5198 sayılı Yasa gereğince Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınarak 07.12.2015 tebliğ tarihine göre,
2005 yılı 10. ayından önceki dönemlerin zamanaşımına uğradığı belirgin ise de, 2005 yılı 10. ay ve sonraki dönemler bakımından, 6183 sayılı Yasanın 35’inci maddesi kapsamında ortak sıfatıyla, temsil ve ilzama yetkili olduğu 21.11.2006 tarihinden sonraki prim borçları bakımından ise uygulama önceliği bulunan 506 Sayılı Yasanın 80. maddesi kapsamında sorumlu olduğu hususunun gözetilmemesi ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun 58’inci maddesinin beşinci fıkrasında “itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı %10 zamla tahsil edilir.” hükmü de dikkate alınmaksızın, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...” gerekçesiyle oy çokluğuyla kararın bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı:
12. ... İş Mahkemesinin 08.05.2019 tarihli ve 2019/112 E., 2019/142 K. sayılı kararı ile.
Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli kararı ile 5766 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesini iptal etmesi yine 5766 sayılı Kanun ile değiştirilen ve yöneticilerin sorumluluğunu düzenleyen mükerrer 35. maddedeki “Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 19.03.2015 tarih ve 2014/144 E, 2015/29 K. sayılı kararı ile iptal edildiği,
Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı karşısında artık geçmişe yürüyeceğine ilişkin yorum yapılması mümkün olmadığından 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki değişikliklerin Kanun’un yürürlük tarihi olan 06.06.2008 tarihi öncesine uygulanamayacağı bu bağlamda davacının takip tarihinde ortak olmadığı hâlde bu tarihten öncesine ait Kurum borçlarından ortak sıfatıyla sorumluluğuna gidilemeyeceğinden 2006/30512 sayılı takip dosyasından davacı adına düzenlenip gönderilen ödeme emrinin iptali gerektiği ve zamanaşımı hususunun irdelenmesine de gerek olmadığı belirtilerek önceki gerekçede tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının dava dışı şirket ortaklığını devralmasından öncesine ait prim ve gecikme zammı borcundan devralan ortak olarak müteselsilen sorumlu tutulup tutulamayacağı;
buradan varılacak sonuca göre ödeme emrinin 2005 yılı 10. ayından önceki dönemlerin zamanaşımına uğradığı ve 2005 yılı 10. ay ve sonraki dönemler bakımından ise 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında ortak sıfatıyla, temsil ve ilzama yetkili olduğu 21.11.2006 tarihinden sonraki prim borçları bakımından ise uygulama önceliği bulunan 506 Sayılı Kanun’un 80. maddesi kapsamında sorumlu olduğu belirlenerek davacı aleyhine reddolunan miktardaki amme alacağının % 10’u miktarında haksız çıkma tazminatına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Türk sosyal sigortalar sistemi, ağırlıklı olarak prim rejimine dayanmaktadır. Kurumun sosyal sigorta yardımlarını sağlaması, en önemli gelir kaynağı olan sigorta primlerinin zamanında ve eksiksiz ödenmesine bağlıdır.
16. Gerek prim borcunun ait olduğu dönemde yürürlükte bulunan mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun) 80. maddesi, gerekse 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 88. maddesi pirimlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yöneliktir. Anılan maddeler uyarınca işveren bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların prime esas kazançları üzerinden hesaplanacak primi ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.
17. Primlerin düzenli ve zamanında ödenmesini sağlamak amacıyla işverenler ile birlikte sorumlu olanlar yönünden kanun koyucu bir takım düzenlemeler yapma gereği duymuştur. Nitekim 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinin 12. fıkrası uyarınca; "Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur". 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinde de aynı yönde hüküm bulunmaktadır.
18. Anayasa Mahkemesinin (AYM) 03.04.2015 tarihli ve 29315 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2014/144 E., 2015/29 K. sayılı kararında da kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli kaynağın elde edilmesi adına Devletin vergi ve diğer kamu alacaklarının takip ve tahsilini sağlamak üzere hukukî düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisi bulunduğu, kanun koyucunun amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebileceği belirtilmiştir.
19. Öte yandan 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde 01.12.1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile anılan madde “…Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır…” şeklinde düzenlenerek Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un (6183 sayılı Kanun) uygulanmasının yolu açılmış ve böylelikle bu Kanun'daki şahsi sorumlulukla ilgili hükümlerin prim alacakları yönünden de uygulanması mümkün hâle gelmiştir.
20. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 25.05.1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile eklenen mükerrer 35. madde ile de, "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler." yönünde düzenleme yapılmıştır.
21. Yine 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun ile;
"...(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.) Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz." şeklinde eklenen 5. ve 6. fıkralarla kanuni temsilcilerin sorumluluğu arttırılmıştır.
22. Ancak AYM'nin 19.03.2015 tarihli ve 2014/144 E., 2015/29 K. sayılı kararı ile, "...213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, bu Kanun kapsamındaki amme alacaklarının takibinin itiraz konusu kurala göre yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm amme alacakları için takip yapılması mümkündür.
Bu durumda her iki kanunun aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır..." gerekçesiyle Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir.
23. Hâl böyle olmakla birlikte gerek 506 sayılı Kanun'da gerekse 5510 sayılı Kanun'da yer alan kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin hükümler prim alacakları söz konusu olduğunda özel düzenleme niteliği taşıdığından uygulanma önceliğine sahiptir. 24. Bu aşamada limited şirket ortaklarının sorumluluğuna da değinilmelidir.
25. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının kamu alacaklarından sorumluluğu hüküm altına alınmıştır. Bu maddenin 22.07.1998 tarihli ve 4369 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki şeklinde şirketten alınamayan kamu borçlarından dolayı ortakların taahhüt etmiş oldukları sermaye miktarı kadar sorumlu olduğu düzenlenmekteydi.
4369 sayılı Kanun'un 82. maddesi ile yapılan değişiklik kapsamında 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesindeki "Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar." hükmü ile limited şirket ortağının, şirketin kamu borçlarından dolayı sermaye payı oranında olmakla birlikte, sınırsız bir şekilde sorumluluğu olacağı esası getirilmiştir.
26. AATUHK m. 35/1. uyarınca limited şirketin tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacakları için ortağın sorumluluğuna gidilir. Buna göre, kamu alacağının esas borçlusu limited şirkettir. Limited şirket varlığından tamamen veya kısmen alınamayan kamu alacakları ortaktan istenebilecektir (Özkan, R. Arzu: Yargıtay Kararları Işığında Limited Şirkette Pay Devrinin Ortağın Kamu Borçlarına Etkisi, Hacettepe HFD, 10(1)2020, s. 245).
27. Görüldüğü üzere limited şirket ortağının sorumluluğu ikincil nitelikte bir sorumluluk ise de sorumluluk açısından kamu alacağının şirketten tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması arandığından ortağın sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup kusur yerine sorumluluğu doğuran olayla zarar arasında sebep-sonuç ilişkisi bulunması yeterli görülmüştür. Yine bu sorumluluk ortağın sermaye payı oranında ancak sermaye miktarı ile ilişkilendirilmemiş sınırsız bir sorumluluktur (Aynı yönde Özkan, s. 257).
28. Hemen belirtilmelidir ki; 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile; "(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur" hükümleri eklenmiş ve limited şirket hissesini devreden ve devralan ortakların devir öncesine ait kamu alacakları bakımından sorumluluğu açıklığa kavuşturulmuştur.
29. Nitekim 5766 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, öngörülen bu değişikliklerle 6183 sayılı Kanun'un temel felsefesi korunarak amme alacaklarının daha süratle tahsiline imkân tanınmasının amaçlandığı belirtilmiş.
3. maddenin gerekçesinde ise, "...Limited ortakların sorumluluğuna esas alınan amme alacaklarının doğduğu zamanlar, dönemleri ve ödeme zamanları kriterleri, yargı kararlarında da benimsenmiş ancak bu zamanlarda farklı şahısların ortak olması halinde sorumlu tayininde kararlar içinde görüş birliğine varılamamıştır. Önerilen düzenleme, yargı kararları ile içtihat oluşturulamamış bu konulara açıklık getirerek ihtilafları azaltma amacını taşımaktadır.
Diğer taraftan yine yargı kararları da dikkate alınarak madde ile bu şahıslara müteselsil sorumluluk getirilmesi, bir yandan hisse devri yapan ortakların borcunu ödemesini sağlayacak, diğer yandan da devralan şahısların limited şirket hissesinin değerini borçluluk durumunu da göz önüne alarak belirlemesine imkan verecektir..." hususlarına vurgu yapılmıştır.
30. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 5766 sayılı Kanun ile eklenen "Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır." Geçici 1. maddesindeki hüküm ise AYM'nin 28.04.2011 tarihli ve 2009/39 E., 2011/68 K. sayılı kararı ile,
5766 sayılı Kanun'da bir kamu alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsil sorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanun'un geçici 1. maddesi ile yürürlük tarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanacağının belirtilmesinin hukuk kurallarının geriye yürütülmesi anlamına geldiği ve Anayasa'da yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir.
31. Bu nedenle 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 5766 sayılı Kanun ile eklenen 2 ve 3. fıkralarındaki hükümlerin yürürlük tarihinden önceki dönem kamu alacakları bakımından uygulanması mümkün olmayacaktır. 32. Gelinen bu noktada limited şirket ortağının genelde kamu alacaklarından, özelde ise prim alacaklarından sorumlu tutulmasının nedenleri kısaca irdelenmelidir.
33. Sermaye şirketlerinden biri olan limited şirkete ilişkin hususlar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (yeni TTK) 573 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. (eski 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 503 ve devamı) Limited şirket, yeni TTK’nın 602. maddesi uyarınca işlem ve fiilleri neticesinde doğan borçlardan dolayı sadece malvarlığıyla sınırlı olarak sorumlu olup bu husus, sınırlı sorumluluk ilkesi olarak adlandırılmaktadır.
Bunun yanında limited şirket ortağı ise yeni TTK’nın 573/2. maddesi gereği şirketin borçlarından sorumlu olmayıp sadece taahhüt ettiği esas sermaye payı oranında şirkete karşı sorumludur. Başka bir anlatımla ortağın, taahhüt ettiği sermayeyi koyma borcuyla sınırlı olan sorumluluğu şirkete karşı olup şirket borçlarından dolayı alacaklılara karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
34. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre; kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulabilen limited şirketler, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece mal varlığıyla sorumludur. Ortaklar yönünden ise şirket borçlarından dolayı sorumluluk söz konusu değildir. Limited şirket ortaklarının şirket faaliyetlerinden doğan amme alacaklarından dolayı sorumluluklarını düzenleyen itiraz konusu kural, 6102 sayılı Kanun hükümlerine amme alacakları yönünden getirilen istisnai bir hüküm niteliğindedir (AYM'nin 13.12.2017 tarihli ve 2016/14 E., 2017/170 K. sayılı kararı, § 39).
35. Ancak sermaye şirketi vasfı galip karma şirket nitelendirmesi yapılan limited şirketler hakkındaki düzenlemelerde aksi kararlaştırma olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili olması (eski TTK md.540), 20'den az ortaklı limited şirketlerde bir denetim organı olmayıp adi şirketlerdeki gibi yönetici olmayan ortakların denetim yetkisi (m.548), yönetici organların azli hakkında kollektif şirket hükümlerinin uygulanması (m.543), her ortağın haklı nedenlere dayanarak şirketten çıkmasına izin verilmesini veya şirketin feshini mahkemeden talep edebilmesi (m.551),
ortak sayısı beşi geçmeyen şirketlerde ana sözleşmenin oybirliğiyle değiştirilebilmesi (m.513) ve 20'den az ortaklı şirketlerde genel kurul toplantıları hakkında anonim şirket hükümlerinin uygulanmaması (m.536) düzenlemeleri limited şirketlere şahıs şirketi karakteri verdiğinden ortakların kamu borçlarından ortaklık payları oranında şahsi sorumluluklarının kabulü haklı görülmelidir (Kabakçı, Mahmut: Sosyal Sigorta Prim Borçlarından Şahsi Sorumluluk, İstanbul 2019, s. 162).
36. Anayasa Mahkemesi de 13.12.2017 tarihli ve 2016/14 E., 2017/170 K. sayılı kararında limited şirket ortaklarının, taahhüt ettikleri sermaye ile şirketin mal varlığına doğrudan katkı sağladıkları, bunların ayrıca şirketin bütün işlemleri ve hesapları hakkında bilgi alma ve inceleme, ana sözleşmede değişiklik yapma, kârdan pay alma ve yönetime katılma hakları bulunduğu,
ortakların ayrıca şirketi yönetim ve temsile yetkili kanuni temsilcilerin özellikle kanunlara, ana sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetiminden sorumlu oldukları, kanuni temsilciyi değiştirebilecek ya da görevden alabilecek genel kurul kararında da oy hakkı bulunduğu, şirket yönetimine ilişkin bu hak ve yetkilerin, ortaklara şirket faaliyetleri üzerinde denetim ve gözetim imkânı sağladığı,
bu itibarla limited şirket ortaklarının şirket mal varlığı ve yönetimi üzerinde sahip olduğu hak ve yetkileri göz önünde bulunduran kanun koyucunun amme alacakları yönünden ortakların kusursuz sorumluluğuna gidilebileceğini öngörmesinde anayasal bir engel bulunmadığını belirtmiştir.
37. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 11.03.2021 tarihli ve 2017/10-2195 E., 2021/256 K. sayılı kararında da yer verilmiştir.
38. Diğer taraftan eski TTK’nın 14. ve 18. maddelerinde tacir sıfatı, gerçek ve tüzel kişiler bakımından ayrı ayrı tanımlanmış (yeni TTK’nın 12 ve 17. maddeleri); Kanun’un 20 ve devamı maddelerinde tacir olmanın hükümleri düzenlenmiştir (yeni TTK’nın 18 ve devamı maddeleri).
39. Tacir gerçek kişiler açısından bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişiyi; tüzel kişiler açısından ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşları ifade eder (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 1047).
40. Tacir olmanın nimetine göre külfeti de mevcuttur. Zira eski TTK’nın 20-25. maddelerinde (yeni TTK’nın 18-23. maddeleri) tacir sıfatına bağlanan yerine göre “hak” yerine göre “külfet” niteliği arz eden hukukî sonuçlar düzenlenmiştir. Bunların en önemlilerinden biri basiretli iş adamı gibi davranma zorunluluğudur (eski TTK. m. 20/II, yeni TTK. m. 18/II). Tacirin, ticari işletmesiyle ilgili tüm faaliyetlerinde kendi bilgi ve tecrübesinin ötesinde daha yüksek ve objektif bir özen göstermesi, basiretli bir iş adamı gibi tedbirli ve öngörülü davranması gerekir.
41. Açıklanan hükümler karşısında tüm ticaret şirketleri tacir sıfatına sahip olup şirketlerin ortakları da tacir olarak adlandırılmamaktadır. Zira işletme faaliyeti, tüzel kişiliği olan şirket adına yapılır.
42. Somut olayda davacı, dava dışı borçlu şirkete 21.11.2006 tarihli karar ile 1960 adet hisseyi devralarak ortak olmuş ve 5 yıllığına şirket müdürü olarak seçilmiş, 30.11.2007 tarihli karar ile şirketteki hisslerinin tamamını devrederek şirket ortaklığından ayrılmış ve bu suretle müdürlük görevi de 30.11.2007 tarihi itibarıyla sona ermiştir.
43. Dava dışı borçlu şirketin ... sicil sayılı dosyada işlem gören işyerinin Kuruma olan prim borçları nedeniyle davacıya 2006/30512 ve 2008/17125 takip numaralı dosyalardan gönderilen ödeme emirleri 07.12.2015 tarihinde davacıya bizzat tebliğ edilmiş olup eldeki dava 14.12.2015 tarihinde açılmıştır.
44. Öte yandan yargılama sürecinde 2008/17125 takip numaralı ödeme emrine ilişkin talepten feragat edilmesi üzerine uyuşmazlığın 2005/3. ila 2006/4. aylarına ait prim borçlarını ihtiva eden 2006/30512 takip numaralı ödeme emri yönünden devam ettiği anlaşılmıştır.
45. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular bir arada değerlendirildiğinde; dava dışı limited şirketin hissesini 21.11.2006 tarihinde devralıp 5 yıllığına müdür olarak seçilmekle birlikte 30.11.2007 tarihinde şirketteki hisselerini devreden ve müdürlük görevi de sona eren davacının 2006/30512 takip numaralı ödeme emrine konu devir öncesine ait borçtan sorumlu tutulmaması gerekmekte olup bu nedenle bozma kararının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
46. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/448, K. 2022/1417, 2 Kasım 2022 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama