KÜNYE
Hukuk Genel Kurulu 2024/200 E., 2025/397 K.
- Karar tarihi
- 25 Haziran 2025
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/473 E., 2022/618 K.
- Özel daire kararı
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.04.2022 tarihli ve
Karar Metni
2.017 kelime·10 dk okuma·15 bölüm
2022/1235 Esas, 2022/5498 Karar sayılı BOZMA Kararı
Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın davalı ... yönünden reddine, diğer davalı ... Deposu Dış Tic. A.Ş. yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ... ve davalı ... Deposu Dış Tic. A.Ş. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... ve davalı ... Deposu Dış Tic. A.Ş. vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı ... ve davalı ... Deposu Dış Tic. A.Ş. vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı ... (SGK/Kurum) vekili; dava dışı Kurum sigortalılarından ...’nun davalı şirkete ait işyerinde çalıştığı sırada 30.11.2002 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda % 42 oranında sürekli işgöremez duruma girdiğini, Kurum müfettişi tarafından düzenlenen 28.12.2016 tarihli inceleme raporunda olayın iş kazası olduğu ve iş kazasının meydana gelmesinde davalıların kusurlu olduğunun tespit edildiğini, sigortalıya 829,56 TL tedavi masrafı, 223,39 TL geçici işgöremezlik ödemesi ve 175.379,52 TL peşin sermaye değerli gelir olmak üzere toplam 176.432,47 TL harcama yapıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 70.572,99 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... Deposu Dış Tic. A.Ş. (... Deposu A.Ş.) vekili; zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurlu olmadığını, müvekkilinin işyerinde alınması gereken tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini aldığını, malûliyet ve kusur oranları henüz kesinleşmediğinden rücuya ilişkin yasal şartların oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili; zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin olayın meydana gelmesinde bir kusurunun bulunmadığını ve sorumlu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.10.2020 tarihli ve 2018/281 Esas, 2020/474 Karar sayılı kararı ile; kusur aidiyet ve oranları yönünden Kurum denetmen rapor sonucunu teyit eden kusur raporunun hükme esas alındığı, kusur aidiyet ve oranlarına yönelik davalı vekili itirazlarının yerinde olmadığı, hesap raporunun da dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine, davalı şirket yönünden davanın kabulü ile 157.841,57 TL ilk peşin sermaye değerinin gelir onay tarihinden, 746,60 TL tedavi giderinin ve 201,05 TL geçici işgöremezlik ödemesinin sarf ve ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalı şirket vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.11.2021 tarihli ve 2021/57 Esas, 2021/3138 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalı şirket vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Sürekli iş göremezlik ve malullük halinin belirlenmesinde izlenecek yolun ne olduğu 506 sayılı Kanunun 109. maddesi ile 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun “Sağlık Raporlarının Usul ve Esasları”na dair 95. maddesinde hükme bağlanmıştır. Buna göre, kurum sağlık tesisleri tarafından raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı ilgililerin S.S.
Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz hakları mevcuttur. Söz konusu kurulun raporlarının Kurumu bağlayacağı diğer ilgililer yönünden bağlayıcı olmayıp, Adli Tıp Başkanlığı veya Tıp Fakültelerinin ilgili ana bilim dalı konseylerinden Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılmasını isteyebilecekleri 28.06.1976 tarih ve 6/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının gereğidir. Öte yandan.
Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi raporu arasında çelişki ortaya çıkması durumunda, çelişkinin Adli Tıp Kanunu'nun 15. maddesi gereği Adli Tıp Üst Kurullarınca giderilmesi gereklidir.
Çelişkinin Yüksek Sağlık Kurulu ile Tıp Fakültelerinin ilgili ana bilim dalından alınan sağlık kurulu arasında çıkması halinde de, amacın uyuşmazlığı en geniş katılımlı bir kurul kararı ile sona erdirmek, yeni çelişkilerin ortaya çıkıp uyuşmazlığı çözümsüzlüğe itmeyi engellemek olduğu dikkate alındığında, ilgili Adli Tıp Üst Kuruluna başvurulmalı ve alınacak raporla uyuşmazlık sona erdirilmelidir.
Eldeki dava dosyası incelendiğinde, sürekli iş göremezlik derecesine yönelik itirazların giderilmediği anlaşılmakla, ilgili mevzuat hükümlerinde açıklanan prosedür ikmal edilerek sigortalının sürekli iş göremezlik derecesi belirlenerek kurum zararının belirlenmesi ve elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somutlaştırma yükü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) sistematiği içinde tahkikat aşamasına geçilmeden evvel tarafların uyuşmazlık konularının ve bunların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği,
bu sebeple de HMK’nın 145. maddesinde belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında sonradan delil sunulması hâlinde bu delillerin dikkate alınmaması gerektiği, kural olarak temyiz incelemesinde de daha önce ileri sürülmeyen yeni vakıaların ve delillerin ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, somut olayda taraf vekillerinin malûliyet oranına ilişkin bir itirazının bulunmadığı,
istinaf dilekçesinde malûliyete ilişkin bir itirazı bulunmayan davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararı temyiz ederken malûliyete ve oranına itiraz ettiği ancak temyiz dilekçesinde ilk kez ileri sürülen bu hususun yargılamanın başından beri davalı tarafça bilindiği, Kurum tarafından malûliyet oranı belirlenerek talepte bulunulduğu, davalı tarafça temyiz aşamasına kadar bu itirazın ileri sürülmeme nedeni açıklanmadığı gibi, bu delillerin de aslında yargılama sırasında davalının elinde bulunup sonradan oluşturulmadığı,
davalının sonradan delil gösterilebilmesi için HMK’nın 145. maddesinde belirtilen istisnai hâllerin mevcudiyetini de ileri sürmediği, bu nedenle davalının somut bir itirazı olmadan mahkemece malûliyet oranının araştırılmasının mümkün olmadığı, her ne kadar Yargıtay kararlarında malûliyete ilişkin hususlar kamu düzeni ile ilişkilendirilse de bu ilkenin sigortalı tarafından açılan malûliyet oranının tespiti davalarında uygulanması gerektiği, Kurumca açılan rücuan tazminat davasında, sigortalının da malûliyet oranına bir itirazı yokken davayı uzatmaya yönelik malûliyet itirazına değer verilemeyeceği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalı şirket vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı Kurum vekili, davalı ...’in kusursuz olduğu gerekçesiyle hakkındaki davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu, yine davalı ...'in kusursuz, diğer davalı şirketin ise %90 oranında kusurlu sayılmasının da hatalı olduğunu, davalıların iş kazasının meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı şirket vekili, davaya cevap, ihtiyati tedbire itiraz ve 07.12.2021 tarihli temyiz dilekçesinde malûliyete yönelik itirazları ileri sürdüklerini ancak mahkemece dikkate alınmadığını, dava dışı sigortalının müvekkili aleyhine açtığı davada alınan Adli Tıp Kurumu raporunda malûliyetin oluşmadığının tespit edildiğini, bu şekilde kusur ve malûliyete ilişkin raporlar daha kesinleşmemişken ve tazminat davası devam ederken müvekkilinin rücuan tazminat talebinden sorumlu tutulmasının haksız olduğunu, davacı Kurumca sigortalıya yersiz yapılan ödemelerin müvekkilinden talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zamanaşımı definin değerlendirilmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; rücuan tazminat istemine ilişkin eldeki davada iş kazası geçiren sigortalının sürekli iş göremezlik oranına yönelik mahkemece değerlendirilmesi gereken davalı şirket vekilinin itirazının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen prosedüre göre itirazların değerlendirilmesi suretiyle sürekli iş göremezlik oranı tespit edilerek Kurum zararının belirlenmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 95. maddesi.
2. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 109. maddesi.
3. Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin (4 sayılı Kararname) 7 ve 16. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Sürekli iş göremezlik ve malûllük oranının tespitinde izlenecek usul 506 sayılı Kanun'un 109; 5510 sayılı Kanun'un 95. maddelerinde belirlenmiştir.
2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 95. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı hâlinde durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
3. İş kazasının meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun da aynı yönde düzenleme içermektedir. Gerçekten de 506 sayılı Kanun’un 109. maddesinde, sigortalının sürekli iş göremezlik, malûllük ve erken yaşlanma hâllerinin saptanmasında, Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağı, Kurumca verilen kararlara ilgililer tarafından itiraz edilmesi hâlinde durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır.
4. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 tarihli ve 1976/4 Esas, 1976/6 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere Kurulun kararları, Sosyal Sigortalar Kurumunu bağlayıcı ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı yoktur.
5. İlgililerce Yüksek Sağlık Kurulunun kararına itiraz edilmesi hâlinde uygulamada bilirkişi incelemesi genellikle Adli Tıp Kurumu aracılığı ile yaptırılmakta olup Adli Tıp Kurumu raporunun alınmasından sonra iki olasılık ortaya çıkmaktadır. İlk olarak, Adli Tıp Kurumu raporunun Yüksek Sağlık Kurulu raporunu doğrulamasıdır. Bu durumda Adli Tıp Kurumu raporunu çürütecek önemli bir neden, somut bir veri yoksa Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilebilir. Çünkü, iki üst sağlık kuruluşunun görüşü birbirini doğrulamaktadır. İkinci olasılık ise Adli Tıp Kurumu raporu ile Yüksek Sağlık Kurulu raporlarının birbirine aykırı olmasıdır. Bu durumda çelişkinin giderilmesi gerekmektedir.
6. Nitekim 14.04.1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun (2659 sayılı Kanun) 1. maddesinde diğer görevleri yanında adalet işlerinde bilirkişilik yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu ve Adli Tıp Grup Başkanlıkları bünyesinde bir veya daha çok adli tıp ihtisas daireleri kurulabileceği belirtilmiştir. Kanun’un 2. maddesinin (a) bendinde ise mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen adli tıpla ilgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmek Adli Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış ayrıca Adli Tıp Genel Kurulunun görevleri 15. maddede düzenlenmiştir.
7. Daha sonra 24.11.2016 tarih ve 29898 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun (6754 sayılı Kanun) 30. maddesi ile 2659 sayılı Kanun’un 15. maddesi değiştirilerek Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu yerine Adli Tıp Kurumu bünyesinde Üst Kurullar kurulmuştur. 2659 sayılı Kanun’un 6754 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile değişik 15. maddesinde Adli Tıp Üst Kurullarının görevleri hüküm altına alınmıştır.
8. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun başlığı 02.07.2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 61. maddesi ile Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun olarak değiştirilmiş, Kanun’un 1 ilâ 28. maddeleri aynı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmıştır.
9. Nihayet 15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (4 sayılı Kararname) ile de Adli Tıp Kurumu yeniden düzenlenmiştir.
10. 4 sayılı Kararnamenin 7. maddesinde Adli Tıp Üst Kurulları hakkında düzenleme yapılmış olup Kararnamenin 16. maddesinde Adli Tıp İhtisas Kurullarının görevleri sayılmıştır.
11. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirkete ait işyerinde çalışmakta olan dava dışı sigortalının 30.11.2002 tarihinde geçirdiği kazada yaralandığı, sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 28.12.2016 tarihli inceleme raporunda olayın iş kazası olduğu ve olayın meydana gelmesinde davalı şirketin %90, dava dışı sigortalı ile diğer davalı ...’in ortaklaşa %10 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinin 12.04.2018 tarihli kararı ile dava dışı sigortalıda meydana gelen meslekte kazanma gücü kayıp oranının %42 olarak belirlendiği,
Kurumca sigortalıya geçici iş göremezlik ödemesi ve sağlık harcaması yapılıp sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı, bu suretle oluşan Kurum zararının rücuan tazmini talebiyle eldeki davanın açıldığı anlaşılmış olup davalı şirket vekilinin aşamalarda verdiği dilekçelerinde malûliyet oranının kesinleşmediğini beyan etmekle birlikte malûliyet oranına itiraz etmediği, bu hususun ilk kez temyiz aşamasında ileri sürüldüğü dikkate alındığında direnme kararının yerinde olduğu, bozma kararının ise isabetli olmadığı sonucuna varılmıştır.
12. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur. 13. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davacı Kurum ve davalı şirket vekillerinin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
VII. KARAR
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/200, K. 2025/397, 25 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama