İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.v. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1649)

1. Başvuru; Başvuru; geri

Başvuru No2013/1649Tarih20 Ocak 2016Okuma71 dk · 14.235 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm A.V. Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
20 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/1649
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

14.235 kelime·71 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; Başvuru; geri

gönderme merkezinde yargısal bir karar olmaksızın yeterli güvenceler

sağlanmadan kanuna aykırı olarak keyfî bir şekilde ve sağlıksız koşullarda 65

gün boyunca idari gözetim altında tutulma ve bu süre içinde serbest bırakılmayı

sağlayacak etkili bir kanun yolunun bulunamaması nedenleriyle Anayasa’nın 17., 19., 36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 22/2/2013 tarihinde Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 27/6/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 29/7/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,

görüşünü 30/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 23/10/2013

başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı

beyanlarını 7/11/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Birinci başvurucu A.V., ikinci başvurucu K.S. ve üçüncü başvurucu M.D. Çeçen

kökenli Rusya Federasyonu vatandaşlarıdır.

9. Başvurucular, kendi

iddialarına göre Çeçenistan’daki savaş ortamı ve devam eden silahlı çatışmadan

dolayı siyasi ve dinî nedenlerle yaşamları tehlikeye gireceği korkusu ile

ülkelerini terk ederek 2005 yılından bu yana iltica talebi ile göç ettikleri

Türkiye’de yaşamaktadırlar.

10. Başvurucular, yasal

olarak “ikamet tezkeresi” ile

Türkiye’de ikamet etmekte iken İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğü ekiplerince “Casusluk

Faaliyetlerinde Bulunmak” suçu şüphesiyle 16/11/2012

tarihinde başlatılan operasyon neticesinde yakalanarak aynı tarihte göz altına

alınmışlardır.

11. Birinci başvurucunun

evinde yapılan aramada üç adet tabanca, telefon numaraları ihtiva eden isim

listesi, hard disk, CD ve DVD’ler, bir miktar para, uyku tulumu, çadır ve bot

türünden malzemeler bulunmuştur.

12. 16/11/2012

tarihinden 20/11/2012 tarihine kadar dört gün süreyle gözaltında tutulan ikinci

ve üçüncü başvurucular, çıkarıldıkları Cumhuriyet savcılığı tarafından

ifadeleri alındıktan sonra 20/11/2012 tarihinde serbest bırakılırken birinci

başvurucu, İstanbul (TMK 10. Maddesi ile Görevli) Cumhuriyet Savcılığının

20/11/2012 tarihli ve 2012/2318 soruşturma sayılı yazısıyla “Ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya

taşıma veya bulundurma” suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul 2

No.lu Hâkimliğine (TMK 10. Maddesi ile Görevli) sevk edilmiştir.

13. Anılan Hâkimlikçe 20/11/2012 tarihinde birinci başvurucu hakkında “CMK 109/3-a maddesi uyarınca ‘yurtdışına çıkmamak’ ve

aynı maddenin 3. fıkrasının ‘b’ bendi uyarınca 15 günde bir defa olmak kaydıyla

mesai saatleri içerisinde Cuma günleri ikamet ettiği yer adli kontrol birimine

düzenli olarak imza vermek adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasına”

karar verilmiş ve serbest bırakılmıştır.

14. Cumhuriyet savcılığı ve

mahkeme kararlarıyla serbest bırakılan başvurucular salıverilmeyerek 20/11/2012 tarihinde Kumkapı (İstanbul) Geri Gönderme

Merkezinde (Kumkapı GGM/Merkez) idari gözetim altına alınmışlardır.

15. İçişleri Bakanlığının 22/1/2013 tarihli ve 1973-24044 sayılı yazısıyla Türkiye’ye

giriş yasağı kararı saklı kalmak kaydıyla başvurucular hakkında 15/7/1950

tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında

mülga Kanun’un 23. maddesine istinaden belge tanzim edilmesi talimatı

verilmiştir. Başvurucular, bildirdikleri ikamet adresinde bulunmak koşuluyla 23/1/2013 tarihinde serbest bırakılmışlardır.

16. Başvurucular 20/11/2012 tarihinden 23/1/2013 tarihine kadar (65 gün)

Kumkapı GGM’de idari gözetim altında tutulmuşlardır.

17. Başvurucular 22/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. Kumkapı GGM’nin Durumu

18. Avrupa İşkencenin ve

İnsanlık Dışı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesince (CPT) 2009 yılının

Haziran ayında aralarında başvurucuların tutuldukları Kumkapı GGM’nin de bulunduğu Türkiye’nin farklı illerindeki altı GGM’ye yönelik bir dizi ziyaret gerçekleştirilmiştir.

Anılan ziyaretler sonucunda hazırlanan 16/12/2009

tarihli raporunun (2009 tarihli CPT Raporu) ilgili kısımları şöyledir:

“…

2007

yılının Mart ayında açılan İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezi, 560 kişilik

(tutulan 360 erkek ve 200 kadın için) resmi kapasiteye sahip olan, Türkiye’de

tutulu bulunan göçmenlere yönelik en geniş tutuklu yerleşkesidir. Ziyaret

tarihinde merkezde 124 yabancı uyruklu kişi barındırılmaktaydı.

...

44.

Ziyaret edilen gözaltı merkezlerindeki maddi koşullara ilişkin olarak heyet,

önceki iki hafta boyunca ziyaret edilen birkaç gözaltı merkezinde (özellikle

İstanbul-Kumkapı ve Edirne-Tunca) tutulan kişi sayısında keskin bir düşüş

olduğunu, söz konusu merkezlerde tutulan tüm kişilerin neredeyse %50’sinin

serbest bırakıldığının anlaşıldığını belirtmiştir. Bunun ziyaret tarihinde,

kuruluşlardaki yaşam koşulları üzerinde faydalı bir etkisi olduğu aşikârdır.

...

45. İstanbul-Kumkapı’da, yeni tutuklu yerleşkesindeki maddi

koşullar, İstanbul’daki eski tutuklu yerleşkelerindeki koşullara kıyasla genel

olarak çok daha iyiydi [dipnot: Ancak bazı iyileştirmeler ziyaretten çok kısa

bir süre öncesinde yapılmıştır (örneğin; duvarların boyanması, dışarıdan

temizlikçi görevlileriyle sözleşme imzalanması, v.b.)].

Özellikle, tutulma odalarının çoğu geniş, iyi ışıklandırılmış (gün ışığına iyi

erişim ile) ve çok temizdi.

Bununla

birlikte, mevcut yer ve olanaklar göz önünde bulundurulduğunda, merkezin 560

kişilik mevcut resmi kapasitesinin çok yüksek olduğu açıktır. Özellikle,

tutulma odalarındaki yaşam alanı yetersizdir (örneğin; 30 yatak için 58 m²) ve

ortak kullanılan odalar boyut ve ekipman bakımından

noksandır (örneğin; zemin katında 120 yatak bulunurken, ortak kullanılan

odalarda sekiz masa ve 23 sandalye bulunmaktadır). CPT İstanbul-Kumkapı Gözaltı

Merkezinin resmi kapasitesinin önemli ölçüde azaltılması ve ilerideki doluluk

düzeyinin daima yeni kapasitenin sınırları içerisinde tutulmasını sağlamak

üzere tedbirler alınmasını tavsiye etmektedir.

...

47.

Kırklareli ve çocuklar ile kadınlar açısından İstanbul-Kumkapı istisna olmak

üzere [dipnot: Kumkapı’da mevcut avlu öncelikle polis

araçları için park alanı olarak kullanılmıştır. Kısıtlı alan bulunmasından

dolayı, sadece tutulan kadınlar ve çocuklar günlük açık hava egzersizi

imkânından faydalanabilmekteyken, tutulan erkekler genellikle haftalar hatta

aylar boyunca mütemadiyen açık hava egzersizi imkânından yoksun

bırakılmışlardır.], ziyaret edilen gözaltı

merkezlerinde tutulan yabancı uyruklu kişilere hiçbir açık hava egzersizi

imkânı sunulmamıştır.

Ziyaret

sonu konuşmaları esnasında heyet derhal bir tespitte bulunmuş ve Türk

makamlarını Ağrı, Edirne-Tunca, İstanbul-Kumkapı, Konya ve Van’daki gözaltı

merkezlerinde tutulan tüm göçmenlerin günde en az bir saat boyunca açık hava

egzersizi imkânından faydalanabilmelerini sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri

almaya çağırmıştır.

Türk

makamları 23 Eylül 2009 tarihli bir yazı ile İstanbul-Kumkapı Gözaltı

Merkezinde tutulan yabancı uyruklu kişilerin ‘günde ortalama bir saat boyunca

açık havaya çıkmalarına ve açık hava faaliyetlerinden faydalanmalarına izin

verildiği’ hususunda Komiteyi bilgilendirmiştir. ...

CPT bu

zamana kadar atılan adımları memnuniyetle karşılamakta ve Ağrı ve

İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezlerinde tutulan tüm yabancı uyruklu kişilerin

günde en az bir saat boyunca açık hava egzersizi imkânından faydalandığına

ilişkin teyidin kendisine ulaştırılmasını istemektedir.

...

51.

Ziyaret edilen birtakım gözaltı merkezlerinde, verilen yemeğin kalitesi ve/veya

miktarına ilişkin çok sayıda şikâyet alınmıştır. Söz konusu merkezlerden

birinin müdürü, kendi deneyimlerine göre günlük kişi başına tahsis edilen bütçe

olan 4.60 TL’nin açık bir şekilde yetersiz olduğunu heyete beyan etmiştir. CPT,

yabancılara yönelik tüm gözaltı merkezlerinde tutulan göçmenlere temin edilen

yemek hizmetinin, hem miktar hem de kalite bakımından yeterli olmasını sağlamak

üzere tekrar gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir.

…”

19. Türkiye Büyük Millet

Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu 11/5/2012

tarihinde Kumkapı GGM’ye bir ziyaret

gerçekleştirmiştir. Bu ziyarete ilişkin olarak anılan Komisyon tarafından 10/10/2012 tarihinde kabul edilen “Edirne, İstanbul ve Kırklareli İllerinde Bulunan Geri

Gönderme Merkezleri Hakkında İnceleme Raporu” başlıklı raporun (2012

tarihli TBMM Raporu) ilgili kısımları şöyledir:

“…

III.

İNCELEMEDE UYGULANAN YÖNTEM

…

Alt

Komisyon, geri gönderme merkezlerinde yerinde inceleme yapma yöntemini

benimsemiştir. Bu amaçla, … 11 Mayıs 2012 tarihinde …

İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde inceleme gerçekleştirmiştir.

…

İncelemeler

sırasında illerin valileri, emniyet müdürleri, diğer idari yetkilileri ve geri

gönderme merkezlerinde barınan yasa dışı göçmenlerle görüşmeler

gerçekleştirilmiş, barınma mekânları incelenmiş, çeşitli bilgi ve belgeler

edinilmiştir. İncelemelerde mülteciler, sığınmacılar ve yasa

dışı göçmenlerle ilgili çalışmalarda bulunan sivil toplum örgütlerinden İnsan

Hakları Araştırma Derneği, Mülteciler Dayanışma Derneği, Sığınmacılar ve

Göçmenlerle Dayanışma Derneği, İnsan Hakları Derneği, Helsinki Yurttaşlar

Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, İnsan Hak ve Hürriyetleri

İnsani Yardım Vakfı ve Uluslararası Af Örgütü temsilcileri de incelemelere

bilfiil katılarak görüş ve önerileriyle Alt Komisyon çalışmalarına katkı

sağlamışlardır.

…

V.

İNCELEMELER

1. Genel

Bilgi

Hududumuzda

yakalanan yasadışı göçmenlerin sınırdışı edilene

kadar barınma iaşe ve sağlık ihtiyaçlarının karşılandığı yerlere geri gönderme

merkezi denilmektedir. Ülke genelinde geri gönderme merkezlerinin kapasitesi 35

ilde toplam 2945 kişiden oluşmaktadır; ancak faal olarak bu illerden sadece

20’sinde bulunan merkezlerde hizmet verilmektedir. Ülkemizdeki yasa dışı göçmen

sayısının ise geri gönderme merkezlerinin kapasitesinin oldukça üzerinde olduğu

tahmin edilmektedir.

2. Geri

Gönderme Merkezlerinde Yapılan İncelemeler

…

c)

İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi

ca) Geri Gönderme Merkezi Hakkında Bilgilendirme

Komisyonumuz

İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki incelemesinden önce İl Emniyet

Müdür yardımcısı H… P… ve Komiser E… Y…’dan bilgi

almıştır. Edinilen bilgilere göre;

-

Yabancılar Şube Müdürlüğü bünyesinde; ikamet, vatandaşlık, sığınma, iltica ve

sınır dışı işlemleri ile geri gönderme merkezindeki barınma hizmetleri

yürütülmektedir.

- Geri

gönderme merkezinin profiline bakıldığında daha çok

yasa dışı göçmenlerden oluştuğu görülmektedir.

-

Misafirhanenin barındırabileceği kişi sayısı 100’ü kadın, 200’ü erkek olmak

üzere toplam 300’dür. Burada ülkemizde bulundukları esnada suça karışan,

ülkemize illegal yollardan giriş-çıkış yapan/yapmaya çalışan, vize ve ikamet

süresi ihlalinde bulunan, izinsiz çalışan yabancı uyruklu şahıslar sınır dışı

işlemleri için bekletilmektedir.

- Bina,

2007 yılından itibaren geri gönderme merkezi olarak kullanılmaktadır.

- Geri

gönderme merkezine yaklaşık 40 farklı ülkeden günlük ortalama 30 ila 40 yabancı

teslim edilmekte ve yine günde 30 ila 40 yabancının sınır dışı işlemleri

yapılmaktadır.

-

Yakalanan yasa dışı göçmenlerden üzerlerinde pasaportu olmayanların

konsoloslukları ile irtibata geçilerek belge temin etmek suretiyle ülkelerine

çıkışları sağlanmaktadır. Kişinin maddi imkânı varsa kendi imkânları ile uçak

bileti alınmakta; ancak yoksa uçak biletleri İkmal Şube Müdürlüğü ve Genel

Müdürlük ile yapılan yazışmalar neticesinde devletimizce karşılanmaktadır.

- Gün

içerisinde sabah ve akşam devlet bütçesinden, öğlen ise Zeytinburnu Belediyesi

Aşevinden karşılanmak üzere 3 öğün yemek verilmekte olup, haftanın her günü 24

saat sıcak su imkanı sunulmaktadır.

- İl

sağlık müdürlüğü tarafından Merkeze gönderilen doktor, haftada bir gün gelip

sağlık sorunları olanları muayene etmektedir. Doktorun gelmediği günlerde

hastalananlar ise Haseki Hastanesine götürülmekte, acil hastalar için ambulans

hizmeti sunulmaktadır. İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı aracılığıyla haftanın

bir günü Merkeze gelen psikolog, sadece kadınlara psikolojik yardımda

bulunmaktadır. Merkezde kadınlara yönelik kişisel hijyen

malzemeleri ile tüm kalanlara yönelik temizlik malzemeleri ücretsiz

verilmektedir. Ayrıca kıyafeti bulunmayanlara kıyafet yardımı yapılmaktadır.

Özellikle Pakistan, Afganistan ve Bangladeş’ten gelenlerin yıpranan giysileri

yenileriyle değiştirilmektedir. Merkezde kalan çocuklara oyuncak ve günlük süt

verilmektedir.

- Merkezin

konumunun kaçmaya müsait olması nedeniyle sadece haftada 1 gün (özellikle Pazar

günü) havanın müsait olduğu zamanlarda, barınanlar bahçede havalandırmaya

çıkarılmaktadır. Çocuklar ise istedikleri zaman havalandırmaya çıkabilmektedir.

- Merkezde

bulunan yasa dışı göçmenlerin boş zamanlarını değerlendirmeleri ve bir meslek

öğrenebilmeleri için bir takım sosyal faaliyetler sunulmaktadır. Bu kapsamda;

geri gönderme merkezindeki spor aletleriyle spor yapma imkanının

sağlanmasının yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi

Kurslarınca (İSMEK) Merkeze gönderilen hoca tarafından verilen takı kurslarına

da katılım sağlanmaktadır. Merkezde ibadethane de bulunmaktadır.

…

- 2010

yılı içerisinde İçişleri Bakanlığınca yayımlanan Genelgeye paralel olarak, geri

gönderme merkezine gelenlere kendisinin anladığı dilde buraya neden alındığı, hangi

haklara sahip olduğu, burada neleri yapmasının yasak olduğu gibi konularda

bilgilerin yer aldığı bir bilgilendirme formu verilmektedir. Bu bilgilendirme

formu yaklaşık 40 ila 50 dilde hazırlanmıştır.

- Ayrıca

Merkezde herhangi bir suç nedeniyle yakalanıp sınır dışı işlemleri yapılana

kadar tutulanlar da yer almaktadır. Ancak bu kişiler suç türüne göre bir ayrım

yapılmadan koğuşlarda barındırılmaktadır.

-

Yakalananların işlemlerinin yapılacağı süreçte Merkezde barındırılmaları için

3’er aylık olurlar alınmakta; ancak ortalama 10 günde işlemlerin

gerçekleştirilip kişilerin sınır dışı edilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. …

- Merkeze ilk defa gelen 3 Pakistanlının el ve ayak

parmaklarının soğuktan kangren olduğunun teşhis edildiği, doktorun kesilmesi

gerektiğini söylediği, ancak tedaviyi kabul etmedikleri, bunun sebebi olarak da

buraya çalışmak için geldiklerini elleri ve ayaklarının kesilmesi halinde

çocuklarına yük olacaklarını söyledikleri, ülkelerine geri gönderilmeyi

istemeleri üzerine geri gönderildikleri belirtildi ve Merkezde duygu yüklü

olaylarla karşılaşıldığının, yapılan işin bu yönden kolay olmadığının üzerinde

duruldu.

cb) Geri Gönderme Merkezinde Yapılan Gözlemler

İnceleme

sırasında Merkezde 291’i erkek, 97’si kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam

3[9]5 kişinin bulunduğu bilgisi edinildi. Geri gönderme merkezinin inceleme

yapılan diğer iki merkezin aksine şehir merkezinde olduğu görüldü.

Merkezde

erkek ve kadınların koğuşlarının ayrı bloklarda olduğu, koğuşların ayrı ayrı

odaları içerdiği ve odalardaki ranza sayılarının değiştiği gözlemlendi.

Koğuşlarda bulunan tuvalet ve banyoların hijyen

açısından yetersiz durumda olduğu kanaatine varıldı.

Merkezde

sığınmacıların hemen hemen her istediklerini bulabilecekleri büyük bir kantin

olduğu, kantinde masa ve sandalyelerin yer aldığı, ayrıca koğuşların önünde

yiyecek ve temel ihtiyaçların satıldığı stantlar olduğu görüldü.

Merkezde

her zaman bulunan bir sağlık görevlisinin olmadığı, sağlık hizmetlerinin sadece

haftada bir kez gelen doktor eliyle yürütüldüğü bilgisi verildi.

İhtiyacı

olanlara bedava verilecek kıyafetlerin toplandığı bir oda bulunduğu ve bu

kıyafetlerin Merkeze yapılan bağışlar sayesinde toplandığı bilgisi edinildi.

Yine Merkezde yasa dışı göçmenlerin özel eşyalarını emanete bırakabilecekleri emanet

odalarının bulunduğu görüldü.

Merkezde

barınanların boş zamanlarını geçirebilecekleri faaliyet odasında İSMEK’ten gelen hocalarca haftada 3 gün çeşitli kurslar

verildiği belirtildi.

Merkezde

çocukların günün her anında istedikleri zaman gelip oynayabilecekleri oyun

odaları bulunmakta olup odalarda çeşitli oyuncaklar ile aktivite imkanları bulunduğu görüldü.

Merkezde

hem televizyon odası hem de yemek odası şeklinde kullanılmak üzere ayrılmış

odalarda kişilerin sohbet etmekte oldukları ve iyi vakit geçirdikleri görüldü.

Burada bulunan televizyonların son teknoloji ve büyük ekranlı oluşu dikkat

çekti.

Koğuşların

birbirinden demir parmaklıklarla ayrıldıkları; ancak demir parmaklıkların

kişilerin hareket imkanını engellemediği görüldü.

Merkezde bulunan yasa dışı göçmenlerin serbestçe Merkez içinde dolaşabildikleri

ve koğuşların koridorunda bulunan spor aletlerinde spor yapabildikleri

gözlemlendi.

Merkezde

kalanların dışarı ile bağlantı kurabilecekleri telefonların olduğu ve bunların koğuş

koridorlarında konuşlandırıldığına şahit olundu.

…

VI.

DEĞERLENDİRME ve SONUÇ

…

- İstanbul

İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi ile ilgili olarak;

1-

Merkezin şehir merkezinde, Kumkapı’nın ara sokaklarında oldukça dar bir alanda

yer aldığı görülmüştür. Merkezde herhangi bir suç şüphesiyle yakalanıp sınır

dışı edilene kadar tutulan kişiler barındırıldığından ve bu kişilerin

havalandırmaya çıkarılması halinde kaçma şüphesi olacağından dolayı yasa dışı

göçmenlerin havalandırılma imkanı sunulmayan bir yerde

barındırılması uygun görülmemiştir. Bu itibarla Merkezin şehir dışında daha

sakin ve geniş bir alana taşınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

2-

Merkezde bulunan suç şüphelisi yasa dışı göçmenlerin şüphe altında oldukları

suçun türüne bakılmadan ve bir farklılaştırmaya gidilmeden aynı koğuşlara

yerleştirildikleri görülmüştür; ancak suçların kategorize edilerek kişilerin

koğuşlara yerleştirilmesi ceza hukukunun temel gereklerindendir. Böylece

çalışma izni olmadığı gerekçesiyle yakalanan kişi ile uyuşturucu kaçakçılığı

veya adam öldürme şüphesiyle yakalanan kişi aynı yerde barınmamış olacak ve suç

türü itibarıyla Merkezde bir sınıflandırma yapılmış olacaktır.

3-

Merkezde yer alan yasa dışı göçmenlerin gerek Merkezin konumu gerek personel

eksikliği nedeniyle sadece haftanın bir günü kısa sürelerle havalandırmaya

çıkarıldığı bilgisi edinilmiştir. Geri gönderme merkezinin yasa dışı göçmenler

için hapishaneden farksız hale gelmemesi için en temel hakları olan yaşama

hakkının bir uzantısı niteliğindeki bu haktan haftanın her günü diledikleri

zaman yararlanmaları sağlanmalıdır. Bunun için Merkezde bulunan personel

sayısının artırılması ve yasa dışı göçmenlerin kaçmalarını önleyici

mekanizmaların geliştirilmesi, gerekirse Merkezin şehir dışında daha sakin ve

geniş bir alana taşınması uygun olacaktır.

4-

Merkezin sağlık biriminde haftada bir gün hizmet veren doktor aracılığıyla

sağlık hizmetleri verildiği bilgisi edinilmiştir. Bunun yasa dışı göçmenlerin

sağlık sorunlarını çözmede yetersiz olduğu düşünülmekte olup, en azından

Kırklareli ve İstanbul’da yer alan geri gönderme merkezlerindeki gibi haftanın

her günü acil durumlarda müdahale edecek bir sağlık görevlisinin

görevlendirilmesinin gerektiği düşünülmektedir.

5- Merkez

içerisinde bulunan yasa dışı göçmenlerin belli sınırlar içerisinde serbestçe

dolaşabildikleri görülmüştür. Yasa dışı göçmenlerin boş

zamanlarını geçirebilecekleri faaliyet odalarında çeşitli kursların verilmesi,

kadınlara psikolog aracılığıyla psikolojik yardımı sağlanması, Merkezde

barınanların egzersiz yapmalarını sağlayacak spor aletlerinin olması, çocuklara

yönelik olarak oyun odalarının bulunması, çocuklara süt ve oyuncak temin

edilmesi, kıyafeti olmayanlara kıyafet yardımı yapılması, yasa dışı göçmenlere

haklarının ve Merkez kurallarının yer aldığı kendi dillerinde bilgilendirme

broşürlerinin verilmesi gibi imkânlar Heyetimizce memnuniyet verici

bulunmuştur.

- Genel

olarak;

1- Yasa

dışı göçmenlerin sınır dışı edilene kadar barındırıldığı geri gönderme

merkezlerinin yönetim ve kontrolü, Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube

Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğünün asıl

uğraş alanı ve görevi, önleyici ve koruyucu niteliği ağır basan suç ve

suçlularla mücadeledir. Bu nedenle geri gönderme merkezlerinin yönetim ve kontrolünün

İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Göç ve İltica Genel Müdürlüğü

tarafından yapılması uygun olacaktır. Bu kapsamda sınır dışı işlemlerinin

iltica, sığınma ve göç konusunda eğitim almış personel tarafından yürütülmesi

bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. TBMM Genel Kurulunda bulunan

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile de geri gönderme

merkezlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından işletileceği belirtilmektedir.

2- Geri

gönderme merkezlerinde bulunan yasa dışı göçmenlere ne tür muameleler

uygulanacağı ve geri gönderme merkezlerinin işleyişi hakkında tüm geri gönderme

merkezlerinde yeknesaklığı sağlayacak bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum

geri gönderme merkezlerinde farklı uygulamalara neden olduğundan bu konuda bir

düzenleyici işlem niteliğinde hukuki metin hazırlanması gerekmektedir. Nitekim

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısında da ‘Geri gönderme

merkezlerinin kurulması, işletilmesi, devri, denetimi ve sınır dışı edilmek

amacıyla idari gözetimde bulunan yabancıların geri gönderme merkezlerine nakil

işlemleriyle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.’ hükmü yer

almaktadır.

…

4- Geri

gönderme merkezlerinde bulunan yasa dışı göçmenlerin sayısı, uyrukları ve

haklarında yapılan işlemlere (sınır dışı, iltica başvurusu vb.) ilişkin oransal

verilerin düzenli olarak tutulması ve herkesin erişimine açık bir şekilde belli

periyotlarla yayınlanması gerekmektedir.

5- Sivil

toplum örgütleri temsilcilerine, avukatlara geri gönderme merkezlerine giriş ve

bilgi talebi hususunda yardımcı olunması gerektiği düşünülmektedir. Sivil

toplum örgütlerinin geri gönderme merkezi idaresi ile koordineli bir şekilde

çalışmalarına imkân tanınmalıdır.

…

6- Geri

gönderme merkezine gelen yasa dışı göçmenlerin uyruklarının tespitinde

beyanları esas olduğundan, doğru beyanda bulunup bulunmadıklarının yapılacak

mülakatlarda tercümanlar aracılığıyla denetlenmesi gerekmektedir. Bunun yanı

sıra yasa dışı göçmenlerle iletişimin sağlanmasında da tercümanların önemi

büyüktür. Bu nedenle geri gönderme merkezlerinde farklı dillerden tercümanlar

görevlendirilmesi büyük önem arz etmektedir.

7-

Ülkemizde uluslararası koruma ve yabancılarla ilgili hususlarda bir kanun

bulunmamakta; insan haklarını, milli güvenliği ve uluslararası ilişkileri doğrudan

etkileyen bu son derece önemli konu, idari düzenlemeler aracılığıyla

yürütülmeye çalışılmaktadır. Bu itibarla kanunla düzenlenmesi gerekirken daha

çok ikincil düzenlemelerle yürütülen uluslararası koruma ve yabancılar konusu,

kanun ve kanun temelinde hazırlanacak düzenlemelerle yürütülmeli, uluslararası

insan hakları standartlarına uyumlu bir uluslar arası

koruma sistemi hayata geçirilmelidir. Bu bakımdan TBMM Genel Kurulu gündeminde

bulunan ‘Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın bir an önce

kanunlaşmasında fayda bulunmaktadır.

…”

20. Türkiye İnsan Hakları

Kurumu (İHK) tarafından Kumkapı GGM hakkında Kasım 2014 tarihli “İstanbul Geri Gönderme Merkezi Raporu”

yayımlanmıştır. Rapora esas ziyaret tarihi 2/5/2014’tür.

Raporda, Kumkapı GGM’nin özellikleri ve bu Merkezde

kalanlara sunulan hizmetlere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Anılan

Raporda yer alan bazı bilgiler şöyledir:

“A. MERKEZ

YETKİLİLERİNDEN ALINAN BİLGİLER

13.

İstanbul Geri Gönderme Merkezinde, 02.05.2014 tarihi itibarıyla 350 kişi

kalmaktadır. 28.04.2014 tarihinde, merkezde tutulan kişi sayısı 228 erkek, 149

kadın ve 7 çocuk olmak üzere toplam 384’tür.

- Merkeze

günde ortalama 30-40 kişi gelmekte, aynı miktarda kişi de çıkmaktadır.

- Kişi

ülkesine dönmek istemiyorsa ve başvuru yapmışsa iltica prosedürü

ortalama 3-4 ay sürmektedir.

-

Büyükşehir Belediyesine bağlı Sağlık A.Ş. tarafından iki ayda bir genel

temizlik yapılmaktadır. Koğuş temizliği alıkonanlarca yapılmaktadır.

- Haftada

bir perşembe günleri doktor gelmektedir. Hastaların ilaçları temin

edilmektedir.

- Merkezde

08.00-17.00 saatleri arasında çalışan hemşire mevcuttur. Acil durumlarda 24

saat ambulans gelmektedir.

- Yemek

için günlük iaşe bedeli 9 TL olup, yemek, ihaleyi kazanan firma tarafından

verilmektedir. Bu bedel İstanbul şartlarında yetersiz kalmaktadır. Öğlen ve

akşam yemeğinde sıcak yemek verilmekte ve aylık kalori hesabı dikkate

alınmaktadır.

-

Havaların iyi olduğu mevsimlerde, saat 17.00’den sonra kişiler havalandırmaya

çıkmaktadırlar, ancak kış mevsiminde hasta olmamaları için havalandırmaya

çıkartılmamaktadırlar. Bahçe, emniyetten gelen kişiler ve giriş çıkış yapan

araçlar için kullanılmaktadır.

…

B.

MERKEZDE TUTULAN KİŞİLERDEN ALINAN BİLGİLER

14.

İdarenin kullandığı birimlerden demir kapılarla ayrılan mekânda,

koğuşlar(üniteler) bulunmaktadır. Koğuş kapıları açıktır. Genel olarak

koğuşların bulunduğu mekânın çok pis, bakımsız ve kalabalık olduğu, kadınların

kendi çamaşırlarını ellerinde yıkadıkları, yataklarda nevresim ve yastık

olmadığı gözlemlenmiştir. Koridor ve yemekhane olarak kullanılan büyük bir

salon bulunmaktadır. Koridorda üç adet spor aleti mevcuttur.

C. YAPILAN

GÖZLEM VE DEĞERLENDİRMELER

1.

Merkezde Tutulanların Açık Havaya Çıkartılmaması

…

16. Merkez Müdürü, yapılan görüşme sırasında, gözetim

altındakilerin binanın bahçesinde hava alma imkânını hafta içinde saat

17.00’den sonra günde 45 dakika, hafta sonlarında ise günde 2-3 saat sağlamaya

çalıştıklarını, kış aylarında ise soğuktan hastalanabilecekleri endişesiyle

açık havaya çıkış izni vermediklerini, zaten gözetim altındakilerin de soğuk

nedeniyle çıkmak istemediklerini ifade etmiştir. Ayrıca,

Müdür, binada tutulanların güvenli bir şekilde hava alabilecekleri bir mekânın

da bulunmadığını ifade etmiştir.

17.

İnceleme esnasında görüşülenler ise, belirtilen şekilde hava alma imkânı

verilmediğini beyan etmişlerdir. Ziyaret, Mayıs ayında gerçekleşmiştir. Kadın

koğuşunda görüşülenler en son iki hafta önce bahçeye çıkartılmıştır. Üç ya da

dört aydan beri Merkez’de olduğunu ancak bütün bu süre boyunca sadece iki defa

dışarı çıktığını beyan eden ve bir yaşında bebeği bulunan kişiler

bulunmaktadır.

…

21. TBMM

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun 2012 tarihli raporuna göre de, ‘… havalandırmaya çıkarılması halinde kaçma şüphesi olacağından

dolayı yasadışı göçmenlerin havalandırılma imkanı sunulmayan bir yerde

barındırılması uygun görülmemiştir.’ Raporda, ‘personel yetersizliği nedeniyle

haftanın sadece bir günü kısa süre’yle çıkarılmanın

yetersiz olduğu, havalandırmaya çıkmanın yaşam hakkının bir uzantısı olduğu ve

haftanın her günü diledikleri zaman yararlanmalarının sağlanması gerektiği’

ifade edilmiştir...

23. Buna

karşın Merkezde tutulanların bahçeye çıkartılmamalarının ana gerekçesi,

yetkililerin ‘bahçede araç çıkışı olduğu ve güvenlik sağlanamayacağı’ ve ‘kış

aylarında çıkartırlarsa hasta olacakları’ iddiasıdır. … Merkezin bulunduğu yer

itibarıyla mesai saatleri içinde araçların durmasına izin verilmediği ve bu

nedenle de park yeri olarak bahçeye ihtiyaç duyulduğu dile getirilmiştir.

24. Merkez

yetkilileri bahçeye çıkarılmama konusunda, bahçede güvenlik sorunu olmasını

gerekçe göstermektedir. Bahçenin, merkeze gelen araçların giriş çıkışı ve

araçların park etmesi için ayrıldığı, bu nedenle kişilerin bahçeye çıkartılmadığı,

aksi durumda kaçışlar olabileceği ifade edilmektedir.

…

2.

Merkezde Kapasitenin Çok Üstünde Kişinin Barınması

…

29.

İstanbul Geri Gönderme Merkezinin normal kapasitesi, 200 erkek, 100 kadın olmak

üzere toplam 300 kişidir. Merkezde, incelemenin yapıldığı haftanın ilk günü,

384 kişinin kaldığı tespit edilmiştir. Sivil toplum kuruluşları da, genel

olarak 400 ile 500 arasında kişinin tutulduğunu beyan etmişlerdir.

30. 64

metrekarelik bir alanda 40 kişi kalmaktadır. Koğuşlarda yapılan incelemede,

ranzaların bitişik nizam şeklinde dizildiği ve mekânın tahammül sınırlarını

zorlayacak derece kalabalık olduğu görülmüştür. Ranzalarda yer kalmaması

nedeniyle, bazı kişilerin yere battaniye sererek yattığı görülmüştür.

…

31. … karşılamamaktadır.5 [Dipnot 5: Geri Gönderme

Merkezinde 300 kişilik kapasitede bile bir kişiye yaklaşık 3 m2 alan

düşmektedir. Bu sonuç CPT standartlarının yarısından daha azına denk

gelmektedir. Kaldı ki, ortalama 400-500 kişi civarında kişi kalmaktadır.

Dolayısıyla CPT tarafından öngörülen (her bir tutuklu veya hükümlü için asgari

7 m2’lik alan) standardının çok altında olduğu konusunda kuşku

yoktur. (CPT standartları, Bkz. CPT/Inf

(92)3 §43 http://www.cpt.coe.int/turkish.htm) Nitekim bu konu AİHM’nin Yarashonen Kararında değerlendirilmiş olup ‘Meclis

raporunda tespit edilen 297 erkek tutulan olduğu dikkate alındığında, ayrılan

yerin 2.27 m2 olup sadece bu durumun tek başına 3. maddenin ihlali

niteliğinde olduğu’ ifade edilmiştir. (Paragraf 8)]

…

77.

Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir denetlemesi de bulunmamaktadır.

Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra ülkeden sınır dışı edilen

yabancıların geri gönderme merkezinde maruz kaldıkları insan hakları

ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir. Başvurucuların yabancı

olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması nedeniyle Merkezin yargısal

denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler çok az sayıdadır. Merkezde

tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir daha Türkiye’ye dönmesi oldukça

zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar, adli mercilere intikal

etmemektedir.

…”

21. Türkiye Cumhuriyeti

Hükümeti tarafından Kumkapı GGM’nin tutma koşullarına

ilişkin verilen bilgiler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Yarashonen/Türkiye (B. No: 72710/11, 24/6/2014, §§ 18, 19) kararında şöyle özetlenmiştir:

“18.

Hükümet, başvuranın tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin 300 kişilik

kapasiteye sahip olduğunu ileri sürmüştür. Tutulan kişiler üç katta

barındırılmaktır. İlk iki kat tutulan erkeklere, üçüncü kat ise kadınlara

ayrılmıştır. Her katta sırasıyla 50, 58, 69, 76 ve 84 metrekare büyüklüğünde

beş yatakhane bulunmaktadır. Tutulan erkeklere ayrılan on odanın her birinde on

beş ile yirmi arasında yatak bulunmaktadır ve tüm odalar yeterince

havalandırılmaktadır. Ayrıca her katta beş duş ve altı tuvaletin yanı sıra

kahvaltı, öğle ve akşam yemeğinin her gün tüm katlarda servis edildiği 69

metrekarelik bir kafeterya bulunmaktadır. Tutulan kişilerin uygun hava

koşulları mevcut olduğunda açık hava egzersizi yapma hakkı bulunmaktadır. Her

perşembe günü bir doktor müessesede hazır olmakta ve tutulan kişilerin ayrıca

acil durumlarda tıbbi tedaviye erişimi mümkün bulunmaktadır. Tesisteki hijyene

gelince, geri gönderme merkezinde tam zamanlı çalışan altı temizlik görevlisi

bulunmakta ve bina gerekli olduğu zaman dezenfekte

edilmektedir.

19.

Hükümet iddialarını desteklemek üzere, diğerlerinin yanı sıra (inter alia) her ikisi de iyi

aydınlatılmış ve oldukça temiz olan iki yatakhanenin ve tutulan erkekler için

ayrılmış katlardan birindeki koridor ve kafeteryanın fotoğraflarını ibraz

etmiştir. Toplam yatak sayısının fotoğraflardan belirlenmesinin mümkün

olmamasına rağmen, her iki odanın duvarlarına karşı konumlandırılmış ve odanın

ortasında dar bir koridor bırakan iki sıra ranza bulunduğu gözlemlenmiştir.

Bazı ranzalar birbiriyle temas halindeyken, diğerleri ise büyük metal

dolaplarla ayrılmıştır. Masa ve sandalye gibi başka hiçbir mobilya odalarda

mevcut değildir; odalardan sadece bir tanesinde yatakların üstünde battaniyeler

vardır ve diğer odada hiçbir yatak takımı bulunmamaktadır. Kafeteryanın her

katında bir televizyon mevcuttur. Ayrıca, tutulan erkeklere ayrılmış katlardan

birine ait koridorun fotoğrafında metal bir mekik aleti ve bir egzersiz

bisikleti görünmektedir.”

22. Yarashonen/Türkiye kararında ayrıca BM Göçmenlerin

İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından Kumkapı GGM hakkında hazırlanan

rapordan alıntılar yapılmıştır. Anılan kararda yer verilen BM Raporu’nun ilgili

kısımları şöyledir:

“30.

Birleşmiş Milletler (“BM”) Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü François Crépeau, Türk Hükümeti’nin daveti üzerine 25-29 Haziran

2012 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunmuştur. François Crépeau diğerlerinin yanı sıra (inter

alia) Kumkapı ve Edirne’deki geri gönderme

merkezlerini ziyaret etmiş ve 17 Nisan 2013 tarihinde BM Genel Kurulu’na bir

rapor (A/HRC/23/46/Add.2) sunmuştur. Söz konusu raporun ilgili kısımları

aşağıdaki gibidir:

‘42. Özel

Raportör ziyareti esnasında göçmenlerin idari gözetim altına alınma nedenleri,

bu gözetimin süresi, tutulma koşulları ve idari gözetim altına alınan

göçmenlere yönelik güvencelere erişim konularında yetersiz bir düzenleme

olduğunu kaydetmiştir.

...

52. Her ne kadar 2010 yılının Eylül ayında Türkiye emniyet

makamları tarafından yayınlanan bir genelge ile geri gönderme merkezlerinde

tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma nedenleri, tutulma süresi, avukata erişim

hakkı ve geri gönderme merkezinde tutulma kararına veya sınır dışı kararına

karşı itiraz hakkı konularında sistematik bir biçimde bilgilendirilmeleri

talimatı verilmiş olsa da, Özel Raportör’ün Edirne ve

Kumkapı geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı görüşmeler, söz

konusu genelgenin uygulamada sistematik bir biçimde hayata geçirilmediğini

ortaya koymaktadır.

…

54. Özel

Raportör ayrıca yukarıda anılan geri gönderme merkezlerindeki koşullardan da

rahatsızlık duymuştur. Çocukların da aralarında bulunduğu idari gözetim altında

tutulan kişiler çoğunlukla odalarda veya koğuşlarda kilitli tutulmakta ve dış

alanlara erişimleri ya oldukça kısıtlıdır veya hiç bulunmamaktadır. Aşırı kalabalıklık, sağlığa elverişsiz koşullar ve yetersiz gıda

diğer önemli endişe kaynaklarıdır.’

…”

23. Emniyet Genel

Müdürlüğünün 7/1/2016 tarihli ve 12058 sayılı

yazısının ilgili kısımları şöyledir:

“… Kumkapı

Geri Gönderme Merkezi’nin 1. ve 2. katının erkeklerin kullanımına açık olmak

üzere 3 kattan oluştuğu ve toplamda 250 kişinin barınabildiği, ancak zorunlu

durumlarda kapasitenin 300 kişiyi barındırabilecek durumda olduğu, 1. kat

misafirhanede; 69 metrekarelik bir yemekhanenin, 76, 50, 58 ve 84 metrekarelik

4 yatak odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 2. kat misafirhanede; 69

metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58 ve 84 metrekarelik 5 yatak

odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 3. kat bayanlar misafirhanesinde ise;

69 metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58, ve

84 metrekarelik 5 yatak odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 1. kat

misafirhanesinde 44, 2. kat misafirhanesinde 76, 3. kat misafirhanesinde ise 70

adet çiftli ranzanın bulunduğu,

Ayrıca

Geri Gönderme Merkezinde hava şartlarına göre sığınmacıların merkezin bahçesine

çıkartılarak temiz havadan faydalanmalarının sağlandığı, başvuranların da

tutulduğu süre içerisinde hava almasına imkan

verildiği, çocukların ise oyun parkında oynadıkları, aynı zamanda kapalı bir

çocuk oyun bölümünün bulunduğu, merkezin içerisinde bir kantinin yer aldığı ve

kantin görevlilerinin sabah, öğlen ve akşamları katlara çıkarak talepler

doğrultusunda hizmet verdikleri, şahısların özel ihtiyaçlarını buradan

sağladıkları, misafirhanede kalanlara üç öğün yemek verildiği, çocuklar için

günlük 500 ml sütün dağıtıldığı, temizliğin özel bir temizlik firması aracılığı

ile 6 görevli tarafından yapıldığı ve katların ilaçlandığı, katlara sıvı sabun,

banyo sabunu vb. temizlik malzemelerinin kesintisiz verildiği, katlarda 24 saat

kesintisiz sıcak ve soğuk suyun bulunduğu, TV izleme, spor yapma, dinlenme

odaları ve mescit gibi ihtiyaçlarının karşılandığı, geri gönderme merkezinde

kalan şahısların hastalanmaları ve acil durumlarda 112 acil servis yardımı ve

günlük şikâyet durumuna göre oluşturulan hastane ekibince tedavilerinin zaman

kaybedilmeden yapıldığı, ayrıca haftada bir gün İstanbul İl Sağlık

Müdürlüğü’nden gelen doktor vasıtasıyla şahısların muayene ve tedavilerinin

yapıldığı, gerek görülmesi durumunda bir üst sağlık kuruluşuna sevklerinin

yapıldığı, 1. derece yakını olan ziyaretçilerle görüşmelerin yaptırıldığı

anlaşılmıştır.”

24. Emniyet Genel

Müdürlüğünün belirtilen yazısı ekinde sunulan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 16/12/2015 tarihli yazısının ilgili kısımları şöyledir:

“… [Ş]ahısların tutulduğu …

20.11.2012-23.01.2013 tarihleri arasındaki defter kayıtları incelendiğinde

ortalama rakamın 310-350 [kişi] olduğu … anlaşılmıştır.”

C. İlgili

Hukuk

1. Ulusal

Hukuk

25. 15/7/1950

tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun mülga 4. maddesi şöyledir:

“Pasaportsuz,

vesikasız veya usulüne uygun veya muteber olmıyan

pasaport veya vesikalarla Türkiye sınırlarına gelen yabancılar geri

çevrilirler.

Bunlardan,

pasaport veya vesikalarını yolda kaybettiklerini iddia edenlerin, İçişleri

Bakanlığınca yapılacak soruşturma sonuna kadar, icabederse,

en yakın idare merkezine gönderilerek haklarında verilecek kararlara göre işlem

yapılmak üzere mahalli mülkiye amirinin göstereceği yerde oturtulabilmek kaydiyle kabulleri caizdir.

Hükümetin

müsaadesiyle gelen göçmenler ellerinde Türk konsolosluklarının veya göçmen

sevkı için yabancı memleketlere Hükümetçe gönderilen memur veya heyetler

tarafından verilmiş bir vesika bulunmak şartiyle

pasaportsuz da olsalar Türkiye’ye kabul olunurlar.

Umumiyetle

mültecilerin ve iskan hakkındaki mevzuat dışında

olarak yurt tutmak maksadiyle gelen yabancıların,

pasaportları olsun olmasın Türkiye’ye kabulleri İçişleri Bakanlığının kararına

bağlıdır.”

26. 5682 sayılı Kanun’un “Türkiye’ye girmeleri memnu kimseler” kenar

başlıklı mülga 8. maddesi şöyledir:

“1.

Serseriler ve dilenciler;

2.

Delilikle veya bulaşık hastalıkla malül olanlar (Bu

gibilerden umumi sıhhati ve asayişi tehlikeye sokmıyacak

halde olup kendi vasıtalariyle veya kanuni veli veya

vasilerinin maddi himayeleri altında olarak tedavi veya hava değiştirme için

gelenler bu hükümden istisna edilebilirler);

3. Türkiye

Cumhuriyetinin taraf bulunduğu, mücrimlerin iadesine mütaallik

anlaşma veya andlaşmalarla iadeye esas olarak kabul

edilen suçlardan birinden sanık veya hükümlü bulunanlar;

4.

Türkiye’den sınır dışı edilmiş olupta avdetine

müsaade edilmemiş bulunanlar;

5. Türkiye

Cumhuriyetinin emniyetini ve umumi nizamını bozmak niyetiyle veya bozmak istiyenlere ve bozanlara iştirak veya yardım etmek maksadiyle geldikleri sezilenler;

6.

Fahişeler ve kadınları fuhuşa sevkederek

geçinmeyi meslek edinenlerle beyaz kadın ticareti yapanlar ve her nevi

kaçakçılar;

7.

Türkiye’de kalacaklarını beyan ettikleri müddetçe yaşamalarına ve tekrar

gitmelerine yetişecek paraları bulunmayıp Türkiye’de kendilerini himaye edecek

kimseleri bulunduğunu veya Türkiye’de yabancılara kanunla menedilmemiş işlerden

birini tutacaklarını ispat edemiyenler.”

27. 5683 sayılı mülga

Kanun’un 17. maddesi şöyledir:

“Siyasi

sebeplerle Türkiye’ye sığınan yabancılar ancak İçişleri Bakanlığınca müsaade

olunacak yerlerde ikamet edebilirler.”

28. 5683 sayılı mülga

Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

“Memleket

dışına çıkartılmalarına karar verilipte pasaport

tedarik edemediklerinden veya başka sebeplerden dolayı Türkiye’yi terkedemiyenler İçişleri Bakanlığının göstereceği yerde

oturmağa mecburdurlar.”

29. 14/9/1994

tarihli ve 94/6169 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile kabul edilip 30/11/1994

tarihli ve 22127 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiye’den

İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla

Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak

Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “Karar

makamı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“(Değişik

madde 16/01/2006-2006/9938 S.B.K. Yön/3.mad)

Türkiye’ye

iltica eden veya başka bir ülkeye iltica etmek üzere Türkiye’den ikamet izni

talep eden münferit yabancıların talepleri, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki

Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ile Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 31

Ocak 1967 tarihli Protokol ve bu Yönetmelik gereğince İçişleri Bakanlığı’nca

karara bağlanır.

İçişleri Bakanlığı, karar verme yetkisini

uygun göreceği hallerde valiliklere devredebilir.

Valilikçe veya İçişleri Bakanlığı’nca alınan

karar valilikler aracılığıyla yabancıya tebliğ edilir.

Talebi kabul edilen yabancı, İçişleri

Bakanlığı’nca uygun görülecek bir misafirhanede barındırılır veya İçişleri

Bakanlığı’nca gösterilecek bir yerde serbest ikamet edebilir.

Talebi kabul edilmeyen yabancı bu karara karşı

15 gün içerisinde isterse ilgili valiliğe itiraz edebilir.

İtiraz süresi kararın daha hızlı verilebilmesi

için gerekli görülen durumlarda İçişleri Bakanlığı’nca daha kısa olarak

belirlenebilir.

Karara itiraz eden yabancının bu konudaki

ifadesi ve ifadesini destekleyen diğer bilgi ve belgeler valilikçe İçişleri

Bakanlığı’na gönderilir. İtiraz, İçişleri Bakanlığınca sonuçlandırılır ve nihai

karar yabancıya tebliğ edilir.

İtirazları nihai olarak reddedilenlerin

durumu, yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde değerlendirilir.

Yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde de ikamet izni verilmesi uygun

görülmeyen yabancılara idarece belirlenen süre içerisinde Türkiye’yi terk

etmeleri gerektiği bildirilir. Ülkeyi terk etmeyen yabancılar, İçişleri

Bakanlığının talimatı üzerine valiliklerce veya doğrudan karar verme yetkisinin

valiliklere devredildiği hallerde, valilikler tarafından re’sen

Türkiye’den çıkartılırlar.”

2. Uluslararası

Hukuk

30. CPT tarafından kabul

edilen Yabancı Uyruklu Kişilerin Tutulma Koşullarına İlişkin Standartlar’ın (CPT/Inf/E (2002) 1- Rev. 2010) ilgili

kısımları şöyledir:

“48. Açık

havada egzersiz yapma konusunun üzerinde özellikle durulmalıdır. Mahkumların (tercihen genel bir faaliyet programının bir

parçası olarak) her gün açık havada en az bir saat egzersiz yapabilmesi şartı,

temel bir önlem olarak genel kabul görmüştür. CPT, istisnasız bütün mahkumlara

(ceza olarak hücre hapsinde olanlar dahil) her gün

açık havada egzersiz yapma imkanı verilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.

Açık havada egzersiz yapılacak yerlerin makul büyüklükte ve mümkün olduğunca

kötü hava şartlarında koruma sağlayacak biçimde olması gerektiği barizdir.

…

29. CPT’nin bakış açısına göre, kişileri yabancılar mevzuatına

göre uzun süreli olarak özgürlüklerinden mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü

hallerde, bu kişiler özellikle bu amaç için hazırlanmış, hukuki durumlarına

uygun bir programa, fiziki koşullara ve uygun nitelikli personele sahip

merkezlerde tutulmalıdır. …

Bu tür

merkezlerin yeterli donanıma sahip, temiz ve bakımlı olması ve orada kalan

kişilere yeterli yaşama alanı sağlaması önemlidir. Ayrıca cezaevi ortamı olduğu

izleniminin mümkün olduğu kadar önlenmesi için, mekan

düzenlemesine özen gösterilmelidir. Program faaliyetlerine gelince, açık havada

egzersiz, gün içinde zaman geçirilebilecek bir odaya, radyo/televizyona,

gazete/dergilere ve diğer uygun dinlenme yollarına (örn.

kutu oyunlarına, pinpon masalarına) erişimi içermelidir. Bu kişilerin

tutuldukları süre ne kadar uzun olursa, onlara sunulan faaliyetler de o kadar

kapsamlı olmalıdır.

…

79. Yasa

dışı göçmenlere uygulanacak tutukluluk durumu, onların özgürlüklerinin

kısıtlanmasının doğasını yansıtıcı, sınırlı kısıtlamalar içeren ve

çeşitlendirilmiş etkinlik rejiminden oluşmalıdır. Örneğin, özgürlükten yoksun

kılınmış yasa dışı sığınmacılar … tutuldukları

kurum içindeki hareket sebestlikleri mümkün olduğunca

az sınırlandırılmalıdır.”

31. Birleşmiş Milletler (BM)

Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen

Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler’in “İnsani

tarzda muamele yükümlülüğü” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her hangi

bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın doğuştan

sahip olduğu insanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde muamele görür.”

32. Anılan Prensipler’in “Tutmanın

ve diğer tedbirlerin yargısal denetimi” kenar başlıklı 4. maddesi

şöyledir:

“Her türlü tutma veya hapsetme kararı ve

tutulan veya hapsedilen bir kimsenin insan haklarını her hangi bir biçimde

etkileyen bütün tedbirlere yargısal veya diğer bir makam tarafından karar verilir

veya bu tedbirler bu makamların etkili denetimine tabi tutulur.”

33. BM Mülteciler Yüksek

Komiserliği Yürütme Komitesinin (UNCHR EXCOM) “Mültecilerin

ve Sığınmacıların Alıkonulması” konulu 44 numaralı kararının

dördüncü fıkrasının (f) bendi şöyledir:

“Yürütme

Komisyonu, Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi’nin 31. maddesi’ni hatırlatarak

...

(f)

Mültecilerin ve sığınmacıların alıkonma koşullarının insani olması gerektiğini vurgulamıştır.

Özellikle, mülteciler ve sığınmacılar mümkünse, adi suçlu olarak tutulmakta

olan kişilerin yanında tutulmayacak ve fiziksel güvenliklerinin tehlike altında

olduğu yerlerde bulundurulmayacaktır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 20/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

35. Başvurucular, vatandaşı

oldukları Rusya Federasyonu Çeçenistan Cumhuriyeti’ndeki silahlı çatışma ortamı

nedeniyle 2005 yılında iltica talebi ile Türkiye’ye geldikten sonra 20/11/2012 ile 23/1/2013 tarihleri arasında yaşamlarının

tehlike altında olduğu ülkelerine sınır dışı edilme korkusu altında ve herhangi

bir yargısal merciinin kararı olmadan 65 gün boyunca Kumkapı GGM’de gözetim altında tutulduklarını, söz konusu merkezin

dış dünyadan yalıtılmış, giriş çıkışları sürekli kontrol edilen yüksek

güvenlikli bir merkez olduğunu ve aynı zamanda yaşam koşullarının sağlıksız,

gayriinsani ve onur kırıcı olduğunu, anılan Merkezde tutulmaları sonucunda

ruhsal ve fizyolojik yönden sağlık durumlarının bozulduğunu, bu nedenlerle

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

36.

Başvurucular ayrıca keyfî ve hukuk dışı gerekçelerle 65 gün boyunca gözaltında

tutulmalarının yabancı olmalarından kaynaklandığını ve Türk hukukunda

yabancılara ilişkin idari gözetim işlemlerinin yasal dayanağının ve yargısal

denetiminin bulunmadığını, niçin tutuldukları konusunda

bilgilendirilmediklerini ve yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş bir tutma

kararı olmadan özgürlüklerinin kısıtlanmış olduğunu, gözetim altında tutulmaya

başladıktan sonra derhâl bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili bir

merci önüne çıkarılmadıklarını, ayrıca kendilerine uygulanan özgürlük

kısıtlamasının “gözaltı” ve “tutuklama” sayılmaması nedeniyle tazminat

talep edilmesinin de mümkün olmadığını, bu nedenlerle Anayasa’nın 19.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

37. Başvurucular son olarak

Türkiye’de yabancı kişilerin geri gönderme merkezlerinde gayriinsanî

koşullarda, uzun süre tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve başvuruların

sonuçsuz kaldığını, bu konuda başvuracakları etkili bir kanun yolu

bulunmadığını, bu nedenlerle Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

38. Nihayet başvurucular;

kimliklerinin gizli tutulmasını, adli yardımdan yararlandırılmalarını ve maruz

kaldıklarını iddia ettikleri hak ihlalleri sonucunda uğradıkları maddi ve

manevi zararlar nedeniyle kendilerine hakkaniyete uygun bir tazminat ödenmesini

talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

39. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

40. Başvurucuların, sınır dışı

tehdidi altında GGM’de tutulduklarına ve GGM’nin tutma koşullarının elverişsizliğine ilişkin

şikâyetlerinin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

incelenmesi gerekir.

41. Başvurucular; Türkiye’de

yabancı kişilerin geri gönderme merkezlerinde gayriinsanî koşullarda, uzun süre

tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve başvuruların sonuçsuz kaldığı, bu

nedenle kanun yollarının etkili olmadığı şikâyetlerinin Anayasa’nın 17. maddesi

ile bağlantılı olarak 40. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.

42. Başvurucuların geri

gönderme merkezinde tutulmalarının kanuniliği, yargısal denetimi, tutma

nedenleri hakkında bilgilendirilmeleri ve tutma nedeniyle tazminat ödenmesi

konularına ilişkin şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan güvenceler

kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Adli Yardım Talepleri Yönünden

43. Ülkelerini uzun süre

önce terk etmiş olan başvurucuların; herhangi bir gelirlerinin bulunmadığı,

çalışma izinlerinin bulunmadığı ve başkalarının yardımları ile hayatlarını

idame ettirdikleri, bu nedenlerle geçimlerini önemli ölçüde güçleştirmeksizin

yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları, başvuru formunda sunulan

bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen adli yardım talebinin

değerlendirilmesine ilişkin ilkeler temelinde başvurucuların açıkça dayanaktan

yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulü gerekir.

2. Sınır Dışı Edilmek Üzere İdari Gözetim Altında Tutulan

Yerin Koşullarının Elverişsizliği Nedeniyle Anayasa’nın 17. Maddesi ile

Bağlantılı Olarak 40. Maddesinin İhlal Edildiğine ilişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Esas Yönünden

45. Başvurucular; Türkiye’de

yabancı kişilerin gayriinsanî, onur kırıcı muamele oluşturacak biçimde ve uzun

süre GGM’de tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve

başvuruların sonuçsuz kaldığını, idare mahkemesinde açtıkları davaların

reddedildiğini, bu nedenle kanun yollarının etkili olmadığını belirterek Anayasa’nın

40. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

46. Bakanlık görüşünde,

başvurucuların sundukları dilekçe içeriğinden Kumkapı GGM’de

kaldıkları süre boyunca içinde bulundukları kötü yaşam koşullarının

değiştirilmesi için ilgili idari mercie başvuru yapmadıklarının anlaşıldığı bildirilmiştir.

47.

Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, uygulamada idareye

başvurunun hiçbir faydası bulunmadığını, tutuldukları koşullar ile ilgili

şikâyetleri bakımından Türk hukukunda düzenlenmiş olan başvurabilecekleri

etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığını; AİHM’in

birçok kararında, yabancıların gözaltında tutulması, kötü gözaltı koşulları ve

işkence konusundaki şikâyetleri bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 13. maddesinde öngörülen biçimde etkili bir iç hukuk yolu

bulunmadığı sonucuna ulaşıldığını belirtmişlerdir.

48. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”

kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa

ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama

geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme

hakkına sahiptir.

Devlet,

işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını

ve sürelerini belirtmek zorundadır.”

49. Sözleşme’nin “Etkili başvuru hakkı” kenar başlıklı 13.

maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen

herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler

tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola

başvurma hakkına sahiptir.”

50. Anayasa’nın 40. maddesi,

Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama

geciktirilmeden başvurma hakkını güvence altına almaktadır.

51. İhlale neden olduğu

iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen ve Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için de tamamının tüketilmiş olması gereken idari ve

yargısal başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini

haiz olmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul

başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi

tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da

en azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §§ 28, 29).

52. Kişilerin etkili başvuru

hakkı açısından sahip oldukları güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu edilen

hakkın niteliğine göre değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki

Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun, hem

teoride hem de uygulamada ileri sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise

sonlandırma veya gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak da makul bir

tazmin imkânı sunma açısından etkili olması gerekmektedir (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 71).

53.

Ancak ihlal iddiasına konu edilen hak, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan “işkence”, “eziyet” veya “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi

tutmama yasağı olduğunda Anayasa’nın öngördüğü mutlak yasak gereği, bu haklar

açısından sağlanması gereken başvuru yolunun etkili olmasından söz edebilmek

için bu yolun ihlali önleyici ve bazı durumlarda cezalandırıcı, ayrıca

gerektiğinde tamamlayıcı bir unsur olarak makul bir tazmin imkânını sunan bir

yol olması zorunludur. Aksi takdirde bu tür ihlaller açısından sadece tazmin yollarının

öngörülmüş olması, bu tür muamelelere maruz kalan kişilere yapılanları

(kısmen/zımnen) meşrulaştırmış ve devletin tutma koşullarını Anayasa’nın güvence

altına aldığı standartlara yükseltme yükümlülüğünü kabul edilemez bir şekilde

azaltmış olacaktır. Bu nedenle somut başvuruda olduğu gibi “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” koşullarda

tutulma şikâyetleri açısından ancak tutulma koşullarının iyileştirilmesi/düzeltilmesi

ve ayrıca bu koşullardan kaynaklanan zararların tazmin edilmesini sağlayacak

bir başvuru yolunun etkililiğinden söz edilebilir. Elbette ihlal iddialarına

konu yerden ayrılmış olunması durumunda yapılacak başvurular açısından

hâlihazırda gerçekleşmiş olan maddi ve manevi zararlara karşılık gelecek

nitelikte tazmin yollarının bulunması da gerekmektedir (K.A.,

§ 72).

54. AİHM de Sözleşme

tarafından söz konusu hükme atfedilen özel önemin, devlet tarafından tazmin

edici bir hukuk yoluna ilaveten bu tür muamelelerin tamamını süratle sona

erdirecek etkili bir mekanizma kurulmasını gerektirdiğini kabul etmektedir (Yarashonen/Türkiye, § 61).

55. Bireysel başvuru formu

ve Bakanlık görüşünde sunulan ve birbirini teyit eden bilgiler çerçevesinde

başvurucuların 20/11/2012 ile 23/1/2013 tarihleri

arasında Kumkapı GGM’de (65 gün) tutuldukları

anlaşılmaktadır.

56. Bakanlık görüşünde,

Anayasa’nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı

denetimine tabi olduğu ifade edilerek başvurucuların GGM’deki

iddia edilen kötü yaşam koşullarının değiştirilmesi için ilgili idari mercie

başvuru yapmadıkları ifade edilmiştir. Ancak Anayasa’nın

bahsi geçen hükmü dışında Bakanlıkça başvurucuların tutuldukları dönemde anılan

Merkezlerindeki elverişsiz yaşam koşullarını önleme ve doğan zararları tazmin

etmek üzere belirlenmiş somut bir idari veya yargısal hak arama yoluna atıfta

bulunulmadığı gibi atıf yapılan Anayasa’nın 125. maddesindeki genel kuralın,

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan hukuksal

değerlerin korunması noktasında, çözüm üretme kabiliyetini haiz ve makul bir

başarı şansı sunan bir hak arama yolu sağladığına dair yargısal pratiği ortaya

koyan bir açıklama veya somut herhangi bir karar da sunulmamıştır. Kaldı

ki yabancıların GGM’de tutulma koşullarının

incelemeye tabi olduğu varsayılsa dahi bu tür koşulların hangi standartlara

göre değerlendirileceğine dair başvurucuların tutuldukları zaman periyodunda

yürürlükte olan açık bir düzenlemeye rastlanamamıştır.

57. AİHM’in konuya ilişkin Yarashonen/Türkiye kararında; tutulan bir göçmenin,

önerilen hukuk yollarından faydalanarak haklarını savunabildiğini yani idare

mahkemesine veya idari makama yapılan başvurunun tutulma koşullarının

iyileşmesiyle ve/veya olumsuz maddi koşullar nedeniyle yaşanan ıstırap için

tazminata hükmedilmesiyle sonuçlandığını gösteren herhangi bir adli veya idari

kararın, davalı devlet tarafından ibraz edilmediği, niçin ibraz edilmediğine

ilişkin bir açıklamada da bulunulmadığı tespitlerine yer verilmiştir. (Yarashonen/Türkiye, § 63; Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

B. No: 30471/08, 22/9/2009, § 25).

58. 2/5/2014

tarihli ziyarete istinaden düzenlenen İHK raporunda da “Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir denetlemesi

de bulunmamaktadır. Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra ülkeden sınır

dışı edilen yabancıların geri gönderme merkezinde maruz kaldıkları insan

hakları ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir. Başvurucuların

yabancı olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması nedeniyle Merkezin

yargısal denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler çok az sayıdadır.

Merkezde tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir daha Türkiye’ye

dönmesi oldukça zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar, adli mercilere intikal

etmemektedir.” şeklinde tespitlere yer verilmiş olması,

başvurucuların iddialarını güçlendirmektedir (bkz. § 20).

59. Nitekim 2012 tarihli

TBMM Raporu’nda da tutulan düzensiz göçmenlere ne tür muameleler uygulanacağı

ve işleyişlerinin nasıl olacağı konularında tüm geri gönderme merkezlerinde

yeknesaklığı sağlayacak bir düzenlemenin bulunmadığı, bu durumun farklı

uygulamalara neden olduğu, bu konuda düzenleyici işlem niteliğinde bir hukuki

metin hazırlanması gerektiği ifade edilmiştir.

60. Başvurucuların tutulma

tarihlerinden sonra 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe

giren 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma

Kanunu’nda da tutulma koşullarının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına

uygunluğu açısından denetleme ve herhangi bir aykırılık tespiti durumunda

koşulların düzeltilmesi veya tutulmanın sonlandırmasına imkân sağlayacak,

tutulma koşullarının standartlarını belirleyen ve bu koşulların kontrolünü,

gözden geçirilmesini içeren özel nitelikte bir idari veya yargısal başvuru mekanizmasının

öngörülmediği, Anayasa Mahkemesince daha önce karara bağlanmıştır (K.A. § 77).

61. Bu tespitler ışığında GGM’de idari gözetim altında tutulmuş olan başvurucular

açısından, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan

hukuksal değerlerin korunması noktasında, teoride ve pratikte çözüm üretme

kabiliyetini haiz ve makul bir başarı şansı sunan etkili idari ve yargısal bir

başvuru yolunun bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle somut

başvurunun özel koşulları çerçevesinde, tutulma koşullarından kaynaklanan

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiaları açısından Anayasa’nın 40.

maddesinin zorunlu kıldığı etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı ve

dolayısıyla başvurucuların etkili başvuru haklarının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır.

3. Kumkapı GGM’nin Koşullarının

Anayasa’nın 17. Maddesini İhlal Ettiğine İlişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

63. Etkili başvuru hakkının

ihlal edildiği iddiası yönünden sunulan Bakanlık görüşünde (bkz. § 46)

başvurucuların Kumkapı GGM’de kaldıkları süre boyunca

içinde bulundukları yaşam koşullarının değiştirilmesi için ilgili idari mercie

başvuru yapmadıklarına dikkate çekilmiştir.

64.

Belirtilen Bakanlık görüşünde esasen Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlal edildiği iddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmediği

olgusuna temas edilmekte ise de yukarıda etkili başvuru hakkı yönünden yapılan

inceleme sonucunda, Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesinin

ihlal edildiği sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle başvurucuların GGM’deki tutma koşulları ile ilgili olarak başvuru

yollarını tüketip tüketmediklerinin ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir.

65. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

66. Herkesin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması

amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence”

ve “eziyet” yapılamayacağı,

kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

67. Devletin, bireyin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü,

öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan

maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal

zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve

ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 81).

68. Bir muamelenin

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari

bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli

olup her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşımaktadır (Tahir Canan, §

23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile

ardındaki saik de eklenebilir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 83).

69. Anayasa ve Sözleşme

tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş

ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin “işkence”

olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan

fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

70. Mağdurları küçük

düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kendilerinde korku, küçültülme, elem

ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına

aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif

muamelelerin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak kişi üzerinde

uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya

alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 89).

71. Yukarıda değinildiği

üzere bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu belirleyebilmek

için her somut olayın kendi özel koşulları içinde değerlendirilmesi

gerekmektedir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı ve

insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Tutulma

koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet

görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

72. Somut olayda olduğu gibi

bir kişinin sınır dışı etme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle yakalanması

veya tutulması mümkündür (Rıda Boudraa, B. No:

2013/9673, 21/1/2015, § 73). Bu amaçla idari gözetim

altına alınan yabancının tutulduğu yerdeki maddi koşulların Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için asgari bir eşiğe ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik değerlendirmesi ise koşullarla ilgili tüm

verilere, özellikle de muamelenin süresine, fiziksel ya da ruhsal etkilerine ve

bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna bağlı olarak yapılmalıdır

(Rıda Boudraa, § 60).

73. Bir muamelenin “insanlık dışı” olarak nitelendirilebilmesi

için, bunun tasarlanarak uygulanmış olmasının yanı sıra bedensel yaralanma ya

da fiziksel veya ruhsal acıya sebebiyet vermesi diğer taraftan bir muamelenin “aşağılayıcı” olarak nitelendirilebilmesi

için mağdurlarını rencide edecek ve küçültecek ölçüde onlara, korku, endişe,

aşağılanma gibi duyguları hissettirmesi gerekir (Rıda Boudraa, § 61).

74. Bir ceza veya

muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında “aşağılayıcı”

olup olmadığını tespit ederken bunların amacının ilgiliyi rencide etme ve

aşağılık duruma düşürme olup olmadığının ve etkilerine bakıldığında söz konusu

tedbirin, Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 3. maddelerine aykırı şekilde,

ilgilinin kişiliğini etkileyip etkilemediğinin araştırılması gerekmektedir. Bununla birlikte böyle bir amacın olmaması, kesin olarak bu hükmün

ihlal edilmiş olması ihtimalini devre dışı bırakmamakla birlikte bir ceza veya

muamelenin “insanlık dışı” ya da

“aşağılayıcı” olabilmesi için

rencide edilme veya ıstırabın, meşru bir muamele ya da cezanın barındırdığı

rencide olma duygusu ve ıstırabın ötesine geçmiş olması gerekmektedir (Rıda Boudraa, § 62).

75. Tutulma koşullarının

Anayasa’nın 17. maddesi anlamında “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele oluşturup oluşturmadığı

incelemesinde bir sonuca ulaşırken bu tür merkezlerde tutulan her bir kişiye düşen

yaşam alanı, ağırlıklı olarak dikkate alınması gereken bir kriterdir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Yarashonen/Türkiye, § 72).

76. AİHM, bu konuda yaptığı

incelemelerde kişi başına düşen dört metrekare alanın bu konuda asgari

standardı oluşturduğuna, kişi başına üç metrekareden daha az bir alanın

düşmesinin de tek başına, tutulma koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesinin

ihlali sonucu doğurmasına neden olacağına karar vermiştir (Hagyó/Macaristan, B. No: 52624/10, 23/4/2013,

§ 45, Yarashonen/Türkiye, § 72). Öte yandan AİHM, tutulan

kişilere her gün en az bir saat açık havada egzersiz yapma imkânı verilmesinin,

bu kişilerin refahı açısından temel bir güvence olduğunu kabul etmektedir (Ananyev ve diğerleri/Rusya, B. No: 42525/07, 60800/08, 10/01/ 2012 § 150).

77.

Geri gönderme merkezlerindeki tutma koşullarının Anayasa’nın 17. maddesine

uygunluğunun değerlendirilmesinde kişi başına düşen alan hesabının yanı sıra

tutulan kişilerin günlük açık havadan yararlanmaları, kapalı mekânların gün

ışığı alma ve havalandırılma durumları, kalınan mekânın temizliği ve tutulan

kişilere sunulan sağlık hizmetleri gibi hususların da dikkate alınması

gerekmektedir (Yarashonen/Türkiye,

§ 73). CPT’nin “gözetim

altında tutulan göçmenler” hakkında kabul ettiği standartlarda (bkz.

§ 30) kişileri yabancılar mevzuatına göre uzun süreli olarak özgürlüklerinden

mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü hâllerde, bu kişilerin özellikle bu amaç

için hazırlanmış hukuki durumlarına uygun bir programa, fiziki koşullara ve

uygun nitelikli personele sahip merkezlerde tutulmaları gerektiği; bu tür

merkezlerin yeterli donanıma sahip, temiz ve bakımlı olması ve orada kalan

kişilere yeterli yaşam alanı sağlamasının önemli olduğu; cezaevi ortamı olduğu

izleniminin mümkün olduğu kadar önlenmesi gerektiği; programlı faaliyetlerin

açık havada egzersiz, gün içinde zaman geçirilebilecek bir odaya,

radyo/televizyona, gazete/dergilere ve diğer uygun dinlenme yollarına erişimi

içermesi gerektiği; bu kişilerin tutuldukları süre ne kadar uzun olursa onlara

sunulan faaliyetlerin de o kadar kapsamlı olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda CPT, istisnasız bütün mahkûmlara (ceza olarak hücre

hapsinde olanlar dâhil) her gün açık havada egzersiz yapma imkânı verilmesi ve

açık havada egzersiz yapılacak yerlerin makul büyüklükte ve mümkün olduğunca

kötü hava şartlarında koruma sağlayacak biçimde olması gerektiğini kabul

etmektedir. Mahkûmlar açısından kabul edilen bu standardın “gözetim altında tutulan göçmenler”

açısından evleviyetle geçerli olduğu açıktır (K.A., § 98).

78. Anayasa Mahkemesi

açısından yukarıda yer verilen standartlar (bkz. §§ 75-77) kural olarak bu

konuda yapacağı incelemelerde asgari standartları oluşturmakla birlikte burada

yer verilen standartların her bir somut olayın kendi özel koşulları açısından

incelenmesi gerekmektedir.

ii.

İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

79.

Başvurucular, Kumkapı GGM’de tutuldukları 65 gün

boyunca can güvenlikleri olmadığını iddia ettikleri ülkelerine sınır dışı

edilme korkusu ile yaşadıklarını, Kumkapı GGM’nin

açık havaya çıkma ve sosyal faaliyet imkânları bulunmayan, dış dünyadan

yalıtılmış, yüksek güvenlikli, hapishane gibi demir parmaklıkları olan, giriş

kapısında otomatik silahlı polislerin nöbet tuttuğu, tüm giriş-çıkışların sıkı

kontrol altında ve üst amirin iznine tabi olduğu bir merkez olduğunu, buradaki

tutma koşullarının gayriinsani ve onur kırıcı olduğunu, belirtilen nedenlerle

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence ve

kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

80.

Bakanlık görüşünde, başvurucuların Kumkapı GGM’de

tutuldukları dönemde toplam kişi mevcudunun Merkezin kapasitesi olan 300’ü

aşmadığı, Merkezin erkeklere ayrılmış olan birinci ve ikinci katlarında değişik

büyüklüklerde dokuz oda bulunduğu; her katta birer yemekhane, beşer duş ve

altışar tuvalet yer aldığı, Merkezde hizmet veren kantinin günün belli

saatlerinde katlara çıkarak servis yaptığı, temizlik için altı görevli

bulunduğu, temizlik malzemelerinin temin edilebildiği, katlardaki banyolarda

sürekli sıcak su bulunduğu; televizyon seyretme, spor yapma, istirahat ve

ibadet imkânlarının sağlandığı, odaların ışıklandırma ve temizliğinin iyi

durumda olduğu, ilgili CPT Raporu’nda da odaların ışıklandırıldığı ve temiz

olduğunun belirtildiği, haftada bir gün düzenli olarak doktor geldiği, havanın

uygun olduğu saatlerde tutulanların havalandırmaya çıkmalarına izin verildiği

bildirilmiştir. Ayrıca Bakanlık görüş yazısı ekinde, Merkezin iç ve dış mekân

görüntüleri sunulmuştur.

81.

Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, tutuldukları dönemde

Merkezde bulunan insan sayısının normal kapasitenin çok üzerinde olduğunu; bu

nedenle örneğin, kadınlar kısmında bir yatağı iki kadının kullanması, yerde

yatma ya da yatacak başka yer olmadığı için mescidin halıları üzerinde yatmanın

sıkça karşılaşılan durumlar olduğunu, erkekler kısmının mescidinin de bazı

yoğun dönemlerde yatma yeri olarak kullandığını, Bakanlık görüşünde

tutuldukları döneme ait mevcudun net olarak bildirilmediğini, Merkezin

mevcudunun çoğunlukla 450-500 kişi civarında olduğunu, yurtiçi ve yurtdışından

gelen inceleme heyetleri gelmeden önce Merkezde tutulan önemli sayıda kişinin

serbest bırakıldıklarını, aynı zamanda bu kapsamda düzenlenen raporlarda

sürekli kapasitenin üzerinde insan tutulmasının eleştirildiğini, 2008 ile 2012

yılları arasındaki tüm rapor ve haberlerde Merkezin mevcudunun 400 ile 800 kişi

arasında değiştiğini, Bakanlık tarafından referans alınan 2009 tarihli CPT Raporu’nda

yetersiz fiziksel koşullara rağmen Merkezin 560 kişilik mevcudunun düşürülmesi

gerektiğinin bildirildiğini, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun 2012 yılı

Mayıs ayında Merkeze yapılan “planlı ve

önceden haber verilmiş” ziyarete ilişkin raporda Merkezin

kapasitesinin 300 kişi olduğu; inceleme sırasında mevcudun 291 erkek, 97 kadın

ve 7 çocuk olduğu ve personel yetersizliği gerekçesiyle haftada bir gün kısa

süreli havalandırmanın yetersiz olduğu tespitlerine yer verildiğini, Bakanlık

görüşünde atıf yapılan 2009 tarihli CPT Raporu’nun 47. paragrafında da

tutulanlara açık havada aktivite imkânın tanınmadığı ve bu durumun kabul

edilemez olduğunun ifade edildiğini bildirmişlerdir.

82. Başvurucular, haftada

bir gün doktor getirilmesi uygulamasının 2012 yılı Mart ayından sonra olduğunun

anlaşıldığını ayrıca 300 kişi kapasiteli bir merkezde hafta bir gün kısa süreli

doktor ziyareti ile etkili bir sağlık yardımı yapılmasının mümkün

olamayacağını, bu durumun anılan CPT raporunda da eleştiriye konu edildiğini,

tutulan kişilerin doktorun geldiğinden haberdar dahi olmadıklarını; kalabalık,

gürültü ve ışıkların sürekli açık olması nedeniyle uyku sorunu yaşadıklarını,

koğuşlarda yoğun sigara dumanına maruz kaldıklarını, ortamın hijyenden

yoksun ve haşeratlı olduğunu, Merkezde bulunduğu

iddia edilen kantinin faal olmadığını, Bakanlık tarafından sunulan

fotoğraflarda da görünmediğini, dışarıdaki bir bakkaldan günde iki defa eleman

geldiğini ve ihtiyaçlarını bu şekilde gidermeye çalıştıklarını, fiyatların

normalden çok pahalı olduğunu ifade etmişlerdir.

83.

Başvurucular, Bakanlık görüş yazısı ekinde sunulan fotoğrafların planlanarak

çekilmiş olmalarına rağmen dikkatli incelendiklerinde dahi Merkezin asıl

koşulları hakkında fikir sahibi olmanın mümkün olacağını, örneğin tutulan

kişilerin havalandırma amaçlı çıkarıldıkları alanın fiilen otopark olarak

kullanıldığının ve koğuşlardaki yatakların arasından yan yana iki kişinin

geçmesinin mümkün olmadığının görüldüğünü, Bakanlık tarafından sunulan

tutanakların tarihlerine bakıldığında dışarı çıkma imkânının fiilen sınırlı

olduğunun anlaşılabildiğini, açık havaya çıkarılmanın elverişli havalarda dahi

istisnai bir uygulama olduğunu, kendilerinin de Merkezde kaldıkları süre

zarfında açık havaya hiç çıkamadıklarını, 40-50 metrekarelik bir alanda normal

mevcuda göre 30-35 kişinin kalmasının CPT’nin “7 m2’lik alan” standardının çok

altında olduğunu beyan etmişlerdir.

84. Başvuru dosyasında,

başvurucuların Kumkapı GGM’de tutuldukları dönemde,

Merkezin yaşam koşullarına ve özellikle de her bir tutulan kişiye düşen yaşam

alanına ilişkin net ve kesin bir bilgi yer almamaktadır. Başvurucuların hangi

odayı kaç kişi ile paylaştıklarına ilişkin de net bir bilgi ne başvurucular, ne

de bu konuda görüşleri sorulan İçişleri ve Adalet Bakanlıkları tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Anayasa Mahkemesinin elinde bulunan sınırlı

bilgi nedeniyle kişi başına düşen yaşam alanının hesaplamasının Merkezde

tutulan kişilere tahsis edilen alanın, burada kalan kişi sayısına bölünmesi

sonucu elde edilecek yaklaşık bir değerin kabul edilmesi suretiyle yapılması

bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

85. Bireysel başvuru

formunda sunulan bilgiler ve Bakanlık görüşü çerçevesinde başvurucuların 20/11/2012 ile 23/1/2013 tarihleri arasında Kumkapı GGM’de 65 gün tutuldukları anlaşılmaktadır.

86. Bu kapsamda Emniyet

Genel Müdürlüğünün 7/1/2016 tarihli yazısında sunulan

bilgiler; 2012 tarihli TBMM Raporu, BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel

Raportörünün tespitleri, AİHM’in 24/6/2014 tarihli Yarashonen/Türkiye kararı ve bu kararda atıf yapılan

2009 tarihli CPT Raporu ile Anayasa Mahkemesinin K.A. başvurusuna ilişkin kararı ve bu karara önemli ölçüde

esas teşkil eden İHK’nın Raporu, eldeki en önemli

verileri oluşturmaktadır.

87. Anılan belgelerdeki

tespitler ile başvurucuların tutuldukları dönem itibarıyla daha güncel olan

2012 tarihli TBMM Raporu ve BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörünün

tespitleri arasında belirgin bir çelişkiye rastlanmamıştır. Ayrıca AİHM’in Yarashonen/Türkiye kararının Türkiye Cumhuriyeti

Hükümeti tarafından sunulan fotoğraflardaki görüntülerin tarif edildiği

paragrafındaki tespitler (bkz. anılan karar § 19), mevcut başvuru kapsamında

sunulan Bakanlık görüşü ekindeki fotoğraflardaki görüntülerle de örtüşmektedir

(bkz. § 78). Bu çerçevede, düzenlendikleri zaman periyotları

farklılık arz etse de başvurucuların tutuldukları dönemden önce veya sonra

düzenlenen rapor vb. belgelerin hiçbirinde Kumkapı GGM’nin

tutma koşullarında belirgin bir değişiklik olduğunu gösteren herhangi bir

bilgiye rastlanmamıştır. Bu durum, tutuldukları zaman diliminin öncesinde veya

sonrasındaki saptamaların, başvurucuların tutma koşulları yönünden de önemli

ölçüde geçerli olduğu kanaatini oluşturmuştur. Bu nedenle başvurucuların

tutuldukları dönem haricindeki zaman dilimlerini kapsayan bir kısım

tespitlerin, başvurucuların tutulma koşullarının değerlendirilmesi kapsamında

dikkate alınması mümkün görülmüştür.

88. Emniyet Genel

Müdürlüğünün 7/1/2016 tarihli yazısında (bkz. § 23)

Kumkapı GGM’nin fiziki koşulları ve tutulan kişilere

sağlanan hizmetlerle ilgili genel bilgiler verilmiştir. Aynı yazının ekinde

sunulan, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 16/12/2015

tarihli yazısında ise Merkezin, başvurucuların tutuldukları tarih aralığındaki

mevcudunun ortalama 310 ilâ 350 kişi civarında olduğu bildirilmiştir.

89. 2012 tarihli TBMM

Raporu’nda, Merkezin kapasitesinin 100’ü kadın ve 200’ü erkek olmak üzere

toplam 300 olduğu, yaklaşık 40 farklı ülkeden günlük ortalama 30 ilâ 40

yabancının teslim alındığı ve yine günlük aynı sayıda yabancının sınır dışı

işleminin yapıldığı 11/5/2012 tarihi itibarıyla

Merkezde 291’i erkek, 97’si kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam 395 kişi

bulunduğu bilgilerine yer verilmiştir.

90. İHK’nın

raporunda Merkez yetkililerinin verdiği bilgiye göre Merkezin toplam kapasitesi

300 kişilik olup 28/4/2014 tarihi itibarıyla toplam

384 ve 2/5/2014 tarihi itibarıyla toplam 350 kişi Merkezde kalmaktadır. Yine

Merkez yetkililerinin ifade ettiği üzere her gün 30-40 kişi Merkezden

ayrılmakta ve yaklaşık aynı sayıda kişi Merkeze gelmektedir. Başvurucu ve İHK

raporunda görüşleri kayda geçilen STK mensuplarına göre Merkezde 400 ile 500

arasında kişi kalmaktadır. Merkez yetkililerinin vermiş olduğu sayılar ve her

gün giriş yapan ve ayrılan kişi sayısının birbirine yakın olduğu dikkate

alındığında başvurucuların tutuldukları dönem boyunca Merkezde asgari 350

civarında kişinin bulunduğunun yaklaşık bir değer olarak kabul edilmesi mümkün

görülmüştür.

91. Merkezde tutulan

kişilere tahsis edilen alanın genişliğinin tespitine geçildiğinde Kumkapı GGM’ye ilişkin hazırlanan rapor ve görüşlerin (bkz. § 18

vd.) incelenmesi neticesinde başvurucuların tutuldukları dönem dâhil olmak

üzere Merkezin resmî kapasitesinin 300 kişi olduğunun kabul edildiği, tutulan

kişilere tahsis edilen alanda kayda değer bir değişiklik bulunmadığı

görülmektedir. İHK’nın raporunda görüşleri alınan

Merkez yetkililerinin de belirttiği üzere şehir merkezinde, yapıların sıkışık

olduğu bir alanda bulunan Merkezde tutulu kişilere tahsis edilen alanda esaslı

bir değişiklik yapılması da mümkün görünmemektedir. Merkeze ilişkin yukarıdaki

veriler birlikte değerlendirildiğinde kadın-erkek tüm sakinlere tahsis edilen

alanın yaklaşık 1.000 metrekare olduğu ve bu alanın genişliğinin

(başvurucuların tutuldukları dönem de dâhil olmak üzere) son dönemde

değişmediği anlaşılmaktadır.

92. Bu durumda, Merkezde

kişi başına düşen alanın yaklaşık olarak azami üç (3) metrekare olduğu sonucu

ortaya çıkmaktadır.

93. Bu tür merkezlerde,

kalan kişilere tahsis edilen alanın darlığı nedeniyle maruz kaldıkları

sıkıntılar, yatakhaneler dışında zaman geçirebilecekleri alanların bulunması

suretiyle kısmen azaltılabilecek olup yaşam koşullarının Anayasa’nın 17.

maddesi açısından incelenmesinde bir unsur olarak dikkate alınabilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Yarashonen/Türkiye, § 78).

94. Bu çerçevede

başvurucuların içinde yaşadıkları koşullar incelendiğinde İHK Raporu’nda ifade

edildiğine göre Merkezde idarenin kullandığı birimlerden demir kapılarla

ayrılan mekânda, koğuşlar (üniteler) dışında koridor ve yemekhane olarak

kullanılan büyük bir salon bulunmaktadır. Koridorda üç adet spor aleti

mevcuttur. Yatakhanelerde yer olmaması nedeniyle bazı göçmenlerin, bu

mekânlardan biri olan televizyon odasında yattıkları bilgisi yer almaktadır. Bu

durumda Merkezde kalanların ortak kullanım alanı olarak yararlanabilecekleri

mekânların oldukça sınırlı olduğu ve bu mekânların da yatakhanelerdeki

sıkışıklık nedeniyle kalma yeri olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Buna bağlı

olarak sadece bitişik nizam ranzaların ve dolapların bulunduğu kalabalık

yatakhanelerde kalan göçmenlere, Merkez içinde nispeten rahatlayabilecekleri

bir ortamın sunulamadığı anlaşılmaktadır.

95.

BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından 25-29 Haziran 2012

tarihlerinde Kumkapı ve Edirne Geri Gönderme Merkezlerine gerçekleştirilen

resmî ziyaret kapsamında yapılan incelemelerin yansıtıldığı raporda geri

gönderme merkezlerindeki koşullardan rahatsızlık duyulduğu, çocukların da

aralarında bulunduğu idari gözetim altında tutulan kişilerin çoğunlukla

odalarda veya koğuşlarda kilitli tutuldukları ve dış alanlara erişimlerinin

oldukça kısıtlı olduğu veya hiç olmadığı, “aşırı

kalabalıklık”, “sağlığa elverişsiz koşullar” ve “yetersiz gıda” hususlarının diğer önemli endişe kaynakları

olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 28).

96. Yukarıdaki değerlendirme

unsurlarına ilave olarak CPT’nin bu konuda ortaya

koyduğu standartlar esas alındığında, tutulan kişilerin tahammül edilemez

koşullarda günlük yaşamlarını sürdürmelerine engel olabilecek bir tedbir olarak

her gün açık havada en az bir saat egzersiz yapabilme imkânının Merkezde kalan

kişilere sağlanması gerekmektedir.

97. 11/5/2012

tarihli ziyarete istinaden düzenlenen TBMM Raporu’nda, gerek Merkezin konumu ve

gerekse personel eksikliği nedeniyle tutulan düzensiz göçmenlerin, haftanın

sadece bir günü kısa sürelerle havalandırmaya çıkarıldıkları tespitine yer

verilmiştir. Ancak yetkililerce sunulan teorik bilgilere dayalı bu tespitin,

fiili uygulama ile uyumlu olup olmadığı rapordan anlaşılamamaktadır. Kaldı ki

anılan raporda dolaylı olarak bu tespitin dahi GGM’yi

düzensiz göçmenler için bir hapishane hâline getirdiği belirtilmek suretiyle

haftada bir defa havalandırmanın yetersiz olduğuna vurgu yapılmıştır.

98. İHK Raporu’nda, Merkez

Müdürünün, gözetim altındakilerin binanın bahçesinde hava alma imkânını hafta

içinde günde 45 dakika, hafta sonlarında ise günde 2-3 saat sağlamaya

çalıştıklarını beyan ettiği anlaşılmaktadır (bkz. § 20). Bu konuda

başvurucular, tutuldukları süreç boyunca hiçbir şekilde açık havaya

çıkarılmadıklarını iddia etmektedirler (bkz. § 81). Raporda görüşlerine yer

verilen göçmenlere belirtilen şekilde hava alma imkânı verilmediği, hatta

içlerinden bazılarının haftalarca bu imkândan yararlanamadıkları dönemler

olduğu, bazılarının ise 3-4 ay boyunca sadece iki defa kendilerine bu imkânın

verildiği yönündeki ifadeleri, başvurucuların iddialarının inandırıcılığını

güçlendirmektedir.

99. Merkez yetkililerince “sağlanmaya çalışıldığı” ifade edilen açık

havaya çıkma imkânının dahi CPT standartlarını taşımaktan uzak olduğu açıktır.

Dahası, yetkililer de Merkezin bahçesinin araç otoparkı olarak kullanılması,

güvenlik açısından riskli olması ve elverişsiz hava şartları gibi nedenlerle

tutulan kişileri açık havaya çıkma imkânından yararlandıramadıklarını kabul

etmektedirler (bkz. § 20). Görüldüğü üzere Merkezde tutulan düzensiz göçmenlere

fiilen sağlanan açık havadan yararlanma imkânı, eldeki en iyimser veriler esas

alınsa dahi CPT tarafından ortaya konulan ve olması gereken asgari standardın

oldukça altındadır. Tutuklu veya mahkûm olmayan düzensiz göçmenlerin açık

havadan yararlanma koşullarının, CPT standartlarının altında olması kabul

edilebilir bir durum değildir.

100.

Bu kısımda yapılan tespitler değerlendirildiğinde Merkezin, kişi başına üç (3)

metrekareden daha az bir yaşam alanına karşılık gelebilecek şekilde aşırı

kalabalık olmasının, başlı başına başvurucuların Merkezde tutuldukları dönemde

maruz bırakıldıkları koşulların Anayasa’nın 17. maddesinde yasaklanan “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

düzeyinin aşılmasına yol açabilecek nitelikte olduğu, Merkez içindeki barınma

mekânları dışında rahatlamaya imkân sağlayacak ortak kullanım alanlarının

yetersiz ve daha da önemlisi sağlanan açık havadan yararlanma imkânının oldukça

sınırlı olmasının, başvurucuların Merkezde sahip oldukları koşulları daha da

tahammül edilemez hâle getirdiği ve bu koşullar altında tutulmalarının,

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası açısından açık bir ihlal oluşturduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

101.

Bu noktaya kadar yapılan incelemede ortaya konulan koşullar; başvurucuların

Kumkapı GGM’de maruz kaldıkları muamelenin, bir

kişinin sınır dışı etme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle şekil ve

şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda

bulundurulmasının barındırdığı rencide olma duygusu ve ıstırabın ötesine geçmiş

olduğunun kabul edilmesi açısından yeterli olduğundan, başvurucuların bu

bölümde değerlendirilebilecek şekilde ileri sürdükleri diğer iddialar yönünden

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ayrıca inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

102. Açıklanan nedenlerle

somut başvurunun özel koşulları çerçevesinde, Kumkapı GGM’de

tutulma koşullarının “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” muamele düzeyinde olduğu ve bu suretle Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

4. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Anayasa’nın 19. Maddesinin Beşinci Fıkrasının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

103. Başvurucular “Sözleşme’nin 5/1(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak,

derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir

görevli önüne” çıkarılmadıklarını, bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinin beşinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

104. Bakanlık görüş

yazısında, başvurunun bu kısmının kabul edilebilirliği yönünden ayrıca görüş

bildirilmemiştir.

105. Anayasa’nın 148.

maddesinin üçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkralarına göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir

bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra Sözleşme’nin ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

106. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar

başlıklı 19. maddesinin ikinci ve beşinci fıkraları şöyledir:

“Şekil ve

şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması

veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

…

Yakalanan

veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için

gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu

olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu

süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun

bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde

uzatılabilir.”

107. Sözleşme’nin “Özgürlük ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı

5. maddesi şöyledir:

“1.

Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen

haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun

bırakılamaz:

…

c. Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan

veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak

zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir

kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;

…

3. Bu

maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan

herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer

bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya

veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme,

ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.

…”

108.

Görüldüğü üzere Sözleşme’nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki yakalandıktan sonra en kısa zamanda bir yargıç önüne

çıkarılma ve makul bir süre içerisinde yargılanma veya serbest bırakılma

güvenceleri, ancak suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç

işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu

inancını doğuran makul nedenler bulunan kişiler açısından öngörülmüştür. Yani söz konusu güvence hakkında bir ceza soruşturması açılan ve

devam eden kişiler bakımından geçerlidir. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanının, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve Sözleşme’nin 5.

maddesinin (1) numaralı fıkralarında öngörülen diğer tutma nedenleri bakımından

yukarıda belirtilen güvenceleri kapsamadığının kabulü gerekir.

109. Bu çerçevede

başvurucularca yapılan nitelendirme esas alındığında Anayasa’nın 19. maddesinin

beşinci fıkrasının ihlal edildiği iddialarının, Anayasa Mahkemesinin konu

bakımından yetkisi kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

110. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Başvuru dilekçesinde … işlem, eylem ya da

ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan

Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, … belirtilmesi

gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri

sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair

belgenin eklenmesi şarttır.”

111. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila

47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması

gerekir.

(2)

Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

112. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu ve ekleri” başlıklı

59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2)

Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

…

d)

Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği

ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar.

e)

Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği

iddiasının dayanakları.

…”

113. 6216 sayılı Kanun’un

47. maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile

İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca başvurucuların, başvuru

konusu olaylara ilişkin iddialarını açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal

edildiğine dair hukuki iddialarını kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki

haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri

ve delilleri sunma yükümlülüğü bulunmaktadır (S.S.A., B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli Özdemir,

B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

114. Belirtilen koşullar

yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan

yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilebilir.

115.

Başvurucular “Sözleşme’nin 5/1(c) fıkrasıyla

bağlantılı olarak, derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili

kılınmış diğer bir görevli önüne” çıkarılmadıkları iddialarını

ortaya koyarken kendi öznel durumlarının “Sözleşme’nin

5/1(c) fıkrası” kapsamında olduğunu, bir başka ifadeyle GGM’de tutulmalarının suç işledikleri şüphesine veya suç

işlemlerinin ya da suç işledikten sonra kaçmalarının önlenmesine dayalı

olduğunu ortaya koyan herhangi bir açıklama veya kanıt sunmamışlardır.

116. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların ihlal iddialarını kanıtlayamadıkları anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii.

Anayasa’nın 19. Maddesi Kapsamındaki Diğer İhlallere İlişkin İddialar

117. Açıkça dayanaktan

yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir

neden bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. İdari Gözetim Altında Tutulmanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

118.

Başvurucular; yargısal bir karar olmaksızın 65 gün boyunca gözetim altında

kaldıklarını, herhangi bir adli makam önüne çıkarılmadıklarını ve adli makamlar

tarafından haklarında verilmiş bir tutma kararı ya da kamu düzenini

bozduklarına dair bir iddia veya savcılık tarafından açılmış bir ceza davası

bulunmadığını, tutulmalarının mahkemeye veya yetkili merci önüne çıkarılma

amacı taşımadığını, 65 gün boyunca gözetim altında tutulmalarının hukuki

dayanağı bulunmadığını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

119. Bakanlık görüş

yazısında bir tutmanın; Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrası

anlamında hukuki sayılabilmesi için anılan fıkranın (a) ve (f) bentleri

arasındaki istisnalardan birini karşılaması gerektiği, tutmanın bu anlamda

hukuki olduğu anlaşıldıktan sonra Sözleşme’nin “kanunda düzenlenmiş bir prosedürün”

izlenip izlenmediği dâhil olmak üzere esas ve usul kurallarına uyma

yükümlülüğünü ulusal hukuka bıraktığı bildirilmiştir. Aynı yazıda, AİHM

kararlarına göre keyfîliğin önlenmesi için özgürlüğün

kısıtlanmasını düzenleyen ulusal yasaların tamamıyla erişilebilir, açık, net ve

öngörülebilir olması gerektiği, özgürlükten yoksun bırakmanın ulusal hukuka

uygun olmanın yanı sıra kişiyi her türlü keyfî uygulamadan da uzak tutacak

nitelikte olması gerektiği, belirtilen ilkeler ışığında Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye

başvurusunda, başvurucuların tutulmalarına ilişkin yasal prosedürün

uygulanmadığı, başvurucuların keyfîliğe karşı

korunmadıkları belirtilerek Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ihlal edildiğine karar verildiği, somut olayda da başvurucuların tutuldukları

tarihte mevzuatta sınır dışı işlemleri esnasında ilgililerin tutulmasını

düzenleyen kanun bulunmadığı bildirilmiştir.

120. Başvurucular,

belirtilen Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda bulunmuşlardır.

121. Başvurucuların 20/11/2012 ile 23/1/2013 tarihleri arasında Kumkapı GGM’de tutuldukları ve bunun Anayasa’nın 19. maddesi

anlamında bir tutma işlemi niteliğinde olduğu konusunda tereddüt

bulunmamaktadır (Niteleme yönünden benzer tespitler içeren AİHM kararı için

bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 125).

122. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar

başlıklı 19. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes,

kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve

şartları kanunda gösterilen:

… usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya

da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.”

123. Sözleşme’nin “Özgürlük ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı

5. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

…

f) Bir

kimsenin ülkeye usulüne uygun olmayarak girmekten alıkonulması veya hakkında

sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle

usulüne uygun olarak gözaltına alınması veya tutulması.”

124. Anayasa’nın 19.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına

sahip olduğu ilke olarak konulduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil

ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi

kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu

olabilir (Ramazan Aras, § 43).

125. İdari gözetim altına

alma yetkisi Anayasa’nın 19. maddesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi ile kabul

edilmiş istisnai bir yetkidir. Buna göre bir yabancının sınır dışı edilmesi

veya geri verilmesi kararının yürütülmesi sürecinde, şekil ve şartları kanunla

gösterilen usule uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması

mümkündür (Rıza Boudraa,

§ 73). Bu gibi durumlarda, bir kişinin suç işlemesinin veya kaçmasının

önlenmesi gibi gerekçelere ihtiyaç bulunmaksızın, sadece bu işlemlerin

yürütülmesi sürecine dayanılarak idari gözetim tedbiri uygulanmasına karar

verilebilir. Ancak Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca sınır dışı etme veya iade

işlemleri “gerekli özen” (due diligence) içinde yürütülmez

ise kişi özgürlüğünden mahrumiyetin meşruiyetinden artık söz edilemez (K.A.,

§ 123).

126. İdari gözetim istisnai

bir yol olduğu ve kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için

hukuka uygun olması ve keyfî muamele teşkil etmemesi gerekmektedir. Bu

tedbirin, demokratik hukuk devletinin gerekli ve makul kıldığı ölçüde

denetlenebilmesi; koşullarının genel kabul görmüş standartlara uygun olması;

küçültücü, aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele teşkil etmemesi, idari gözetim

altında tutulanlara temel usule ilişkin hakların ve güvencelerin sağlanması

gerekir. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri, esas olarak kişinin özgürlüğünün

kısıtlanması sonucunu doğuracak bazı hâllerde bu sınırlamanın şekil ve

şartlarının kanunla gösterilmesini isteyerek kişi özgürlüğü açısından daha

güvenceli bir hukuki durum ortaya koymayı amaçlamaktadır (Rıza Boudra, §

74).

127. Anayasa’nın 19.

maddesinin gereklerini karşılamak adına yapılacak yasal düzenlemenin; sınır

dışı amacıyla tutma kararı verme işleminin koşulları, süresi, sürenin

uzatılması, ilgiliye bildirilmesi, idari gözetim kararına karşı başvuru

yolları, idari gözetim altına alınan kişinin avukata erişimi, tercüman

yardımından yararlanması gibi usul güvencelerini açık bir şekilde ortaya

koyması gerekmektedir. Aksi takdirde kişilerin maruz kaldığı özgürlükten

yoksunluğun keyfîliğe karşı yeterince korunduğundan

ve hukuki olduğundan söz edilemez (K.A., § 125).

128. Belirtilen nitelikleri

haiz yasal düzenleme olan 6458 sayılı Kanun, 11/4/2014

tarihinde yürürlüğe girmiş olup Bakanlık görüş yazısında da belirtildiği üzere

bu tarihten önce ve dolayısıyla başvurucuların GGM’de

tutuldukları 20/11/2012 ile 23/1/2013 tarihleri arasında, Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan istisnalar arasında yer verilen usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya

giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir

kişinin yakalanması veya tutuklanması uygulamasında, tutma kararı

verme işleminin koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye bildirilmesi,

idari gözetim kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim altına alınan kişinin

avukata erişimi, tercüman yardımından yararlanması gibi usul güvencelerini açık

bir şekilde ortaya koyan yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

129. Açıklanan nedenlerle

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

ii. İdari

Gözetim Altında Tutulma Nedeninin Usulüne Uygun Olarak Bildirilmediğine İlişkin

İddia

130.

Başvurucular, GGM’ye götürüldükten sonra tutulma

nedenleri hakkında bilgi verilmediğini, uzun süre tutuldukları hâlde kendileri

hakkında nasıl bir işlem yapılacağı konusunda bilgi verilmediğini, İçişleri

Bakanlığından gelecek idari kararın beklenmesi nedeniyle “belirsizlik” içinde tutulduklarını,

avukatlarına da tutulma nedenleri konusunda sözlü veya yazılı bilgi

verilmediğini, bu nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

131. Bakanlık görüş

yazısında, başvuruculara alıkonulma sebepleri, tutulma süreleri, sahip

oldukları haklar ve uymaları gereken kuralları içeren dokümanların

imzalatıldığının, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 15/8/2013 tarihli yazısında ifade edildiği bildirilmiştir.

132. Bakanlık görüşüne karşı

başvurucular “özgürlüğü kısıtlandığında

derhal ve anlayacakları bir dilde bilgilendirme” yapılmadığını;

Bakanlık tarafından referans olarak gösterilen 15/8/2013

tarihli Emniyet Genel Müdürlüğü yazısının, Sözleşme’nin 5. maddesinin (2)

numaralı fıkrasındaki standartları karşılamadığını; hizmete özel bir

yazışmanın, anılan hakkın kullanıldığını gösteremeyeceğini, uygulamada GGM’de tutulan yabancılara gözaltı nedenleri ve kendilerine

yöneltilen suçlamalar hakkında bilgi verilmediğini, Bakanlığın başvuruculara

alıkoyma sebepleri hakkında derhâl bilgi verildiğine dair kanıt sunmadığını

ifade etmişlerdir.

133. Anayasa’nın 19.

maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Yakalanan

veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki

iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak

derhal, toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.”

134. Sözleşme’nin 5. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin

ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir

dilde bildirilmesi zorunludur.”

135. Anayasa’nın 19.

maddesinin dördüncü fıkrasında, yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama

veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların herhâlde yazılı ve bunun

hemen mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak “derhâl”

bildirileceği kurala bağlanmıştır.

136. Sözleşme’nin 5.

maddesinin (2) numaralı fırkasında ise yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri

ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille

bildirileceği hükme bağlanmıştır.

137.

Kişinin yakalanmasına ve tutuklanmasına esas hukuki ve maddi gerekçelerin teknik

olmayan basit ve kolaylıkla anlaşılır bir dilde açıklanması, hürriyeti

kısıtlanan kişinin, uygun gördüğü takdirde Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrası uyarınca kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın hukuka aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurabilmesine imkân sağlayacaktır. Bu yönüyle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasındaki

bilgilendirilme hakkı, bu madde kapsamında sağlanan diğer güvencelerin bir nevi

taşıyıcısı mahiyetindedir. İletilen bilginin içeriğinin ve bilgilendirmenin

derhâl yapılıp yapılmadığının her somut olayın özel koşullarına göre

değerlendirilmesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 136).

138. BM Göçmenlerin İnsan

Hakları Özel Raportörü tarafından hazırlanan raporda, bu konuya ilişkin Kumkapı

GGM’de başvurucuların tutuldukları dönemdeki uygulama

ile ilgili olarak dikkat çekici ifadelere yer verilmiştir. Raporda,

2010 yılının Eylül ayında Türkiye emniyet makamları tarafından yayımlanan bir

genelge ile geri gönderme merkezlerinde tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma

nedenleri, tutulma süresi, avukata erişim hakkı ve geri gönderme merkezinde

tutulma kararına veya sınır dışı kararına karşı itiraz hakkı konularında

sistematik bir biçimde bilgilendirilmeleri talimatı verildiği, buna rağmen Özel

Raportör’ün Edirne ve Kumkapı geri gönderme

merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı görüşmelerin, söz konusu genelgenin

uygulamada sistematik bir biçimde hayata geçirilmediğini ortaya koyduğu ifade

edilmiştir. Belirtilen tespitler, başvurucuların iddialarını destekler

mahiyettedir.

139. Bakanlık tarafından

Emniyet Genel Müdürlüğüne hitaben yazılan 5/8/2013

tarihli yazı ile başvurucuların İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kumkapı GGM’de, herhangi bir yargısal karar olmaksızın ve sağlıksız

koşullarda 65 gün boyunca idari gözetim altında tutuldukları, açık havaya

çıkarılma veya sosyal faaliyet gibi imkânlardan mahrum oldukları, bu süre

içinde serbest bırakılmalarını sağlayacak etkili bir kanun yolunun bulunmadığı

şikâyetleriyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundukları bildirilerek

yapılacak savunmaya yarar açıklayıcı bilgi ve belgelerin 15/8/2013 tarihine

kadar gönderilmesi istenmiştir. Anılan yazıya cevaben Emniyet Genel

Müdürlüğünce yazılan ve Bakanlık görüş yazısı ekinde sunulan 15/8/2013

tarihli yazının ilgili kısımları şöyledir:

“7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerince ve Bakanlığımızca

çıkarılan 17.07.2003 tarih ve 117 sayılı ve 14.09.2010 tarih ve 64 sayılı

genelgeler çerçevesinde sınır dışı işlemi tamamlanıncaya kadar geri gönderme

merkezlerinde alıkonulan yabancılar, merkezlere kabul edildikleri esnada

konuştukları veya anladıkları bir dilde sınır dışı edilme ve merkezde

alıkonulma sebepleri, tutulma süreleri, merkezde bulundukları süre içerisinde

sahip oldukları haklar ve uymaları gereken kurallar hakkında bilgilendirme

yapılmaktadır.

Ayrıca

yukarıdaki hususları bildiren ve konuştukları veya anladıkları bir dilde

hazırlanmış olan dokümanlar kendilerine imzalatılmak suretiyle bir kopyası

verilmekte ve yine hak ve sorumlulukları bildiren bilgilendirme broşürünün bir

örneği imza karşılığı yabancıya teslim edilmektedir.”

140. Her ne kadar Bakanlık

görüş yazısında, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 15/8/2013 tarihli yazısı referans gösterilerek alıkonulma

sebepleri ve tutulma sürelerine ilişkin bilgileri içeren dokümanların

başvuruculara imzalatıldığı bildirilmiş ise de böyle bir dokuman ibraz

edilmediği gibi anılan yazının, tutma nedenlerine ilişkin olarak başvuruculara

yapılan ve somut bilgiler içeren bir bildirimden ziyade, yalnızca genel

uygulamayı ortaya koyan soyut bilgiler sunduğu anlaşılmaktadır.

141. Bu çerçevede, bireysel

başvuru dosyası kapsamındaki bilgi ve belgelerden, başvuruculara Anayasa’nın

19. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında, tutma sebepleri ve haklarındaki

iddialar konusunda bir bildirim yapıldığı sonucuna ulaşılamamıştır.

142. Açıklanan nedenlerle

Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

iii. İdari

Gözetim Altında Tutulma İşlemine Karşı Başvurulabilecek Etkili Bir Yolun

Bulunmadığına İlişkin İddia

143. Başvurucular,

özgürlüklerinin kısıtlanmasının yasaya uygunluğu hakkında denetim yapacak, kısa

süre içinde bir karar verebilecek ve yasaya aykırı görmesi hâlinde serbest

bırakılmalarını sağlayacak bir yargı merciine başvurma hakkından yoksun

olduklarını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

144.

Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına göre tutulma hâlinin hukuka

uygunluğunun denetimini sağlayacak bir mekanizmanın mevcut olması, ayrıca bu

yolun yalnızca teoride değil pratikte de mevcut ve kişiye tahliye imkânı

sunabilmesi gerektiği, bu kapsamda Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye

kararında başvurucuların tutulmalarına etkin itiraz imkânı sağlayan bir iç

hukuk yolu bulunmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı

fıkrasının ihlal edildiğine hükmedildiği bildirilmiştir.

145. Başvurucular, belirtilen

Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda bulunmuşlardır.

146. Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne

sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir.”

147. Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalama

veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin

yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma

yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına

sahiptir.”

148. Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkraları, her

ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye, tutuklanmasının veya idari

gözetim altına alınmasının hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve

tutuklanması veya tutulması hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir

mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri

esas olarak tutmanın hukukiliğine ilişkin itiraz başvurusu üzerine, tahliye

taleplerinin veya idari gözetim tedbirlerinin uygulanmasının devamına ilişkin

kararların bir mahkeme nezdinde incelenmesi açısından, güvence oluşturmaktadır.

149. Somut olaya

bakıldığında Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, idari gözetim

kararıyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun

bırakılmasının yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule ve esasa ilişkin

koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı

tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile ilgili olarak

yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve

özgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları bakımından uygun olan

teminatları sağlaması gerekmektedir.

150. Söz konusu yargısal

denetim, yeri geldiğinde başvuruda bulunan kişinin serbest bırakılmasını temin

edebilmelidir. Bu şekilde öngörülen hukuk yolunun, sadece teoride değil

uygulamada da yeterince sonuç alınabilir bir yol olması gerekir. Aksi hâlde,

söz konusu hükmün amaçları açısından gerekli olan erişilebilirlik ve etkili

olma özelliğinden söz edilemez (K.A., § 152).

151. Başvurucu hakkında

uygulanan idari gözetim altında tutma işleminin Anayasa’nın 19. maddesinin

ikinci fıkrasına uygunluğunun incelendiği bölümde ayrıntılı bir şekilde ortaya

konulduğu üzere başvurucuların tutuldukları dönem (20/11/2012

ile 23/1/2013) itibarıyla yürürlükte olan mevzuattaki boşluk, tutulan kişinin

kısa sürede karar verilmesini ve tutmanın kanuna aykırılığının tespiti hâlinde

hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine

başvurulmasını da kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle başvurucuların tutuldukları

dönem itibarıyla yürürlükte olan mevzuatta, Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrasındaki güvenceyi sağlayan bir başvuru yolu öngörülmemiştir.

152. Nitekim AİHM de Türk

hukuk sisteminin başvurucularla benzer şekilde tutulan kişilere, tutulmalarının

kanuna uygunluğu konusunda bir yargı merciine başvurma hakkı tanıyan bir yol

sunmadığı sonucuna ulaşmıştır (Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye, § 142).

153. Açıklanan nedenlerle

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

iv. Haksız Tutulma Nedeniyle Tazminat Sağlama

Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

154.

Başvurucular; Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülmüş

olan aynı madde kapsamındaki ihlaller nedeniyle iç hukukta başvurulabilecek ve

tazminat talep edilebilecek bir merci bulunmadığını, şikâyet edilen işlemlerin

uygulamada idari işlem olarak değerlendirildiğini ve gözetim altındaki

kişilerin misafir olarak değerlendirilerek durumlarının özgürlük kısıtlaması

olarak nitelendirilmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

155.

Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına göre Sözleşme’nin 5. maddesinin

ilk dört fıkrasından birinin ihlaline karar verilen durumlarda aynı maddenin

beşinci fıkrası gereğince kişiye tazminat hakkı sunulması gerektiği, hakkında

sınır dışı işlemi yürütülenlerin tutulmasına yönelik yasal düzenleme eksikliği

nedeniyle 6458 sayılı Kanun’un kabul edildiği, ancak Kanun’un gerektirdiği yeni

kurumların oluşturulabilmesi için ilgili kanun maddelerinin yayım tarihinden

bir yıl sonra yürürlüğe girmesinin öngörüldüğü bildirilmiştir.

156. Başvurucular,

belirtilen Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda bulunmuşlardır.

157. Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir:

“Bu

esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zararlar,

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

158. Sözleşme’nin 5.

maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu madde

hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutma işleminin mağduru

olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”

159. Görüldüğü üzere

Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı

fıkralarında, her iki maddenin önceki fıkralarına aykırı olarak tutulan

kişilerin uğradıkları zararların, devletçe tazmin edileceği hükme bağlanmıştır.

160. Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince aynı maddenin iki ilâ sekizinci

fıkralarından herhangi birinin ihlali hâlinde tazminat talep etme imkânı

sağlayan bir mekanizma oluşturulması zorunludur. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasından önce gelen fıkralarından bir veya daha

fazlasının ihlal edildiği sonucuna ulaşılan hâllerde, iç hukukta herhangi bir

tazmin mekanizması bulunmaması, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının

da ihlali sonucunu doğuracaktır.

161. Somut başvuruda,

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü ve sekizinci fıkralarının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık, başvurucuların

beyanları ve Bakanlık görüş yazısında da belirtildiği üzere başvurucuların

bireysel başvuruda bulundukları tarih itibarıyla Türk hukuk sisteminde,

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında

sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya

tutuklanması” işlemleri nedeniyle oluşan zararların tazminine

yönelik özel bir mekanizma öngörülmemiştir.

162. Açıklanan nedenlerle

Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

163. 6216 sayılı Kanun’un

50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

164. Başvurucular, maruz

kaldıkları hak ihlalleri sonucunda uğradıkları maddi ve manevi zararlar

nedeniyle hakkaniyete uygun bir tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

165. Başvuruda,

başvurucuların idari gözetim altında tutulmaları işleminin yürütülmesi ve idari

gözetim altında tutulma koşulları sonucu Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının, Anayasa’nın 17. maddesiyle bağlantılı olarak 40. maddesinin ve 19.

maddesinin ikinci, dördüncü, sekizinci ve dokuzuncu fıkralarının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

166. Yalnızca ihlal tespitiyle

telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları karşılığında, başvurunun özel

koşulları da dikkate alınarak her bir başvurucuya takdiren

net 13.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerekir.

167. Anayasa Mahkemesinin

maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi

zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır.

Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge sunmamış olmaları nedeniyle maddi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

168. Dosyadaki belgelerden

tespit edilen 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Adli yardım taleplerinin KABULÜNE,

B.

Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması

taleplerinin KABULÜNE,

C. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki diğer ihlal iddialarının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. 1. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak Anayasa’nın

40. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü, sekizinci ve

dokuzuncu fıkralarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Her bir başvurucuya net 13.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Recep ÜNAL Başvurucular : A.V. K.S. M.D. Vekili : Av. Abdulhalim YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1649, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. Kumkapı GGM’nin Durumu
  11. İncelemede Uygulanan Yöntem
  12. İncelemeler
  13. “A. Merkez
  14. Yetkililerinden Alınan Bilgiler
  15. Merkezde Tutulan Kişilerden Alınan Bilgiler
  16. C. Yapılan
  17. Gözlem Ve Değerlendirmeler
  18. C. İlgili
  19. IV. İnceleme Ve
  20. Gerekçe
  21. A. Başvurucuların
  22. B. Değerlendirme
  23. C. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal
  24. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  25. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  26. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  27. Kaleli
  28. Dursun
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1649
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Nahit Aydın Başvurusu (B. No: 2013/4072)
  • Seyithan Akgül Başvurusu (B. No: 2013/5869)
  • Serkan Akbaş Başvurusu (B. No: 2013/2342)
  • Fesih Erdil Başvurusu (B. No: 2013/9380)
  • Yalçın Yanık Başvurusu (B. No: 2013/3718)
  • İkra Lojistik Uluslararası Taşımacılık ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7267)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.