İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nahit Aydın Başvurusu (B. No: 2013/4072)

1. Başvuru, askerlik hizmetinin

Başvuru No2013/4072Tarih6 Ocak 2016Okuma18 dk · 3.619 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nahit Aydın Başvurusu

Karar tarihi
6 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/4072
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.619 kelime·18 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, askerlik hizmetinin

yerine getirilmesi sırasında meydana gelen patlamada yaralanma sebebiyle

uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle

reddedilmesi sonucu Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/06/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 30/4/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

11/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,

görüşünü 8/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 24/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 9/10/2014 tarihinde ibraz

etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu olan yargılama dosyasından tespit edilen ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucu, Silvan Jandarma

Komando Taktik Alay 1. Tabur Komutanlığında askerlik görevini yapmakta iken

17/3/2009 tarihinde roketatar intibak atış eğitimi yapıldığı sırada başka bir erin

atış yaptığı roketin namlu içinde patlaması sonucu yaralanmıştır.

9. Bir dizi tedavi, hava

değişimi ve ameliyatın ardından Kasımpaşa Asker Hastanesinin 26/3/2010 tarihli

raporu ile başvurucunun askerliğe elverişli olmadığına karar verilmiş ve başvurucu

5/4/2010 tarihinde terhis edilmiştir.

10. Anılan sağlık raporu ise

25/6/2010 tarihinde onaylanmış ve 8/12/2010 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

11. Başvurucunun söz konusu

raporu ibraz ederek yaptığı müracaat üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlığının 7/3/2011 tarihli kararıyla malul olduğuna karar verilmiştir.

12. 12/01/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, idari işlemler ve idari

eylemler ile idarenin sorumlu tutulabildiği diğer durumlarda vücut bütünlüğünün

kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi

zararların tazminine ilişkin davalarda asliye hukuk mahkemelerinin görevli

olduğu kurala bağlanmıştır.

13. Başvurucu, 31/10/2011

tarihinde Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde uğradığı zararlardan dolayı

maddi ve manevi tazminat istemiyle dava açmıştır.

14. Ankara 20. Asliye Hukuk

Mahkemesi 19/6/2012 tarihli ve E.2011/532. K.2012/282 sayılı karar ile

yargılamanın devamı sırasında Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli ve

E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararıyla, 6100 sayılı Kanun’un 3. maddesinde

öngörülen kuralın iptaline karar verildiği gerekçesiyle görevli olmadığından

bahisle davayı usulden reddetmiştir. Anılan karar 11/9/2012 tarihinde

kesinleşmiştir.

15. Başvurucu bu karar üzerine

50.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde

(AYİM) dava açmıştır.

16. AYİM 2. Dairesi 10/10/2012

tarihli ve E.2012/846, K.2012/905 sayılı kararında "idari eylemler nedeniyle zarara uğrayanların zarar doğuran eylemi

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde ve her halde eylem tarihinden

itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak zararlarının karşılanmasını

istemeleri, idarece bu konuda verilecek cevabın yazılı bildirim tarihinden

itibaren altmış gün içinde, şayet altmış gün içinde cevap verilmez ise bu

sürenin bittiği tarihten başlayarak ikinci altmış gün içinde dava açmaları

gerekmektedir. Davacının, atış yapıldığı sırada, roketin namlu içerisinde patlaması

sonucu yaralandığı, olayın ardından bir dizi tedavi, 1.5, 3, 6 ay hava değişimi

ve ameliyatın ardından Kasımpaşa Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 25.06.2010

tarihinde onaylanan 05.04.2010 tarih ve 1712 sayılı raporu ile “Mandibula Kırığı-Arif Ameliyatlısı, Sağ Median

Sinir Lezyon” tanısıyla davacının askerliğe elverişli olmadığına karar

verildiği, dava konusu olay nedeniyle meydana gelen yaralanmasına ilişkin

zararı tedavi süreci sonucunda düzenlenen Kasımpaşa Asker Hastanesi Sağlık

Kurulunun 25.06.2010 tarihinde onaylanan 05.04.2010 tarih ve 1712 sayılı raporu

ile öğrendiği, bu durumda davacının rapor tarihinde veya lehine bir kabulle en

geç rapor onay tarihi olan 25.06.2010 tarihinde zarar doğuran eylemi

öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği, Sosyal Güvenlik Kurumunun yukarıda

belirtilen 07.03.2011 tarihli kararının veya raporun tebliğ tarihinin zararın

öğrenilme tarihini etkileyen bir niteliği olmadığı, buna göre, bu tarihlerden

itibaren bir yıl içerisinde, bu tarihte sonradan Anayasa Mahkemesince 16.02.2012

tarihinde iptal edilen Hukuk Muhakemeleri Kanununun 3. maddesi yürürlüğe

girmediği için, zararın karşılanması için idareye müracaat etmesi, idarece

isteğinin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin yazılı bildirim

tarihinden itibaren altmış gün içinde, şayet altmış gün içerisinde cevap

verilmez ise bu sürenin bittiği tarihten başlayarak ikinci altmış gün içinde

Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açması gerekirken, bir yıllık sürenin

geçmesinden sonra, 30.10.2011 tarihinde, idari başvuru yapılmadan doğrudan

Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada süre aşımı bulunduğu"

gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

17. Karar düzeltme istemi de

aynı Dairenin 8/5/2013 tarihli ve E.2012/1183, K.2013/555 sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

18. Karar, başvurucuya 20/5/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 14/6/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

20. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

21. 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “İhtiyari müracaat” başlıklı 35. maddesinin (a) bendi

şöyledir:

“Kesin işlem yapmaya

yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması,

değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış

olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu

müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde

cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddi üzerine dava açma

süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.”

22. Anılan Kanun’un “Dava açma süresi” başlıklı 40. maddesinin

birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma

süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı

süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.”

23. Anılan Kanun’un “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması”

başlıklı 43. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

“İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.”

24. 6100 sayılı Kanun’un Anayasa

Mahkemesi tarafından iptal edilen “Ölüm veya

vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı

3. maddesi şöyledir:

“Her türlü idarî

eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut

bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı

maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri

bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan

aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır.

30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri saklıdır.”

25. 6100 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu Kanunun yargı

yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte

açılmış olan davalarda uygulanmaz.”

26. 6100 sayılı Kanun’un “Yürürlük” başlıklı 451. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun 1/10/2011

tarihinde yürürlüğe girer.”

27. 1/7/2012 tarihi itibarıyla

yürürlükten kaldırılan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müruru Zaman” başlıklı 60. maddesi

şöyledir:

“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle

nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve

failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her

halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.

Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları

mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden

neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.

Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir

alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman

ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir.”

28. Anayasa Mahkemesinin

16/2/2012 tarihli ve E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

“Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne

verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle

oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu

tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna

göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer

sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı

olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu

durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idarî yargıda

bir bölümünün adlî yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır.

Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu

sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara

ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz

sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve

kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare

hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri,

fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara

dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk

alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş

olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği

tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden

kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idarî yargı yerlerinde görülmesi

gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem,

işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin

davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden

olduğu söylenemez.

Öte yandan, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, Mahkemenin,

kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi

İçtüzüğünün Anayasaya aykırılığı hususunda ileri sürülen gerekçelere dayanma

zorunluluğu yoktur. Mahkeme, taleple bağlı kalmak şartıyla başka gerekçeyle de

Anayasaya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle iptali istenen kural

Anayasa'nın 157. maddesi yönünden de incelenmiştir. Anayasa'nın 157. maddesinin

birinci fıkrasında, 'Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca

tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin

idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve

son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda

ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.' hükmü yer almaktadır. Anayasa'nın

157. maddesi gereğince asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin

olan eylemlerden ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, adli yargının değil;

askeri idari yargının yani Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanına

girmektedir. İptal konusu kural ile, vücut bütünlüğünün kısmen ya da tamamen yitirilmesine

yol açan eylem veya işlem, bir askeri hizmete ilişkin olsa ve bir asker kişiyi

ilgilendirse bile, bundan kaynaklanan uyuşmazlıklar asliye hukuk mahkemesinin

görev alanı kapsamına alınmaktadır. Asker kişileri ilgilendiren ve askeri

hizmete ilişkin olan eylemlerden ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların

kanunla adli yargının görev alanına sokulması Anayasa'nın 157. maddesine de

aykırılık oluşturur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 6/1/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

30. Başvurucu; askerlik görevini

yerine getirmekte iken yaralanması nedeniyle idare aleyhine açtığı tazminat

davasını 6100 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığını,

yargılamanın devamı sırasında Anayasa Mahkemesinin anılan kuralı iptal etmesi

üzerine davanın usulden reddedildiğini, 20/9/2013 tarihinde AYİM’e

açtığı davanın ise 25/6/2010 tarihli sağlık kurulu raporunun süre başlangıcına

esas alınması suretiyle süre aşımından reddedildiğini oysa anılan raporun

kendisine 8/12/2010 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

31. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde incelenmesi gereken

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Başvurucu, zararının tazmini

istemiyle açtığı davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiğini belirterek adil

yargılanma hakkının alt güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

33. Bakanlık görüş yazısında

mahkemeye erişimin bir unsuru olan mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığı,

özellikle bir davanın açılabilirliğine ilişkin bazı

sınırlamalar ve niteliği gereği bu konuda düzenleyici işlemlere konu

olabileceği, bununla birlikte bu sınırlamaların dava açmak isteyen bir kişinin

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği, AYİM’in yerleşik içtihatlarına göre sağlık kurulu

raporlarına dayanılarak açılan tam yargı davalarında sağlık kurulu raporunun

onaylanma tarihinin bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak kabul

edildiği belirtilerek başvurucunun iddiaları incelenirken bu hususların dikkate

alınması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

34. Başvurucu, cevap dilekçesini

süresi içinde sunmamıştır.

35. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

36. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”

kenar başlıklı 40. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme

hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler

sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin

edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

38. Adil yargılanma hakkının en

temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını hukukun üstünlüğü ilkesinin

temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte; mahkemeye etkili erişim hakkının

ve başvuru yapılabilmesi konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava

açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara

sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki ya da

uygulamadaki belirsizliklerin, tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği

durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

39. Hukuki güvenlik ile

belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki

güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını;

ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermeyi

ifade etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013).

40. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla

birlikte getirilecek sınırlandırmaların; hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir hakları gereği bazı

sınırlamalar getirebilir ve bu davalar, nitelikleri gereği düzenleyici

işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte bu sınırlamalar, dava açmak isteyen

bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye

ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34; Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99,

11/10/2001, § 22).

41. Mahkemeye ulaşmayı aşırı

derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkının

ihlaline yol açabilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru

için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde

kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına

aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka

aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler

dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97,

11/7/2002, §§ 36-40).

42. Belli bir hakkın mahkemede

ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın

açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup adil

yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerinin istenmesiyle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder.

Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup

ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe

Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmaz (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).

43. Başvurucu 17/3/2009

tarihinde roketatar intibak atış eğitimi yapıldığı sırada başka bir erin atış

yaptığı roketin namlu içerisinde patlaması sonucu yaralanmış, Kasımpaşa Asker

Hastanesinin 26/3/2010 tarihli raporu ile askerliğe elverişli olmadığına karar

verilmiş ve 5/4/2010 tarihinde terhis edilmiş, sağlık raporu ise 25/6/2010

tarihinde onaylanmış ve 8/12/2010 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun’un 3. maddesi

uyarınca 31/10/2011 tarihinde Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde uğradığı

zararlardan dolayı maddi ve manevi tazminat istemiyle dava açmış, Ankara 20.

Asliye Hukuk Mahkemesi 19/6/2012 tarihli kararıyla yargılamanın devamı

sırasında Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli kararıyla 6100 sayılı Kanun’un

3. maddesinde öngörülen kuralın iptaline karar verildiği gerekçesiyle görevli

olmadığından bahisle davayı usulden reddetmiştir.

44. Başvurucu, bu karar üzerine

50.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle AYİM’de

dava açmış; AYİM İkinci Dairesi ise başvurucunun zararı Kasımpaşa Asker

Hastanesi Sağlık Kurulunun 25/6/2010 tarihinde onaylanan 5/4/2010 tarihli

sayılı raporu ile öğrendiği, bu durumda rapor tarihinde veya lehine bir kabulle

en geç raporun onay tarihi olan 25/6/2010 tarihinde zarar doğuran eylemi

öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesi tarafından 16/2/2012

tarihinde iptal edilen 6100 sayılı Kanun’un 3. maddesi yürürlüğe girmediği için

bu tarihten itibaren bir yıl içinde zararın karşılanması için idareye müracaat

etmesi, idarece isteğinin kısmen veya tamamen reddi hâlinde bu konudaki işlemin

yazılı bildirim tarihinden itibaren altmış gün içinde, şayet altmış gün

içerisinde cevap verilmez ise bu sürenin bittiği tarihten başlayarak ikinci

altmış gün içinde AYİM’e dava açması gerekirken bir

yıllık sürenin geçmesinden sonra 31/10/2011 tarihinde, idari başvuru yapılmadan

doğrudan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada süre aşımı bulunduğu

gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir.

45. Mahkemelerin, usul

kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine zarar verecek kadar katı

şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak kadar aşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

46. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması ve uygulanması derece

mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerinin

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle

bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye

erişim hakkı yönünden yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları

çerçevesinde olacaktır.

47. İdari işlem ve eylemlerin

sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu

hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari

davaların açılma süresi kanunlarla düzenlenmiş; 1602 sayılı Kanun’un 43.

maddesi uyarınca idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların AYİM’de dava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi

üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her

durumda eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri, bu isteklerin kısmen veya tamamen

reddi hâlinde ise bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde

cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün

içinde tam yargı davası açmaları gerektiği düzenlenmiştir.

48. Diğer taraftan 1/10/2011

tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa Mahkemesinin 19/5/2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararına kadar yürürlükte bulunan 6100

sayılı Kanun’un 3. maddesiyle idarenin eylem veya işlemlerinden dolayı vücut

bütünlüğünde meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılacak davalarda

asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu kuralına yer verilmiş, 818 sayılı

Kanun’un 60. maddesinde de haksız fiillerden kaynaklanan zararların tazmini

için zararın ve failinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her durumda zararı

meydana getiren fiilin işlenmesinden itibaren on yıl içinde davanın açılması

gerektiği kural altına alınmıştır.

49. Bu duruma göre başvuruya

konu olayın meydana geldiği ve Asliye Hukuk Mahkemesinde davanın açıldığı

tarihe kadar geçen sürede var olan yukarıdaki mevzuat uyarınca idarenin

eylemlerinden dolayı uğranılan zararların tazmini istemiyle 1602 sayılı Kanun

uyarınca eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her durumda beş yıl

içinde, 818 sayılı Kanun uyarınca ise eylemin ve failin öğrenilmesinden

itibaren bir yıl ve her durumda on yıl içinde davanın açılması gerektiği

düzenlenmiştir.

50. Somut olayda başvurucu,

askerlik hizmeti sırasında meydana gelen olay nedeniyle yaralanması sonucu

uğramış olduğu zararı, sağlık muayenesinin ardından yapılan erken terhis işlemi

ile öğrenmiş (bkz. § 9) ve eylemden kaynaklanan zarar ve zararın idariliğinden haberdar olmuştur. AYİM’in

yerleşik içtihatlarına göre de sağlık raporunun onayı ile de idari başvuru ve

dava açma süreleri başlamış bulunmaktadır. Erken terhis işleminin ardından

hakkında düzenlenen sağlık raporunun kesinleşmesinden sonra bu raporun

başvurucuya tebliğ edilmesi, sadece açılan tazminat davasında rahatsızlığın

seviyesine göre talep edilecek olan tazminat tutarının hesaplanmasına etki

edecek bir faktör olarak dikkate alınabilir.

51. AİHM, askerde meydana gelen

ölüm olayıyla ilgili olarak açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesine

ilişkin olarak kendisine yapılan başvuruda zararın ölüm olayıyla meydana

geldiğine, bir yıllık idareye başvuru süresinin ölümle ilgili yapılan

kovuşturmanın sonucunda verilen takipsizlik kararının ilgililere tebliğ tarihi

ile değil, ölüm olayının öğrenilmesi ile başlayacağına dair yorumunun mahkemeye

erişim hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir (Canan Eyilmez ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 74704/11, 1/7/2014, §§ 32-34) .

52. AİHM, Rodoplu/Türkiye (B. No: 41665/02,

23/1/2007) kararında, hastanede yapılan ameliyat sonrasında bir gözünü kaybeden

başvurucunun açtığı tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesine

ilişkin olarak başvurucunun mevzuatta öngörülen süreye uymaması için geçerli

bir nedeninin olmadığını, belirlenen süreler içinde her hâlükârda başvuru yapma

imkânına sahip olduğunu belirterek başvurunun bu kısmının mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmediğinden kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

53. Anayasa Mahkemesi bir temyiz

incelemesi yapmamakla birlikte usul kurallarının yorumlanmasının, dava açmak

isteyen kişinin mahkemeye ulaşmasını aşırı derecede zorlaştırmaması ya da

imkânsız hâle getirmemesi gerektiğini belirtmektedir. Bu yönden başvuru konusu

olaya bakıldığında askerlik hizmeti sırasında idari eylem nedeniyle askerliğe

elverişsiz hâle gelmesi sonucu uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini

istemiyle başvurucunun açtığı davada, başvurucunun bu durumundan erken terhis

tarihi itibarıyla haberdar olduğu, bunun yanında başvurucu lehine yorum

yapılarak sağlık raporunun kesinleştiği tarihten itibaren dava açma süresinin

başladığı şeklinde değerlendirme yapılarak 1602 sayılı Kanun’da öngörülen

sürelerden sonra başvurucunun Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada süre

aşımı bulunduğu gerekçesiyle AYİM tarafından dava reddedilmiştir.

54. Başvurucunun askerlik

hizmeti sırasında yaralanması sonucu uğradığı zararı erken terhis ile öğrendiği

ve hangi nedenle elverişsiz hâle geldiğine ilişkin sağlık kurulu raporuna bu

tarih itibarıyla ulaşabileceği, buna göre AYİM’in

yaptığı yorumun mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız

hâle getiren nitelikte olmadığı anlaşıldığından başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

55. Yukarıdaki açıklamalar

çerçevesinde başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

6/1/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Nahit AYDIN Vekili : Av. Yurdakan YILDIZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4072, 6 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Mahkemeye erişim hakkının
  16. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  17. C. Yargılama giderlerinin
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4072
Tarih
6 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Seyithan Akgül Başvurusu (B. No: 2013/5869)
  • Serkan Akbaş Başvurusu (B. No: 2013/2342)
  • Fesih Erdil Başvurusu (B. No: 2013/9380)
  • Yalçın Yanık Başvurusu (B. No: 2013/3718)
  • İkra Lojistik Uluslararası Taşımacılık ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7267)
  • Mehmet Şah Bağatur Başvurusu (B. No: 2013/5195)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.