İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Şah Bağatur Başvurusu (B. No: 2013/5195)

1. Başvuru, terör örgütü

Başvuru No2013/5195Tarih21 Ocak 2016Okuma17 dk · 3.484 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Şah Bağatur Başvurusu

Karar tarihi
21 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/5195
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.484 kelime·17 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü

üyeleri tarafından kardeşi ile oturdukları eve saldırı yapıldığı dikkate alınmaksızın

17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi

nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet hakkının; ret işlemlerine

karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne

karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ile ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu; kardeşi S.B. ile

birlikte oturdukları meskene 15/6/1994 tarihinde PKK tarafından düzenlenen

baskın neticesinde evin kullanılamaz hâle geldiğini beyan ederek bu olay

nedeniyle köyden ayrıldığını iddia etmiştir.

7. Başvurucu 26/1/2006

tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle

Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

8. 7/1/2011 tarihli ve

2011/1-203 sayılı Komisyon kararında; dosyada yer alan bilgi ve belgeler

uyarınca köy boşaltılmadığından, kişiye yönelik tehdit ve saldırı olmadığından

bahisle talebin reddine karar verilmiştir.

9. Başvurucu tarafından belirtilen

ret işlemi aleyhine Diyarbakır İdare Mahkemesinde açılan dava, yetkisizlik

kararıyla Batman İdare Mahkemesine devredilmiştir.

10. Batman İdare Mahkemesinin

25/11/2011 tarihli ve E.2011/773, K.2011/1281 sayılı kararı ile“...1987-2000 yılları arasında Sarıyayla Köyü’nde GKK ve GÖKK görevlendirildiği ve

koruculuk sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 25 hanenin

ikamet ettiği, köy nüfusunun 1990 yılında 1178, 1997 yılında 605, 2000 yılında

777 kişi olduğu, ... 1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimlerinin

yapıldığı, ancak evrakların imha edilmek üzere SEKA'ya gönderildiği, ... Sarıyayla Köyü İlköğretim Okulu'nun eğitim ve öğretime açık

olduğu, ... Sarıyayla Köyü, Karayün

Mezrası halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç

etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması

diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve

davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle

5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığı...” gerekçesine dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.

11. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/3250,

K.2013/627 sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.

12. Onama kararının 12/6/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği ve 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulduğu anlaşılmaktadır.

B. İlgili

Hukuk

13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,

4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve

2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay

Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,

Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733

sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679,

K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).

14. 5233 sayılı Kanun’un

25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Yaralanma, engelli

hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı

ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı

katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü

kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit

edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına

kadar,

c) Çalışma gücü

kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit

edilenlere yirmibeş katından kırksekiz

katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü

kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit

edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki

katı tutarına kadar,

e) Ölenlerin

mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e)

bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk

Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 21/1/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy

halkına “Köy korucusu ol ya da

köyü terk et.” şeklinde idare

tarafından yapılan baskının ve zorlamanın Mahkemece dikkate alınmadığını,

yerleşim yerinde muhtarlık seçimlerinin yapılmaması, okulun güvenlik nedeniyle

kapatılması, yerleşim yeri sakinlerinin öldürülmesi, silahla yaralanması, PKK

tarafından kardeşi S.B. ile birlikte yaşadığı eve baskın yapılmasına dair özel

durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine

dayanılarak tarafından sunulan belgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından

sunulan belgelerin dikkate alındığını ve sunulan bu belgeler tebliğ edilmemek

suretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil

olmadığını belirtmiştir.

17. Başvurucu; ayrıca kararların

yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, tarafından sunulan belgeler dikkate

alınmaksızın idarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren Mahkemenin

tarafsız olmadığını, önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvuruda

bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini ve

yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak

davasının reddine karar verildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebep

bulunmamasına rağmen şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak

ayrımcılığa maruz bırakıldığını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve

Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararının tazmin

edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyon

ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında

yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 2.,

7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini

amacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35.,

36., 87., 125. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı

neticesinde idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine

getirmemesi sonucu maruz bırakıldığını mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu

karşısında bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek

Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir. Anılan ihlal iddiası, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali

iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak

değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

19. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptığı giderim taleplerinin mukim olduğu köyün tamamen

boşaltılmamış olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı yerleşim

yerinden başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde

karar verdiğini ve yargı merciince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme

yapılmayarak davasının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir

sebep bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığını

belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

20. 5233 sayılı

Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat taleplerinin reddedilmesi

nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha önce bireysel başvuruya konu

olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi

bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarını temellendirecek herhangi

bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No:

2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit

Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

21. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın hangi temele

dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddiaları

temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

22. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

23. Başvurucu, idare tarafından

sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin

tarafsız olmadığını iddia etmiştir.

24. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda, benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu

yargılamalarda hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak

şekilde yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve

taraflı bir tutumu, kişisel bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir

taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı

anlaşıldığından başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,

§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

25. Somut başvuru açısından

hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu

saptanmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmamaktadır.

26. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, tarafınca sunulan

ve davanın esasında etkili olan bilgi, belge ve deliller dikkate alınmaksızın

sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere

dayanılarak davasının İlk Derece Mahkemesi tarafından reddine karar verildiğini

belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

28. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin

ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu tazminat

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı

noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi

kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden

yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelen

tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da

İlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve

içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu

tespit edilmiştir. Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde

bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri

sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve

beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından

sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin

olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru

dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule

ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit

Tekin, §§ 70-72).

29. Somut başvuruda, yukarıda

değinilen ilkeler ışığında yapılan incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı ve başvurucu açısından farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön de bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

30. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun çelişmeli yargılanma ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiği iddialarının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu, Mahkeme kararında

talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini

iddia etmiştir.

32. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan

özel durumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından

ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece

Mahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği, bu nedenlerle başvuruların

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin, §§ 75-77).

33. Somut başvurunun incelenmesi

neticesinde başvurucunun taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip

edilmeyeceği noktasında Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olup olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim

edilen tutanak ve belgeler kapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafından

ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak

reddedildiği (bkz. §§ 10, 11), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve

gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemesinin denetiminden

geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu

dışında- gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

34. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun gerekçeli karar haklarının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

35. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun

kapsamında ileri sürdüğü giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki

idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

36. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama

aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde Komisyon ve

yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak uyuşmazlığın karara

bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına

atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz yılın altında

gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

38. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında başvurucunun

Komisyona başvuru tarihi olan 26/1/2006 ile nihai karar tarihi olan temyiz

talebi üzerine verilen 31/1/2013 tarihli onama karar tarihi arasında geçen yedi

yıllık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması

konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek

bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından farklı

karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

39. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığını

ileri sürdüğü yargılamanın uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

e. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptığı başvurunun, terör örgütü mensupları tarafından kardeşi

olduğunu iddia ettiği S.B.nin meskenine yapılan

saldırıda kendisinin de aynı evde olduğunu, eve saldırı yapılmasındaki özel

durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış

olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

41. Anayasa'nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49.

maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı,

6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

42. Anılan

kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

43. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki

ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

44. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

45. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

46. Başvurucunun; kardeşi

olduğunu iddia ettiği S.B.nin meskenine terör örgütü

mensupları tarafından yapılan saldırıda kendisinin de aynı evde olduğu,

güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği, bu çerçevede oluşan zararlarının 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve

belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını Derece

Mahkemelerine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı

nedeni ile yerleşim yerini terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate

alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

47. Anayasa’nın 148.

maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan hükümler

gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların; başvuruya konu ettiği kamu

gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya kişisel olarak doğrudan

etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur arasında şahsi ve özel

bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95, 25/12/2012, § 21)

48. Anayasa Mahkemesinin 9/6/2015 tarihli yazısı ile

başvurucudan, başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarını ispat etmeye yönelik

kardeşi olduğu beyan edilen ve mağdur olduğu iddia edilen, meskenin sahibi kişi

ile arasındaki kardeşlik ilişkisinin nüfus kayıtlarından tespit edilemediği

için aralarında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri

Mahkemeye sunması istenmiştir.

49. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesi ile meskenine

saldırı yapıldığını belirttiği S.B. ile ilgili biyolojik anlamda kardeş

olmalarına rağmen nüfus kayıtlarında S.B.nin amcası

olarak görüldüğünü, bu durumun köy sakinleri tarafından bilindiğini belirtmenin

dışında başkaca bir husus beyan etmemiştir.

50. Bu çerçevede başvurucunun; arasında kardeşlik ilişkisi

bulunduğunu iddia ettiği S.B.nin evine terör örgütü

üyeleri tarafından saldırı yapılması iddiası hakkında Anayasa Mahkemesi

tarafından kendisine yazılan müzekkereye cevap olarak bu kişi ile arasındaki

akrabalık ilişkisine değinmekle yetindiği, aralarındaki ilişkide şahsi ve özel

bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belge sunmadığı tespit edilmiştir.

Ayrıca başvuru dosyasında yer alan anılan olaya ilişkin tutanaklarda da

başvurucunun saldırı anında aynı evde bulunduğu iddiasına ilişkin bir dayanak

olacak bir belgeye rastlanamamıştır. Bu tespitler karşısında başvurucunun

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, yerleşim

yerlerini terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir

karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı

anlaşılmaktadır.

51. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddianın kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

52. Başvurucu, ayrıca idarenin

can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle

mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.

53. Başvuru formu incelendiğinde başvurucu, Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde 5233 sayılı Kanun kapsamında

tanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut olduğunu iddia etmiş; idari

yargı makamlarının tazminat başvurusuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri dar ve

aleyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

54. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde başvurucunun

delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin

olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da saptanmadığı

anlaşılan somut yargılama faaliyetinin Derece Mahkemelerince adil yargılanma

hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan

mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine

gerek görülmemiştir (Ülkü

Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §

43)

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Çelişmeli yargılanma ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6.

Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Adli yardım talebinin

kabulüyle geçici muafiyet sağlanan yargılama giderlerinin tahsilinin

başvurucunun mağduriyetine neden olacağı anlaşılmakla, 12/1/2011 tarihli ve

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

21/1/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Tuğba YILDIZ Başvurucu : Mehmet Şah BAĞATUR Vekili : Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5195, 21 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal
  16. B. Adli yardım talebinin
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5195
Tarih
21 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Mükremin Eroğlu Başvurusu (B. No: 2013/9025)
  • Kemal Yiğit Başvurusu (B. No: 2013/1700)
  • Abdurrahim Balur Başvurusu (B. No: 2013/5467)
  • Faruk Karadavut Başvurusu (B. No: 2013/8998)
  • Sait Bağatur Başvurusu (B. No: 2013/4270)
  • Mecnun Aksu Başvurusu (B. No: 2013/7208)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.