İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemal Yiğit Başvurusu (B. No: 2013/1700)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda avukata gönderilmek istenen

Başvuru No2013/1700Tarih20 Ocak 2016Okuma23 dk · 4.595 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kemal Yiğit Başvurusu

Karar tarihi
20 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/1700
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.595 kelime·23 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda avukata gönderilmek istenen

mektubun alıcısına gönderilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkı, din ve

vicdan özgürlüğü ile haberleşme ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 22/2/2013 tarihinde

İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 16/6/2015

tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 16/6/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 3/7/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 29/7/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya 10/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 13/8/2015

tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 174., 204. ve 302. maddeleri gereğince İzmir 2 No.lu F Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu,

6/12/2012 tarihinde Başsavcılığın kararı doğrultusunda İzmir 2 No.lu T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmiştir.

10. Başvurucu ile başvurucunun avukatı arasındaki vekâlet

akdi 24/11/2006 tarihinde kurulmuş olup başvurucunun,

avukatına göndermek istediği APS mektubu, İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunca sakıncalı olarak değerlendirilmiş

ve Disiplin Kurulunun 12/11/2012 tarihli ve 2012/986 sayılı kararıyla mektubun

gönderilmemesine karar verilmiştir.

11. İlgili mektup toplam 53 sayfa olup Türkçe dışında bir

dille yazılmıştır.

12. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı

fıkrası kapsamında anılan mektubu inceleyen İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu

6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün

(İnfaz Tüzüğü) 91. maddesinin (3) numaralı fıkrasına ve Mektup Okuma

Komisyonunca belirtilen nedenlere gönderme yaparak mektubun gönderilmemesine

karar vermiştir.

13. Başvurucunun avukatına göndermek istediği belgenin Mektup

Okuma Komisyonunca sakıncalı olarak görülme sebebi Disiplin Kurulu kararında

şöyle belirtilmiştir:

“Türkçe

dışında bir dil ile Kürtçe olduğu tahmin edilen dil ile yazıldığı, hükümlü

Kemal Yiğit’in ceza infaz kurumumuzda kaldığı dönem içerisinde resmi makamlara

ve diğer mercilere Türkçe olarak yazışmalarını yapabildiği, hükümlünün ceza

infaz kurumumuzda yazılan metinleri tercüme edebilecek nitelikli personel

olmadığını bildiği ve bu sebeple böyle bir yöntem seçtiği, söz konusu mektubun

şahsın savunmasına yönelik olmadığı, içeriğinde savunmasına ilişkin herhangi

bir resmi belgenin bulunmadığı, söz konusu mektubun Kürtçe bilen ancak herhangi

bir sertifika ya da belgeye sahip olmayan personel tarafından tercüme

edilebilen kısmında dışarıda bulunan sivil halkı eylemlere özendirmek istediği,

silahlı terör örgütünün savaş stratejisi hakkında bilgiler içerdiği, örgüt

propagandası içerdiği, örgütsel mücadeleye destek istediği tespit edilmiştir.”

14. Başvurucu İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun bu kararına

karşı İzmir 1. İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet başvurusunda bulunmuştur. İnfaz

Hâkimliği 21/12/2012 tarihli ve E.2012/2434,

K.2012/2516 sayılı kararla başvurucunun şikâyetini reddetmiştir. Şikâyetin

reddedilme gerekçesi özetle şöyledir:

“İzmir 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu

bulunan KEMAL YİĞİT'in Disiplin Kurulu Başkanlığı'nın

12/11/2012 tarih ve 986 sayılı kararına itirazına

ilişkin 30/11/2012 tarihli dilekçesi hâkimliğimize gelmekle evrak incelendi.

GEREĞİ

DÜŞÜNÜLDÜ

Tutuklu

tarafından İzmir 2 Nolu F Tipi Yüksek güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı'nın 12/11/2012

tarih ve 986 sayılı "mektubun verilmemesi" kararına itiraz edilmiştir.

Dosya

içerisinde mevcut, itiraz eden tutuklu Kemal Yiğit tarafından Av. Esin Aslan’a

gönderilen mektubun içeriği incelendiğinde ve içeriği dikkate alındığında, ‘Pkk terör örgütünü bir kahraman gibi gösteren, öven,

yücelten, çeşitli ceza infaz kurumlarında kalmakta olan hükümlü/tutuklulardan

şiir, makale gibi yazılar toplayarak ölen terör örgütü üyelerini

ölümsüzleştirmeye çalışan, kişileri örgütsel mücadeleye teşvik eden, terör

örgütü propagandası içeren cümlelerin bulunması’ gerekçesiyle, Kurum Disiplin

Kurulu Başkanlığının 12/11/2012 tarih ve 2012/986

sayılı kararının Kanun, Tüzük ve Yönetmeliklere uygun olduğu, itirazın reddine

karar vermek gerektiği…”

15. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz

yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi 16/1/2013 tarihli ve 2013/68 Değişik İş sayılı kararıyla

İnfaz Hâkimliğinin kararındaki gerekçeye atıf yaparak kararın usul ve yasaya

uygun olduğundan bahisle başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.

16. Anılan karar başvurucuya 5/2/2013

tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 22/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (4) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(4) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri

ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 220 nci,

İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan

mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden

fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör

örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine

aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet

Başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede

hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya

avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz

hâkimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir.

Bu karara karşı ilgililer, 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edebilirler.”

18. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1)Hükümlü, bu maddede belirlenen

kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve

ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2)

Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar;

mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en

üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

19. İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki

infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna

iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan

incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine

"görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve

postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

20. İnfaz Tüzüğü’nün 91. maddesinin (3) ve (4) numaralı

fıkrası şöyledir:

“(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir. Ancak, hükümlünün savunması için avukatına gönderilen mektup, faks

veya telgraflar 84 üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı

alt bendinde belirtilen hâllerin gerçekleşmesi hâlinde, bu gönderiler hakkında

da 84 üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde

belirtilen esas ve usuller uygulanır.”

21. İnfaz Tüzüğü’nün 84. maddesinin ikinci fıkrasının (c)

bendinin (2) numaralı alt bendi şöyledir:

“2. 5237 sayılı Kanunun 220 nci

maddesinde, İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer

alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın

savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak

aranabilir. Konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz

kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine

ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet başsavcılığının

istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır

bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca

bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi

belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu

karara karşı ilgililer, 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edebilirler.”

22. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz

Hâkimliği Kanunu’nun 6. maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:

“İtiraz, infaz hakimliğinin kurulduğu yer ağır

ceza mahkemesine, ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması

halinde (2) numaralı daireye yapılır. İnfaz hâkimi aynı zamanda bu mahkemenin

üyesi olduğu takdirde itirazla ilgili karara katılamaz.”

23. 5237 sayılı Kanun’un ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü

bölümde yer alan 302. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Devlet topraklarının tamamını veya bir

kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin

bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği

altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik

bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 20/1/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu; avukatıyla yazışma

hakkının engellendiğini, avukatına yazmış olduğu mektubun Cezaevi idaresince

Kürtçe yazılar olduğu gerekçesiyle gönderilmediğini, herhangi bir tercümana

çevirisi yaptırılmamış yazının örgütsel faaliyetlerle ilgili olduğu

nitelendirmesinin soyut iddia olduğunu, mektubun suç unsuru içermediğini,

idarenin kararına karşı yaptığı şikâyet ve itiraz yollarında yargılamanın usulüne

uygun yapılmadığını ve hakkında daha önce verilen hapis cezaları ile ilişkili

olarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiği düşüncesiyle Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurulduğunu belirterek adil yargılanma hakkının,

din ve vicdan özgürlüğü ile haberleşme ve ifade hürriyetlerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş; manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun adil

yargılanma, din ve vicdan özgürlüğü, haberleşme ile ifade hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise de bu iddiaların özü, göndermek

istediği mektubun Ceza İnfaz Kurumu idaresince sakıncalı görülerek

gönderilmemesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin kısıtlanması hakkındadır.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları

haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir. Nitekim AİHM de haberleşme

alanında ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS/Sözleşme)

8. maddesi ile güvence altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 5947/72, 25/3/1983, § 107; Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02,

5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B.

No: 2013/1822, 20/5/2015, § 23).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

27. Başvurucunun, avukatına göndermek istediği mektubun

sakıncalı olduğuna karar verilmesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal

edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka

bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve

Bakanlık Görüşleri

28. Başvurucu, avukatına göndermek istediği metnin içeriğinde

suç unsuru oluşturabilecek veya örgütsel haberleşme şeklinde yorumlanabilecek

bir ifade bulunmamasına rağmen İnfaz Kurumunca sakıncalı olarak görüldüğünü

ifade ederek haberleşme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde;

i. Başvurucunun bu başlık altındaki

şikâyetlerinin Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği

belirtilmiştir, ayrıca haberleşme hakkının demokratik toplum için önemi

hatırlatılmış ve devletlerin pozitif ve negatif yükümlülüklerine değinilmiştir.

ii. AİHM'in yerleşik içtihatlarında özel

hayata saygı gösterilmesi hakkına ilişkin düzenlemelerde devletlerin takdir hakkı

bulunduğunun değerlendirildiğini, özel hayata saygı hakkına ilişkin ihlal

nedeniyle yapılacak incelemenin öncelikle korunan menfaatin hakkın kapsamına

girip girmediğinin, ikinci olarak hakkın kapsamı içinde olduğu tespit edilen

menfaate yönelik bir müdahale olup olmadığının, müdahalenin varlığı hâlinde

bunun Anayasa’nın 20. ve 13. maddelerinde öngörülen şartlara uygun olup

olmadığının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

iii. Hükümlünün avukatına yazdığı mektubun Cezaevi tarafından

denetlenmesi ve gönderilmemesine ilişkin olarak, bir avukatla haberleşmenin ne

amaçla olursa olsun AİHS’in 8. maddesi uyarınca

ayrıcalıklı bir statüye sahip olduğu, bu nedenle avukata gönderilen bir

mektubun okunmasına, yalnızca yetkili makamların mektubun muhteviyatının

cezaevi kurumunun veya bir başkasının güvenliğini tehdit ettiği ya da başka

bakımlardan suç teşkil eden bir niteliğe haiz olduğu kanaatine vardıkları

hâllerde avukatına teslimine izin verilemeyeceğini belirten AİHM’in

Kepeneklioğlu/Türkiye (B.No:

73520/01, 23/1/2007) ile Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye kararları hatırlatılmış ve başvurucunun

iddialarının bu kararlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

dilekçesindeki ifadelerini anılan AİHM kararları ışığında yinelemiştir.

b. Genel İlkeler

31. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını

kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

32. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

33. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

34. Anayasa’nın 22. maddesinde herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra -içeriği ve

biçimi ne olursa olsun- haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır.

Haberleşme kapsamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve

görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir.

Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan

haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği

kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet

Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).

35. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).

36. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın “ulaşılabilir”,

yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci

olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir

amaca” dayalı olmalı, bunun yanı sıra müdahale demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/10/1978,

§§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

37. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelenmesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. İlkelerin Olaya

Uygulanması

i. Müdahalenin

Varlığı

38. Somut olayda başvurucunun avukatına göndermek istediği

mektubun savunmaya yönelik olmadığı ve örgüt propagandası içerdiği gerekçesiyle

İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararıyla sakıncalı olduğuna karar verilmiştir.

Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme

özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği

müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle

sınırlamanın; Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,

§ 36).

Kanunilik

40. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel

prensibi içermektedir. İlk olarak müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer alan

bir düzenlemeye dayanmalıdır. İkinci olarak müdahalenin dayanağını teşkil eden

düzenleme, ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son

olarak söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona

göre yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana

gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

86-88).

41. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre “kanunun

kalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunması

gereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerin

sınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere kanun ile o konuya ilişkin

temel esasların, ilkelerin ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (AYM,

E.1984/14, K.1985/7, 13/6/1985). Bu noktada -özellikle

kanunun idari makamlara haberleşme özgürlüğüne müdahalede takdir yetkisi

tanıdığı durumlarda- ilgili kanunun bu yetkinin çerçevesini belirli bir

açıklıkta belirlemesi gerekmektedir (Mehmet Nuri

Özen ve diğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08, 11/1/2011,

§ 56; Tan/Türkiye, B. No:

9460/03, 3/7/2007, § 21).

42. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesine

müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığının

belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra

kapsamında olduğunun kabulü hâlinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan

bir müdahale, kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranın

gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarak

kabul edip etmediği değerlendirilecektir (Ahmet

Temiz, § 39).

43. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

44. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları,

infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar

uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi uyarınca cezaevlerinin haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu kurumu olarak kabul edildiği

değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76). Dolayısıyla hâkim kararı olmaksızın

usul ve esasları gerçekleştirmek kaydıyla hükümlülerin haberleşmesinin denetimi

mümkündür.

45. Somut olayda hükümlünün Cezaevinden avukatına yaptığı yazışmanın

denetimi ve sınırlanmasının dayanağı, 5275 sayılı Kanun’un 59. ve 68. maddesi

ile İnfaz Tüzüğü’nün 84., 91. ve 122. maddeleridir.

46. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi

ile anılan Tüzük’ün 91. maddesinde hükümlülerin

mektup, faks ve telgraf gönderme ve kendilerine gönderilenleri alma hakkına

sahip oldukları, resmî makamlara veya savunmaları için avukatlarına

gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olmadığı, 5275 sayılı

Kanun’un 59. maddesine paralel şekilde İnfaz Tüzüğü’nün 91. maddesinin dördüncü

fıkrasında “Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına

gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir. Ancak, hükümlünün

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks veya telgraflar 84 üncü

maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen

hâllerin gerçekleşmesi hâlinde, bu gönderiler hakkında da 84 üncü maddenin

ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen esas ve

usuller uygulanır.” denilerek hükümlü tarafından avukata gönderilen

mektupların hangi merci tarafından, hangi hâllerde ve usullerle denetime tabi

tutulabileceği düzenlenmiştir.

47. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri "belirlilik"tir.

Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı

koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut

eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların

kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu kanundan öğrenebilme

imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen

yükümlülükleri öngörüp davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği;

kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete

güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu

zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2009/51, K.2010/73, 20/5/2010; AYM, E.2009/21, K.2011/16, 13/1/2011; AYM,

E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; AYM, E.2011/18, K.2012/53, 11/4/2012).

48. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik

sınırlamaların yalnızca şeklî olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp

bunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni,

bireylerin -gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle- hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair

yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte kanun metninin tüm

sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden aranan açıklığın

ölçüsü; söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap

ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak

belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun, aynı zamanda kolaylıkla

erişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2011/62, K.2012/2, 12/1/2012).

49. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin;

bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,

gerektiği takdirde kişinin hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun

düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir

düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması

gerekmez. Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı

bir katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere

uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması

ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller içermektedir

(Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01, 13/11/2008, § 83).

50. 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesi, hükümlülerin avukatları

ile ilişkisi hususunda özel bir hassasiyet göstermiş ve savunmaya ilişkin

belgelerin incelemeye tabi tutulamayacağını ifade etmiştir. Bu çerçevede İnfaz

Tüzüğü’nün 84. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt

bendiyle beraber, avukata gönderilmek istenen metnin incelenmesi için aşağıdaki

şartların gerçekleşmesi gerekmektedir.

i. Öncelikle ilgilinin, 5237 sayılı

Kanun’un 220. maddesi ile ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlü olması gerekir.

ii. Bu haberleşme nedeniyle konusu suç teşkil eden fiillerin

işlendiğine, infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine

aracılık edildiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmiş olması gerekir.

iii. Bu durumda bu kişilerin avukatlarına verdiği veya

avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler ancak infaz hâkimince incelenebilir.

iv. Bu kapsamda İnfaz Tüzüğü’nün 84.

maddesinde kamu görevlilerinin yetkileri düzenlenmiş olup sadece infaz hâkimi

belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verebilir.

v. Bu karara karşı ilgililer, 4675

sayılı Kanun’a göre itiraz edebilirler.

51. İlgili hukuk kısmında gösterilen hükümler (bkz. §§ 16-22)

incelendiğinde de hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına

gönderilen mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olmadığı belirtilmiştir.

Bununla beraber hükümlünün savunması için avukatına gönderilen mektup, faks

veya telgraflar hakkında bu hükmün istisnası olarak İnfaz Tüzüğü’nün 84.

maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen

hâl gösterilmiştir. Bu kapsamda, ayrıca 84. maddenin ikinci fıkrasının (c)

bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan esas ve usullerin uygulanacağı da

belirtilmiştir.

52. Somut olayın değerlendirilmesinde UYAP kayıtlarından

başvurucunun 5237 sayılı Kanun’un ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü bölümde

yer alan 302. maddesi uyarınca 2/12/2010 tarihinde

hüküm giydiği anlaşılmakla İnfaz Tüzüğü’nün 84. maddesinin ikinci fıkrasının

(c) bendinin (2) numaralı alt bendinde belirtilen hâlin gerçekleşmesinin mümkün

olduğu görülmektedir. Ancak başvurucu İnfaz Hâkimliğinin kararında tutuklu

olarak addedilmiştir (bkz. § 14).

53. Dolayısıyla 5237 sayılı Kanun’un

220. maddesinde, ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü ve beşinci bölümlerinde

yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile mektuplaşmaları

sırasında; avukata gönderilen mektubun, konusu suç teşkil eden fiilleri

işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine

aracılık ettiğine ilişkin olduğu yani savunmaya ilişkin olmadığı düşünülüyorsa

bu durumda ilk başta yapılması gereken husus,

söz konusu belgelerin savunmaya ilişkin olup olmadığını değerlendirmeden

ilgili belgelerin fiziki olarak denetlenmesi ve infaz hâkimliğine

yollanmasıdır. Bu kapsamda infaz hâkimliği, avukata gönderilmek istenen

mektubun savunmaya ilişkin olup olmadığının değerlendirmesini kendisi yaparak

karar verecektir. Aksi takdirde yasada yer alan güvencelerin bir anlamı

kalmayacağı gibi hâkim güvencesiyle verilen bu ilk karar sayesinde muhtemel hak

ihlallerinin önüne de geçilebilecektir.

54. Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesi kanun yararına bozma

istemli benzer bir konuda 23/2/2011 tarihli ve

E.2010/12814, K.2011/1204 sayılı kararıyla “Tekirdağ

1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda hükümlü olarak bulunan… H.K.’nin avukatına göndermiş olduğu mektubun okunup incelenmeksizin, sadece fiziki olarak kontrolünün

yapılabilmesi için cezaevi idaresine ağzı açık olarak verilmesi gerektiğini…” belirtmiştir. Söz konusu olayda

hükümlünün avukata verdiği belgenin fiziki olarak incelenebileceği ama

okunamayacağı ve bu belgelerin infaz hâkimliğince incelenebileceği sonucuna

varılmıştır.

55. Bunun yanı sıra 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin

gerekçesi şöyle belirtilmiştir:

“Birleşmiş Milletler Hükümlülerin İyileştirilmesi İçin Asgari Standart

Kurallarının dış dünya ile irtibat kurma başlığını taşıyan 37 nci maddesinde, “Gerekli gözetim altında hükümlülerin

düzenli aralıklarla aileleri ve yakın arkadaşları ile haberleşmelerine olanak

sağlanarak iletişim kurmalarına izin verilir.” denilmektedir.

Avrupa

Cezaevi Kurallarının 43 üncü maddesinde de benzeri tavsiye kuralı

bulunmaktadır.

Bu

madde ile hükümlülere, kurum üst amirinin veya varsa mektup okuma komisyonunun

denetiminden geçen mektup, faks ve telgrafları göndermek veya kendilerine

gelenleri almak hakkı verilmektedir.

Yine Avrupa

Cezaevi Kurallarının 42 nci maddesinin (3) numaralı

bendi, “her hükümlünün cezaevleri merkez idaresine, adlî makama veya diğer

yetkili makamlara, kapalı zarfla, istek veya şikâyette bulunmasına izin

verilmesi” tavsiyesini içermektedir. Şüphesiz istek ve şikâyetlerin kurumun

denetimine tabi tutulması bu hakkı işlemez hale getirebileceğinden kapalı

zarfla istek ve şikâyette bulunmasına izin verilir denilmiştir.

Maddenin

dördüncü fıkrasında, hükümlünün resmî makamlara veya avukatına gönderdiği mektup,

faks ve telgrafların denetime tabi olmayacağı esası benimsenerek, savunma hakkı

vurgulanmıştır.

Cezaevinin

güvenlik ve disiplini asıl olduğundan, asayiş ve güvenliği tehlikeye düşürecek

haberleşmelere izin verilmeyecektir. Bu husus maddenin üçüncü fıkrasında yer

alan hükümle sağlanmıştır.”

56. Dolayısıyla cezaevinin güvenlik ve disiplini asıl olmakla

beraber avukata gönderilmek istenen belgenin savunmaya ilişkin olmadığı ve

mektubun sakıncalı olduğu konusundaki değerlendirmelerin yetkili merciler

tarafından yapılması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesinde, ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer

alan suçlardan biriyle mahkûm olan hükümlülerin

avukatına göndermek istediği mektubun hangi merciler tarafından ne şekilde

denetleneceği mevzuatta belirtilmekle, somut olayda 5237 sayılı Kanun’un 302.

maddesinden hükümlü olan başvurucunun, avukatına göndermek istediği mektubun

Disiplin Kurulu tarafından savunmaya yönelik olmadığının değerlendirilmesi ve

avukatına gönderilmemesi suretiyle yapılan müdahalenin kanunilik şartını

taşımadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında ayrıca -İnfaz Hâkimliğinin

kararından anlaşıldığı kadarıyla- başvurucu hükümlü olmasına rağmen İnfaz

Hâkimliğinin tutuklu olduğu zannıyla hareket ettiği anlaşılmaktadır (bkz. §

14).

57. Müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı tespit

edildiğinden haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin varlığı hâlinde

bulunması gereken ve Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen (bkz. § 39)

Anayasa'nın ilgili maddesinde belirtilen meşru amaçlardan biri kapsamında olma,

demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama gibi kriterlere

riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

58. Belirtilen nedenlerle Anayasa'nın 22. maddesinde güvence

altına alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216

Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

59. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.” Başvurucu, anayasal

hakları ihlal edildiği için 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

60. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme özgürlüğü ihlal edilmiştir.

61. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere İzmir 1. İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

62. Başvurucunun Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya takdiren net 3.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin

KABULÜNE,

B. Haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin haberleşme özgürlüğünün ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir

1. İnfaz Hâkimliğine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 3.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. Başvurucuya 1.800 TL vekâlet ücreti ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

20/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör Yrd. : Hikmet Murat AKKAYA Başvurucu : Kemal YİĞİT Vekili : Av. Esin ASLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1700, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Gereği
  8. Düşünüldü
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Adli yardım talebinin
  14. B. Haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  15. C. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan
  16. D. Kararın bir örneğinin haberleşme özgürlüğünün ihlalinin
  17. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1700
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Abdurrahim Balur Başvurusu (B. No: 2013/5467)
  • Faruk Karadavut Başvurusu (B. No: 2013/8998)
  • Sait Bağatur Başvurusu (B. No: 2013/4270)
  • Mecnun Aksu Başvurusu (B. No: 2013/7208)
  • Bahadır Uçar Başvurusu (B. No: 2013/8045)
  • Sadettin Tiryaki ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4623)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.