İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bahadır Uçar Başvurusu (B. No: 2013/8045)

1.

Başvuru No2013/8045Tarih7 Ocak 2016Okuma19 dk · 3.793 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bahadır Uçar Başvurusu

Karar tarihi
7 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/8045
RG Tarih ve Sayı
22/3/2016-29661
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.793 kelime·19 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1.

Başvuru, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen trafik kazası sonucu

uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre

aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ve 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru

31/10/2013 tarihinde Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci

Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm

Başkanı tarafından 12/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlığın 12/1/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin

önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında

görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7.

Başvurucu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Alayı Komutanlığında görevli iken

10/10/2008 tarihinde askerî araçla intikal sırasında bindiği aracın bir diğer

askerî araçla çarpışması sonucunda yaralanmıştır.

8.

Başvurucu, maddi ve manevi zararlarının karşılanması istemiyle yaptığı idari

müracaatın reddedilmesi üzerine 20.000 TL maddi 350.000 TL manevi olmak üzere

toplam 370.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

9.

AYİM İkinci Dairesi, maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırmış;

bilirkişi raporuna göre başvurucunun uğradığı maddi zarar, daha önce ödenen

nakdi tazminat tutarının düşülmesinden sonra 61.301 TL olarak tespit

edilmiştir.

10.

Anılan bilirkişi raporu 24/1/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

başvurucu bu rapor üzerine tazminat talebini ıslah ederek maddi tazminat

istemini 61.301 TL’ye yükseltmiş, manevi tazminat talebini ise 308.699 TL’ye

indirmiştir.

11.

AYİM İkinci Dairesi 15/2/2012 tarihli ve E.2010/139, K.2012/175 sayılı

kararıyla 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

Kanunu’nun 46. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca iddia ve savunmanın

değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan bahisle ıslah talebini

reddetmiş, maddi tazminat talebiyle bağlı kalarak 20.000 TL maddi tazminatın ve

takdiren 14.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden

itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Davacının maddi zararının tespiti için bilirkişi incelemesi

yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek

Mahkememize ibraz edilen 26.12.2011 tarihli bilirkişi raporunda; davacının

maddi zararının 72.995,00TL; kendisine sağlanan nakdi tazminat yararının ise

11.694,00 TL. olduğu, nakdi tazminat yararının mahsubundan sonra maddi

zararının 61.301,00 TL. olduğu bildirilmiştir.

Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı vekili

tarafından; dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile

20.000,000 TL maddi ve 350.000,000 TL manevi tazminat talebinde bulunduklarını,

ıslah taleplerinin olduğunu, ıslah talebinin kabul görmemesi halinde ek dava

açma hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 370.000,00 TL. dava bedelini

değiştirmemek kaydı ile, maddi tazminat taleplerini 61.301,00 TL.na yükseltip,

manevi tazminat talebini ise 308.699,00 TL.na indirdiklerini, dava dilekçesini

bu şekilde ıslah ettiklerini belirtilerek itiraz edilmiştir

1602 sayılı Kanunun 46/4 maddesinde; "Taraflar sürenin

geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak

iddia edemezler. " kuralı karşısında idari yargıda iddia ve savunmanın

değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan davacının süresi dışında müddeabihi ıslah yoluyla arttırması mümkün bulunmadığından,

davacı vekilinin bu yöndeki istemi kabul edilmemiştir.

26.12.2011 tarihli bilirkişi raporu Mahkememizce kabul

edilen kıstaslara, ilmi verilere ve yerleşmiş içtihatlara uygun bulunduğundan,

davacının maddi tazminat istemi ile ilgili olarak bu rapor doğrultusunda ve

davacının istemine bağlı kalınarak uygulama yapılmıştır.

Davacıya olay nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve

üzüntüyü kısmen de olsa giderebilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli,

tarihi, uğranılan zararın derecesi, davacının statüsü, sosyal durumu, paranın

alım gücü ve işletilecek yasal faiz göz önünde bulundurularak, davacıya uygun

miktarda ve olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte manevi

tazminat verilmesi kararlaştırılmıştır.”

12.

Bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 23/5/2012

tarihli ve E.2012/564, K.2012/574 sayılı kararıyla talebin süresinde

yapılmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddedilmiştir.

13.

Başvurucu 24/11/2012 tarihinde kayda giren dilekçesiyle bilirkişi tarafından

tespit edilen ve ıslah talebinin reddedilmesi nedeniyle mahrum kaldığı 41.301

TL maddi zararının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle

AYİM İkinci Dairesinde yeniden dava açmıştır.

14.

AYİM İkinci Dairesi 6/3/2013 tarihli ve E.2013/329, K.2013/283 sayılı kararıyla

davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“,,, davacı vekilinin 20.11.2012 tarihinde İstanbul Bölge

İdare Mahkemesinde, 28.11.2012 tarihinde de AYİM'de

kayda geçen dava dilekçesinin AYİM İkinci Dairesinin 16.01.2013 tarih ve Esas

No.:2013J47, Karar No.:2013/13 sayılı kararı ile reddedilmesini müteakip

öngörülen noksanların ikmali sonrasında 15.02.2013 tarihinde İstanbul Bölge

İdare Mahkemesinde, 21.02.2013 tarihinde de AYİM'de

kayda geçen dava dilekçesinde ilk davaya ilişkin yargılama safahatına

değindikten sonra davada fazlaya ilişkin hakları saklı tutulduğundan aradaki

farkı (61.301,00-20.000.00-41.301,00 TL) davalı idareden talep etme zorunluluğu

hasıl olduğunu, bilirkişi raporunun tebliğ edildiği 24.01.2012 tarihinden

itibaren 1 yıllık sürede bu davanın açıldığını, ek davanın süreden

reddedilmesinin AİHS'ne aykırı olup hak arama yollarının kapanmayacağına dair

AİHM kararları bulunduğunu belirterek 41.301,00 TL maddi tazminatın olay

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak

davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.

1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu hükümlerine

göre davanın süresinde açılıp açılmadığı ilk inceleme sırasında davanın esasına

girilmeden incelenecek hususlar arasında sayılmıştır. Dava açma süresi, kamu

düzeni ile ilgili olup hak düşürücü niteliktedir. Davanın her safhasında

dikkate alınması hukuk alanında tartışmasız kabul edilen bir zorunluluktur. Bu

nedenle davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir.

1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43/1

inci maddesi, "idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri

Yüksek idare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi

üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde

eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının

yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerini kısmen veya tamamen reddi

halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap

verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam

yargı davası açabilirler." hükmünü amirdir.

1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 43 üncü maddesinde idari eylemlerden doğan tam yargı

davasına ait dava açma süresi gösterilmiş ve bu sürelerin başlangıçları da

belirtilmiştir. Belirtilen bu başlangıç tarihlerinden itibaren işlemeye

başlayan dava açma süreleri içinde açılmayan davaların esastan incelenmesi

mümkün değildir. Zira dava açma süresi hak düşürücü bir süre olup sürenin

geçmesiyle dava hakkı ortadan kalkar ve Kanun yeni bir olanak tanımadıkça bu

hak bir daha kullanılamaz.

Dava açma süresi geçirildikten sonra açılan davaların

reddine karar verileceği, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun,

44/f ve 45/A maddelerinde belirtilmiştir.

Bu hükümler çerçevesinde davacının durumu

değerlendirildiğinde; 1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde açılan

davalarda bir yıllık ve idari başvurudan sonra altmışar günlük dava açma

süresinin işlediği, bu süreler geçirildikten sonra müddeabihin

miktarının değiştirilemeyeceğinin yine 1602 sayılı AYİM Kanununun 46/4 ncü maddesinin amir hükmü olduğu, kaldı ki Anayasa

Mahkemesinin 23 Aralık 2008 gün ve 27089 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan

12.06.2008 tarih 2004/103 E, 2008/121 sayılı kararıyla İdari Yargıda ıslah

kurumuna yer verilmemesi husususun Anayasaya aykırı olmadığına karar verildiği,

bu nedenle bir önceki yargılamada aynı yöndeki talebini ıslah olarak dile

getiren ve bu talebi Mahkemece gerekçeleriyle reddedilen davacı vekilinin aynı

talebi yeni bir ek dava şeklinde yineleyerek açtığı bu davada, bu talebinin

yasal süreler geçirildikten sonra yapıldığı, ilk dava dilekçesinde fazlaya ait

istemin saklı tutulmasının durumda bir değişiklik yaratmayacağı bu nedenle

davada süre aşımı bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

15.

Başvurucu tarafından bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulmuş, AYİM

Başsavcılığı 24/6/2013 tarihli görüşünde, 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına

eklenen cümle ile AYİM nezdinde açılan tam yargı davaları için de ıslah

imkânının getirildiğini ve 6459 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1602 sayılı

Kanun’a eklenen geçici 5. maddeyle de ıslah imkânının kanun yolu aşaması dâhil

derdest olan tüm davalarda uygulanacağının kural altına alındığı, bu nedenle

başvurucunun karar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

16.

AYİM İkinci Dairesi 11/9/2013 tarihli ve E.2013/1143, K.2013/949 sayılı

kararıyla ıslah hakkında yapılan kanuni düzenlemeyi tartışmaksızın karar

düzeltme isteminin reddine karar vermiştir.

17.

Karar, başvurucuya 3/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18.

Başvurucu 31/10/2013 tarihinde bireysel başvuru da bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

20.

1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinin (a) bendi şöyledir:

“Kesin işlem yapmaya

yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması,

değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış

olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu

müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde

cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddi üzerine dava açma

süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.”

21.

1602 sayılı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi

şöyledir:

“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma

süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı

süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.”

22.

1602 sayılı Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi

şöyledir:

“İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.”

23.

6459 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü

fıkrasına eklenen cümle şöyledir:

“Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen

miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye

kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve

miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere

karşı tarafa tebliğ edilir.”

24.

6459 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5. madde

şöyledir:

“Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 46 ncı maddesinin dördüncü

fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest

olan davalarda da uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

25.

Mahkemenin 7/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenerek

gereği düşünüldü:

a. Başvurucunun

İddiaları

26.

Başvurucu; 20.000 TL maddi tazminat istemesine rağmen bilirkişi tarafından çok

daha fazla maddi zararının olduğunun tespiti üzerine ıslah dilekçesiyle maddi

tazminat talebini artırdığını ancak ıslah müessesesinin bulunmadığı ve hak

düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle bu talebinin reddedildiğini,

cismani zararlardan dolayı uğranılan zararın miktarının açılan dava sırasında

tespit edildiğini, 11/4/2013 tarihinde yapılan kanun değişikliği ile 1602

sayılı Kanun'un 46. maddesinin son fıkrası değiştirilerek hâlen devam eden

davalarda ıslah hakkının uygulanmasının öngörüldüğünü, söz konusu kanun

değişikliği ile tam yargı davalarında süre ve usul kuralları gözetilmeksizin

nihai karar verilinceye kadar ıslah mümkün kılınmasına rağmen davanın süre

aşımı yönünden reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ve 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; 41.301 TL tazminatın zararının meydana geldiği

10/10/2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine

karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

a. Değerlendirme

27.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun şikâyetlerine bakıldığında başvurunun mahkemeye erişim hakkı

yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28.

Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir

2. Esas Yönünden

29.

Başvurucu, idari yargıda ıslah müessesi olmaması nedeniyle açtığı ilk davada bu

talebin reddedilmesi ve daha sonra bilirkişi raporu uyarınca açtığı ikinci

davanın ise süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30.

Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

51).

31. Mahkemeye erişim hakkı; bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi, mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir

şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin

mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan Şen, § 52) ya da kişinin bizatihi

mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebilir.

32. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda

tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye

ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir.

Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, §

34). Bu nedenle mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil

yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da

yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu

doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29;

Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09,

17/9/2013, § 21).

33. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan

sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu

açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere

aykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

34. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Ayrıca bu

sınırlamalar; Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik

Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de mahkemeye erişim

hakkının dayanağı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinde adil yargılanma hakkının sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş

olmasına rağmen bunun hiçbir surette mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı

anlamını taşımadığını; hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda

devletin birtakım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve

bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip

olduklarını kabul etmektedir. Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar

vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama

amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları

arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine

katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,

28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya,

B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36; Sabri

Güneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, § 56).

36. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların hakkın özünü zedeleyecek

şekilde kısıtlanmaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve

başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38).

37. Dava açılması konusundaki kısıtlamalar, kural olarak

mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Bu kısıtlamalar, süre ve benzeri

birtakım usule ilişkin şartlar öngörülerek doğrudan doğruya olabileceği gibi

mahkeme önünde devam eden bir davanın taraflarının, dava konusu hak veya

menfaate yönelik tasarruflarının sınırlandırılması şeklinde de tezahür

edebilir. Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin talep

miktarının, yargılama safahatı kapsamında arttırılamaması nedeniyle alacağın

belirli bir kısmına erişilememiş olması da belirtilen anlamda dava açılması ile

ilgili bir kısıtlama olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi

gerekli olan bir konudur.

38. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi ve

benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması

da 30/4/2013 tarihi öncesinde 1602 sayılı Kanun gereği mümkün değildir. Buna

göre hak kaybına uğramaması bakımından davacı tarafın dava devam ederken talep

sonucunu ıslah etme ihtiyacının doğması kaçınılmazdır.

39.

Diğer taraftan 1602 sayılı Kanun'da 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren ve 6459

sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava dilekçesinde

belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil yürürlük tarihinde derdest olan

davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin artırılmasına

olanak tanınmıştır. Buna göre mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmak

suretiyle verilen kararlara taraflardan birinin kanun yoluna başvurmuş olması

şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemek

suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsus

olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür.

40.

Başvuru konusu olayda başvurucu 10/10/2008 tarihinde meydana gelen kazada

yaralanmış, yaralanma neticesinde oluştuğunu ileri sürdüğü 20.000 TL maddi

350.000 TL manevi olmak üzere toplam 370.000 TL tazminatın yasal faiziyle

birlikte ödenmesi istemiyle AYİM’de dava açmıştır.

AYİM maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırmış, bilirkişi

raporuna göre başvurucunun uğradığı maddi zarar daha önce ödenen nakdi tazminat

tutarının düşülmesinden sonra 61.301 TL olarak belirlenmiş, bilirkişi raporu

24/1/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu bu rapor üzerine

tazminat talebini ıslah ederek maddi tazminat istemini 61.301 TL’ye yükseltmiş,

manevi tazminat talebini ise 308.699 TL’ye indirmiştir. AYİM 15/2/2012 tarihli

kararı ile 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca iddia

ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan bahisle

ıslah talebini reddetmiş, maddi tazminat talebiyle bağlı kalarak 20.000 TL maddi

tazminatın ve takdiren 14.000 TL manevi tazminatın

olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya

ödenmesine karar vermiş, bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebini ise

süresinde yapılmadığı gerekçesiyle 23/5/2012 tarihli kararı ile süre aşımı

yönünden reddetmiştir.

41.

Diğer taraftan başvurucu, bilirkişi raporunun kendisine tebliğinden itibaren

bir yıl içinde ve 24/11/2012 tarihinde kayda giren dilekçesiyle bilirkişi

tarafından tespit edilen ve ıslah talebinin reddedilmesi nedeniyle mahrum

kaldığı 41.301 TL maddi zararının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar

verilmesi istemiyle yeni bir dava açmıştır. AYİM; tam yargı davalarında bir

yıllık ve idari başvurudan sonra altmışar günlük dava açma süresinin

bulunduğunu, bu süreler geçirildikten sonra müddeabihin

miktarının değiştirilemeyeceğinin 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin amir

hükmü olduğunu, kaldı ki Anayasa Mahkemesince idari yargıda ıslah kurumuna yer

verilmemesi husususun Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verildiğini, bu

nedenle bir önceki yargılamada aynı yöndeki talebini ıslah olarak dile getiren

ve bu talebi Mahkemece gerekçeleriyle reddedilen başvurucunun aynı talebi yeni

bir ek dava şeklinde yineleyerek açtığı bu davada süre aşımı bulunduğunu

belirterek davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir.

42.

Bu karara yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine Başsavcılık tarafından

hazırlanan görüşte ise 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un

1. maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen

cümle ile AYİM nezdinde açılan tam yargı davaları için de ıslah imkânının

getirildiğini ve 6459 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle 1602 sayılı Kanuna eklenen

geçici 5. maddeyle de ıslah imkânının kanun yolu aşaması dâhil derdest olan tüm

davalarda uygulanacağının kural altına alındığını, bu nedenle başvurucunun

karar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de

AYİM İkinci Dairesi, karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir.

43.

Adil yargılanma hakkı, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından

biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına

alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki eylem, işlem ve kuralların sürekli dava

tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar ve

hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ile

hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir denge

gözetilmelidir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012). 6459 sayılı Kanun ile

yapılan değişiklikten önce 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü

fırkasındaki düzenleme ile askerî idare aleyhine açılan davaların ve bu davalar

kapsamında sunulan taleplerin disipline edilmesinin hedeflendiği, daha ciddi

takip edilmesi sağlanarak davaların sürüncemede kalması ve belirsizliklerin

önlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü

fıkrasındaki davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması

bağlamında değerlendirilebilecek bu amaçların meşru olduğu açıktır (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,

23/7/2014, § 41).

44.

Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan

asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiye

dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu çerçevede hakkın

kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veya

ortadan kaldıran sınırlamaların hakkın özüne dokunduğu kabul edilmelidir (AYM,

E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003). Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve

özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa

Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın

sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik,

sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına

işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması

ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini işaret eden oranlılık

unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).

45.

Bu noktada belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp

yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve mahkemeye erişim hakkının

ihlaline yol açtığı iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında

bireye düşen fedakârlığın ağırlığının dikkate alınması ve gözetilen kamusal

yararın gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir

dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa’nın 13.

maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, mahkemeye erişim hakkının

sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır (İbrahim

Can Kişi,§

43).

46.

Somut başvuruya konu yargılamada ıslaha yönelik talep hakkı kısıtlanan

başvurucu, bilirkişi tarafından hesaplanan 61.301 TL maddi zararının ancak

20.000 TL’lik kısmını tazmin edebilmiştir. Bu şekilde tazminat alacağının kayda

değer bir kısmından mahrum kalan başvurucunun, katlanmak zorunda kaldığı

külfetin, hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu; dolayısıyla müdahalenin

ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

47.

Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

48.

Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğini belirterek 41.301 TL

tazminatın, zararının meydana geldiği tarihten itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

49.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

50.

Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde adil yargılanma kapsamında bulunan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir. İhlalin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan, kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

AYİM İkinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

51.

Başvurucu tarafından uğradığı zararın tazmini talebinde bulunulmuş olup mevcut

başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş ve yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmiş olduğundan bu aşamada tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

52.

198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin

mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere AYİM İkinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat

taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/1/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Bahadır UÇAR Vekili : Av. İbrahim EVCİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8045, 7 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36; Sabri
  13. A. Mahkemeye erişim hakkının
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  15. C. Kararın bir örneğinin
  16. D. Başvurucunun tazminat
  17. E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8045
Tarih
7 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Sadettin Tiryaki ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4623)
  • Selin Mirkelam Başvurusu (B. No: 2013/7472)
  • Zafer Dinç Başvurusu (B. No: 2013/9100)
  • Adnan Altın Başvurusu (B. No: 2013/9748)
  • Sahibe Çelik ve Necla Çelik Başvurusu (B. No: 2013/4899)
  • Mehmet Çelikkıran Başvurusu (B. No: 2013/9648)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.