İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sahibe Çelik ve Necla Çelik Başvurusu (B. No: 2013/4899)

1. Başvurular, terör örgütü

Başvuru No2013/4899Tarih20 Ocak 2016Okuma26 dk · 5.229 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Sahibe Çelik Ve Necla Çelik Başvurusu

Karar tarihi
20 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/4899
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.229 kelime·26 dk okuma·30 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurular, terör örgütü

üyeleri tarafından başvurucuların hısımlarına zarar verildiği dikkate

alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruların

reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma haklarıyla mülkiyet

haklarının; ret işlemlerine karşı açılan davalara ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 5/7/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm ve İkinci

Bölüm Komisyonlarınca başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar

verilmiştir.

4. Birinci Bölüm ve İkinci

Bölüm Komisyonlarınca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümler

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanları tarafından

muhtelif tarihlerde, başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve

olgular Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir

örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

7. Anayasa Mahkemesi tarafından

2013/4905 başvuru numaralı dosyanın konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2013/4899 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin

2013/4899 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve

2013/4905 numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formları ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, terör örgütü

mensupları ile güvenlik güçleri arasında 7/5/1992 tarihinde çıkan çatışmada

hısımları M.Sa.Ç.nin öldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını, 22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmada

Al.Ç.nin yaralandığını, M.Şe.Ç.nin

22/4/1994 tarihinde yaralandığını ve eşyaları ile birlikte meskeninin hasar

gördüğünü, Ad.Ç., M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.nin

meskenlerinin zarara uğradığını beyan etmişler ve bu özel durumlarından

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk etmek zorunda

kaldıklarını iddia etmişlerdir.

10. Başvurucular, ekli tablonun

D sütununda belirtilen tarihlerde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren

zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna

(Komisyon) başvurmuşlardır.

11. Ekli tablonun E sütununda

tarih ve sayıları belirtilen Komisyon kararlarında, terör olayları sonucu

oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan başvurularda dosyalarda yer

alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Gürgenli

köyünün boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından,

anılan köyde 1990 yılında 983 kişi, 1997 yılında 692 kişi, 2000 yılında 843

kişi yaşadığından bahisle taleplerin reddine karar verilmiştir.

12. Belirtilen ret işlemleri

aleyhine ekli tablonun F sütununda belirtilen tarihlerde başvurucular

tarafından açılan iptal davalarında, ekli tablonun G sütununda tarihleri

gösterilen Batman İdare Mahkemesi kararları ile Gürgenli

köyünün 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, Gürgenli

köyüne bağlı Güvenç, Topluca ve Yuvalıçay

mezralarının 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, 1987 ile 2000

yılları arasında Gürgenli köyünde geçici köy korucusu

ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu,

korucu aileleri haricinde köyde 152 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990

yılında 983, 1997 yılında 692, 2000 yılında 843 kişi olduğu; 1990 ile 2000

yılları arasında köyde muhtarlık seçimlerinin, 2000 yılı sonrasında da

seçimlerin düzenli olarak yapıldığı; Gürgenli

İlköğretim Okulunun güvenlik nedeniyle kapanan okullar arasında yer almadığı, Gürgenli köyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da

olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen

boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının

yaşanmamış olması ve başvuruculara yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece

karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davaların reddine

hükmedilmiştir.

13. Başvurucuların temyizi

üzerine ekli tablonun H sütununda gösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesinin ilamları ile kararların usul ve hukuka

uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararların

bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına karar

verilmiştir.

14. Onama kararları

başvuruculara tebliğ edilmiş ve başvurucular 5/7/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,

4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve

2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay

Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,

Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733

sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679,

K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).

16. 5233 sayılı Kanun’un

25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Yaralanma, engelli

hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı

ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı

katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü

kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit

edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına

kadar,

c) Çalışma gücü

kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit

edilenlere yirmibeş katından kırksekiz

katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü

kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit

edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki

katı tutarına kadar,

e) Ölenlerin

mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e)

bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk

Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 20/1/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucuların 2013/4899 numaralı bireysel

başvuruları incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

18. Başvurucular; 5233 sayılı

Kanun kapsamında yaptıkları taleplerin ve akabinde açtıkları davaların

reddedildiğini, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köylerinin boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca hısımları M.Şe.Ç.nin yaralanmasına ve

eşyaları ile birlikte meskeninin hasar görmesine, Ad.Ç.,

M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zarara

uğramasına, terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkan

çatışmalarda hısımları M.Sa.Ç.nin öldürülmesine,

N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.nin

yaralanmasına dair özel durumları dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış

olduğu soyut gerekçesine ve şahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya da

saldırısının bulunmamasına dayanılarak, sundukları belgeler

değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını ve

bu belgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendilerine savunma yapma imkânı

tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmişlerdir.

19. Başvurucular ayrıca yerleşim

yerleri olan Yuvalıçay mezrasının Aydınlık köyüne

bağlı bir mezra iken 2001 yılında Gürgenli köyüne

bağlandığını, dolayısıyla maddi gerçeğin tespiti açısından yargılama konusuna

neden olan olayların yoğun olarak yaşandığı dönemdeki köyün hukuki durumu

dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken hatalı şekilde 2001 yılından

sonraki hukuki durumun dikkate alınarak belge düzenlendiği ve yargılama

mercilerinin bu belgelere dayanarak hatalı karar verdiklerini, bu

şikâyetlerinin hiçbir aşamada değerlendirilmediğini, bu hâli ile yapılan

değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığını, sundukları belgeler dikkate

alınmadan idarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren Mahkemenin

tarafsız olmadığını, önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvuruda

bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiği hâlde

yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak

davalarının reddine karar verildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebep

bulunmamasına rağmen şahıslarına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak

ayrımcılığa maruz kaldıklarını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet haklarından yoksun

kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle

zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yazmayan bir nedene

dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca taleplerinin reddedildiğini,

yaptıkları başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125.

ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler ve

maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

20. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde başvurucuların, 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının

tazmini amacıyla açtıkları davaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7.,

10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

21. Başvurucular 7/5/1992

tarihinde terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada

hısımları M.Sa.Ç.nin öldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını, 22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmada

ise Al.Ç.nin yaralandığını beyan etmişlerdir.

Başvurucuların 7/7/2015 tarihli dilekçelerinde ileri sürdükleri bu iddialarının

başvuru formunda sunulanlardan farklı olduğu ve sonraki dilekçelerde ihlal

iddialarına ilişkin vakıaların genişletildiği anlaşılmıştır. Her ne kadar

başvurucular, başvuru formlarında hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş iseler de hısımları M.Sa.Ç.nin

öldürülmesi, N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.nin

yaralanması vakıalarının olgusal temellerine işaret dahi etmedikleri tespit

edildiğinden 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer

alan açık hüküm karşısında bu iddiaların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesine olanak bulunmamaktadır.

22. Ayrıca başvurucular,

Mahkemece verilen ret kararları neticesinde idarenin can ve mal güvenliğini

sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz kaldıkları mülkiyet

hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim sağlanması imkânının

kendilerine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Anılan ihlal iddiaları,

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlali

iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak

değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

Başvurucuların diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucular, 5233 sayılı

Kanun kapsamında yaptıkları giderim taleplerinin mukim oldukları köyün tamamen

boşaltılmamış olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı

yerleşim yerinden başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi

yönünde karar verdiğini ve yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma

ve inceleme yapılmayarak davalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul

ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar

alındığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

24. 5233 sayılı

Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat taleplerinin reddedilmesi

nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha önce bireysel başvuruya konu

olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi

bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarını temellendirecek herhangi

bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No:

2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit

Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

25. Somut başvurular açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın hangi temele

dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddiaları

temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

26. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

27. Başvurucular, idare tarafından

sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin

tarafsız olmadığını iddia etmişlerdir.

28. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda, benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu

yargılamalarda hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak

şekilde yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve

taraflı bir tutumu, kişisel bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir

taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı

anlaşıldığından başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,

§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

29. Somut başvurular açısından

hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu

saptanmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmamaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların tarafsız mahkemede yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucular sundukları

bilgi, belge, deliller dikkate alınmaksızın, sadece idare tarafından sunulan ve

kendilerine tebliğ edilmeyen belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri

tarafından davalarının reddine karar verildiğini belirtmiş; bu nedenle

çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

32. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin

ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu tazminat

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı

noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi

kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden

yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelen tahkikat

sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk

Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve

içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu

tespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep

dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve

savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz

edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular

tarafından sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine

ilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede

başvuru dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek

usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit

Tekin, §§ 70-72).

33. Somut başvurularda, yukarıda

değinilen ilkeler ışığında yapılan incelemelerde başvurucuların usule ilişkin

bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve başvurucular açısından farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiği iddialarının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

35. Başvurucular, 5233 sayılı

Kanun kapsamında ileri sürdükleri giderim taleplerinin değerlendirilmesi

hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

36. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve

yargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda

sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul

sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

37. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

38. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyona

başvuru tarihleri (bkz. ekli tablonun D sütunu) ile nihai karar tarihleri (bkz.

ekli tablonun H sütunu) arasında geçen ve ekli tablonun I sütununda her bir

başvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama sürelerinde, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu

otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin

olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından

yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

39. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul süreyi aştığını

ileri sürdükleri yargılamaların uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iv. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

başvuruların ekli tablonun C sütununda yakınlık derecesi belirtilen hısımları M.Şe.Ç.nin 22/4/1994 tarihinde yaralanması ve eşyaları ile

birlikte meskeninin hasar görmesi, Ad.Ç., M.E.Ç.,

N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zarara uğraması

noktasındaki özel durumları dikkate alınmaksızın, Mahkemece mukim oldukları

köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete

uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

41. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak

ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

42. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki

ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

bulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

43. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde, temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

44. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

45. Başvurucuların, ekli tablonun C sütununda yakınlık

derecesi belirtilen hısımlarının terör örgütü mensuplarınca yaralanmasından,

meskenleri ve eşyalarına zarar verilmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla

köylerini terk ettikleri ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdükleri ve belirtilen vakıaya

ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını Derece Mahkemelerine ibraz ederek

yerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk

ettikleri noktasındaki özel durumlarının dikkate alınmasını talep ettikleri

anlaşılmaktadır.

46. Anayasa’nın 148.

maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan hükümler

gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların başvuruya konu ettiği kamu

gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya kişisel olarak doğrudan

etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur arasında şahsi ve özel

bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95, 25/12/2012, § 21).

47. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

48. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş

ve kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan

olay sonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise

sebebiyle başvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil

eden özel bağ ve algının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamada

bulunulması gerekmektedir.

49. Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihli yazıları ile

başvuruculardan, başvuru formlarında ileri sürülen iddialarını ispat etmeye

yönelik hısımları olduğu beyan edilen ve mağdur oldukları iddia edilen kişiler

ile aralarında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri Mahkemeye

sunmaları istenmiştir.

50. Başvurucular 7/7/2015 tarihli dilekçeleri ile zarar

gördüğü belirtilen kişilerden S.Ç. hakkında herhangi bilgi yahut beyan sunmamış,

diğer kişiler ile aralarındaki hısımlık derecelerini ve buna ilişkin nüfus

kayıtlarını sunmanın ya da hısım olduklarını belirtmenin dışında başkaca bir

husus beyan etmemişlerdir.

51. Bu çerçevede başvurucuların aralarında kayın hısımlığı

bulunan kişilerin yaralanması, meskenleri ve eşyalarına zarar verilmesi

iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından başvuruculara yazılan

müzekkerelere cevap olarak başvurucuların bu kişiler ile aralarındaki akrabalık

ilişkisine değinmekle yetindikleri, aralarındaki ilişkide özel bağ bulunduğuna

dair herhangi bir bilgi veya belge sunmadıkları gibi herhangi bir beyanda da

bulunmadıkları, akrabalarının başına geldiği iddia edilen olay neticesinde

başvurucularda oluşan algı, bu algının oluşmasına temel teşkil eden özel

nedenler ve algının yoğunluğu konusunda başvurucuların yeterince açıklıkta

beyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit karşısında başvurucuların

taleplerinin, 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

yerleşim yerlerini terk edip etmedikleri noktasında nesnel ölçütten farklı bir

karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı

anlaşılmaktadır.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri

sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvuruların bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Başvurucular, yerleşim

yerleri olan Yuvalıçay mezrasının 2001 yılına kadar

Aydınlık köyüne bağlı olduğunu ve 30/10/2001 tarihinde Gürgenli

köyüne bağlandığını, dolayısıyla Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

husus olması hasebiyle yargılama konusuna neden olan olayların yoğun olarak

yaşandığı dönemdeki hukuki durumları dikkate alınarak belge düzenlenmesi ve

karar verilmesi gerekirken bu şikâyetlerinin hiçbir aşamada

değerlendirilmeyerek karar verildiğini iddia etmişlerdir.

55. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

56. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

57. Sözleşme’nin 6. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

58. Gerekçeli karar hakkı, adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi

ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

59. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil

yargılanma hakları güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan

hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer

temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda

Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak

yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat

Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

60. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber

bu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı

şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi,

B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

61. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan,

B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk

derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz

başvurularıyla başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik

somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri

tarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın

uygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman, B. No: 2014/2388,

4/11/2014, § 37).

62. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı

mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe gösterme

yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayın

içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:

134/1996/753/952, 19/2/1998, § 42).

63. Bir mahkeme kararının

gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,

kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını

ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir.

Tarafların hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetimini yapabilmeleri için ortada

usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda

verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta gösteren bir gerekçe bölümünün

bulunması zorunludur (Nurten Esen,

B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).

64. Somut olaylarda

başvurucular, yerleşim yerleri olan Yuvalıçay

mezrasının 2001 yılına kadar Aydınlık köyüne bağlı bir mezra olduğunu ve 2001

yılında Gürgenli köyüne bağlandığını, dolayısıyla

somut gerçeği yansıtması açısından yargılama konusuna neden olan olayların

yoğun olarak yaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasının

hukuki durumunun dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken hatalı şekilde

2001 yılından sonraki hukuki durumun dikkate alınarak belge düzenlendiği ve bu

belgelere dayanarak yargılama mercilerinin karar verdiğini iddia etmişlerdir.

65. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvuruların, Yuvalıçay mezrasının Gürgenli köyüne bağlı olduğu kabul edilerek Komisyon

kararlarında (bkz. § 11) değerlendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir.

66. İdare Mahkemesi kararlarında

(bkz. § 12) Batman İl Jandarma Komutanlığının 25/3/2011 tarihli Batman

Valiliğine hitaben yazılan boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısında, Gürgenli köyünün 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen

boşaldığının, Gürgenli köyüne bağlı Yuvalıçay mezrasının ise 1991 ile 1995 yılları arasında

kısmen boşaldığının ifade edildiği belirtilerek bu husus ve Gürgenli

köyüne ilişkin çeşitli kurumlardan toplanan belgeler dikkate alınarak Gürgenli köyünde geçici köy korucusu ve gönüllü köy

korucusu görevlendirilmesi ve koruculuk sisteminin bulunması, Gürgenli köyü nüfus verileri, muhtarlık seçimleri, Gürgenli İlköğretim Okulunun güvenlik nedeniyle kapanan

okullar arasında yer almaması gerekçelerine dayanılarak davaların reddine karar

verilmiş; kanun yolu mercilerince de İlk Derece Mahkemesi kararları onanmıştır

(bkz. § 13).

67. Batman İl Jandarma

Komutanlığının yukarıdaki paragrafta anılan yazısı ekindeki tablonun

incelenmesi neticesinde Yuvalıçay mezrasının Gürgenli köyüne bağlı gösterildiği, Gürgenli

köyü ve bu köye bağlı olan Güvenç, Topluca, Yuvalıçay

mezralarının 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığının belirtildiği

tespit edilmiştir. Aynı belgelerden Aydınlık köyüne ilişkin kayıtların

incelenmesinden köy ve bu köye bağlı olarak gösterilen Anta,

Havrik, Yeniçakmak

mezralarının 1995 ile 2002 yılları arasında tamamen boşaltıldığının, Cirik mezrasının 1994 yılında ve Dodika

mezrasının 1995 yılında tamamen boşaltılmış olup mezraya dönüş yapılmadığının; Gazamusa, Göçbeyli, Keta

mezralarında boşalma olmadığının beyan edildiği anlaşılmaktadır.

68. Başvuru formlarının

eklerinin incelenmesi neticesinde Sason Cumhuriyet Savcılığının 8/8/1994

tarihli ve Hazırlık No: 1994/32, Takipsizlik Karar No: 1994/17 sayılı

görevsizlik kararında “Aydınlık köyü Yuvalıçay mezrasında” yaşanan olaylara ilişkin

tespitlere yer verildiği, M.Şe.Ç.nin hasar tespiti

istemi üzerine düzenlenen tespit tutanağında Sason Sulh Hukuk Mahkemesinin

6/7/1995 tarihli ve 1994/5 Değişik İş sayılı kararında hasar tespiti

incelemesinde “Sason ilçesi Aydınlık köyü Yuvalıçay (Cılkas) mezrasında

açık tespite başlandığı”nın

belirtildiği; jandarma astsubay kıdemli çavuş, jandarma astsubay çavuş ve

jandarma onbaşı rütbelerini haiz üç görevli tarafından düzenlenen 27/11/1993

tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlık

köyü Cılkas mezrasına” bir grup teröristin

saldırıda bulunduğunun belirtildiği; jandarma astsubay üstçavuş, uzman jandarma

I. kademeli çavuş ve uzman jandarma I. kademeli çavuş rütbelerini haiz üç

görevli tarafından düzenlenen 13/3/1995 tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlık köyü Cılkaz (Yuvalıçay) mezrasında” meydana gelen terör

olaylarına yer verildiği tespit edilmiştir.

69. Başvurucular yerleşim

yerleri olan Yuvalıçay mezrasının hukuki durumunda

meydana gelen değişiklik hakkındaki iddialarını Derece Mahkemeleri önünde ileri

sürmüş iseler de kararların gerekçesinden (bkz. § 12) iddialarının tam olarak

karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolu merciince de anılan konu hakkında

değerlendirme yapılmamıştır (bkz. § 13). Başvurucuların anılan şikâyetlerini

yargılama aşamalarında ileri sürdükleri fakat varılacak sonuç bakımından önem

arz edebilecek bu husus hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmaması,

Mahkeme kararlarında dayanılan belgeler ile dosya kapsamındaki mevcut diğer

bilgi ve belgeler dikkate alındığında olayların yaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasının bağlı bulunduğu köy hakkındaki çelişki

giderilmeksizin hüküm kurulması nedenleriyle kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediği sonucuna varılmıştır.

70. Başvurucuların yerleşim yeri

olan Yuvalıçay mezrasının bağlı olduğu köy konusunda,

olayların yaşandığı dönemlerde ve olaylardan sonraki tarihte birtakım kurumlar

tarafından düzenlenen belgeler dikkate alınarak başvurucuların iddiaları

hakkında değerlendirmelerde bulunulması gerekirken başvurucuların yerleşim

yerinin Gürgenli köyüne bağlı olduğu kabulünden

hareketle anılan köye ilişkin kayıtlar doğrudan esas alınarak davaların reddine

karar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğini ortaya koymaktadır.

71. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamındaki gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

72. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

73. Başvurucular, başvuru

formlarında belirtikleri maddi tazminat miktarlarının ödenmesi talebinde

bulunmuşlardır.

74. Mevcut başvurularda

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

75. Gerekçeli karar hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki

yarar bulunduğundan ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

76. Anayasa Mahkemesinin maddi

tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar

ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu

konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucuların adli yardım

talepleri kabul edildiği ve ihlal kararı verildiği için yargılama giderlerinin

Maliye Hazinesi üzerinde bırakılmasına, 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Adli yardım taleplerinin

KABULÜNE,

B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Çelişmeli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin

gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat

taleplerinin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden

oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/1/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur ODUNCU

Başvurucular

:

Sahibe ÇELİK ve Necla ÇELİK

Vekilleri

:

Av. Saim BOZKURT

2

1

Sıra

2013/4905

2013/4899

Başvuru Numarası

A

Necla ÇELİK

Sahibe ÇELİK

Başvurucu

ve

T.C.

Kimlik No

B

N.Ç., M.Şe.Ç.

ve Ad.Ç.’nin amcasının oğlunun eşi, M.E.Ç.’nin yeğeninin eşi

N.Ç., M.Şe.Ç.

ve Ad.Ç.’nin amcasının oğlunun eşi, M.E.Ç.’nin yeğeninin eşi

Mağdur

ile Yakınlık Derecesi

C

3/1/2006

8. 453

3/1/2006

8. 446

Komisyona

Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt Numarası

D

6/7/2011

2011/1-1497

7/7/2011

2011/1-1509

Komisyon

Karar Tarihi ve Numarası

E

12/9/2011

12/9/2011

Dava Tarihi

F

22/2/2012

22/2/2012

Yerel

Mahkeme Karar Tarihi

G

25/12/2012

25/12/2012

Temyiz

Yolu Karar Tarihi

H

6 yıl 11 ay

6 yıl 11 ay

İdari ve

Yargısal Süreçte Geçen Toplam Süre

I

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4899, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. I. kademeli çavuş ve uzman jandarma I. kademeli çavuş rütbelerini haiz üç
  16. A. Adli yardım taleplerinin
  17. B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal
  18. C. Anayasa'nın 36. maddesinde
  19. D. Kararın bir örneğinin
  20. E. Başvurucuların tazminat
  21. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden
  22. G. Ödemelerin, kararın
  23. H. Kararın bir örneğinin Adalet
  24. A
  25. B
  26. C
  27. D
  28. E
  29. F
  30. G
  31. H
  32. I
  33. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4899
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Çelikkıran Başvurusu (B. No: 2013/9648)
  • Orhan Çaçan Başvurusu (B. No: 2013/6797)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/3496
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/5444)
  • Şeref Yıldız ve Burak Günay Başvurusu (B. No: 2013/6216)
  • Erler Yapı Malzeme A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/5019)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.