İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erler Yapı Malzeme A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/5019)

1. Başvuru

Başvuru No2013/5019Tarih7 Ocak 2016Okuma22 dk · 4.469 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Erler Yapı Malzeme A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
7 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/5019
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.469 kelime·22 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru

15/1/2004 tarihinde Ankara 8. Ticaret Mahkemesinde açılan menfi tespit ve

alacak davası ile aynı tarihte açılan ve ilk davayla birleşen maddi ve manevi

tazminat istemli davada makul sürede yargılama yapılmadığı, davaların bilirkişi

ücretinin verilen kesin süre içinde yatırılmaması nedeniyle reddedildiği, tanık

ve yemin delillerinin kullanılması hakkı verilmediği, delillerin

değerlendirilmesinde keyfî davranılarak yerleşik içtihatlara ve kanun önünde

eşitlik ilkesine aykırı olarak karar tesis edilmesi nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru

8/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm

Başkanı tarafından 16/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 16/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

6. Başvurucu,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 8/1/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucu

15/1/2004 tarihinde Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı menfi tespit

ve alacak davasında, davalı taraf ile 23/5/2002 tarihinde akdettikleri eser

sözleşmesinden doğan sorumlulukların davalı tarafça yerine getirilmemesi

nedeniyle uğradığı zararların giderilmesini talep etmiş; dava, Mahkemenin

E.2004/77 sayısına kaydedilmiştir.

9. Başvurucu

açtığı davaya ilişkin Mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde iddialarına dayanak

olarak hukuki deliller başlığı altında “TTK,BK,HUMK ve ilgili mevzuat” ifadelerine ve

maddi deliller başlığı altında ise “İcra

dosyaları, dava dosyaları, sözleşme, ihtarnameler, tarafların ticari

defterleri, faturalar, Teknik üniversiteden alınan raporlar, şahit, bilirkişi

incelemesi ve her türlü yasal deliller.” ifadelerine yer vermiştir.

10. Başvurucu,

bu dava ile birlikte aynı tarihte Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde bir

kısım başka davalılar aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmış; diğer

davadaki iddialarını tekrar edip ilaveten kendisi aleyhine anlaşmalı

alacaklılar vasıtasıyla icra takibi yapıldığını, bunun sonucunda banka

hesaplarına haciz konulduğunu oysa yapılan icra takiplerinin haksız ve temelsiz

olduğunu ileri sürmüş; lehine tazminata hükmedilmesini talep etmiş; dava,

Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2004/50 sayısına kaydedilmiştir.

11. Yargılamanın

ilerleyen aşamalarında Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan

E.2004/50 sayılı dava dosyası, Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2004/77

sayılı dava dosyası ile birleştirilmiş; böylece yargılamaya devam olunmuştur.

12. Yargılama

sürerken başvurucu 5/7/2004 havale tarihli dilekçesi ile Ankara 8. Asliye

Ticaret Mahkemesine (Mahkeme) on iki başlıktan oluşan bir delil listesi

sunmuştur. Listenin on birinci maddesinin başlığı “11-Tanık –İsim ve adresleri bilahare bildirilecektir.” şeklindedir.

13. Davanın

ilerleyen aşamalarında alınan bilirkişi raporu ve ek rapor, bankalar ile

yapılan yazışmalar ve başvurucunun sunduğu belgeler üzerine iddia ve cevapların

değerlendirilmesi amacıyla Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 6/10/2010 tarihli

ara kararı ile yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiş,

bilirkişi heyetinin kimlerden oluşacağını ve ücretlerini belirlemiş, bilirkişi

ücretlerinin yatırılması için başvurucuya on günlük süre vermiştir.

14. Bir

sonraki 26/1/2011 tarihli oturumda başvurucunun bilirkişi ücretini yatırmamış

olması nedeniyle dosyanın bilirkişiye tevdi edilemediği görülmüş, Mahkemece

başvurucuya bilirkişi ücretinin yatırılması amacıyla otuz gün kesin süre

verilmiş, bu süre içinde ücret yatırılmadığı takdirde bilirkişi incelemesi

yaptırmaktan vazgeçmiş sayılacağı hususu kendisine hatırlatılmıştır.

15. Ancak

başvurucu, bilirkişi ücretini verilen kesin süre geçtikten sonra 7/3/2011

tarihinde yatırmış; bu gecikmeden dolayı dosya, Mahkemece bilirkişiye tevdi

edilmemiştir.

16. Yargılama

sonunda Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 23/3/2011 tarihli ve E.2004/77,

K.2011/164 sayılı kararında “… Mahkemece

yapılan inceleme ve tüm dosya kapsamına göre … taraflar arasında ödemeler

konusunda çekişme bulunduğu, davalı yüklenici tarafça yapılan işin miktarı,

davacı iş sahibi tarafından da yapılan ödemelerin miktarı kanıtlandıktan sonra

tarafların borç ve alacak durumlarının değerlendirilebileceği, alınan ilk

raporda da bu durumun belirtildiği, ilk rapordan sonra çekler ile ilgili

yapılan yazışmalar sonrasında iddianın kanıtlanması ve yazışma yanıtları ve

belgelerin değerlendirilmesi için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması

gerektiği, bu hususta ara kararı oluşturulduğu, verilen kesin süre içerisinde

bilirkişi ücreti yatırılmadığından kanıtlanamayan asıl davanın reddine,…” gerekçesiyle

birleşen davalardan asıl dava olan menfi tespit ve alacak davasını

reddetmiştir.

17. Temyiz

incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesinin kararı, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin

21/5/2012 tarihli ve E.2011/6017, K.2012/3679 sayılı ilamı ile onanmış; aynı

Daireye yapılan karar düzeltme istemi de 17/4/2013 tarihli ve E.2012/6232,

K.2013/2685 sayılı ilam ile reddedilmiştir.

18. Karar

düzeltme isteminin reddine ilişkin ilam, başvurucuya 7/6/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu

8/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

20.

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı

30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür."

21. 18/6/1927

tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 163. maddesi

şöyledir:

“Kanunun tayin ettiği müddetler katidir. Bu müddetlerde

yapılması lazım olan muamele yapılmazsa o hak sakıt olur. Hakim

tayin ettiği müddetin kati olduğuna da karar verebilir. Aksi takdirde tayin

olunan müddeti geçirmiş olan taraf yenisini istiyebilir.

Bu suretle verilecek müddet katidir. Bir daha verilemez.”

22.

6100 sayılı Kanun’un “Kesin süre” kenar

başlıklı 94. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(2) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar

verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre

isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre

verilemez.

(3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde

yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.”

23. 1086

sayılı mülga Kanun’un 414. maddesi şöyledir:

“İki taraftan her biri istimaını

talep eylediği şahit ve ehlihibrenin veya talebine mebni icra kılınacak keşif

ve sair muamelenin masrafını tediyeye ve buna kifayet edecek meblağı mahkeme

veznesine tevdie mecburdur. Hakim tarafından tayin

olunan müddet içinde masrafı vermeyen taraf talebinden sarfınazar etmiş

addolunur.”

24. 6100

sayılı Kanun’un “Delil ikamesi için avans” kenar

başlıklı 324. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için

mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır.

Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı

yarıya avans olarak öderler.

(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine

getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin

ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.”

25.

1086 sayılı mülga Kanun’un 179. maddesi şöyledir:

“Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

…

3. Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra

numarası altında açık özetleri ve delillerinin nelerden ibaret olduğu, …”

26.

6100 sayılı Kanun’un “Dava dilekçesinin

içeriği” kenar başlıklı 119. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Dava

dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

…

f) İddia edilen her

bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin

7/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu;

15/1/2004 tarihinde Ankara 8. Ticaret Mahkemesinde açtığı menfi tespit ve

alacak davası ile aynı tarihte açtığı ve ilk davayla birleşen maddi ve manevi

tazminat istemli davada makul sürede yargılama yapılmadığını, dava dosyasında

başkaca deliller bulunmasına rağmen verilen kesin sürede bilirkişi ücretini

yatırmaması nedeniyle bilirkişiye dosyanın tevdi edilemediğini oysa bilirkişi

ücretini kesin süre geçtikten sonra ancak bir sonraki celse tarihinden önce

yatırdığını buna karşın Mahkemece bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçtiği

kabulü üzerinden davanın reddine hükmedildiğini, yine Mahkemece tanık ve yemin

delillerinin kullanılmasına fırsat verilmediğini, delillerin

değerlendirilmesinde keyfî davranılarak yerleşik içtihatlara ve kanun önünde

eşitlik ilkesine aykırı olarak karar tesisinin gerekçeli olmadığını belirtmiş;

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesini ve makul sürede yargılama yapılmadığı için

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Delillerin Değerlendirilmesinde Keyfî Davranıldığına

ilişkin İddia

29. Başvurucu;

Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı menfi tespit ve alacak davası ile

aynı tarihte açtığı ve ilk davayla birleşen maddi ve manevi tazminat istemli

davada, dava dosyasında başkaca deliller bulunmasına rağmen verilen kesin

sürede bilirkişi ücretini yatırmaması nedeniyle bilirkişiye dosyanın tevdi

edilemediğini oysa bilirkişi ücretini kesin süre geçtikten sonra ancak bir

sonraki celse tarihinden önce yatırdığını ancak Mahkemece bilirkişi deliline

dayanmaktan vazgeçtiği kabulü üzerinden davanın reddine hükmedildiğini,

delillerin değerlendirilmesinde keyfî davranılarak yerleşik içtihatlara ve

kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olarak karar tesisinin gerekçeli

olmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

30. Bakanlık

görüşünde Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) önceki

kararlarına atıf yaparak derece mahkemelerinin delilleri takdirinde açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin söz konusu

takdire müdahalede bulunamayacağını, delillerin kabul edilebilirliği veya

değerlendirilmesi gibi konuların öncelikle yerel mahkemeleri ilgilendirdiğini,

yerel mahkemelerce olguların veya hukukun değerlendirilmesinde ortaya çıkan

yanlışların Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) tarafından

güvence altına alınan haklar ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel

başvuruya konu edilemeyeceğini belirtmekle birlikte yargılama sürecinde hâkim

tarafından belirlenen sürelerin kural olarak kesin olmadığını ancak hâkimin

verdiği kesin olmayan süre üzerine taraflarca yeni bir süre istenirse hâkimin

bu talep üzerine vereceği ikinci sürenin kesin olduğunu ve bir daha süre verilemeyeceği

belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun bilirkişi ücretini kesin süresi içinde

yatırmayarak bu delile dayanma hakkından vazgeçmiş olduğunu, bu durumda İlk

Derece Mahkemesinin bilirkişi haricinde olan delillerle uyuşmazlığı çözmesi

gerektiğini bildirmiştir.

31. Başvurucu,

Bakanlığın görüşüne karşı Bakanlık görüşünün 6100 sayılı Kanun üzerinden

oluşturulduğunu ancak başvuruya konu yargılama sırasında 1086 sayılı mülga

Kanun’un yürürlükte olduğunu, “kesin süre” kurumunun

kanundaki düzenlemesi ile uygulamasının farklılık gösterdiğini, Yargıtay

içtihatları doğrultusunda bu kurumun genel kurallara bağlandığını, buna göre

“kesin süre”nin yargılamanın uzamasını engellemek

amacıyla oluşturulmuş bir kurum olduğunun kabul edildiğini, kendisinin ise

davacı taraf olarak yargılamayı uzatmak gibi bir amacının olamayacağını

belirtmiş; kesin süreye dair Yargıtay içtihatlarından örnekler vermiştir.

32. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

34. 6216

sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

35. Anılan

kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık keyfîlik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince

incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B.

No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

36. 1086

sayılı mülga Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da taraflar için konulmuş süreler,

kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirlenen süreler olarak ikiye

ayrılır. Kanunda belirtilen süreler kesin olmakla birlikte istisnai durumlar

dışında hâkimler tarafından değiştirilemez. Kanunun böyle kesin bir süre içinde

yapılmasını öngördüğü işlemler de belirtilen kesin süre içinde

gerçekleştirilmemeleri hâlinde ilgili tarafın o işleme dayanarak elde etmeyi

düşündüğü hak düşebilecektir. Hâkimler tarafından belirlenen süreler ise

kanunun sürenin tayinini hâkimlere bıraktığı durumlarda söz konusu olur ve bu

süreler kural olarak kesin süre olarak değerlendirilmez. Fakat hâkimler

belirlediği sürenin kesin olduğuna karar verebilirler. Böyle bir durumda belirlenen

süre kesin süre niteliğini kazanacağından kanundan kaynaklanan kesin süre gibi

değerlendirilir ve bu süre içinde gerçekleştirilmeyen işleme dayanılarak elde

edilmesi beklenen hak düşebilir.

37. Bireysel

başvuruya konu edilen Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin ilgili dosyasının

incelenmesinde Mahkemenin, başvurucu ve davalı

tarafın iddia ve cevaplarını değerlendirip delillerin toplanmasından sonra

dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırdığı, ek rapor aldırdığı,

yargılamanın ilerleyen aşamalarında yeniden bilirkişi incelemesine gerek

duyulması üzerine inceleme yapılması için ara kararı aldığı ancak başvurucu

tarafından ücret yatırılmadığından dosyayı bilirkişiye gönderemediği, bir

sonraki oturumda başvurucuya ücret yatırması için otuz gün kesin süre verdiği,

bu süre içinde ücreti yatırmaması hâlinde bilirkişi incelemesi yaptırmaktan

vazgeçmiş sayılacağını hatırlattığı ancak başvurucunun bilirkişi ücretini

kendisine tanınan kesin süre geçtikten sonra yatırmasından dolayı yine dosyayı

bilirkişiye gönderemediği anlaşılmıştır. Mahkeme, oluşan bu durumu dayanak

alarak 23/3/2011 tarihli kararı ile bilirkişi raporu alınamamasından dolayı

iddiaların kanıtlanamaması nedeniyle menfi tespit ve alacak davasını

reddetmiştir (bkz. § 15). Anılan karar,

temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 21/5/2012 tarihli ilamı

ile onanmış, yapılan karar düzeltme istemi de 17/4/2013 tarihli ilamla

reddedilmiştir.

38. Mahkemenin

gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün Derece

Mahkemeleri tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

39. Başvurucu,

yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

40. Açıklanan

nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu, Derece Mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik de içermediği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yemin ve

Tanık Delillerinin Kullanılmasına Fırsat Verilmediğine İlişkin İddia

41. Başvurucu,

kesin sürenin geçirilmesi nedeniyle bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçilmiş

olunacağı kabul edilse dahi diğer delillere itibar edilmesi gerektiğini ancak

Mahkemece kendisine yemin ve tanık delillerini kullanma hakkı verilmeden

davanın reddedildiğini belirtmiştir.

42. Bakanlık

görüşünde uyuşmazlık konusu miktarın 590 TL’nin üzerinde olması nedeniyle

davanın kesin delil ile ispatlanması gerektiğini, bu durumda İlk Derece

Mahkemesinin bilirkişi dışında kalan kesin deliller ile başvuru konusu davayı

çözebileceğini, bu anlamda başvurulabilecek son delilin yemin olduğunu,

koşulların oluşmuş olması hâlinde hâkimin yemin delilini de değerlendirmesi

gerektiğini belirtmiştir.

43. Başvurucu

Bakanlığın görüşüne karşı, İlk Derece Mahkemesi tarafından bilirkişi delilinin reddedilmesinden

sonra başka talepleri sorulmadan ya da mevcut delillere göre karar verileceği

uyarısı yapılmadan davanın reddedildiğini, bu usule ilişkin hatadan dolayı

yemin deliline başvurma hakkının ortadan kaldırıldığını ifade etmiştir.

44. Yargılama

sırasında tanık ve yemin delillerinin kullanılmasına fırsat tanınmadığı iddiası

silahların eşitliği ilkesi kapsamında değerlendirilecektir.

45. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

46. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir."

47. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez

olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,

iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,

temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu

açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

48. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da

dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi

kapsamında kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi

hükmü uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, söz konusu hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

49. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelir (Yaşasın Aslan, B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 32). Burada önemli olan konu, eşitlik denetiminin

öznesi olan işlemin yargılamadaki önemidir. AİHM de silahların eşitliği

ilkesine uygunluğu denetlerken somut olayda eşitsizlik yarattığı ileri sürülen

şikâyetin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz hâle getirip getirmediğini

dikkate almaktadır (Kremzow/Avusturya, B. No: 12350/86, 21/9/1993,

§ 75).

50. Somut

olayda Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi yargılamanın belirli bir safhasında

alınan bilirkişi raporu ve ek raporlar ile toplanan diğer bir kısım deliller

sonucu, davacı taraf olan başvurucunun dava kapsamındaki taleplerini dikkate

alarak taraflar arasında ödemeler hususunda çekişme bulunduğunu ve bu bağlamda

uyuşmazlık kaynağı olan eser sözleşmesi kapsamında yapılan işlerin ve

ödemelerin tespit edilmesi gerektiğini tespit etmiştir (bkz. §§ 12, 15). Söz

konusu çekişmenin giderilebilmesi için yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması

gerektiğine karar vermiştir. Ancak yapılması istenen inceleme, başvurucu

tarafın bilirkişi ücretini kendisine tanınan sürede yatırmamış olması nedeniyle

gerçekleştirilememiş; ardından Mahkemece başvurucu tarafın iddialarını

kanıtlayamadığı kabulü üzerinden davanın reddine hükmedilmiştir.

51. Başvurucu

ise bu noktada kendisine yemin ve tanık delillerini kullanması hakkının

verilmediğini ileri sürmektedir.

52. Kural

olarak yargılama boyunca ortaya konulmak istenen delillerin değerlendirmeye

uygun bulunup bulunmayacağı, yargılamanın esasına dayanak alınıp alınmayacağı

derece mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 54).

Bu kapsamda başvurucu dava dilekçesinde ve daha sonra Derece Mahkemesine

sunduğu delil dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandığını belirtmemiş; tanık

deliline dayanacağını ise dava dilekçesinde belirtmekle beraber delil

dilekçesinde sadece tanık isim ve adreslerinin sonradan bildirileceğini ifade

etmiştir (bkz. §§ 8, 11). Ancak başvurucu, söz konusu deliller bağlamında

yargılamanın herhangi bir safhasında Derece Mahkemesini bilgilendirdiğine ya da

Derece Mahkemesinden herhangi bir talepte bulunduğuna, talebinin

karşılanmadığına veya reddedildiğine dair bir bilgi veya belgeyi Anayasa

Mahkemesine de sunmamıştır.

53. Bu

bağlamda başvurucunun söz konusu şikâyetini soyut olarak Anayasa Mahkemesine

sunması yeterli olmayıp başvurucu, yemin ve tanık delillerinin yargılama

açısından niçin önemli olduklarını ve gerçeğin ortaya çıkmasında nasıl bir

etkiye sahip olduklarını açıklayarak desteklemelidir (Atila Oğuz Boyalı, § 54). Anayasa Mahkemesi ancak bu suretle somut olayda

yargılamanın sonucu etkileyecek bir eşitsizlik içerip içermediğini

denetleyebilir.

54. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun kendisine yargılama

sırasında tanık ve yemin delillerini kullanma hakkının verilmediği iddiası

yönünden yapılan incelemede, yargılama sürecinde herhangi bir keyfîliğin ya da silahların eşitliği ilkesini ihlal eden

bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu iddia

açısından açık ve görünür bir ihlal olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamıştır.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

ilişkin İddia

55. Başvurucunun

yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi

bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de

bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul

edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

56. Başvurucu 15/1/2004 tarihinde Ankara 8. Asliye Ticaret

Mahkemesinde açtığı menfi tespit ve alacak davası ile bu davayla birleşerek

görülen aynı tarihte açtığı maddi ve manevi tazminat davasının makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

57. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 34–64) ve bu

kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Gülseren

Gürdal ve diğerleri, B. No: 2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

58. Başvuru konusu olayda, Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde

açılan menfi tespit ve alacak davası ve bu dava ile birleşen maddi ve manevi

tazminat davasının söz konusu olduğu görülmüştür. Buna göre 1086 sayılı mülga

Kanun ile 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen ve

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul süre

değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher

Ergun ve diğerleri, § 50) bu tarih somut başvuru açısından 15/1/2004’tür.

59. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından ise

söz konusu tarih, karar düzeltme talebinin Yargıtay 15. Hukuk Dairesince

reddedildiği 17/4/2013’tür.

60. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

yargılamanın konusunun eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık nedeniyle

menfi tespit, alacak ve tazminat istemlerine ilişkin olduğu; davanın 15/1/2004

tarihinde açıldığı ve İlk Derece Mahkemesince 23/3/2011 tarihinde verilen

kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 21/5/2012 tarihli ilamı ile onandığı,

karar düzeltme isteminin de 17/4/2013 tarihinde reddedilmesi ile kesinleştiği

anlaşılmıştır.

61. Başvuruya konu menfi tespit ve alacak davası ile birleşen

maddi ve manevi tazminat davasının; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık nitelikte olduğu

anlaşılmıştır. Yargılama sürecinde her ne kadar başvurucunun yargılama

sırasında bilirkişi ücretini yatırmamasından dolayı yaklaşık iki aylık bir

gecikmenin yaşandığı tespit edilse de sürece bir bütün olarak bakıldığında

başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da

söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve dokuz yılı aşkın bir sürede tamamlanan

yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucu;

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi ile yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesini, yargılamanın uzun sürmesinden dolayı

ise 50.000 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

64. 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesince

bir ihlalin tespit edilmesi hâlinde yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebileceği

belirtilmiştir.

65. Bu

doğrultuda başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin dokuz yılı aşkın

yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 6.650 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2.

Yargılama sürecinde yemin ve tanık delillerinin kullanılmasına fırsat

verilmemesi nedeniyle silahların

eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

A. Başvurucuya net 8.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına OYBİRLİĞİYLE

7/1/2016

tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1- Başvurucu,

Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/77 E., 2011/164 K. sayılı

dosyasında, (bilirkişi masrafı yatırılması için verilen) “kesin sürenin geçirilmesi nedeniyle bilirkişi

deliline dayanılmaktan vazgeçilmiş olunacağı kabul edilse dahi dava

taraflarının diğer delillerine itibar edilmesi gerekmektedir. Yerel mahkeme

tarafından gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla TANIK VE YEMİN delillerini

kullanma hakkı verilmeden davanın reddedilmesi……açıkça keyfilik yaratarak fiili

durum oluşturmuştur:” diyerek, bu durumun “Anayasa’nın 11. ve 36.

maddelerine ve AİHS’nin 6. maddesine aykırılık

teşkil ettiğini ve ihlale neden olduğunu” ileri sürmüştür.

2- Başvurucunun

şikayet ettiği Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/3/2011 tarihli ve

E.2004/77, K.2011/164 sayılı kararında “…

Mahkemece yapılan inceleme ve tüm dosya kapsamına göre … taraflar arasında

ödemeler konusunda çekişme bulunduğu, davalı yüklenici tarafça yapılan işin

miktarı, davacı iş sahibi tarafından da yapılan ödemelerin miktarı

kanıtlandıktan sonra tarafların borç ve alacak durumlarının

değerlendirilebileceği, alınan ilk raporda da bu durumun belirtildiği, ilk

rapordan sonra çekler ile ilgili yapılan yazışmalar sonrasında iddianın

kanıtlanması ve yazışma yanıtları ve belgelerin değerlendirilmesi için yeniden

bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği, bu hususta ara kararı

oluşturulduğu, verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücreti yatırılmadığından

kanıtlanamayan asıl davanın reddine,…” denilerek, birleşen

davalardan asıl dava olan menfi tespit ve alacak davasının reddine karar

verilmiştir.

3- “Hukukumuzda

gerekçeli karar hakkı Anayasal düzeyde korunmaktadır. Gerekçeli karar hakkının

bir unsuru olduğunu gördüğümüz adil yargılanma hakkı da Anayasa’ya 36.

maddesinin 1. fıkrası ile herkesin sahip olduğu bir hak olarak girmişse de, gerekçeli karar hakkı tüm mahkemelere yüklenmiş bir

zorunluluk şeklinde özel olarak düzenlenmiştir. Anayasa’nın, yargı erkinin

düzenlendiği “Üçüncü Bölüm”ünde yer alan 141.

maddesinin 3. fıkrası, “Bütün mahkemelerin

her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmünü içermektedir.

Anayasa’nın, adil yargılanma hakkını tanıyan 36. maddesinin 1. fıkrası hükmünün

yanı sıra AİHS’i öne çıkaran 90. maddesinin 5.

fıkrasındaki düzenlemeyle dahi AİHS’in 6. maddesi ve

bu maddeye ilişkin AİHM içtihatları altında korunacak olan gerekçeli karar

hakkının ayrı ve özel bir düzenlemeyle korunması şüphesiz söz konusu hakkı

oldukça avantajlı bir duruma sokmaktadır.” (Dr. M. Nedim BEKRİ, Ankara Barosu

Dergisi, 2014/3)

4- “4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1.

maddesinin 3. fıkrası, hakimin karar verirken bilimsel

görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanmasını öngörmektedir. Söz konusu

gereklilik, karar gerekçelerinin tatmin ediciliğini arttırmaya yönelik bir

düzenlemedir.

1

Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27.

maddesinde, yargılamaya hakim olan ilkelerden biri

olarak “hukuki dinlenilme hakkı” düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrasının c

bendinde, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirme yapması ve

kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi bu hakkın unsurlarından

biri olarak yer almaktadır. HMK’nın 297. maddesinde

hükümlerin kapsamı düzenlenmektedir. Maddenin gerekçeye ilişkin olan 1.

fıkrasının c bendi uyarınca, tarafların iddia ve savunmalarının özeti,

anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan

deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen

vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler hükümde bulunacaktır.” (Dr.

M. Nedim BEKRİ, Ankara Barosu Dergisi, 2014/3)

5- Mahkememiz

de bireysel başvuru kararlarında, mahkeme kararlarının gerekçeli olması

ilkesinin, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğunu ve derece

mahkemelerinin, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin

değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,

uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir

yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduğunu

belirtmektedir.

Gerekçelerin

oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde

gerekçe gösterilmesi halinde adil yargılanma hakkının ihlalinin söz konusu

olmayacağı belirtildikten sonra makul gerekçe kavramına değinilmekte, makul gerekçe,

“davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan

hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya

koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte

olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı

veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda

verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek

açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması

zorunludur.” şeklinde

açıklanmaktadır.

6- Yukarıdaki

tespitlerden sonra somut olayda, yerel mahkeme kararında, bilirkişi masrafının

süresinde yatırılmaması üzerine, başvurucuya tanık ve yemin delillerini

kullanma imkanı tanınmadan davanın reddine karar verildiği görülmekle ve karar

gerekçesinde de, başvurucuya bu delillerini kullanma hakkı verilmemesinin

nedenleri makul bir gerekçeyle açıklanmamış olduğundan, Anayasa’nın 36. ve AİHS’in 6. maddesi ile bu maddeye ilişkin AİHM

içtihatlarıyla korunan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği kanaatine

varılmıştır.

7- Öte

yandan, tanık ve yemin deliline başvurulmasına gerek olmadığını, bu delillere

başvurulması fırsatı verilmeden davanın reddedilmesinin gerekçesini

açıklamasını yerel mahkemeden istemeden, dolayısıyla ortada Anayasada ve

Sözleşmede güvence altına alınan bir hakkın kamu gücü tarafından ihlali

dururken, başvurucuya, “sen tanık ve yemin

delillerine başvurabilseydin neyi kanıtlayabilecektin, bu deliller senin

açından neden önemliydi bunu dilekçende belirtmemişsin” demek,

bireysel başvurunun “ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak” amacına aykırılık

teşkil edecek mahiyettedir.

Sunulan

nedenlerle, başvurunun kabul edilemez olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne

katılmadım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Erler Yapı Malzeme A.Ş. Vekili : Av. Rıza Hakan BAŞSORGUN Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5019, 7 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Karşı Oy Gerekçesi
  17. M. Nedim BEKRİ, Ankara Barosu Dergisi, 2014/3)
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5019
Tarih
7 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Haydar Yeşil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9081)
  • Hüseyin Bıyık Başvurusu (B. No: 2013/8772)
  • Doğan Demirhan Başvurusu (B. No: 2013/3908)
  • İslam Şahin Başvurusu (B. No: 2014/7280)
  • Vildan Tunaboylu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2719)
  • Hüseyin Hançer Başvurusu (B. No: 2013/8319)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.