İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Haydar Yeşil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9081)

1. Başvuru tutuklamanın hukuki olmadığı, tutukluluğun makul süreyi

Başvuru No2013/9081Tarih20 Ocak 2016Okuma46 dk · 9.166 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Haydar Yeşil Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
20 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/9081
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.166 kelime·46 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru tutuklamanın hukuki olmadığı, tutukluluğun makul süreyi

aştığı, yasak sorgu usulüyle ifade alındığı, iletişimin dinlenmesi, arama, el

koyma ve inceleme kararlarının usulsüz ve hukuka aykırı olduğu, sadece müdahil

taraf beyanlarının dinlendiği, sanık vekillerinin hiçbir talebinin

dinlenmediği, bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedildiği, gizli tanık

hakkında lehe olan bazı bilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiği, lehe

delil toplanmadığı, soruşturma aşamasının büyük bölümünün yetkili olmayan

savcılık tarafından gerçekleştirilmek suretiyle kanuni hâkim ilkesi ile din ve

vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurucu Haydar Yeşil’in başvurusu (2013/9081) 12/12/2013

tarihinde Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla; diğer başvurucular

Mehmet Çolak ve Adil Akçay’ın (2013/9082), (2013/9486) sayılı başvuruları

12/12/2013 tarihinde, Abdullah Atılğan (2014/1085),

Murat Göktürk (2014/1095) başvuruları ise 27/1/2014 tarihinde Malatya 3. Ağır

Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve

başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/3/2014 tarihinde 2013/9081

numaralı başvurunun, İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/3/2014 tarihinde

2013/9082 ve 2013/9486 numaralı başvuruların, Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca

25/3/2014 tarihinde 2014/1085 numaralı başvurunun, Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 27/3/2014 tarihinde 2014/1095 numaralı başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve 2013/9081 ve

2013/9082 numaralı başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık 2013/9081 numaralı başvuru ile ilgili görüşünü 1/8/2014

tarihinde, 2013/9082 numaralı başvuru ile ilgili görüşünü ise 5/11/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından 2013/9081 numaralı başvuruya ilişkin görüş,

başvurucu Haydar Yeşil’e 19/8/2014 tarihinde; 2013/9082 numaralı başvuruya

ilişkin sunulan görüş, başvurucu Mehmet Çolak’a 21/11/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu Haydar Yeşil bu görüşe karşı beyanlarını süresi içinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Başvurucu Mehmet Çolak, Bakanlığın görüşüne

karşı yasal süresi içinde bir beyanda bulunmamıştır.

7. Yapılan incelemede 2013/9081, 2013/9082, 2013/9486, 2014/1085,

2014/1095 sayılı başvuruların, konu bakımından aynı nitelikte bulunması

nedeniyle 2013/9081 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu

dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

ilgili olaylar özetle şöyledir:

1. Başvurucuların

Tutuklanması

9. Zirve Yayınevi cinayetinin terör örgütü olduğu iddia edilen

“Ergenekon örgütü” tarafından planlandığını iddia eden İ.K adlı şahsın

“Ergenekon soruşturması”nı yürüten savcılara

24/12/2010 tarihinde ifade vermesi sonrasında başvurucular hakkında İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddia edilen Ergenekon terör örgütüne bağlı

faaliyette bulundukları şüphesi ile soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda

başvurucular hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/1/2011 tarihli ve

E.2011/73 sayılı kararıyla üç ay süreyle iletişimin tespiti ve kayda alınması

kararı verilmiştir.

10. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 16/3/2011 tarihinde

başvurucular hakkında arama ve el koyma kararı vermiştir.

11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının E.2010/857 sayılı

soruşturması kapsamında başvurucular 17/3/2011 tarihinde gözaltına alınmış,

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/3/2011 tarihli ve 2011/29 Sorgu sayılı

kararıyla başvurucular Abdullah Atılğan, Murat

Göktürk, Mehmet Çolak ve Adil Akçay “silahlı

terör örgütüne üye olma” suçundan, başvurucu Haydar Yeşil ise “silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti

Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

ve tasarlayarak adam öldürme” suçlarından tutuklanmışlardır. Kararın

ilgili bölümleri şöyledir:

“… mevcut delil

durumu, üzerlerine atılı suçun mahiyeti, şüphelilerin bu suçu işlediğine dair

kuvvetli suç şüphesini oluşturan olguların bulunması, şüphelilerin delilleri,

görev konumları ve görev kapsamları itibarıyla karartma tehlikesinin bulunması,

tanık beyanlarının alınmamış olması, şüpheliler üzerine atılı suçun katalog

suçlardan olması ve bu suretle kaçma şüphelerinin var olduğunun kabul edilmesi

göz önüne alınarak tutuklanmalarına…”

2. Başvurucular

Hakkında Dava Açılması

12. Söz konusu soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı 2/7/2011 tarihinde “Kamuoyunda

zirve yayınevleri cinayetleri olarak bilinen eylemin Malatya ilinde

gerçekleşmesi suça konu yargılamanın halen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde

devam ediyor olması, şüphelilerin bir kısmının bu cinayetin azmettiricisi

konumunda olduğu, bir kısmının da cinayet öncesi ve sonrasında örgüt adına

yaptıkları çalışmalarla kamuoyu oluşturmaya çalıştıkları, şüphelilerin

yargılamalarının Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden dosyayla birlikte

yapılmasının hukuki zorunluluk doğurduğu, şüphelilerle Malatya'da gerçekleşen

eylem arasında fiili ve hukuki irtibat bulunması” gerekçeleriyle

E.2010/857 sayılı soruşturma dosyasını yer yönünden yetkisizlik kararı ile

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

13. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı 8/6/2012 tarihli iddianamesi ile

başvurucu Haydar Yeşil’in “silahlı terör

örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, tasarlayarak kasten adam öldürmeye

azmettirme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme, konut

dokunulmazlığını ihlale azmettirme, nitelikli yağmaya teşebbüse azmettirme,

resmi belgede sahtecilik haberleşmenin gizliliğini ihlal” suçlarından, başvurucu Mehmet Çolak'ın “silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, tasarlayarak kasten adam öldürmeye azmettirme, kişiyi hürriyetinden

yoksun kılmaya azmettirme, konut dokunulmazlığını ihlale azmettirme, nitelikli

yağmaya teşebbüse azmettirme” suçlarından, başvurucu Abdullah Atılğan’ın “silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti

Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs

etme, tasarlayarak kasten öldürmeye yardım etme, kişiyi hürriyetinden yoksun

kılmaya yardım etme, konut dokunulmazlığını ihlale yardım etme ve nitelikli

yağmaya teşebbüse yardım etme” suçlarından, başvurucu Murat Göktürk’ün “silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, tasarlayarak kasten adam öldürmeye azmettirme, kişiyi

hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme, konut dokunulmazlığını ihlale

azmettirme, nitelikli yağmaya teşebbüse azmettirme” suçlarından,

başvurucu Adil Akçay'ın “silahlı terör

örgütüne üye olma” suçundan cezalandırılması talebiyle Malatya 3.

Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.

14. İddianamede başvurucu Haydar Yeşil ile ilgili olarak şu

değerlendirmeler yapılmıştır:

“Ergenekon Terör Örgütünce A. H. T.’ye

TSK içerisinde gizli bir şekilde kurdurularak faaliyete geçirtilen TUSHAD

İsimli Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi)kurdurularak faaliyete geçirtilen

TUSHAD (Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi) isimli yapılanmada,

Ergenekon Terör Örgütü adına TUSHAD 3. Bölge Malatya ili hücre yapılanmasının

üyesi iken daha sonra yapı içerisinde yönetici konumuna yükseldiği, kendi

yönetiminde ki bu hücre yapılanması ile birlikte A.H. T.’nin

talimatı üzerine 18/04/2007 tarihinde Malatya Zirve Yayınevinde N. A., U. Y. ve

T.E.G.'nin öldürülmeleri eyleminin planlanması ve

işlenmesinde azmettirici olarak aktif görev aldığı,

Bu görev doğrultusunda Ergenekon Terör Örgütünün amaç ve

hedefleri ile, örgütün misyonerlere ve azınlıklara yönelik hazırladığı planları

çerçevesinde, cinayet öncesi ve sonrasında gerçekleştirilen örgütsel

faaliyetlerin tamamında yer alarak diğer bazı şüpheliler ile birlikte eylemi planlayıp,

eylemin alt yapısını ve hazırlığını yaptığı, misyonerlik konusunda yapılan bu

çalışmalar sonucu oluşturulan genel hava ve tehdit algısından da faydalanarak

Ergenekon terör örgütünün özellikle tetikçi kanadını hücreler şeklinde

yapılandırma prensibine de uygun olarak, cinayet sanıkları ile doğrudan irtibat

kurmadan örgütsel gizlilik içerisinde asli failleri diğer bazı şüpheliler ile

birlikte, özellikle de E. G.'yi kullanmak suretiyle

azmettirip eylemin hayata geçirilmesini sağladığı,

Eylem sonrasında ise sahte belgeler ve resmi yazışmalar yolu

ile dezenformasyon faaliyetleri yürüterek hedef saptırma ve yönlendirme çabası

içerisine girdiği, bu şekilde kendisinin de içerisinde yer aldığı cinayetin

asıl planlayıcılarına ulaşılmasını engellemeye çalıştığı, yürüttüğü bu örgütsel

faaliyetlerde devletin imkan ve kabiliyetlerini emri

altındaki personelden de faydalanarak sonuna kadar kullandığı,

Bu eylemle toplumda ve Ülkede kaos, kargaşa ve güvensizlik

ortamı oluşturmak, iç çatışma çıkarıp devlette ve kamu düzeninde zaaf

oluşturarak hukuksuzluk ortamına zemin hazırlamak istendiğini işleyerek mevcut

yürütme organının icraatlarının bahse konu cinayetlerin işlenmesinde en büyük

etken olduğu tezini ortaya koyup, eylemi olayla herhangi bir ilgisi bulunmayan

kesimlere yüklemek suretiyle Ergenekon Terör Örgütünün amaç ve hedeflerine

bilerek ve isteyerek hizmet ettiği

Zirve Yayınevi Cinayeti ile ilgili olarak çeşitli zamanlarda

gönderilen ihbar mektupları, bu ihbar mektuplarının eklerinde yer alan belge ve

CD'lerde ki bilgiler, D. U.(İ. Ç.)'nun değişik

tarihlerde verdiği beyanları ile teslim etmiş olduğu dijital malzemelerde ki

bilgiler ve aramalar sonucu elde edilen belge ve dokümanlardan elde edilen

bilgiler arasında doğru olmadığını söyleyebileceğimiz herhangi bir bilginin

mevcut olmadığı, neredeyse tüm beyan, bilgi ve belgenin aynı anda birkaç

noktadan teyit edildiği, bu beyan ve bilgilerin olay öncesi, olay anı ve olay

sonrası ile tamamen uyum içerisinde olduğu, yani anlatımların olayın oluş

şekline uygun düştüğü, zaten bu beyan ve bilgilerden birçoğunun doğruluğunu

şüpheli Haydar Yeşil'in de kabul ettiği, şüpheli bazı hususlar da inkar yoluna

gitmiş ise de bunların doğru olmadığının ayrıca ispatlandığı, inkara yönelik bu

beyanların kendisini suçlamadan kurtarmaya yönelik hareket olarak görülmesi

gerektiği tespit edilmiştir.”

15. İddianamede diğer başvurucular Murat Göktürk, Mehmet Çolak,

Abdullah Atılğan’a ilişkin de benzer tespitlerde

bulunulmuştur.

16. Başvurucu Adil Akçay ile ilgili iddianamede şu değerlendirmeler

yapılmıştır:

“Ergenekon Terör Örgütünce Ahmet Hurşit Tolon'a TSK

içerisinde gizli bir şekilde kurdurularak faaliyete geçirtilen TUSHAD (Türkiye

Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi) isimli yapılanmada TUSHAD 3. Bölge

Malatya ili hücre yapılanması içerisinde örgüt üyesi olarak faaliyet yürüttüğü,

Zirve Yayınevi Cinayeti sonrasında cinayet için oluşturulan

kadroya dahil olarak cinayetin dezenformasyonu kapsamında sahte belgelerin

düzenlenmesi, ses kayıtlarının yapılması faaliyetlerine bizzat iştirak ettiği,

yapılan çalışmalar sırasında konuşulan konuların belge ve sunum haline

getirilmesine katkıda bulunduğu, yürüttüğü bu faaliyetlerle hedef saptırma ve

yönlendirme çabası içerisine girdiği, bu şekilde cinayetin asıl

planlayıcılarına ulaşılmasını engellemeye çalıştığı, bu örgütsel faaliyetler

sırasında devletin imkan ve kabiliyetlerini sonuna kadar kullandığı,

Bu eylem sonrası yürüttüğü faaliyetlerle mevcut yürütme

organının icraatlarının bahse konu cinayetlerin işlenmesinde en büyük etken

olduğu tezini ortaya koyup, eylemi olayla herhangi bir ilgisi bulunmayan

kesimlere yüklemek suretiyle Ergenekon Terör Örgütünün amaç ve hedeflerine

bilerek ve isteyerek hizmet ettiği, Zirve Yayınevi Cinayeti ile ilgili olarak

çeşitli zamanlarda gönderilen ihbar mektupları, bu ihbar mektuplarının

eklerinde yer alan belge ve CD'lerde ki bilgiler, Deniz Uygar (İlker Çınar)'ın değişik tarihlerde verdiği beyanları ile teslim etmiş

olduğu dijital malzemelerde ki bilgiler arasında, doğru olmadığını

söyleyebileceğimiz herhangi bir bilginin mevcut olmadığı, neredeyse tüm beyan,

bilgi ve belgenin aynı anda birkaç noktadan teyit edildiği, bu beyan ve

bilgilerin olay öncesi, olay anı ve olay sonrası ile uyum içerisinde olduğu,

yani anlatımların olayın oluş şekline uygun düştüğü, zaten bu beyan ve

bilgilerden bazılarının doğruluğunu şüphelinin de kabul ettiği, şüpheli Adil

Akçay beyanlarında genellikle inkar yoluna gitmiş ise de bunların doğru

olmadığının ayrıca ispatlandığı, inkara yönelik bu beyanların kendisini suçlamadan

kurtarmaya yönelik hareket olarak görülmesi gerektiği tespit edilmiştir.”

17. İddianamenin kabul edilmesi üzerine başvurucular, Malatya 3.

Ağır Ceza Mahkemesinin E. 2012/157 sayılı dosyası kapsamında yargılamaya

başlanmıştır.

18. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 6/7/2012 tarihli ve E.2012/157,

K.2012/146 sayılı kararıyla bu davanın Mahkemenin E.2007/125 sayılı Zirve

Yayınevi cinayeti ana davasıyla birleştirilmesine ve yargılamanın E.2007/125

sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.

19. Başvurucuların değişik tarihlerde yapmış oldukları tahliye

talepleri özetle “delil durumu, başvurucu

hakkında isnat olunan suçların mahiyeti, isnat edilen suçlara dair kuvvetli suç

şüphelerini gösteren olguların var olması, isnat edilen suçların katalog

suçlardan olması, isnat edilen suçların yasadaki alt ve üst sınırı, tüm dosya

kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde mevcut delillerin kuvvetli suç

şüphesinin varlığını göstermesi, bir sanık hakkında var olan delilin diğer sanıkları

da etkileme durumu, henüz toplanmamış deliller bakımından ve dinlenecek müşteki

ve tanıklar bakımından sanıkların delillere etki etme, tanık ve müştekileri

yönlendirme kuşkusu, başvurucunun serbest kalması halinde kaçma şüphesinin

bulunması, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının

dava konusu açısından yetersiz kalacağı” şeklindeki gerekçelerle

reddedilmiştir. Başvurucular tarafından Mahkemelerce verilen ret kararlarına

karşı yapılan itirazlar da reddedilmiştir. Resen yapılan tutukluluk

incelemelerinde de benzer gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verilmiştir.

Tutukluluğun devamına ilişkin kararlara karşı yapılan itirazlar da benzer

gerekçelerle reddedilmiştir.

20. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 18/1/2013 tarihli duruşmada

başvurucular Haydar Yeşil, Mehmet Çolak, Murat Göktürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti

Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

suçu bakımından tasarlayarak adam öldürmeye azmettirme” suçlarından,

başvurucu Abdullah Atılğan’ın “Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçu bakımından tasarlayarak adam öldürmeye

yardım etme” suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir.

21. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuların tutukluluk durumu

hakkında dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 4/12/2013 tarihli ve

E.2007/125 sayılı ara kararı ile tutukluluk hâlinin devamı yönünde karar

vermiştir.

22. Başvurucuların söz konusu karara itiraz etmesi üzerine bahsi

geçen Mahkeme 13/12/2013 tarihli ve E.2007/125 sayılı kararı ile itirazın

reddine, kararın ve itirazın incelenerek bir karar verilmek üzere dava dosyası

ve eklerinin Diyarbakır Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar

vermiştir.

23. Başvurucular Haydar Yeşil, Mehmet Çolak, Adil Akçay 12/12/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

24. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 9/1/2014 tarihli ve 2014/20

Değişik İş sayılı kararıyla itirazın reddine karar vermiştir.

25. Bu karar üzerine başvurucular Murat

Göktürk, Abdullah Atılğan 27/1/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

26. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 18/3/2014 tarihli ve E.2007/125,

K.2014/107 sayılı kararıyla “6526 Sayılı

Yasanın 1. Maddesi ile 3713 Sayılı Yasaya eklenen Geçici 14. Maddesi gereğince,

6352 Sayılı Kanunun Geçici 2. maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza

mahkemeleri ile Terörle Mücadele Kanununun 10. maddesi uyarınca görevlendirilen

ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması ve derdest bulunan dosyaların

bulundukları aşamadan itibaren kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili ve

görevli mahkemelere devredilmesi gerektiğinin, belirtildiği, buna göre

mahkemenin görevinin sona erdiği” gerekçesiyle görevsizlik kararı

vermiştir.

27. Görevsizlik kararı üzerine dava

Malatya 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/173 sayılı esasına kaydedilmiş olup

yargılama devam etmektedir.

28. Başvurucu Haydar Yeşil 21/1/2015 tarihinde, başvurucular Mehmet

Çolak, Abdullah Atılğan, Murat Göktürk 24/6/2014

tarihinde, başvurucu Adil Akçay 24/2/2014 bütün tutuklama müzekkerelerinden

tahliye edilmişlerdir.

B. İlgili

Hukuk

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“(1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak, ...

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

ile cezalandırılır.”

30. 5237 sayılı Kanun’un 312. maddesi şöyledir:

“(1) Cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası verilir.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi

halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”

31. 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın

dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı

örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş

yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer

hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135.

maddesinin, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile

değiştirilmesinden önceki hâli şöyledir:

“(1) Bir

suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi

imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon

yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal

bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin

onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin

dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet

savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle

arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu

durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen

suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının

türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu,

tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için

verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353

S.K./17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili

olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin

müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.

…

(5) Bu Madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler,

tedbir süresince gizli tutulur.

(6) Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan

suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

13. Silahlı Örgüt (madde 314)

...”

33. Aynı Kanun’un 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 105.

maddesiyle yürürlükten kaldırılan 251. maddesi şöyledir:

“(1) 250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma,

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında

görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev

sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca

doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci Madde kapsamındaki

suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde

veya işlerde görevlendirilemez.

(2) 250. madde kapsamına giren suçların soruşturması ve

kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim tarafından verilmesi gerekli

kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerle

görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde yetkili adlî yargı

hâkimlerinden isteyebilirler.

(3) Soruşturmanın gerekli kıldığı hâllerde suç mahalli ile

delillerin bulunduğu yerlere gidilerek soruşturma yapılabilir. Suç, ağır ceza

mahkemesinin bulunduğu yer dışında işlenmiş ise Cumhuriyet savcısı, suçun

işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın yapılmasını isteyebilir.

(4) Suç askerî bir mahalde işlenmiş ise, Cumhuriyet savcısı

ilgili askerî savcılıktan soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. Üçüncü fıkraya

göre soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Cumhuriyet savcıları ile askerî

savcılıklar, bu soruşturmayı öncelikle ve ivedilikle yaparlar.

(5) 250. madde kapsamına giren suçlarda, yakalananlar için

91 inci Maddenin birinci fıkrasındaki yirmi dört saatlik süre kırk sekiz saat

olarak uygulanır. Anayasanın 120 nci

Maddesi gereğince olağanüstü hâl ilân edilen bölgelerde yakalanan kişiler

hakkında 91 inci Maddenin üçüncü fıkrasında dört gün olarak belirlenen süre,

Cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla yedi güne kadar uzatılabilir.

Hâkim, karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.

(6) 250. madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve

kovuşturmalarda kolluk; soruşturma ve kovuşturma sebebiyle şüpheli veya sanığı,

tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı, ağır ceza mahkemesi veya

başkanının, Cumhuriyet savcısının, mahkeme naibinin veya istinabe olunan

hâkimin emirleriyle belirtilen gün, saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur.

(7) 250. maddede belirtilen suçlar nedeniyle Cumhuriyet

savcıları, soruşturmanın gerekli kılması halinde geçici olarak, bu mahkemelerin

yargı çevresi içindeki genel ve özel bütçeli idarelere, kamu iktisadi

teşebbüslerine, il özel idarelerine ve belediyelere ait bina, araç, gereç ve

personelden yararlanmak için istemde bulunabilirler.

(8) Türk Silahlı Kuvvetleri kıt'a,

karargâh ve kurumlarından istemde bulunulması hâlinde istem, yetkili amirlikçe

değerlendirilerek yerine getirilebilir.”

34. Aynı Kanun’un 116. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde

edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü,

eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.”

35. Aynı Kanun’un 117. maddesi şöyledir:

“(1) Şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç

delillerinin elde edilebilmesi amacıyla, diğer bir kişinin de üstü, eşyası,

konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.

(2) Bu hâllerde aramanın yapılması, aranılan kişinin veya

suçun delillerinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak

sağlayan olayların varlığına bağlıdır.

(3) Bu sınırlama, şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerler

ile, izlendiği sırada girdiği yerler hakkında geçerli değildir.”

36. Aynı Kanun’un 119. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan

hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise

kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak,

konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı

veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri

ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları

Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.

(2) Arama karar veya emrinde;

a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,

b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer

yerin adresi ya da eşya,

c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi,

Açıkça gösterilir.

(3) Arama tutanağına işlemi yapanların açık kimlikleri

yazılır. (Mülga ikinci cümle: 25/5/2005 – 5353/15 md.)

(4) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya

diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya

komşulardan iki kişi bulundurulur.

(5) Askerî mahallerde yapılacak arama, (…) (1) Cumhuriyet

savcısının istem ve katılımıyla askerî makamlar tarafından yerine getirilir.

37. Aynı Kanun’un 127.maddesi şöyledir:

“Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise

kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma

işlemini gerçekleştirebilir.

(2) Kolluk görevlisinin açık kimliği, elkoyma

işlemine ilişkin tutanağa geçirilir.

(3) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.)

Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmi

dört saat içinde

görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi

hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar.

(4) Zilyetliğinde bulunan eşya veya diğer malvarlığı

değerlerine elkonulan kimse, hâkimden her zaman bu

konuda bir

karar verilmesini isteyebilir.

(5) Elkoyma işlemi, suçtan zarar

gören mağdura gecikmeksizin bildirilir.

(6) Askerî mahâllerde yapılacak elkoyma işlemi, (…) (1) Cumhuriyet savcısının istem ve

katılımıyla askerî makamlar tarafından yerine getirilir.”

38. Aynı Kanun’un 148. maddesi şöyledir:

“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine

dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,

yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi

bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.

(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş

olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim

veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas

alınamaz.

(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin

alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı

tarafından yapılabilir.”

39. Aynı Kanun’un 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.”

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var

sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

...”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 20/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucuların 2013/9081 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

41. Başvurucular; yargılamaya konu suç yeri Malatya olmasına rağmen

dava dosyasındaki işlemlerin büyük bir kısmının yetkisi ve görevi olmayan

İstanbul ilinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi nedeniyle

hukuka aykırı bir şekilde tutuklandıklarını, yasak sorgu usulüyle ifadelerinin

alındığını, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu olmadıkları suçlardan

tutukluluklarının devamına karar verildiğini, tutukluluğun devamı kararlarına

karşı yaptıkları itirazların formül gerekçelerle incelenmeden reddedildiğini,

hukuka aykırı bir şekilde uzun süredir tutuklu olduklarını belirterek kişi özgürlüğü

ve güvenliği haklarının; haklarında verilen iletişimin dinlenmesi, arama, el

koyma ve inceleme kararlarının usulsüz ve hukuka aykırı olduğunu, yapılan

incelemelerde elde edilen verilerin yürütülen soruşturma ile ilgisi olmamasına

rağmen soruşturma dosyasına dahil edildiğini belirterek özel ve aile yaşamına

saygı haklarının ihlal edildiğini, dava dosyası kapsamında sadece müdahil taraf

beyanlarının dikkate alındığını, sanık vekillerinin hiçbir talebinin

dinlenmediğini, bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedildiğini, gizli tanık

hakkında lehlerine olan bazı bilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiğini,

lehe delil toplanmadığını, soruşturma aşamasının büyük bölümünün yetkili

olmayan Savcılık tarafından gerçekleştirilmek suretiyle kanuni hakim ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüşler; tahliye ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

42. Anılan şikâyetlere ek olarak başvurucu Haydar Yeşil resen

yapılan tutukluluk incelemesinde Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesi

nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Ayrıca başvurucular Haydar Yeşil ve Murat Göktürk ifadelerinin

alınması sırasında kendilerine Alevi olup olmadıklarının sorulması suretiyle

inançlarını açıklamak zorunda bırakıldıklarını belirterek din ve vicdan

özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

43. Başvurucuların tutuklamanın kanuni olmadığı yönündeki

iddialarının Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası; tutukluluk süresinin

makul olmadığı, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptıkları itirazların

formül gerekçelerle incelenmeden reddedildiği yönündeki iddialarının aynı

maddenin yedinci fıkrası, resen yapılan tutukluluk incelemesinde Cumhuriyet

savcısının görüşünün bildirilmemesi ve bazı tutukluluğun devamı kararlarına

itiraz edemedikleri yönündeki iddialarının aynı maddenin sekizinci fıkrası,

dava dosyası kapsamında sadece müdahil taraf beyanları ve delillerinin

toplandığı, sanık vekillerinin hiçbir talebinin dinlenilmediği, bilirkişi

incelemesi taleplerinin reddedildiği, gizli tanık hakkında lehlerine olan bazı

bilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiği, lehe delil toplanmadığı,

soruşturma aşamasının büyük bölümünün yetkili olmayan Savcılık tarafından

gerçekleştirilmek suretiyle kanuni hâkim ilkesinin ihlal edildiği iddialarının

Anayasa’nın 36. maddesi; iletişimin tespiti, arama, inceleme ve el koyma

kararlarının yetkili olmayan mahkemece verildiği, hukuka aykırı olduğu, isnat

edilen suçla ilgili olmayan hususların dosyaya dâhil edildiği iddialarının Anayasa'nın

20. maddesi, ifadelerinin alınması sırasında kendilerine Alevi olup

olmadıklarının sorulması suretiyle inançlarını açıklamak zorunda bırakıldıkları

iddialarının Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna

varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Özel

Yaşamın Gizliliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvurucular haklarında verilen iletişimin tespiti kararının

yetkili olmayan mahkemece verildiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu, isnat

edilen suçla ilgili olmayan hususların da telefon tapelerinde

yer aldığını; arama, el koyma ve inceleme kararlarının yetkili olmayan mahkeme

tarafından verildiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu, yapılan incelemelerde

elde edilen verilerin yürütülen soruşturma ile ilgisi olmamasına rağmen

soruşturma dosyasına dâhil edildiğini belirterek özel hayatın gizliliği

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

45. Bakanlığın 2013/9082 numaralı bireysel başvuruya ilişkin

görüşünde, başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik veya başvuru

yollarının tüketilmesi nedeniyle kabul edilemez olduğu belirtilmiştir.

46. Başvurucu Mehmet Çolak, Bakanlığın görüşüne karşı yasal süresi

içinde bir beyanda bulunmamıştır.

47. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının

yapılması oldukça zordur. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel

bağımsızlık olup bu koruma, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak,

kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte

özel hayat kavramının, herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve

dış dünyayı bu alandan uzak tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır (Faris Korkmaz, B. No: 2013/6995, 8/9/2015, §

33).

48. 52. Başvurucular tarafından, telefon görüşmelerinin dinlenmesine

ilişkin olarak özel hayata ve saygı haklarının kamu gücü tarafından ihlal

edildiği ileri sürülmüş olup anılan hak, Anayasa'nın 20. maddesi ile Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesinde yer alan özel hayata

saygı hakkı kapsamındadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de

telefon görüşmelerinin dinlenmesine ilişkin tedbirin Sözleşme’nin 8. maddesi

bağlamında başvurucuların “haberleşme” ve “özel hayat” haklarına hukuki alanda

müdahale niteliğinde olduğunu belirtmektedir (Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71,

6/9/1978, § 41; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,

2/8/1984, § 64). Yine AİHM'e göre arama ve el koyma

kararları da Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında başvurucuların özel hayata

saygı haklarına bir müdahale niteliğindedir (Camenzind/İsviçre, B. No: 21353/93, 16/12/1997, §§ 32-35, Buck/Almanya, B. No: 41604/98, 28/4/2005, §§

30-33).

49. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

51. Anılan hükümler uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal

ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin

düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Temel hak ve özgürlüklerin

ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri

sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

52. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

53. Somut olayda, yürütülen soruşturma kapsamında 5271 sayılı

Kanun’un 135. maddesine istinaden İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen

karar uyarınca başvurucuların telekomünikasyon yoluyla iletişimi (telefon

görüşmeleri) dinlenmiştir. Ayrıca İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 16/3/2011

tarihinde Başvurucular hakkında arama ve el koyma kararı vermiştir.

54. Yargılama süreci devam eden telefon dinlemeleriyle ilgili olarak

henüz hukuki bir kesinlik ortaya çıkmamıştır. Aynı şekilde arama, el koyma

kararları ve bu kararlar yoluyla elde edilen deliller ile ilgili olarak da

henüz hukuki bir kesinlik ortaya çıkmamıştır. Arama, el koyma tedbiri ve

telefon dinlemeleri gerçekleşmiş olmakla birlikte bunların hukukiliği ve kesin

sonuçlarının temyiz incelemesi sonucunda ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.

55. Bu durumda aynı dava sürecine ilişkin iddiaların farklı

düzlemlerde hem Anayasa Mahkemesince hem de Yargıtay tarafından yargısal

incelemeye tabi tutulması, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki ikincil

nitelikteki rolüne uygun olmayacağından başvurucuların özel yaşama saygı

haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının da öncelikle derece

mahkemelerince incelenmesi gerekmektedir.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Din Ve

Vicdan Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

57. Başvurucular Haydar Yeşil ve Murat Göktürk, İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında ifadelerinin alınması sırasında

kendilerine Alevi olup olmadıklarının sorulması suretiyle inançlarını açıklamak

zorunda bırakılmaları nedeniyle din ve vicdan özgürlüklerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

58. Bakanlığın 2013/9081 numaralı başvuruya ilişkin görüşünde, ifade

alma işlemi sırasında anılan başvuruculara dinlerini açıklamak zorunda

bırakacak bir soru sorulmadığı belirtilmiştir.

59. Başvurucu Haydar Yeşil, Bakanlığa karşı verdiği cevap

dilekçesinde başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarlamıştır.

60. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

61. Başvurucunun; kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle

ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine

eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

20).

62. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya

ilişkin iddialarını ortaya koymak ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine

ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlamak

yükümlülüğü başvuruculara aittir. İfade tutanakları incelendiğinde

başvurucuları dinî inancını açıklamak zorunda bırakacak bir soruya

rastlanmamıştır. Bunun haricinde başvurucular tarafından ne suretle dinî

inançlarını açıklamak zorunda bırakıldıklarına ilişkin ilişkin bir bilgi ya da

kanıt sunulmamıştır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen ihlal

iddialarının kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

64. Başvurucular dava dosyası kapsamında sadece müdahil taraf

beyanları ve delillerinin toplandığını, sanık vekillerinin hiçbir talebinin

dinlenmediğini, bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedildiğini, gizli tanık

hakkında lehlerine olan bazı bilgilerin dava dosyasına geç ibraz edildiğini,

lehe delillerin toplanmadığını, soruşturma işlemlerinin büyük bölümünün yetkili

olmayan Savcılık tarafından gerçekleştirildiğini, savunma haklarının kısıtlandığını

belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Bakanlığın 2013/9081 numaralı bireysel başvuruya ilişkin

görüşünde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerine atfen görüş

sunulmayacağını belirtilmiştir.

66. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

67. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

68. Somut olayda başvurucular hakkındaki dava, Malatya 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2014/173 sayılı esas numarasına kaydedilmiş olup yargılama devam

etmektedir. Dolayısıyla bu şikâyetler bakımından olağan kanun yolları

tüketilmemiştir.

69. Açıklanan nedenlerle kanunda öngörülmüş yargısal başvuru

yollarının tamamı tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Kişi

Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

70. Başvurucular yetkili ve görevli olmayan mahkeme tarafından

tutuklandıklarını, haklarında tutuklama kararı olmayan suçlardan

tutukluluklarının devamına karar verildiğini, kuvvetli suç şüphesi olmadan

tutuklandıklarını ileri sürmüşlerdir.

71. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok

edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi

tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim

kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”

72. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

73. Bakanlığın 2013/9082 ve 2013/9081 numaralı bireysel başvurulara

ilişkin görüşünde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerine

atfen görüş sunulmayacağını belirtilmiştir.

74. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delillerin yok etmelerini

veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri

hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olarak

suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu unsur

tutuklama tedbiri için olmazsa olmaz niteliktedir. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın

kendine özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi

Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).

75. Buna bağlı olarak yakalama veya tutuklama anındaki deliller

kişinin suçla itham edilebilmesini sağlayacak düzeyde olmayabilir. Zira

tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek ve

ilerletmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüpheye dayanak

oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak

olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi

gerekir (Mustafa Ali Balbay, B.

No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).

76. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde temel hak ve

hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu

sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,

Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla

sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).

77. Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların kanunda

belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari

organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve

usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdür. Anayasa’nın 19. maddesinin

amacı bireyi keyfî bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup

maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu

nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten

yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince

başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni” dayanağının bulunup bulunmadığının,

kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise hukuk devleti

ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde

erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenmesi gerekir (Murat Narman,

§ 44).

78. Bu bağlamda tutuklama kararının yetkili mahkeme tarafından

verilip verilmediği hususunun tutuklamanın kanunların öngördüğü usul ve

esaslara uygun olup olmadığı açısından incelenmesi gerekir. Zira tutuklamanın

yetkili olmayan bir mahkeme tarafından verilmesi tutuklamayı kanuna aykırı hâle

getirecektir.

79. Somut olayda başvurucular hakkında, iddia edilen Ergenekon terör

örgütünün talimatları doğrultusunda Zirve Yayınevi cinayetini azmettirdikleri

şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır. Başvurucular bu soruşturma kapsamında

özel yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmışlardır.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “Kamuoyunda Zirve Yayınevleri cinayetleri olarak

bilinen eylemin Malatya ilinde gerçekleşmesi suça konu yargılamanın halen

Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor olması, Şüphelilerin bir

kısmının bu cinayetin azmettiricisi konumunda olduğu, bir kısmının da cinayet

öncesi ve sonrasında örgüt adına yaptıkları çalışmalarla kamuoyu oluşturmaya

çalıştıkları, şüphelilerin yargılamalarının Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde

devam eden dosyayla birlikte yapılmasının hukuki zorunluluk doğurduğu, Her ne

kadar Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik örgüt yöneticilerinin

yargılamaları İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor ise de

şüphelilerle Malatya’da gerçekleşen eylem arasında fiili ve hukuki irtibat

bulunması” gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyanın Malatya

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.

80. Söz konusu kararın verildiği dönemde yürürlükte olan 5271 sayılı

Kanun’un mülga 251. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre Cumhuriyet savcısı

soruşturmanın gerekli kıldığı hâllerde suç mahalli ile delillerin bulunduğu

yerlere giderek soruşturma yapılabilir. Suç, ağır ceza mahkemesinin bulunduğu

yer dışında işlenmiş ise Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği yerin Cumhuriyet

savcısından soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. Bu hükme göre Cumhuriyet savcısı

soruşturmayı suçun işlendiği yerin savcısından isteyebileceği gibi kendisi de

yapabilir. Bu doğrultuda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suç Malatya’da

işlenmiş olsa da isnat edilen suçların yargılamasını İstanbul’da devam eden

Ergenekon soruşturmasıyla bağlantılı gördüğü için soruşturmayı İstanbul’da

başlatmıştır.

81. 5271 sayılı Kanun’un mülga 251. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre 250. madde kapsamına giren suçların soruşturması ve kovuşturması

sırasında Cumhuriyet savcıları hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları,

varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerle görevlendirilen ağır

ceza mahkemesi üyesinden, aksi hâlde yetkili adli yargı hâkimlerinden

isteyebilir. Somut olayda da Cumhuriyet savcısı başvurucuların tutuklanmasını

talep etmiş ve başvurucular bu suçlara bakmakla görevli İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından tutuklanmışlardır. Bu bağlamda başvurucuların

tutuklanmalarının kanuna aykırı olduğu söylenemez.

82. Somut olayda başvurucular, tutukluluğun devamına ilişkin

kararlarda tutuklu olmadıkları suçlardan da tutukluluğun devamına karar

verildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin 21/3/2011 tarihli ve 2011/29 Sorgu sayılı kararıyla başvurucular

Abdullah Atılğan, Murat Göktürk, Mehmet Çolak ve Adil

Akçay “silahlı terör örgütüne üye olma”

suçundan; Başvurucu Haydar Yeşil “silahlı

terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve tasarlayarak adam öldürme”

suçlarından tutuklanmışlardır. Tutukluluğun devamına ilişkin kararlar

incelendiğinde Mahkemenin kimi zaman her bir başvurucu için tutuklu olduğu

suçları ayrı ayrı belirtmek yerine toplu olarak başvurucuların tutuklu olduğu

suçları belirterek, kimi zaman da tutuklu olmadıkları suçları da belirterek

tutukluluğun devamına karar verdiği anlaşılmıştır. Böyle bir uygulamadan

başvurucuların tutuklu olmadığı suçlardan da tutukluluklarının devamına karar

verildiği sonucu çıkarılamaz. Nitekim 6/7/2012 tarihli tensip duruşmasında

başvurucular Abdullah Atılğan, Murat Göktürk, Mehmet

Çolak’ın tutuklu olmamalarına rağmen tutukluluklarının devamına karar

verildiğini iddia ettikleri suçlardan tutuklanma taleplerinin reddedildiği, Malatya

3. Ağır Ceza Mahkemesince 18/1/2013 tarihli duruşmada tutuklu olmamalarına

rağmen tutukluluklarının devamına karar verildiğini iddia ettikleri suçlardan

tutuklandıkları anlaşılmıştır. Aksi bir sonuca ulaşılması durumunda bile

başvurucuların ilk kez tutuklandıkları suçtan tahliye edilmedikleri de dikkate

alındığında böyle bir uygulamanın tutuklama kararlarını hukuka aykırı bir hâle

getirdiği söylenemez. Mahkemeler kimi zaman başvurucuların tutuklu olmadıkları

suçları da belirterek tutukluluğun devamına karar vermiş olsa da bu durum tek

başına tutuklamaları hukuka aykırı hâle getirecek bir eksiklik değildir.

83. Başvurucuların kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklandıkları

iddiaları açısından başvuruculara isnat edilen suçla ilgili deliller

iddianamede sanıkların aşama beyanları, tanık Adıyaman'ın beyanları, sanık İ.Ç.nin beyanları ve aşama savunması, daha önce dinlenen

tanıkların beyanları, fotoğraflar, video görüntüleri, ses kayıtları, bilirkişi

raporu, not kâğıtları, ihbar mektupları ile eklerindeki CD ve dokümanlar, aramalarda

ele geçirilen bilgi, belge ve dijital veriler, Ergenekon terör örgütü

soruşturmaları kapsamında ele geçirilen bilgi, belge, doküman ve dijital

veriler, İl Emniyet Komisyonu toplantı tutanakları, inceleme, değerlendirme ve

tespit rapor ve tutanakları, HTS telefon irtibat tutanakları, iletişim tespit

tutanakları, Malatya Jandarma İstihbarat Şubesi tarafından alınan dinleme

kararları, ekspertiz ve bilirkişi raporları, emanet makbuzları gösterilmiştir.

84. Başvurucuların suçla ilgili inandırıcı nedenler bulunmadığı

hâlde tutuklandıkları iddiasının yerinde olmadığı, gösterilen deliller dikkate

alındığında tutuklamanın kuvvetli şüphe olgusunu karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tutuklamanın hukuki olmadığı

yönündeki şikâyetlerinin tümünün açıkça

dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Resen

Gerçekleştirilen Tutukluluk İncelemelerinde Cumhuriyet Savcısının Görüşünün

Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia

86. Başvurucu Haydar Yeşil 13/1/2014 ve 10/2/2014 tarihli resen

gerçekleştirilen tutukluluk incelemelerinde Savcılık mütalaalarının kendisine

tebliğ edilmediğini belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

87. Bakanlığın 2013/9082 numaralı bireysel başvuruya ilişkin

görüşünde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerine atfen görüş

sunulmayacağını belirtilmiştir.

88. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa

olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini

ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

89. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci ve Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti

kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında süratle karar verebilecek

ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye

başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri esas olarak,

tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde

yürütülmekte olan davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması

kararlarının incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).

90. Tutukluluk hâline itirazda bulunulan bir davada, Cumhuriyet

savcısı ve tutuklunun davaya katılma hakkı bulunmaktadır. Ayrıca tutukluluk

hâline itiraz başvurusunda Cumhuriyet savcısı ve tutuklu arasında silahların

eşitliği ilkesinin gözetilmesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.

Ceviz/Türkiye, B. No: 8140/08,

17/7/2012, § 52; Nikolova/Bulgaristan [BD], B. No: 31195/96, 25/3/1999,

§ 58).

91. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma evresinde

şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler

itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100. madde

hükümleri dikkate alınarak, kovuşturma evresinde ise tutuklu sanığın tutukluluk

hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim

veya mahkemece resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.

92. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılacak

değerlendirme, resen (ex officio)

yapılmakta olup Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan

kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında

değerlendirilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 32). Resen yapılan tutukluluk incelemesi, Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrasında düzenlenen itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilmediği

için bu inceleme sırasında silahların eşitliği ilkesine riayet edilip

edilmediğinin incelenmesine de imkân yoktur.

93. Açıklanan nedenlerle başvurucunun İlk Derece Mahkemesince resen

gerçekleştirilen tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sırasında Savcılık

görüşünün kendisine bildirilmediği ve bu suretle silahların eşitliği ilkesine

riayet edilmediği yönündeki şikâyetinin konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. Tutukluluğun Devamı

Kararlarına İtiraz Edilemediğine İlişkin İddia

94. Başvurucular, on bir defa tutukluluk hâlinin devamı kararlarına

itiraz etmiş olmalarına rağmen yerel Mahkemece bu itirazların bir kısmının

görevli Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderilirken diğer itirazları

hakkında hiçbir işlem yapılmadığını ileri sürerek kişi özgürlüğü ve güvenliği

haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Başvurucu Haydar Yeşil

Yönünden

95. Bakanlığın 2013/9081 numaralı bireysel başvuruya ilişkin

görüşünde, başvurunun bu kısmının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

96. Başvurucu Haydar Yeşil, Bakanlığın görüşüne karşı sunduğu cevap

dilekçesinde başvuru dilekçesindeki iddialarına ek olarak hangi itiraz

taleplerinin incelenmediğini detaylı bir şekilde anlatmıştır.

97. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel

başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu

öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması

gerekir…”

98. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

(İçtüzük) “Başvuru süresi ve mazeret”

kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

99. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvuru

süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

resen nazara alınması gereken bir başvuru koşuludur (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).

100. Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca bireysel başvurunun; başvuru

yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği

tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru

yollarının tüketilmesi ve başvuru süresine ilişkin koşullar arasında yakın bir

bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamının

tüketilmesi ibaresinin katı bir şekilde yorumlanması, birtakım başvurular

açısından bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmayan neticelere yol

açabilecektir. Bu nedenle olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olan

bir kanun yolunun tüketilmesi şartı aranmaksızın her bir başvuru yolunun somut

başvurular açısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesi

gerekmektedir (Taner Kurban, §

20).

101. Somut olayda başvurucu Haydar Yeşil 8/11/2012, 14/12/2012,

11/1/2013 tarihli tutukluluğun devamı kararlarına sırasıyla 19/11/2012,

17/12/2012, 14/1/2013 tarihlerinde itiraz etmiştir. Malatya 3. Ağır Ceza

Mahkemesi 14/1/2013 tarihli duruşmada bir kısım tutuklu sanığın tutukluluk ara

kararlarına itirazları üzerine yapılan değerlendirme sonucunda itirazların

değerlendirilmek üzere Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiğini,

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince itirazların reddine karar verildiğini ve

kararın sanıklara tebliğ edildiğini belirtmiştir. Ancak başvurucuya göre itiraz

talepleri itiraz merciine gönderilmemiş, dolayısıyla itirazın reddi kararları

da kendisine tebliğ edilmemiş ve bu suretle tutukluluğa itiraz hakkından

yararlanamamıştır. Başvurucunun anlatımlarından itirazın reddi kararlarının

kendisine tebliğ edilmemesine rağmen tebliğ edilmiş gibi gösterildiğini yani

itirazları hakkında bir işlem yapılmadığını 14/1/2013 tarihli duruşmada

öğrendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu iddiaya ilişkin başvurunun 14/1/2013

tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken 12/12/2013 tarihinde

yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

102. Açıklanan nedenlerle başvurucunun bu şikâyetinin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekmiştir.

Diğer Başvurucular

Yönünden

103. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

104. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük’ün 59.

maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu

olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, § 19).

105. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle

ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine

eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).

106. Başvurucular, tutukluluk hâlinin devamı kararlarına on bir defa

itiraz etmiş olmalarına rağmen Mahkemece bu itirazların bir kısmının görevli

Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderilirken diğer itirazları hakkında hiçbir

işlem yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili

deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ortaya koymak ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlamak yükümlülüğü başvuruculara ait olmasına rağmen hangi

tarihli tutukluluğun devamı kararlarına itiraz edildiğine ve sonuç

alınamadığına, hangi itiraz talebinin itiraz merciine gönderilmediğine ilişkin

bir bilgi ya da kanıt başvurucular tarafından sunulmamıştır.

107. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen ihlal

iddialarının kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Tutukluluk

Süresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia

108. Başvurucular formül gerekçelerle tutukluluk hâllerinin devam

ettirildiğini, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptıkları itirazların

formül gerekçelerle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

109. Bakanlığın 2013/9081 ve 2013/9082 numaralı bireysel başvurulara

ilişkin görüşlerinde, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak önceki görüşlerine

atfen görüş sunulmayacağını belirtilmiştir.

110. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuların tutukluluk durumu

hakkında dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 4/12/2013 tarihli ve

E.2007/125 sayılı ara kararı ile tutukluluk hâlinin devamı yönünde karar

vermiştir. Başvurucular Haydar Yeşil, Mehmet Çolak, Adil Akçay söz konusu

karara itiraz etmiş; itiraz sonucunu beklemeden 12/12/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 9/1/2014 tarihli ve

2014/20 Değişik İş sayılı kararıyla itirazın reddine karar vermiştir.

111. AİHM benzer durumlara ilişkin kararlarında, iç hukuktaki başvuru

yolları tüketilmeksizin başvuru yapılması hâlinde kabul edilebilirliğe ilişkin

incelemesini yaptığı tarih itibarıyla bu yolların tüketilip tüketilmediğine

bakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerin tamamlanması durumunda başvuruyu iç hukuk

yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuruları kabul edilemez bulmamakta ve

diğer kabul edilebilirlik şartlarını da karşılayan başvuruları esastan

incelemektedir (Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, § 53; ; E.K./Türkiye

(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000 ve Ringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§

89-93).

112. Somut olayda anılan başvurucuların, Malatya 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin 4/12/2013 tarihli nihai kararına karşı itiraz yoluna

başvurdukları, itiraz sonucunu beklemeden 12/12/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmıştır.

113. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında anılan başvurucuların

başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden başvuruda bulunduğu

anlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusu itirazın Diyarbakır

5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 9/1/2014 tarihinde reddedildiği, somut olayın

koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna

varılmıştır.

114. Bu nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Hakkında

115. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma

ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine

getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

116. Bu hükümle, bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan

kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya

kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları güvence altına

alınmıştır (Murat Narman, § 60).

117. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasanın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz.” şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesine rağmen

tutukluluğun devamı, ancak kişi hürriyetine nazaran daha ağır bir kamu

yararının mevcut olması durumunda haklı görülebilir. Bu nedenle bir davada

tutukluluğun makul süreyi aşmamasını gözetmek, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların

derece mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ile serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (Murat Narman, § 61, 62).

118. Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutmanın devamı için

yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda

tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi

gerekir (Murat Narman, § 63).

119. Makul

sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp

gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda ise

tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı

tarihtir (Murat Narman, § 66).

120. Somut

olayda başvurucular 17/3/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 21/3/2011

tarihinde tutuklanmışlardır. Başvurucu Haydar Yeşil İlk Derece Mahkemesince

21/1/2015 tarihinde, Başvurucular Abdullah Atılğan,

Murat Göktürk, Mehmet Çolak 24/6/2014 tarihinde, başvurucu Adil Akçay 24/2/2014

tarihinde tahliye edilmiştir. Somut olayda başvurucu Haydar Yeşil'in tutukluluk

süresi 3 yıl 10 ay, başvurucular Abdullah Atılğan,

Murat Göktürk ve Mehmet Çolak'ın tutukluluk süresi 3 yıl 3 ay 3 gün, başvurucu

Adil Akçay'ın tutukluluk süresi 2 yıl 11 ay 3 gündür.

121. Başvurucuların

değişik tarihlerde yapmış oldukları tahliye talepleri “delil durumu, başvurucular hakkında isnat olunan

suçların mahiyeti, isnat edilen suçlara dair kuvvetli suç şüphelerini gösteren

olguların var olması, isnat edilen suçların katalog suçlardan olması,isnat edilen suçların yasadaki alt ve üst sınırı,

tüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde mevcut delillerin kuvvetli

suç şüphesinin varlığını göstermesi, bir sanık hakkında var olan delilin diğer

sanıkları da etkileme durumu, sanıkların henüz toplanmamış deliller bakımından

ve dinlenecek müşteki ve tanıklar bakımından delillere etki etme ve tanık ve

müştekileri yönlendirme kuşkusu, başvurucunun serbest kalması halinde kaçma

şüphesinin bulunması, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri

uygulanmasının dava konusu açısından yetersiz kalacağı” şeklindeki

gerekçelerle reddedilmiştir. Başvurucular tarafından Mahkemelerce verilen ret

kararlarına karşı yapılan itirazlar da benzer gerekçelerle reddedilmiştir.

122. Tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde önemli

bir yer tutan suçun katalog suçlardan olması yani 5271 sayılı Kanun’un 100.

maddesinin 3. fıkrası hususuna ilişkin olarak başvurana atfedilen suçun da

aralarında bulunduğu bazı suçlar için tutuklama nedenlerinin varlığı hakkında

yasal bir karinenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır (kaçma tehlikesi veya

delilleri değiştirme ve tanıkları, mağdurları ve diğer kişileri baskı altına

alma tehlikesi). Kanun, tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngördüğünde

kişi özgürlüğüne saygı kuralına aykırı davranılmasıyla sonuçlanan somut

olguların varlığının ikna edici biçimde kanıtlanması gerekir. Somut olayda

tutukluluğun devamı kararlarında bu şekilde bir kanıtlamanın yapılmadığı ve

sadece isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin 3. fıkrası

kapsamındaki katalog suçlardan olması hususuna atıf yapıldığı görülmektedir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Galip

Doğru/Türkiye, B. No: 36001/06, 28/4/2015, § 58).

123. Tutukluluğun devamı kararlarında delil durumuna atıf yapılması

kuvvetli suç şüphesinin varlığına ve devam ettiğine işaret eden bir gerekçe

olarak görülse de uzun süren tutuklulukların devamını kendiliğinden haklı

kılmamaktadır (Mansur/Türkiye, B.

No: 16026/90, 8/6/1995, § 56).

124.

Tutukluluğun

devamı kararlarında diğer bir gerekçe olarak isnat edilen suçun ağırlığı ve

kuvvetli suç şüphesinin varlığı bağlamında kaçma şüphesi gösterilmiştir. Kaçma

şüphesi sadece cezanın ağırlığı kapsamında değerlendirilemez. Bu şüphenin

mevcudiyetini teyit eden sanığın karakteri, ahlaki durumu, ikametgâhı, mesleği,

mal varlığı, aile bağları, kovuşturulduğu ülkedeki bağlantıları, tutukluluğa

karşı gösterdiği tepki, başka bir ülkeye gerçekten kaçmayı planlayıp

planlamadığı, kaçmayı planladığı ülkeyle bağlantıları gibi başkaca olgulara da

değinilmesi gerekir (Neumiester/Avusturya, B. No: 1936/63, 27/6/1968,

hukuki gerekçe bölümü, § 10). Somut olayda başvurucular 2007 yılında meydana

gelen bir eylemi azmettirdikleri gerekçesiyle 2011 yılında tutuklanmışlardır.

Bu süre zarfında kaçma girişiminde bulunmayan başvurucuların kaçma şüphesi ile

tutukluluklarının devamına karar verilmesi ikna edici değildir.

125. Yine İlk Derece Mahkemesi, tutukluluğun devamı kararlarında

henüz koruma altına alınmamış delillerin bulunduğunu ve başvurucuların bu

delilleri ortadan kaldırabileceğini ifade etmiş ve delillerin tam olarak

toplanmamış bulunmasından bahsetmiştir. Ancak sekiz yılı aşkın süredir devam

eden davada bu delillerin neler olduğu ve neden toplanamadığı belirtilmemiştir.

Mahkeme ayrıca başvurucuların henüz toplanmamış deliller bakımından delillere

etki etmek, dinlenecek müşteki ve tanıklar bakımından tanık ve müştekileri

yönlendirmek suretiyle yargılamanın işleyişine müdahale edebileceğini

belirtmiştir. Ne var ki yargılamanın işleyişini engelleme tehlikesine soyut

olarak dayanılmış, bu tehlikenin varlığı somut olarak desteklenmemiştir (Benzer

yönde AİHM kararı için bkz. Becciev/Moldova, B. No: 9190/03, 4/10/2005, §

59). Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olaydaki tutukluluk hâlinin

devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. Bu

bulgular ışığında yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğinin ayrıca

incelenmesine gerek görülmemiştir.

126. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tutukluluk süresinin makul

olmadığı ve tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği yönündeki

şikâyetleri yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216

sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

127. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedileceği belirtilmiş ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem

ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

128. Başvuruda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci

fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular hakkında tahliye

kararı verilmekle tutukluluk hâli sona ermiştir. Bu durumda ihlalin tespiti

dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

129. Başvurucular maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

130. Başvurucular tarafından maddi tazminat

talebinde bulunulmuş olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi

zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucuların maddi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

131. Başvurucuların özgürlük ve güvenlik hakkına

yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek

ölçüdeki manevi zararları karşılığında somut olayın özelliklerini dikkate

alarak başvurucu Haydar Yeşil’e 8.000 TL, başvurucular Abdullah Atılğan, Murat Göktürk, Mehmet Çolak’a ayrı ayrı 6.600 TL,

başvurucu Adil Akçay’a 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

132. Dosyadaki belgelerden tespit edilen ve başvurucu Mehmet Çolak

tarafından yapılan ve 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin anılan

başvurucuya ödenmesine, başvurucular Adil Akçay ve Haydar Yeşil tarafından

yapılan 198,35 TL harçtan ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama

giderinin ayrı ayrı anılan başvuruculara ödenmesine, başvurucular Abdullah Atılğan ve Murat Göktürk tarafından yapılan 206,10 TL

harçtan oluşan yargılama giderinin ayrı ayrı, 1.800 TL vekâlet ücretinin ise

müştereken anılan başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Özel hayatın gizliliği

haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Din ve vicdan özgürlüğü

haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklamanın hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlerin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun devamı

kararlarına itiraz edilemediğine ilişkin şikâyetlerin başvurucu Haydar Yeşil

yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle, diğer başvurucular yönünden açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Başvurucu Haydar Yeşil’in

resen yapılan tutukluluk incelemesinde Cumhuriyet savcısının görüşünün

bildirilmemesine ilişkin şikâyetinin konu

bakımından yetkisiz olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tutukluluk süresinin makul

olmadığına ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutukluluk süresinin makul

olmadığı şikâyetine ilişkin olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu Haydar Yeşil’e 8.000 TL, başvurucular Abdullah Atılğan, Murat Göktürk, Mehmet Çolak’a AYRI AYRI 6.600 TL,

başvurucu Adil Akçay’a 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucu

Mehmet Çolak’a ÖDENMESİNE; 198,35

TL harcın ve 1.800 TL vekâlet ücretinin başvurucular Adil Akçay ve Haydar

Yeşil’e AYRI AYRI ÖDENMESİNE; başvurucular Abdullah Atılğan

ve Murat Göktürk’e 206,10 TL harcın AYRI AYRI, 1.800 TL vekâlet ücretinin ise

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör Yrd. : Yusuf Enes KAYA Başvurucular : 1. Haydar YEŞİL Vekilleri : Av. Yasemin HAMAMCI Av. Ayşenur ERSOY 2. Adil AKÇAY Vekili : Av. Mustafa AYDIN : 3. Abdullah ATILĞAN : 4. Murat GÖKTÜRK Vekili : Av. Faik DEMEZ 5. Mehmet ÇOLAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9081, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. A. 1. Özel hayatın gizliliği
  16. B. Tutukluluk süresinin makul
  17. D. 198,35 TL harçtan oluşan
  18. E. Ödemelerin, kararın
  19. F. Kararın bir örneğinin Adalet
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9081
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Bıyık Başvurusu (B. No: 2013/8772)
  • Doğan Demirhan Başvurusu (B. No: 2013/3908)
  • İslam Şahin Başvurusu (B. No: 2014/7280)
  • Vildan Tunaboylu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2719)
  • Hüseyin Hançer Başvurusu (B. No: 2013/8319)
  • Mustafa Başer ve Metin Özçelik Başvurusu (B. No: 2015/7908)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.