İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/5444)

1. Başvuru; hükümlü olarak bulunduğu cezaevinde slogan

Başvuru No2013/5444Tarih6 Ocak 2016Okuma24 dk · 4.838 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Murat Karayel Başvurusu (3)

Karar tarihi
6 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/5444
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.838 kelime·24 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; hükümlü olarak bulunduğu cezaevinde slogan

atılması nedeniyle başvurucuya disiplin cezası verilmesinin haberleşme ve ifade

özgürlüğünü, disiplin cezasına yapılan itirazın infaz hâkimliğince yeterli

araştırma yapılmadan reddedilmesi ve itiraz incelemesinin duruşmalı

yapılmamasının adil yargılanma hakkını, itiraz incelemesindeki işleyişin etkili

başvuru hakkını ve disiplin cezasını gerektiren düzenlemenin soyut ve muğlak

olmasının suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 5/7/2013 tarihinde Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde,

adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği 8/6/2015 tarihinde bilgi

için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre

sonunda görüşünü 8/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvurucuya 15/7/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı görüşlerini,

22/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, başvuru tarihinde Kırıkkale F Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye

kalkışmak” suçundan hükümlü olarak bulunmaktadır.

10. Başvurucu arkadaşlarıyla birlikte 24/9/2012 tarihinde

nakil yoluyla Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna

gelmiş ve B-14 numaralı odaya yerleştirilmiştir. Emanet eşya memurluğundaki

eşyaların aldırılması amacıyla Kurum görevlileri tarafından hükümlülerin

kaldıkları odadan çıkarılıp kapı önünde üst aramalarının yapıldığı sırada

görevlilerce ayakkabıların da çıkarılmasının istenmesi üzerine başvurucu ve

arkadaşlarının, ayakkabılarının çıkarılmasını protesto etmek amacıyla “Onursuz aramaya son.” şeklinde slogan

attıkları tespit edilmiştir.

11. Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz

Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 5/10/2012 tarihli ve K.2012/325 sayılı

kararı ile başvurucu ve arkadaşları, yukarıda belirtilen disiplin suçunu

işlemeleri nedeniyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

(e) bendi hükmü uyarınca “1 ay süre ile

ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma”

disiplin cezası ile cezalandırılmıştır.

12. Söz konusu karara başvurucunun yaptığı itiraz Kırıkkale

İnfaz Hâkimliğinin 15/5/2013 tarihli ve E.2012/549, K.2013/358 sayılı kararı

ile reddedilmiştir.

13. İnfaz Hâkimliği kararının gerekçe kısmı şöyledir:

“…Hükümlülerin dosyada bulunan

beyanları, disiplin kurulunun 5/10/2012 tarihli 2012/325 sayılı kararı ve tüm

dosya kapsamından slogan attıkları anlaşıldığından cezaevi idaresince verilen

disiplin cezası, kanuna uygun olduğundan şikayetin

reddine…”

14. İnfaz Hâkimliği kararına karşı yapılan itiraz, Kırıkkale

Ağır Ceza Mahkemesinin 5/6/2013 tarihli ve 2013/657 Değişik İş sayılı kararı

ile “…infaz hakimliği kararında usul ve

yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmadığı...” gerekçesiyle dosya

üzerinden inceleme yapılarak reddedilmiş ve karar başvurucuya Cezaevinde

7/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 5/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği

Kanunu’nun “İnfaz hâkimliğince şikâyet

üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın

dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar

vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma

yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu

ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek

cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet

üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep

edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek

cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır

bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya

avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz

hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz

kurumunda da alabilir.”

17. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir

yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun,

tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı

davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile

ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır.

(2) Suç oluşturan eylemlerden dolayı açılan

kamu davası, disiplin soruşturması yapılmasını ve cezanın uygulanmasını

engellemez.”

18. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (e) bendi şöyledir:

“(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından

yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup,

faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten,

telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya

kısmen yoksun bırakılmasıdır.

(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır:

…

e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan

atmak,

…”

19. 5275 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ve (2) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“(1) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma

cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi görüşüne çıkarılmamasıdır.

(2) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma

cezasını gerektiren eylemler şunlardır:

...

d)

Kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya

davranışta bulunmak.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 6/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu; hükümlü olarak bulunduğu Ceza İnfaz Kurumunda

arama esnasında güvenlik kastını aşar bir şekilde ayakkabılarını çıkarmasının

istenmesini protesto etmek amacıyla slogan attığını, attığı sloganın düzeni

bozmadığı gibi suç unsuru da içermediğini, buna rağmen Disiplin Kurulu

tarafından haberleşme ve iletişim araçlarından yoksun bırakma cezası verildiğini,

yapmış olduğu itirazların da yeterli araştırma yapılmadan reddedildiğini,

itiraz incelemesinin duruşmalı yapılmadığını ve itiraz incelemesinin etkili

olmadığını belirterek Anayasa'nın 22., 26., 36., 38. ve 40. maddelerinde

düzenlenen haberleşme hürriyeti, ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, suç ve

cezada kanunilik ilkesi ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; ihlalin giderilmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu kapsamda başvurucunun;

i. Slogan atması nedeniyle hakkında verilen disiplin

cezasının haberleşme ve ifade özgürlüğü ve disiplin cezasına dayanak olan 5275

sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin muğlak

olması nedeniyle suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının

Anayasa’nın 26. maddesi,

ii. Kırıkkale İnfaz Hâkimliği ve Kırıkkale Ağır Ceza

Mahkemesinin gerekli inceleme ve araştırma yapmadan karar verdiği, ayrıca

İtiraz merciinin duruşma yapmadan itirazı reddettiği ve itiraz incelemesindeki

mevcut işleyişin etkili başvuru olarak değerlendirilemeyeceği iddiasının

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

C. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

1. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine

İddiası

23. Başvurucu; hükümlü olarak bulunduğu Kırıkkale F Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 24/9/2012 tarihinde

arkadaşlarıyla birlikte arama sırasında ifade özgürlüğü kapsamında demokratik

haklarını kullanarak ayakkabılarının çıkarılmasını protesto etmek amacıyla “Onursuz aramaya son.” şeklinde slogan

atması nedeniyle “1 ay süre ile ziyaretçi kabulünden

yoksun bırakma” disiplin cezası ile cezalandırıldığını, 5275 sayılı

Kanun’un 42. maddesin (e) bendinin soyut ve muğlak olduğunu ileri sürmüştür.

24. Bakanlık görüşünde başvurunun kabul edilebilirliğine

ilişkin olarak herhangi bir husus belirtilmemiştir. Bununla birlikte Bakanlık,

ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup olmadığı, gerçekleştirilen

müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlara

dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı

temelinde incelenmesi gerektiğini belirterek ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) bazı kararlarına atıfta bulunarak cezaevlerinde düzenin ve

disiplinin sağlanması çok önemli olduğundan kuralların daha sıkı

uygulanabileceğini ve bu tür uygulamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 10. maddesine uygun olacağını ifade etmiştir. Bakanlık, başvuru

konusu olayda başvurucunun gereksiz slogan atması nedeniyle disiplin cezası ile

cezalandırıldığını belirtmiştir.

25. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda yasada

açıkça belirtilmeyen bir nedenle cezalandırma yoluna gidildiğini belirtmiştir.

26. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

27. Sözleşme’nin 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu

makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat

özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde,

Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi

tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin

kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin,

toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması

ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve

haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı

erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı

formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

28. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün

kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz,

yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade

aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [GK], B. No: 2013/2602,

23/1/2014, § 43).

29. İfade özgürlüğü; insanın serbestçe haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı

kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla

serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (Emin

Aydın, § 40).

30. Somut olayda başvurucunun, arama esnasında

ayakkabılarının çıkarılmasının istenmesi nedeniyle bu uygulamayı protesto etmek

amacıyla arkadaşlarıyla birlikte “Onursuz

aramaya son.” şeklinde slogan attığı ve bunun bir çeşit ifade

yöntemi olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

31. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak

alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak

sahiptirler (Mehmet Reşit Arslan ve

diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65; Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No. 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü de Anayasa ve Sözleşme

kapsamında koruma altındadır (Yankov/Bulgaristan,

B. No. 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik

Krallık, B. No. 8231/78, 12/10/1983).

32. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

istisnalar gereğince ifade özgürlüğü mutlak bir hak niteliğinde değildir.

Sınırlanabilir nitelikte olmasına rağmen ifade özgürlüğünün demokratik

toplumlar için önemi gözetildiğinde sınırlamaların daha dar yorumlanması ve bir

sınırlamanın gerekliliğinin inandırıcı ve makul olması gerekmektedir (Yankov/Bulgaristan, § 129). Temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne

alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların

denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve 26.

maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (Abdullah

Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 70).

33. Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak

suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin ve düzenin

korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda

mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir. Ancak bu durumda

dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlama makul ve

ölçülü olmalıdır (Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 6205/73…, 23/3/1983, §§

99-105).

34. Açıklanan ilkeler ışığında, başvuruya konu olayda ifade

özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle

müdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere

dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

a. Müdahalenin Varlığı

35. Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan başvurucu, arama

sırasında ayakkabılarının çıkarılmasını protesto etmek amacıyla “Onursuz aramaya son.” şeklinde diğer iki

hükümlü ile birlikte gereksiz yere slogan atmaları nedeniyle disiplin cezası

ile cezalandırılmıştır. Dolayısıyla verilen disiplin cezasının, başvurucunun

kendini ifade etmek için söylediği ifadeler temelinde ifade özgürlüğüne yönelik

bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

36. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu

nedenle sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

37. Başvurucu; disiplin cezasına dayanak olan 5275 sayılı

Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde geçen ifadenin keyfîlik ve belirsizlik içerdiği, “Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” kuralının soyut olması nedeniyle

suç ve cezada kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlal edildiğini, yapılan

protesto eyleminin bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini, bu durumun Anayasa’nın

38. maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde, başvurucunun gerçekleştirmiş olduğu

eyleme ilişkin verilen cezanın kanuni dayanağının bulunduğu, suç ve cezaların

kanuniliği prensibi ilkesi gereğince bir eylemin tüm ayrıntılarının kanunda

düzenlenmesinin mümkün olmadığı, bazı muhtemel belirsizliklerin yargısal

yorumla açıklanacağı ve aydınlatılacağı, kanun koyucunun “gereksiz” ibaresinin

yorumlanmasını uygulamacıya bıraktığı belirtilmiştir.

39. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (e) bendinde ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilecek “Gereksiz olarak… veya slogan atmak” eyleminin bazı etkinliklere katılmaktan

alıkoyma disiplin cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. İnfaz

hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun’un sekizinci

bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının

amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun’un 37.

maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Bu çerçevede Kanun’da yer alan herhangi

bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde belirtilen eylemlerin, 37.

madde gereği ceza infaz kurumunda “düzenli

bir yaşamın sürdürülmesi”ni

veya “güvenliğin” ya da “disiplinin” sağlanmasını kusurlu olarak

engelleyecek şekilde gerçeklemesi gerekmektedir.

40. Buna göre Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında

ceza infaz kurumunda slogan atma eyleminde bulunulması disiplin suçunun

oluşabilmesi için tek başına yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki

güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek

şekilde gerçekleştirilmesi de gerekmektedir. Dolayısıyla bu niteliği taşımayan

slogan atma eyleminin cezalandırılması Kanun tarafından öngörülmediğinden

disiplin cezasına konu düzenlemede “suçun yasallığı ve “belirlilik” ilkelerine

aykırılık bulunmamaktadır (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013)

41. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5275 sayılı Kanun’un

42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi, öngörülebilir ve ulaşılabilir

bir şekilde “Gereksiz olarak… veya

slogan atmak”

eylemine karşılık disiplin yaptırımını kabul ettiğinden başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik müdahalenin kanuni dayanağının olduğu açıktır.

ii. Meşru Amaç

42. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî

güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri ve

devletin, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik

olması gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 5/6/2015, § 57).

43. Başvuru konusu olayda başvurucunun hükümlü olması nedeniyle

yukarıdaki paragrafta belirtilen meşru amaçların cezaevinin kendi koşulları

açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede gereksiz yere slogan atmak

nedeniyle disiplin cezası verilmesi açısından ceza infaz kurumlarında hükümlü

ve tutukluların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasında temel meşru amaç,

kamu düzeni ve suçların önlenmesi genel amacı temelinde cezaevinde güvenliğin

ve disiplinin sağlanmasıdır. Slogan atmak nedeniyle başvurucuya disiplin cezası

verilmesinin cezaevi düzeninin, güvenliğinin sağlanması ve suçun önlemesi

amacıyla yapıldığı, bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğüne ilişkin 26.

maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük

44. İfade özgürlüğü bazı sınırlamalara tabi olabilir. İfade

özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan

sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda

bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (Mehmet

Ali Aydın, § 64).

45. 1982 Anayasasında belirtilen “demokratik toplum düzeni”

kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum

düzeni” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin “demokratik toplum

düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki

paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü;

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın, § 65).

46. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde

sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde,

temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren

sınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın, temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak

kanunla sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz,

her temel hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte

kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel

hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel

olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet Ali Aydın, § 66).

47. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın

yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum

düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Bir başka deyişle öze dokunan sınırlamalar, “demokratik toplum düzeni

gerekleri” ve “ölçülülük” ilkesine evleviyetle aykırı olacağından Anayasa

koyucu temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden

“demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük” ilkesi bakımından ayrıca

inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet

Ali Aydın, § 67).

48. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden

gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı,

öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek

en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. “Demokratik

toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir

sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın

karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı

tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son

çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir

tedbir olarak değerlendirilemez (Mehmet Ali

Aydın, § 68).

49. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun

temellerinden olan ifade özgürlüğünün, sadece lehte olduğu kabul edilen veya

zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil; devletin veya

toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden

ifadeler için de geçerli olduğuna şüphe yoktur. Çünkü bunlar, demokratik toplum

düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin

gerekleridir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, §

49).

50. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275

sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak

disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma

koşulları 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur.

Kanun’daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde

uyarınca bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının

uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel

hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki

şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesine

göre hükümlü hakkında ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi,

güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile

idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları,

kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre

Kanun’da belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6,

K.2013/111, 10/10/2013).

51. Somut olayda başvurucu, iki hükümlü ile birlikte, arama

sırasında ayakkabılarının çıkarılmasının istenmesini protesto etmek amacıyla “Onursuz aramaya son.” şeklinde slogan

atmıştır (bkz. § 9). Bunun dışında herhangi farklı bir amacı olduğuna dair

disiplin soruşturması esnasında ve sonrasında idareye herhangi bir açıklamada

bulunmamıştır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında her türlü sloganın değil,

sadece bu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak

veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde

gerçekleştirilmesinin disiplin cezasına bağlandığı kabul edilmelidir.

Dolayısıyla somut olay açısından esas olan başvurucunun attığı sloganın ceza

infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak nitelikte olup

olmadığının incelenmesidir. Bu bağlamda ceza infaz kurumlarındaki güvenliği

veya disiplini bozacak şekilde slogan atmanın disiplin müeyyidesine bağlanması,

tek başına ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğurmayacaktır.

52. Başvurucu ve diğer iki hükümlü/tutuklu beraber hareket

ederek arama esnasında ayakkabılarının da çıkarılmasının istenmesini protesto

etmek amacıyla slogan atmışlardır. Slogana konu olayın aramaya ilişkin olması

ve toplu hareket ederek belirli bir organizasyon içinde hareket edilmesi Ceza

İnfaz Kurumu idaresi tarafından Ceza İnfaz Kurumunun düzeni ve güvenliği

açısından tehdit olarak değerlendirilmiştir. Bu tehdide yönelik olarak Ceza

İnfaz Kurumu idaresi, çok ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile (bkz.

§ 10) düzenin ve güvenliğin bozulmasını engellemeye yönelik olarak hareket

etmiştir.

53. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması

için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği konusunda herhangi

bir tereddüt bulunmamaktadır. Eylemin slogan atarak gerçekleştirilmiş olması bu

durumu değiştirmemektedir. Özellikle terör örgütü temelinde hareket edilmesi

hâlinde bu durum daha da bariz olarak ortaya çıkmaktadır. Başvuru konusu olayda

anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak suçundan mahkûm olan ve Cezaevine

nakil yoluyla gelen başvurucunun üst araması esnasında ayakkabısının da

aranmasının, Ceza İnfaz Kurumunda

düzen ve güvenliğin sağlanabilmesi açısından idarenin daha hassas davranmasının

bir sonucu olduğu açıktır. Bu nedenle başvurucuya verilen disiplin cezasının,

ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması, dolayısıyla kamu

düzeninin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması

gereken tedbirler kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Bu şekilde,

demokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında

başvurucunun ifade özgürlüğü sınırlanırken ceza infaz kurumunda düzeninin

sağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin ifade özgürlüğü arasında makul

dengenin kurulamadığı kabul edilemez (Benzer bir karar için bkz. Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

54. Başvuru konusu olayda başvurucu, “1 ay süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma”

cezası ile cezalandırılmıştır. 5275 sayılı Kanun’un öngördüğü disiplin cezaları

ile karşılaştırıldığında ağır sonuçlar doğurmayan ceza, başvurucunun belirtilen

süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılmasını öngörmektedir. Bu bağlamda

başvurucunun Kurum tarafından düzenlenecek diğer aktivitelere katılımının engellenmesi

ya da diğer haberleşme ve iletişim araçlarından istifade etmesinin yasaklanması

söz konusu olmadığından tecrit şartlarının oluştuğu da değerlendirilemez.

Dolayısıyla verilen disiplin cezasının, cezaevinde düzenin ve disiplinin

sağlanması amacını gerçekleştirmek için ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla

ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B.No: 18139/07, 11/5/2010).

55. Açıklanan nedenlerle ifade özgürlüğüne yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

a. Gerekli Araştırma ve İnceleme

Yapılmadan Karar Verildiğine İlişkin İddia

60 Başvurucu, Kırıkkale İnfaz Hâkimliği ve Kırıkkale Ağır

Ceza Mahkemesinin gerekli inceleme ve araştırma yapmadan karar verdiğini ve bu

şekildeki mevcut işleyişin etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

61 Somut olayda başvurucunun iddiasının özü, disiplin

cezasına yaptığı itiraz incelemesinde gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan

karar verildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucunun bu iddiasının Anayasa'nın

36. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde incelenmesi gerekir.

62 Bakanlık, daha önceki görüşlerine atfen bu konuyla ilgili

görüş sunmayacağını belirtmiştir.

63 Başvurucu, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrar

etmiştir.

63. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

64. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

66. Anılan kurallar uyarınca Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216

sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

67. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

68. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını

sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi

mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış

eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir

bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Naci

Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

69. Başvuru konusu olayda İnfaz Hâkimliği; evrak içeriğine ve

karardaki gerekçeye göre Disiplin Kurulunun 15/5/2013 tarihli ve E.2012/549

sayılı kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, eylemin

nitelendirilmesinde bir hatanın olmadığı, cezanın da mevcut düzenlemeler

çerçevesinde belirlenmiş olması nedeniyle başvurucunun disiplin cezasına

yaptığı itirazı reddetmiş ve kararının gerekçesini somut olayla da bağlantı

kurarak açıklamış; itiraz mercii tarafından da İnfaz Hâkimliğinin kararı,

hukuka aykırı bulunmayarak kararın gerekçesi (bkz. § 13) kabul edilmiştir.

70. Hukukun uygulanması ve yorumlanması mahkemelerin resen

gözeteceği bir husustur. Bu kapsamda, disiplin cezasına yapılan itiraz

incelemesinde disiplin cezasının şartlarının oluşup oluşmadığını belirlemek

hâkimin takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Derece mahkemelerinin söz konusu

koşulları değerlendirdiği kararlarında açık keyfîlik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire bir müdahalesi söz konusu olamaz.

Somut olayda başvurucunun iddialarının, esas itibarıyla ilgili mahkemelerce

anılan Kanun hükmünün değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet

bulunmadığına ve dolayısıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

görülmektedir.

71. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır. Ayrıca

İnfaz Hâkimliğinin ve itiraz merciinin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum tespit edilememiştir.

72. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu ve Derece Mahkemeleri kararlarının bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddiası

73. Başvurucu, itiraz incelemesinin duruşmasız olarak

gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür.

74. Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir

kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu

güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.”

75. Anayasa'nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinde herkesin meşru vasıta ve

yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise mahkemelerde

duruşmaların herkese açık olduğu, duruşmaların bir kısmının veya tamamının

kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak

gerekli kıldığı hâllerde karar verilebileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.

76. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ise herkesin, davasının kamuya açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahip olduğu; kararın aleni verileceği ancak demokratik bir toplum

içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçük yaştakilerin

çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği

gerektiğinde veyahut aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel

durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde,

duruşma salonunun basına ve dinleyicilere dava süresinin tamamı veya bir kısmı

için kapatılabileceği hükme bağlanmıştır.

77. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa'nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664,

17/9/2013, § 32). Buna göre duruşmaların kamuya açık olarak yürütülmesine

ilişkin gereklilik, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biri

olup temel gayesi; kişileri, kamu denetiminden uzak, kapalı kapılar ardında

yürütülmekte olan gizli bir yargılama ve bunun doğuracağı endişelerden

korumaktır. Dolayısıyla yargılamanın şeffaflığı, mahkemeye duyulması gereken

güvenin pekişmesini sağlamak ve davaların adil bir şekilde görülmesini temin

etmek bakımından önemlidir.

78. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı, adli mekanizmanın

işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence

altına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Bu

yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birini

oluşturur. Özellikle ceza davalarında yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması

silahların eşitliği ilkesinin ve savunma haklarının güvencesini oluşturur (Nevruz Bozkurt, § 32).

79. Diğer taraftan duruşmaların teorik olarak kamuya açık

olması yeterli olmayıp bunun uygulamaya yansıtılması da bu güvencenin

sağlanması bakımından gereklidir. Bu bakımdan -davanın tarafları dışında- başta

basın olmak üzere duruşmayı izlemek isteyen kişilerin duruşmaya katılımlarının

kolaylaştırılmasına yönelik birtakım tedbirler alınması devletin görevidir. Bu

kapsamda kamunun duruşmanın yeri ve tarihi ile ilgili olarak bilgi sahibi

olabilmesi, bu bilgilerin gizli tutulmaması ve duruşmanın icra edileceği yerin

fiilen erişime açık olması gereklidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Riepan/Avusturya, B. No: 35115/97, 14/11/2000, §

29).

80. AİHM’e göre duruşma yapmamayı haklı

gösteren istisnai durumlar olmadığı sürece ilk ve tek derece mahkemesinin

huzurundaki yargılamalarda, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca “açık duruşma hakkı”

beraberinde “duruşma isteme hakkı”nı

da getirir (Hakansson ve Sturesson/İsveç,

B. No: 11855/85, 21/2/1990, § 64).

81. Ancak “duruşmalı yargılama hakkı”, her türlü yargılamanın

mutlaka duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu anlamına gelmez. Adil yargılama

ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi

amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma

yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz.

Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar

verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları

yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil

yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Nevruz

Bozkurt, § 32).

82. Somut olayda yapılan incelemede Disiplin Kurulu kararına

yapılan itiraz incelemesi aşamasında, İnfaz Hâkimliğinde duruşma yapıldığı, tarafların

iddia ve savunmalarını ortaya koyabildikleri görülmüştür. Diğer yandan itiraz

merciinin dosya üzerinden inceleme yaparak karar verdiği ancak kararda

başvurucunun duruşmalı inceleme yapılması isteminin bulunmadığı ve bu konuda

bir karar da verilmediği görülmektedir.

83. Açıklanan nedenlerle duruşmalı yargılama hakkına yönelik

bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin

KABULÜNE,

B. 1. İfade özgürlüğünün ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

6/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : Murat KARAYEL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5444, 6 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. C. Kabul
  14. B. No. 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik
  15. A. Adli yardım talebinin
  16. B. 1. İfade özgürlüğünün ihlal
  17. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  18. Kaleli
  19. Dursun
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5444
Tarih
6 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Şeref Yıldız ve Burak Günay Başvurusu (B. No: 2013/6216)
  • Erler Yapı Malzeme A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/5019)
  • Haydar Yeşil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9081)
  • Hüseyin Bıyık Başvurusu (B. No: 2013/8772)
  • Doğan Demirhan Başvurusu (B. No: 2013/3908)
  • İslam Şahin Başvurusu (B. No: 2014/7280)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.