İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/3496

A.H.Ö. ve L.D. BAŞVURUSU

Başvuru No2013/3496Tarih6 Ocak 2016Okuma26 dk · 5.121 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm

Başvuru No
2013/3496
Karar tarihi
6 Ocak 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.121 kelime·26 dk okuma·15 bölüm

A.H.Ö. ve L.D. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/3496)

Karar Tarihi: 6/1/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ulusal yayın yapan bir gazetenin pazar ekinde

yayımlanan bir köşe yazısında kullanılan ifadelerin kişilik haklarını

zedelediği, bu kapsamda açılan tazminat davasında hükmedilen tazminat

miktarının kazanılmış haklar gözetilmeden bozma kararı sonrasında düşürülmesi

nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ve yargılamanın makul

sürede tamamlanmadığı iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Yapılan incelemede 30/5/2013 tarihli ve 2013/3770

numaralı başvurunun konu bakımından aynı nitelikte olması nedeniyle 2013/3496

numaralı başvuru ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 6/12/2013 ve 7/5/2015

tarihlerinde, başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemelerinin birlikte

yapılmalarına ve başvuruların birer örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Bakanlık, L.D. başvurusu ile ilgili görüşünü 4/2/2014;

A.H.Ö. başvurusuyla ilgili görüş bildirmeme yönündeki yazısını ise 4/6/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından L.D. başvurusuna ilişkin Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 17/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu A.H.Ö., birçok ilçede kaymakamlık ve farklı

illerde valilik yaptıktan sonra emekli olmuş; bir dönem de milletvekili olarak

görev yapmıştır. Başvurucu L.D. ise A.H.Ö.nün

eski eşidir.

10. Ulusal yayın yapan Sabah gazetesinin Pazar isimli

haftalık ekinin 14/7/2002 tarihli nüshasında yayımlanan “Başbürokrat Polise Niçin Düşman Oldu” başlıklı köşe

yazısında, başvurucuların isimleri zikredilmeden ve Karadeniz Bölgesi’nin ünlü

bir şehrinde şehrin ileri gelenlerinden olduğu vurgusu ve “başbürokrat” nitelendirmesi

yapılarak ildeki icraatlarından, eşinin ve kendisinin özel yaşamından,

emniyetle olan ilişkilerinden, özel yaşamındaki problemlerini emniyet

yetkilileri hakkındaki tasarruflarına yansıttığından bahsedilmiş ve yaşanan

olaylar hikâye tarzında kaleme alınırken şu ifadelere yer verilmiştir:

"Anlatacağım hikâye, mavisi ve yeşiliyle

ünlü Karadeniz’in ünlü bir şehrinden… Kahramanı, bu şehrin ileri gelenlerinden

birisi. Onun hikâyesini yazarken ismini açıklamayacağım ve ona ‘başbürokrat’ adını vereceğim.

Kahramanımız yani Başbürokrat,

tayin olduğu bu şehirde, ayağının tozuyla büyük bir mücadeleye girişmiş. Geceli

gündüzlü yoğun bir tempoyla problemleri çözmeye çalışıyor, bazı çıkar

çevrelerini karşısına aldığını bildiği halde hiç taviz vermeden kanunları büyük

bir gözükaralıkla yerine getiriyormuş.

Aslında birçok kesimi de kendisine düşman

ettiğini bilen Başbürokrat’ın yanında, güzel karısı

da varmış. Karısı onunla evlenmeden önce, cinsellik konularında uzman bir

profesörün eşiymiş. Ayrıca, çevresinde, aktif yaşantısıyla da tanınıyormuş.

Başbürokrat, gezmeyi ve eğlenmeyi seven eşinin başına bir şey gelmemesi için bir

komiser ve birkaç polis memurundan oluşan bir ekip oluşturmuş. Bu ekip, Başbürokrat’ın karısının gittiği her yere gidiyor, onu her

türlü tehlikeden koruyormuş.

Başarılı çalışmalara imza atan Başbürokrat ise işlerinin yoğunluğu nedeniyle eşine pek

fazla eşlik edemiyormuş. Günler birbirini kovalar ve hızla geçip giderken olan

olmuş ve Başbürokrat’ın karısı, kendisine tahsis

edilen ekibin başındaki genç komisere aşık olmuş.

Kimilerine göre komiser kadını baştan

çıkarmış. Ancak, sonuçta, iki sevgili şehirde dedikoduların arttığını anlamış

ve Başbürokrat’ın kendilerine zarar vermesinden

çekindikleri için başka bir şehre kaçmaya karar vermiş.

Fakat kızgın Başbürokrat’ın

kendisine yapılanı kimsenin yanına bırakmaya niyeti yokmuş. Zaten o, karısının

kandırıldığına ve zorla götürüldüğüne inanıyormuş. Hemen hiç vakit kaybetmeden

sevgililerin kaçtıkları yeri belirlemiş ve karısını buldurmuş.

Aracıların devreye girmesi üzerine eşi, Başbürokrat’ın yanına dönmüş; genç komiser ise

cezalandırılmış. Ama iş bununla bitmemiş. Dava kapandı, her şey normale döndü

sanılırken, kızgın Başbürokrat ile polis teşkilatı

arasında zor günler başlamış.

Çünkü, Başbürokrat,

bütün bu olanların, emrinde çalışan polis müdürleri yüzünden meydana geldiğine

inanıyor ve intikam planları yapıyormuş. Bunun için de her adli olaydan sonra

polis müdürlerine karşı tavır alıyor, polis teşkilatı ve müdürlerinin

açıklarını kollamak için kendi çevresindeki insanları kullanıyormuş.

Başbürokrat’ın iddialarına göre şehirde fuhuş almış başını yürümüş ve bütün bu çark

Emniyet Müdürü ve arkadaşlarının bilgisi dahilinde işlemeye başlamış. Ankara da

Başbürokrat’ın iddiaları üzerine Emniyet Müdürü

hakkında soruşturma başlatmış.

Sonuçta Emniyet Müdürü görevden alınmış. Yine

de Başbürokrat’ın kızgınlığı geçmemiş. Yeni gelen

Emniyet Müdürü ile de geçinemeyen Başbürokrat, onun

hakkında da sahtekârlık iddiasıyla soruşturma açılmasına neden olmuş. Ve bu

Emniyet Müdürü de görevden alınmış.

Emniyet Genel Müdürlüğü içinde rahatsızlık

yaratan bu çekişmeler üzerine İçişleri Bakanlığı konunun araştırılması için

müfettişler göndermiş. Böylece Karadeniz’in birkaç ayda 2 Emniyet Müdürü

eskiten güzel şehrindeki skandal ortaya çıkmış.

Başbürokrat, hala koltuğunda oturuyor. Polis teşkilatıyla arasında inanılmaz bir

çekişme var. Ve polisler, durumdan çok rahatsız. Başbürokrat’ın

yakın çevresi ise onun haklı olduğunu, karısının da kandırıldığını iddia

ediyor. Bakalım ne olacak? İzleyelim, görelim…”

11. Başvurucular; kaleme alınan yazıda “başbürokrat” nitelemesiyle … Valisi

olarak kendilerinin hedef alındığını, yazılanların yalan ve yanlış olduğunu, bu

yazının kendilerini yıpratmaya yönelik ve bir bütün olarak hukuka aykırı

olduğunu, gerçek ve güncel olmadığını, yazılmasında kamu yararının

bulunmadığını; şeref, haysiyet ve aile yaşamına yönelik olduğunu, … ilinde

gündemi işgal eden fuhuş olaylarının üzerine gitmesi, emniyet müdürü hakkında

soruşturma yapılmasına izin vermesi sonucunda bu kişinin Bakanlıkça merkeze

alınması nedeniyle fuhuş gibi gerçek ve güncel bir olgu üzerine gitmede

gösterdiği kararlılık ve direncini kırmaya yönelik yazıldığını, yazıda

kullanılan üslubun çok ağır olduğunu iddia ederek başvuruculardan A.H.Ö.,

19/7/2002 tarihinde Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinde ve L.D. ise 11/7/2003

tarihinde Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi

tazminat davaları açmıştır.

12. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 3/7/2003 tarihli ve

E.2002/620, K.2003/594 sayılı kararı ile dinlenen tanık anlatımları, ilgili

kurum ve kuruluşlardan alınan yazılar ve toplanan diğer deliller neticesinde

söz konusu yazıda "başbürokrat"

olarak belirtilen kişinin başvurucu olduğunun anlaşıldığını, yazı içeriğinin de

eleştiri sınırını aştığını, incitici ve özel yaşama müdahale eder nitelikte

olduğunu belirterek davanın kısmen kabulüne karar vermiş ve başvurucu lehine

25.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.

13. İlk Derece Mahkemesi kararının davalılarca temyiz

edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 6/4/2004 tarihli ve E.2003/11827,

K.2004/4455 sayılı ilamı ile hukuk davasına konu yayın nedeniyle davalılar

aleyhine ceza davası açıldığını, ceza mahkemesinde verilme ihtimali olan beraat

kararı, hukuk hâkimi üzerinde bağlayıcı etkiye sahip olmasa da ceza

mahkemesinin maddi olguyu kabul şeklinin, dava konusu yayının içeriği

itibarıyla hukuk davasına etkili olabileceğini, bu nedenle ceza davası sonucu

beklenerek karar verilmesi gerektiğini, davalıların diğer temyiz itirazlarının

bu aşamada incelenmesine gerek olmadığını belirterek kararın bozulmasına

hükmetmiştir.

14. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi, bozma kararına uyarak

ceza davasını bekletici mesele yapmış; bu süreçte diğer başvurucu (eski eşi)

tarafından 11/7/2003 tarihinde aynı yazı nedeniyle Ankara 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılan tazminat davasının mevcut dava ile birleştirilmesine

6/10/2004 tarihinde karar vermiştir.

15. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi, bekletici mesele

yapılan ceza davasının sonuçlanmasının ardından verdiği 11/2/2010 tarihli ve

E.2004/315, K.2010/19 sayılı kararı ile daha önce hükmedilen 25.000 TL

tutarındaki manevi tazminatın olay tarihi itibarıyla tarafların sosyal ve

ekonomik durumlarına, paranın alım gücüne göre fazla olduğunu belirterek ve

köşe yazısı ile ilgili önceki gerekçeleri tekrar etmek suretiyle davanın kısmen

kabulü ile başvurucular lehine ayrı ayrı 15.000 TL manevi tazminata

hükmetmiştir.

16. İlk Derece Mahkemesi kararının taraflarca ikinci kez

temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 21/6/2011 tarihli ve

E.2010/5957, K.2011/7274 sayılı ilamı ile "...Kişilik

hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat

ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken,

saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını,

sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da

dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel

durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek

nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın

takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun (hak ve nısfetle) karar vereceği Medeni Yasa'nın 4. maddesinde

belirtilmiştir. Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru

doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün

bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir

zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun

amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde

edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan

kadar olmalıdır. Asıl ve birleşen davaya konu edilen 14/7/2002 tarihli ‘Başbürokrat Neden Polise Düşman Oldu’ başlıklı yazının

yayınlandığı tarih ile yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde asıl dava ve

birleşen davada davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarları

fazladır. Davacılar yararına daha alt düzeyde manevi tazminata karar verilmesi

gerekirken yazılı şekilde manevi tazminata karar verilmiş olması doğru

değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir."

gerekçesine dayanarak kararın bozulmasına karar vermiştir.

17. Başvurucular tarafından yapılan karar düzeltme talebi de

aynı Dairenin 8/12/2011 tarihli ve E.2011/13333, K.2011/13220 sayılı ilamı ile

reddedilmiştir.

18. İkinci bozma sonrası Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi

bozma ilamına uyarak verdiği 29/3/2012 tarihli ve E.2012/2, K.2012/130 sayılı

kararı ile önceki kararındaki ve Yargıtay bozma ilamındaki gerekçelerle davanın

kısmen kabulüne, başvurucular lehine ayrı ayrı 3.000 TL manevi tazminata

hükmetmiştir.

19. Anılan karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19/9/2012

tarihli ve E.2012/10903, K.2012/13054 sayılı ilamı ile onanmış; karar düzeltme

talebi ise aynı Dairenin 26/3/2012 tarihli ve E.2013/1210, K.2013/5520 sayılı

ilamı ile reddedilmiştir.

20. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucu

A.H.Ö.ye 2/5/2013 tarihinde, başvurucu L.D.ye 30/4/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş; başvurucular, sırasıyla 28/5/2013 ve 30/5/2013 tarihlerinde ayrı ayrı

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

21. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

58. maddesi şöyledir:

“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören,

uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para

ödenmesini isteyebilir.

…. ”

22. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 6/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucular; 19/7/2002 tarihinde üç davalı aleyhine

Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinde ve 11/7/2003 tarihinde Ankara 2. Asliye

Hukuk Mahkemesinde basın yoluyla kişilik haklarına saldırı yapıldığını iddia

ederek açtıkları tazminat davalarında hükmedilen manevi tazminat miktarlarının

çok düşük olduğunu, miktarların olaya ve dosya kapsamına uygun olmadığını,

Mahkemenin ilk kararında daha yüksek miktarda tazminata hükmedildiğini, bu

nedenle lehlerine kazanılmış hak oluştuğunu, bu durumun yargılamanın ilerleyen

aşamalarında dikkate alınmadığını, yargılamanın taraflarının sosyal ve ekonomik

durumları dikkate alındığında hükmedilen tazminat miktarının etkisiz ve kanun

koyucunun amacına uzak bir tutar olduğunu, ayrıca yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma, kişi dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığının korunması, etkili başvuru haklarının ve hakların kötüye

kullanılması yasağının ihlal edildiğini, ifade özgürlüğünün Anayasa ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) belirlenen sınırlarının aşıldığını

ileri sürmüşler; Anayasa’nın 17., 26., 28., 36. ve 38. maddelerinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesi veya 22.000 TL ve 12.000 TL ayrı ayrı manevi tazminat ödenmesi

talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

25. Başvurucular, tahkir içeren sözler nedeniyle ihlal edilen

şeref ve itibarın korunması haklarını, derece mahkemeleri kararlarının

yeterince korumadığını belirterek Anayasa’nın 17., 26., 28., 36. ve 38.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucuların şikâyet ettiği

koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimleri dikkate alınarak bu

şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.

Bunun yanı sıra yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasına ilişkin

başvurular, yargılamanın sonucundan bağımsız ve ilk derece yargısındaki usule

ilişkin güvencelere yönelik olduğundan adil yargılanma hakkı kapsamında ayrıca

değerlendirilmiştir.

26. Bakanlık görüş yazısında benzer konularla ilgili daha

önce bildirilmiş görüşlere atıfta bulunulmuş, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları hatırlatılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kişisel İtibarın Korunması Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler

ilk olarak İlhan Cihaner(2) (B.

No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) kararında ortaya konulmuştur. Daha sonra

aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından benimsenmiş (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,

8/4/2015, §§ 35-66; Nihat Özdemir [GK],

B. No: 2013/1997, 8/4/2015, §§ 29-61) ve Bölümler önlerine gelen şikâyetlerde

sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali

Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2), B. No: 2013/1640,

15/4/2015, §§ 19-50).

28. Başvuruya konu sözler ve iddialar nedeniyle

başvurucuların kişisel itibarının korunması haklarına müdahale edildiği,

dayanaksız ve soyut bir husus değildir. Bu sebeple mevcut davada

başvurucuların, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına

alınan kişisel itibarın korunmasını isteme hakları ile ulusal günlük gazetenin

ve şikâyet konusu köşe yazısının yazarı gazetecinin Anayasa’nın 28. maddesinde

güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak

Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir

denge kurulması gerekmektedir.

29. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.

maddesinde düzenlenen “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatif

yükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitif

yükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş,

B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözlü saldırılar

veya basın ve yayın yolu ile yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, § 36; İlhan Cihaner (2),

§ 42). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının olaya

uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının kişinin itibarına

saygı gösterilmesini isteme hakkından başvurucuların kişisel olarak

yararlanmasına zarar verecek şekilde yapılmış olup olmadığını olayın şartlarına

göre değerlendirir (Kadir Sağdıç,

§ 39; İlhan Cihaner

(2), § 45).

30. Öte yandan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini

oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrası saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından

kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için

değil; incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de

geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde “demokratik bir

toplum”dan söz edilemeyen çoğulculuğun, hoşgörünün ve

açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalara tabi ise de bu istisnaların

dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (Kadir Sağdıç, § 48; İlhan Cihaner (2),

§ 55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, §

49).

31. Buna karşın basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28-32.

maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir. Basın özgürlüğü; gazete, dergi, kitap

gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama; bilgi, haber ve

eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar (AYM, E.1996/70, K.1997/53,

5/6/1997). Basın özgürlüğü, düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını

gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif

olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanabilmesi,

açıklanan düşünceye paydaş sağlanabilmesi, düşünceyi gerçekleştirme konusunda

ilgililerin ikna edilebilmesi çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu

itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin

işleyişi için yaşamsal önemdedir (Kadir

Sağdıç, § 49; İlhan Cihaner (2), § 56).

32. Mutlak değil, sınırlanabilir birer hak olan düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü ile onu tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan

basın özgürlüğü, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlükleri sınırlama

rejimine tabidir. Anayasa'nın 28. maddesinin dördüncü fıkrasında basın

özgürlüğünün sınırlanmasında 26. ve 27. madde hükümlerinin uygulanacağı

belirtilmiştir. Böylece basın özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü

ile ilgili genel hüküm niteliğindeki 26. maddedeki ve sanatsal ve akademik

ifadelerle ilgili 27. maddedeki sınırlama rejimine tabi tutulmuştur. Basın

özgürlüğüne yönelik diğer sınırlamalar ise 28. maddenin beşinci ve izleyen

fıkralarında yer almıştır. Basının, Anayasa'nın 26., 27. ve 28. maddelerinde

sayılan sınırlandırmalardan biri olan "başkalarının

şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının" korunması

için konmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekir (İlhan Cihaner (2), § 62).

33. Mevcut olaydaki gibi başvuruların, Anayasa’nın 26. veya

28. maddelerine dayanılarak ihtilaflı sözlerin sahibi tarafından yapılmış

olması ile Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak bu sözlere

konu olan kişi tarafından yapılmış olmasının değerlendirme bakımından önemi

bulunmamaktadır. Anayasa’nın bu maddelerinde korunan hak ve özgürlüklerle

ilgili benzer olaylarda çelişkili sonuçların ortaya çıkmaması için yargı

mercilerinin anılan hak ve özgürlükler arasında Anayasa Mahkemesi içtihadında

ortaya konulan kriterlere uygun bir denge kurmaları gerekir.

34. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir

denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şu

şekilde sayılabilir: Genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlanıp

sağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi vb. olup

olmaması ve ünlülük derecesi gibi); haber, köşe yazısı veya makalenin konusu,

ilgili kişinin önceki davranışları, yayının içeriği, şekli ve sonuçları ile

haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanma şartları (İlhan Cihaner (2),

§§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66;

Nihat Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§ 42-50).

35. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin,

başvurucuları eleştiri sınırlarını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz

kalıp kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar

arasındaki ihtilaf, büyük ölçüde, dava konusu yazıların maddi vakıaların

açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu

noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir.

Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın

mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir

Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64; benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46).

Yine de yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte

yargılamaya konu bir yazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararını

ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini

ortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya

konulmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda,

gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek

basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Scharsach ve News Verlagsgesellschaft

GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98,

13/2/2004, §§ 39-43).

36. Başvurucular; köşe yazısında kendilerinin, kişisel

çıkarlarını ve özel hayatlarını mesleği ile karıştıran, özel yaşantıları düzgün

olmayan, maiyetindekilere yanlı davranan kişiler olarak gösterildiğini iddia

etmektedirler. Başvurucular; haklarında yasal işlem yapılan kamu görevlilerinin

kin ve öç alma duygusuyla karalama kampanyası niteliğinde oluşturulan ve

gerçeklik unsurunu taşımayan bu yazıda, yazının sahibi gazeteci tarafından

hedef alındıklarını, kamu yararı bulunmayan bir konuda özel hayatlarının gerçek

dışı açıklamalara konu edildiğini, itibarsızlaştırılmalarının amaçlandığını ve

hakarete uğradıklarını belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davalının kullandığı

şikâyet konusu sözlerin, davacı tarafların kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ve incitici olduğunu kabul

etmesine karşın tazminat miktarını talep edilen miktara göre düşük

belirlemiştir. Somut davada İlk Derece

Mahkemesi; yazının, davacıların özel yaşantısını hedef aldığı, incitici

içerikte olduğu, kamuyu aydınlatıcı özellik taşımadığı ve güncel olmadığı

vurgusu yaparak ifade ve basın özgürlüğünün sınırlarında kalan eleştirel

nitelikte yazılardan olmadığını kabul etmiştir.

37. Başvurucuların, davalının yazısının şahsiyet haklarına

yönelik bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine karşılık olarak

davalı; yazının konusu ve hedefinin davacılar olmadığını, yazı içeriğinde

davacıların kimliğini ortaya koyabilecek herhangi bir belirti bulunmadığını,

yazıda bahsi geçen “başbürokratın eşi” ile ilgili bilgilerin davacıların

özel yaşantısı ile örtüşmediğini, davacılarla yazı arasında matufiyet

ilişkisinin olmadığını, davacıların kendilerine pay çıkarmasının hatalı

olduğunu ve şikâyet konusu yazının kişilik haklarına saldırı amacıyla kaleme

alınmadığını savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi; yazı içeriğindeki vurgular ve

olayların detayları dikkate alındığında yazıda “başbürokrat”

olarak isimlendirilen kişiden davacının anlaşılabildiğini, yazı içeriğinde

davacıların ortak ve özel yaşam alanlarının ötesinde sır alanlarına

girildiğini, yazının güncel bir konuya ilişkin olmadığını, kamuyu aydınlatıcı

ve eleştirel bir özellik taşımadığını, ilgili kişileri karalama ve itham amacı

ile yazılmış olduğunu belirtmiştir. Mahkeme; başvurucuların bulunduğu makamı,

yaptığı icraatları ve basının görev ve sorumluluklarını da gözönüne

alarak yazıların basın özgürlüğü kapsamında yer almadığına, kişilik haklarına

saldırı niteliği taşıdığına, güncel ve görünürdeki gerçekliğe uygun olmadığına

karar vermiştir.

38. Başvurucular, davalı tarafından

kaleme alınan köşe yazısında şahsiyet haklarına yönelik bir saldırı olduğunu

ileri sürmektedirler. İlk Derece Mahkemesi de söz konusu yazının bir bütün

olarak görünür gerçeğe uygun olmadığı, yazıda davacıların doğrudan hedef

alındığı ve yazının başvurucuların sır alanlarını ihlal eder nitelikte olduğu

yönünde değerlendirme yaparak davayı kabul etmiştir.

39. İlk olarak davalının, başvuruya konu gazete yazısında dile

getirdiği düşüncelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup

sunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip

geçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda bir haber, köşe yazısı

veya makalenin kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz

konusu haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması

gerekir. Aksine yazının bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan

çıkarına da o kadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner (2), § 74). Basının

genel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma

fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği

hatırlanmalıdır.

40. Şikâyet konusu köşe yazısının yayımlandığı dönem, başvurucu

A.H.Ö.nün … ilinde valilik

yaptığı tarihe rast gelmektedir. Aynı tarih, Karadeniz sahilindeki yerleşim

birimlerinde, halk arasında “nataşa” olarak

adlandırılan yabancı uyruklu kadınların kullanıldığı fuhuş olaylarının

yaygınlaştığı, yetkililerin fuhuşla mücadelesinin öne çıktığı bir dönemdir.

41. Başvuruya konu köşe yazısı, ulusal ve günlük yayın yapan

bir gazetenin ekonomi, magazin, aktüel, spor gibi her konuda başlığı bulanan

hafta sonu ekinde yer almaktadır. Yazı içeriğinde Karadeniz sahilinde yer alan

illerin herhangi birinde geçen bir hikâye, “başbürokrat” kurgusu ile

anlatılmakta; ildeki fuhuş sorunu ile mücadelede başbürokratın

gayretlerine vurgu yapılırken eşi ile ilgili özel hayatının detaylarına

girilmekte ve ildeki Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ile başbürokrat

arasında sorunlar bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Buna rağmen yazı, başbürokratın bahsedilen özel yaşantısı ve kurumlar arası

sorunlara rağmen başbürokratın hâlen görevde olmasına

dikkat çekerek koltuğunda oturmasını öne çıkarılarak ve okuyucuda daha sonraki

olaylara ilişkin merak duygusu uyandırılarak sonlandırılmaktadır.

42. Şikâyet konusu yazıda dile getirilen iddialar ile köşe

yazısının yayımlandığı dönemdeki olaylar ve başvurucuların beyanları birlikte

değerlendirildiğinde söz konusu yazıda sarf edilen bazı sözlerin ve iddiaların

bir ölçüde, genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı sundukları kabul

edilebilir.

43. Bir ildeki idari yapının düzgün işlemesi, kurumlar arası

koordinasyonun sağlanması ve bölgedeki toplumsal sorunların çözülmesi için

görev yapan kamu görevlileri olan vali ve kaymakamlar da diğer kamu görevlileri

gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, §

33). Bu sebeple idari yapının üst düzeyinde görev alan valileri ve özel alanını

asılsız suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir. Demokratik bir

toplumda bireylere, idari sistemi ve ona dâhil olan kamu görevlilerini ve yakın

çevresini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla

birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını isteme

haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (İlhan Cihaner (2), § 85).

44. Başvurucu A.H.Ö.nün,

Türkiye’nin birçok bölgesinde üst düzey yönetici olarak idari görevler ifa

ettiği, bu kapsamda kamuoyunda tanınan bir bürokrat olduğu ve tanınmışlık

derecesi dikkate alındığında onun az bilinen bir kişi olduğu iddia edilemez.

Dolayısıyla başvurucu, köşe yazısının yayımlandığı dönemdeki görevi ve görev

kapsamında yaptığı icraatları ve uygulamaları nedeniyle eleştirilere sıradan

kişilere göre daha fazla katlanmalıdır. Buna karşın diğer başvurucunun

kamuoyunu ilgilendiren tarafı sadece eşinin üst düzey bürokrat olmasıdır. Bu

yönüyle eleştirilere karşı daha korunaklı bir konumda kabul edilmelidir.

45. Diğer yandan söz konusu köşe yazısı nedeniyle

başvurucuların kişisel kariyerinin ve mesleğinin önemli ölçüde etkilenmediği gözönünde bulundurulmalıdır. Nitekim köşe yazısının

yayımlandığı dönemde başvurucuların aile birliği bir süre daha devam etmiş,

başvurucu A.H.Ö. valilik görevini sürdürmüş, … ilindeki görevinden sonra başka

illerde de aynı görevi yürütmüş, bir dönem de milletvekilliği yapmıştır.

46. Son olarak başvuruya konu köşe yazısında abartıya

kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi

ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir

(Kadir Sağdıç, § 76; Radio France ve diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, §

37). Fakat ifade özgürlüğünün, ilgilisine görev ve sorumluluklar yükleyen bir

hak olduğu da unutulmamalıdır. Bu bağlamda gazeteciler, gazetecilik etiğine

uygun bir şekilde, doğru ve güvenilir bilgilerle toplumu aydınlatma hususunda

iyi niyetli hareket etmek durumundadırlar (Lindon, Otchakovsky-Laurens ve July/Fransa,

B. No: 21279/02, 36448/02, 22/10/2007, § 57).

47. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik

mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini

belirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle

aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda

Anayasa’nın 26. maddesinin, sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini

değil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda

tutulmalıdır (Ali Suat Ertosun, §

66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, §

57).

48. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın

özgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucuların şeref ve itibarının

korunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece

Mahkemesi; yazının, değer yargısından ziyade olayları hikâye tarzında anlatan,

davacıların taşıdığı kimlik (vali ve eşi) ve yürüttüğü göreve ilişkin

eleştirilerden ziyade özel hayatlarında yer alan sır alanlarına giren yönüne ve

toplumdaki aile gerçekliğine önem vermiş ve yazının temas etmek istediği

toplumsal sorun üzerine de eğilmiştir. Davalı yazar, yazısında davacıların

hedef alınmadığını vurgulamak için kurguladığı başbürokratın

eşi ile ilgili olarak gerçekte olmayan ve davacıların özel yaşamları ile

örtüşmeyen tanımlamaları kullandığını kabul etmektedir. Dolayısıyla Derece

Mahkemesi, yazının başka bölümlerinden davacıların anlaşıldığı sonucuna

ulaştığından yazarın başbürokratın eşi ile ilgili “öncesinde cinsellik uzmanı bir profesörle evlilik”

ve diğer nitelendirmelerinin gerçeklikten uzaklaştığı, incitici olduğu ve

toplumsal sorundan ziyade davacıların özel ve sır alanlarını öne çıkardığı

sonucuna varmıştır.

49. Mahkeme, davaya konu yazılarda anlatılan maddi vakaların

gerçekliği meselesine değinmiş ve dava konusu yazıların bir kısmının yeterli

olgusal temele sahip olmadığını belirterek yayınların yapıldığı tarihte meydana

gelen olaylarla yayınların içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin korunmadığı,

başvuruya konu köşe yazısında geçen olayların “görünür

gerçekliğe uygun” olmaktan uzak olduğu yönünde değerlendirme

yapmıştır.

50. Mevcut hâliyle Mahkeme kararında bariz takdir hatası veya

keyfîlik tespit edilmediğinden Anayasa Mahkemesinin

tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda Mahkemenin takdir yetkisine

müdahalesi söz konusu olamaz (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 45; Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 87).

51. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan anayasal hakkına yönelik bir ihlal olmadığının

açık olduğu anlaşıldığından tazminat miktarının adil olmadığına dair başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

52. Başvurucuların yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

53. Başvurucular, Ankara 2. ve 23. Asliye Hukuk

Mahkemelerinde açtıkları ve daha sonra birleşerek tamamlanan davanın makul

sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

54. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili

hükmü, Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler gereğince adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141.

maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

55. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucuların

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatlerinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

56. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi

uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda haksız fiile dayalı

olarak açılmış ve yargılama sürecinde birleştirilmiş manevi tazminat davaları

söz konusudur. Bu bağlamda 6098 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun'da yer alan

usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur (Güher Ergun ve diğerleri,§ 49).

57. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup somut başvurular açısından bu

tarihler 19/7/2002 ve 11/7/2003’tür.

58. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvurular açısından bu tarih, Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen

hükmün Yargıtay 4. Hukuk Dairesince onandığı 26/3/2013’tür.

59. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi

neticesinde 19/7/2002 tarihinde Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan

davanın konusunun haksız fiile dayalı tazminat davası olduğu, ilk yargılamanın

3/7/2003 tarihinde sonuçlandırıldığı, Yargıtayın

bozma kararı doğrultusunda, yargılama devam ederken davalı hakkında … Asliye

Ceza Mahkemesinde açılan E.2002/769 sayılı kamu davasının sonucunun

beklenilmesine karar verildiği görülmüştür. Bu süreçte aynı fiil sebebiyle

diğer başvurucu tarafından Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde 11/7/2003

tarihinde açılan E.2003/620 sayılı dosyasının bu dosya üzerinde

birleştirilmesine karar verildiği ve birlikte yürütülen dosyada uzun bir müddet

kamu davasının sonucu beklenerek 11/2/2010 tarihinde davanın kısmen kabul

edildiği, taraflarca temyiz edilen kararın tazminat miktarı yönünden tekrar

bozulması üzerine yapılan yargılamada 10/3/2012 tarihli kısmen kabul kararı

verildiği, taraflarca yeniden temyiz edilen kararın Yargıtay 4. Hukuk

Dairesince 19/9/2012 tarihli ilam ile onandığı ve karar düzeltme incelemesinden

geçerek 26/3/2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

60. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı gözönünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 34-64).

61. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvuruya konu

haksız fiile dayalı tazminat davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucuların, tutum ve davranışları ile usule ilişkin haklarını kullanırken

özensiz davranması neticesinde yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep

olduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvurular açısından, daha önce verilen

kararlar dışında farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve başvuruculardan A.H.Ö. yönünden 10 yıl 8 ay ve L.D. yönünden 9 yıl 7 aylık

yargılama süreçlerinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216

Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucular, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasından

kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının giderilmesi talebinde bulunmuşlardır.

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvurucuların tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık

on bir ve on yıllık yargılama süreleri nazara alındığında yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararı karşılığında başvurucu A.H.Ö.ye takdiren

net 14.000 TL ve başvurucu L.D.ye takdiren net 12.000

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL başvuru

harcı masrafı ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL

yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu L.D.nin kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması

talebinin kabulüne ve bununla bağlantılı olarak her iki başvurucunun kamuya

açık belgelerde kimliğinin GİZLİ TUTULMASINA,

B. 1. Kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucu

A.H.Ö.ye net 14.000 TL ve başvurucu L.D.ye net 12.000 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Başvurucular

tarafından ayrı ayrı yapılan 198,35 TL başvuru harcı masrafı ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA

6/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Abuzer YAZICIOĞLU Başvurucu : 1- A.H.Ö. Vekili : Av. Ahmet AKGÜL Başvurucu : 2- L.D. Vekili : Av. Aysu ÖNER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3496, 6 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Birinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 45; Sadık
  14. B. 1. Kişinin maddi
  15. D. Başvurucu
  16. E. Başvurucular
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3496
Tarih
6 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/5444)
  • Şeref Yıldız ve Burak Günay Başvurusu (B. No: 2013/6216)
  • Erler Yapı Malzeme A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/5019)
  • Haydar Yeşil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9081)
  • Hüseyin Bıyık Başvurusu (B. No: 2013/8772)
  • Doğan Demirhan Başvurusu (B. No: 2013/3908)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.