İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Zafer Dinç Başvurusu (B. No: 2013/9100)

1. Başvuru, işçi

Başvuru No2013/9100Tarih20 Ocak 2016Okuma24 dk · 4.736 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Zafer Dinç Başvurusu

Karar tarihi
20 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/9100
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.736 kelime·24 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, işçi

alacağı davasında, mahkemenin delilleri toplamadan hatalı ve eksik inceleme

yaparak karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, reddi hâkim talebinin

aynı hâkim tarafından değerlendirilmesi nedeniyle bağımsız ve tarafsız

mahkemede yargılanma hakkının; Yargıtay ilamında hâkimin reddi talebi ile

ilgili iddialara cevap verilmemesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular, 16/12/2013

tarihinde Bakırköy 1. İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumunun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Konu yönünden hukuki irtibat

nedeniyle 2013/9101 numaralı bireysel başvuru dosyasının 2013/9100 başvuru

numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/9100

başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm İkinci

Komisyon tarafından 31/12/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından

13/3/2015 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve

olgular 13/3/2015 tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir.

Bakanlık, görüşünü 15/5/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 4/6/2015 tarihinde bildirilmiş,

başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

- 2013/9100 numaralı başvuruya ilişkin olarak;

9. Başvurucuya karşı İstanbul

Anadolu 10. İş Mahkemesinin (kapatılan Üsküdar 3. İş Mahkemesi) E.2008/143

sayılı dosyasında, işçi alacağından kaynaklanan tazminat davası açılmıştır.

10. Yargılama sırasında

başvurucu, Mahkemenin E.2009/89 sayılı dosyasında davalı olan şahsın Mahkeme

hâkiminin babası olması nedeniyle hâkimin davadan çekilmek zorunda kaldığını,

dosyada emsal kararlar olmasına rağmen itirazının incelemediğini ve resmi belgelerin dosyaya getirtilmediğini bu açıdan hâkimin

tarafsızlığını yitirdiğini belirterek reddi hâkim talebinde bulunmuş, Mahkeme,

3/12/2010 tarihli ve E.2008/143 sayılı kararı ile talebi geri çevirmiştir.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…

Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmiş olduğu

sebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin yargılama

faaliyetlerinden olduğu ve HUMK'da belirtilen reddi

hâkim sebeplerinden hiç birisini oluşturmadığı görülmüştür. Ayrıca mahkememizin

E.2009/89 sayılı dosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ile bu dosyanın arasında

hiçbir bağlantı bulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı

davalı vekilinin reddi hâkim talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

Davalı vekilinin reddi hâkim talebinin, hâkimin reddi

sebepleri oluşmadığından reddine,

…”

11. Mahkeme, 27/1/2011 tarihli

ve E.2008/143, K.2011/21 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar

vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

Davalı vekili 11.02.2008 tarihli oturumda söz alarak

müvekkilinin 507 sayılı Kanun gereğince küçük esnaf sayıldığını, İş Kanununa tabi olmadığını belirtmek suretiyle görev

itirazında bulunduğu, zamanaşımı itirazında bulunmuştur.

Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir.

Davalı işyerinin 507 Sayılı Kanun kapsamına giren küçük

esnaf sayıldığını iddia ederek mahkemenin görevsiz olduğunu bildirmiş bu konuda

tanıklar dinlenmiş ve zabıta araştırması yapılmıştır.

Dava konusu çalışma minibüsçülük olması nedeniyle çalışmanın

bu niteliği önemli olmayıp ekonomik faaliyetini "sermayesi ile birlikte

bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini

kazandırmayacak miktarda olma" ölçütünün aranması gerekmektedir.

Davalı 5362 Sayılı Kanun açısından esnaf sayılması halinde

bu işyerinde 3'den fazla çalışan olup olmadığının araştırılması gerekecektir.

İşyerinde 3 kişiden az işçi çalışan işyerleri İş Kanununun

kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca davalının işyerindeki faaliyetinin nakdi

ya da ayni sermaye yanında emeğine dayanıp dayanmadığının da belirlenmesi

gerekmektedir. Dosyada bulunan tutanak ve dinlenen davacı ve davalı

tanıklarının beyanlarından davalının minibüste çalışmayıp şoför çalıştırdığı

nakdi veya ayni sermaye yanında çalışmasının emeğe dayanmadığı görülmekle

davalının esnaf sayılamayacağı kanaatine ulaşılmakla davalı işyerinin İş Kanunu

kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

Davacı 10/1/1994-13/12/2008 tarihleri arasında davalı

işyerinde çalıştığını beyan etmiş olup SGK hizmet cetvelinde davacının davalı

yanında çalışması gözükmemekte olup 31/12/2007 tarihinde başka bir işyerinde

çalışmaya başladığı gözükmektedir. Dosyada bulunan tanık beyanları tutanak

birlikte değerlendirildiğinde davacının 2008 yılında da davalının yanında

çalışmasının olduğundan söz edilmekle davacının 10/1/1994-13/12/2008 tarihleri

arasında davalı işyerinde çalıştığının kabulü gerekmiştir.

Davacı günlük 60 TL net ücret aldığını belirtmiş bir gün

çalışıp bir gün diğer şoförün çalışmakla günlük 120 TL net ücret aldığını beyan

etmiştir. Davacı tanıkları yevmiye usulü çalışıldığını yevmiyelerinin 120 TL

olduğunu ayda ortalama 250 TL yemek ücreti verildiğini beyan etmiş olup davalı

tanıkları da yevmiye usulü çalışıldığını hasılattan yevmiyelerini aldıklarını

beyan etmişler, dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının 1 gün çalışıp 1

gün çalışmadığı çalıştığı günler 120 TL ücret aldığı anlaşılmakla davacının

ücreti hesaplanmıştır.

Davalı, davacının iş akdine haklı nedenle son verildiğini

kanıtlayamamış olmakla hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap

edilen kıdem tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek

gerekmiştir.

Davacının iş akdi ihbar öneli verilmeden haksız olarak sona

erdirildiğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen ihbar

tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek

gerekmiştir.

İşyerinde fazla mesai yapıldığını işçi ispat etmek

zorundadır. Fazla mesainin ödendiğini ise işveren ispat edecektir. Davacı ve

davalı tanıkları dinlenmiştir. Davacı işyerinde fazla mesai yapıldığını ispat

etmiştir. Fazla mesainin ödendiğini ise davalı işveren ispat edemediğinden

hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen fazla mesai

ücretinden Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince izin hastalık gibi

nedenlerle sürekli olarak fazla mesai yapılması mümkün olmadığından

mahkememizce takdiri bir indirim yapılmasına karar verilerek takdir edilen

fazla mesai ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek

gerekmiştir.

Davacı yıllık izin ücreti talebinde de bulunmakla yıllık

ücretli izinlerin kullandırdığını davalı işveren ispat etmek zorunda olduğundan

ve ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap

edilen yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan alınarak davacıya

verilmesine karar vermek gerekmiştir.”

12. Başvurucunun temyizi üzerine

karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ve E.2011/22134,

K.2013/22693 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni

gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik

görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile

usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,

…”

13. Onama ilamı, 15/11/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

- 2013/9101 numaralı başvuruya ilişkin olarak;

14. Başvurucuya karşı İstanbul

Anadolu 10. İş Mahkemesinin (kapatılan Üsküdar 3. İş Mahkemesi) E.2008/144 sayılı

dosyasında, işçi alacağından kaynaklanan tazminat davası açılmıştır.

15. Yargılama sırasında

başvurucu, Mahkemenin E.2009/89 sayılı dosyasında davalı olan şahsın Mahkeme

hâkiminin babası olması nedeniyle hâkimin davadan çekilmek zorunda kaldığını,

dosyada emsal kararlar olmasına rağmen itirazının incelenmediğini ve resmi belgelerin dosyaya getirtilmediğini bu açıdan hâkimin

tarafsızlığını yitirdiğini belirterek reddi hâkim talebinde bulunmuş, Mahkeme,

26/10/2010 tarihli ve E.2008/144 sayılı kararı ile talebi geri çevirmiştir.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…

Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmiş olduğu

sebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin Yargılama

faaliyetlerinden olduğu ve HUMK'da belirtilen reddi hakim sebeplerinden hiç birisini oluşturmadığı görülmüştür.

Ayrıca mahkememizin 2009/89 Esas sayılı dosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ile

bu dosyanın arasında hiçbir bağlantı bulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tüm

bu nedenlerden dolayı davalı vekilinin reddi hâkim talebinin reddine karar

vermek gerekmiştir.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

Davalı vekilinin reddi hâkim talebinin, hâkimin reddi

sebepleri oluşmadığından reddine,

…”

16. Mahkeme, 27/1/2011 tarihli

ve E.2008/144, K.2011/22 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar

vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

Davalı vekilinin yazılı cevap dilekçesi bulunmadığı ancak

11/2/2009 tarihli oturumda müvekkilinin 507 sayılı Kanun gereğince küçük esnaf

sayıldığını, İş Kanununa tabi olmadığını belirtmek

sureti ile görev itirazında ve zaman aşımı itirazında bulunmuştur.

Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir.

Davalı işyerinin 507 Sayılı Kanun kapsamına giren küçük

esnaf sayıldığını iddia ederek mahkemenin görevsiz olduğunu bildirmiş bu konuda

tanıklar dinlenmiş ve zabıta araştırması yapılmıştır.

Dava konusu çalışma minibüsçülük olması nedeniyle çalışmanın

bu niteliği önemli olmayıp ekonomik faaliyetini "sermayesi ile birlikte

bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini

kazandırmayacak miktarda olma" ölçütünün aranması gerekmektedir.

Davalı 5362 Sayılı Kanun açısından esnaf sayılması halinde

bu işyerinde 3'den fazla çalışan olup olmadığının araştırılması gerekecektir.

İşyerinde 3 kişiden az işçi çalışan işyerleri İş Kanununun

kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca davalının işyerindeki faaliyetinin nakdi

ya da ayni sermaye yanında emeğine dayanıp dayanmadığının da belirlenmesi gerekmektedir.

Dosyada bulunan tutanak ve dinlenen davacı ve davalı tanıklarının beyanlarından

davalının minibüste çalışmayıp şoför çalıştırdığı nakdi veya ayni sermaye

yanında çalışmasının emeğe dayanmadığı görülmekle davalının esnaf

sayılamayacağı kanaatine ulaşılmakla davalı işyerinin İş Kanunu kapsamında

olduğu anlaşılmaktadır.

Davacı 1/2/1997-13/12/2008 tarihleri arasında davalı

işyerinde çalıştığını beyan etmiş olup SGK hizmet cetvelinde davacının davalı

yanında çalışması gözükmemekte olup 18/10/1993-31/12/1997 tarihleri arasında bağkur sigortalısı olduğu 1977 yılından başlayarak 2003

yılına kadar çeşitli tarihlerde başka işyerlerinde sigortalı çalışmasının

olduğu 3/11/2003 tarihinde aylık bağlanması için tahsis talebinde bulunduğu ve

aylık bağlandığı görülmektedir. Bu tarihten sonra da yaşlılık aylığı almakta

olup aynı zamanda işyerinde çalışmaya devam etmektedir. Yargıtay'ın yerleşik

kararlarına göre emeklilikten sonraki tarih ayrı bir işyeri sözleşmesi olarak

değerlendirilmekle birlikte emekli olurken kıdem tazminatı ödenmemiş ise hizmet

sürelerinin de birleştirilmesi gerekir. Tanık beyanlarından davacının 1997

yılının başından itibaren çalışmaya başladığı ve 2008 yılında da çalışmasının

olduğu anlaşılmakla davacının davalı işyerinde 1/2/1997-13/12/2008 tarihleri

arasında çalıştığı kabul edilmiştir.

Davacı günlük 60 TL net ücret aldığını belirtmiş bir gün

çalışıp bir gün diğer şoförün çalışmakla günlük 120 TL net ücret aldığını beyan

etmiştir. Davacı tanıkları yevmiye usulü çalışıldığını yevmiyelerinin 120 TL

olduğunu ayda ortalama 250 TL yemek ücreti verildiğini beyan etmiş olup davalı

tanıkları da yevmiye usulü çalışıldığını hasılattan yevmiyelerini aldıklarını

beyan etmişler, dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının 1 gün çalışıp 1

gün çalışmadığı çalıştığı günler 120 TL ücret aldığı anlaşılmakla davacının

ücreti hesaplanmıştır.

Davalı, davacının iş akdine haklı nedenle son verildiğini

kanıtlayamamış olmakla hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap

edilen kıdem tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek

gerekmiştir.

Davacının iş akdi ihbar öneli verilmeden haksız olarak sona

erdirildiğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen ihbar

tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek

gerekmiştir.

İşyerinde fazla mesai yapıldığını işçi ispat etmek

zorundadır. Fazla mesainin ödendiğini ise işveren ispat edecektir. Davacı ve

davalı tanıkları dinlenmiştir. Davacı işyerinde fazla mesai yapıldığını ispat

etmiştir. Fazla mesainin ödendiğini ise davalı işveren ispat edemediğinden

hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen fazla mesai

ücretinden Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince izin hastalık gibi

nedenlerle sürekli olarak fazla mesai yapılması mümkün olmadığından

mahkememizce takdiri bir indirim yapılmasına karar verilerek takdir edilen

fazla mesai ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek

gerekmiştir.

Davacı yıllık izin ücreti talebinde de bulunmakla yıllık

ücretli izinlerin kullandırdığını davalı işveren ispat etmek zorunda olduğundan

ve ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap

edilen yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan alınarak davacıya

verilmesine karar vermek gerekmiştir.”

17. Başvurucunun temyizi üzerine

karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ve E.2011/22133,

K.2013/22692 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni

gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik

görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile

usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,

…”

18. Onama ilamı, 15/11/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

19. 18/6/1927

tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 29.

maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki

hallerde hâkim bizzat kendisini reddedebilir veya iki taraftan biri canibinden reddolunabilir:

1 - Davada iki taraftan birine

nasihat vermiş veya yol göstermiş olması,

2 - Davada iki taraftan biri

veya üçüncü şahıs muvacehesinde kanunen icap etmeden reyini beyan etmiş olması.

3-

Davada şahit veya ehlihibre veya hakem ve yahut hâkim sıfatıyla dinlenmiş veya

hareket etmiş olması,

4 - Davanın dördüncü dereceye

kadar (bu derece dahil) civar hısımlarına ait bulunması,

5 - Dava esnasında iki

taraftan birisiyle davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması,

6-

Umumiyetle hâkimin bitaraflığından şüpheyi mucip

esbabı mühimme bulunması.”

20. 1086 sayılı

mülga Kanun’un 33. maddesi şöyledir:

“Hâkimin

reddi dilekçesi reddolunacak hâkimin mensup olduğu

mahkemeye verilir, vekilin, hâkimin reddi isteminde bulunabilmesi bu konudaki

yetkisinin vekâletnamede açıkça belirtilmiş olması şartına bağlıdır.

Hâkimin

reddi istemi, reddi istenen hâkim katılmaksızın mensup olduğu mahkemece

incelenir. Reddedilen hâkimin iştirak etmemesinden dolayı mahkeme teşekkül

edemez veya mahkeme tek hâkimden oluşuyor ise, ret istemi o yerde asliye hukuk

hâkimliği görevini yapan diğer mahkeme veya hâkim tarafından incelenir. O

yerdeki asliye hukuk hâkimliği görevi bir hâkim tarafından yerine getiriliyorsa

o hâkim hakkındaki ret istemi, asliye ceza hâkimi varsa onun tarafından, yoksa

en yakın asliye hukuk mahkemesince incelenir.

Sulh

hukuk hâkimi reddedildiği takdirde, ret istemi o yerdeki diğer sulh hukuk

hâkimi tarafından incelenir. Sulh Hukuk Hâkimliği görevi tek hâkim tarafından

yerine getiriliyorsa ret istemi, bulunma sıralarına göre, o yerdeki sulh ceza

hâkimi, asliye hukuk hâkimi, asliye ceza hâkimi, bunların da bulunmaması

halinde en yakın yerdeki sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir.

Bölge

adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi,

reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek

karara bağlanır.”

21. 1086 sayılı

mülga Kanun’un 34. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir

“Hâkimi

reddeden taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirir. Karşı taraf buna beş

gün içinde cevap verebilir. Bu süre geçtikten sonra başkâtip tarafından ret

dilekçesi, varsa karşı tarafın cevabı ve ekleri dosya ile birlikte reddi

istenen hâkime verilir. Hâkim beş gün içinde dosyayı inceler ve ret

sebeplerinin yerinde olup olmadığı hakkındaki düşüncesini yazı ile bildirerek

dosyayı hemen merciine gönderilmek üzere başkâtibe verir.”

22. 1086 sayılı mülga Kanun’un

35. maddesi şöyledir:

“Hâkimin

reddi istemi aşağıdaki hallerde kabul edilmeyerek geri çevrilir.

1.

Ret isteği zamanında yapılmamışsa,

2.

Ret sebebi veya inandırıcı delil gösterilmemişse,

3.

Ret isteminin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa.

Bu

hallerde ret isteğinin, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye

katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından

geri çevrilmesine karar verilir.

İlk

derece mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesi

hukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına karşı da temyiz

yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir.”

23. 1086 sayılı mülga Kanun’un

36/B maddesi şöyledir:

“Esas hüküm bakımından temyiz yolu açık bulunan dava ve

işlerde ise, ret istemi hakkındaki karar, tefhim veya tebliği tarihinden

itibaren yedi gün içinde temyiz edilebilir. Bu hâlde 426/G maddesi hükmü

uygulanmaz. Yargıtayın bu husustaki kararına uymak

zorunludur.”

24. 7/6/2005 tarihli ve 5362

sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun

3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“ Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda

bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon

Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik

faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı

tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde

vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile

vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri,”

25. 17/7/1964 tarihli ve 507

sayılı mülga Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu’nun 2.

maddesi şöyledir:

“İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya bir sokağın

belli yerinde sabit bulunsunlar, ticareti sermayesi ile birlikte vücut

çalışmalarına dayanan ve geliri o yer gelenek ve teamülüne nazaran tacir

niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan

ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen,

aynı niteliğe (Sermaye unsuru olsun, olmasın) sahip olmakla beraber, ayrıca

çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve İhtisasını

değerlendiren hizmet, meslek ve sanat , sahipleriyle bunların yanlarında

çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle

temin eden kimselerin birinci maddede belirtilen amaçlarla kuracakları odalar

bu kanun hükümlerine tabidir.”

26. 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi şöyledir:

“Aşağıda belirtilen işlerde ve iş ilişkilerinde bu Kanun

hükümleri uygulanmaz; ,

ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç

kişinin çalıştığı işyerlerinde.”

27. 30/1/1950 tarihli ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre

işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E

fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren

vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak

iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum

görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 20/1/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/12/2013 tarihli ve

2013/9100 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, işçi alacağından kaynaklanan

tazminat davasında, yaptığı işin kapsam itibarıyla esnaf faaliyeti olduğunu ve

uyuşmazlığın 507 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, bu

açıdan iş mahkemesinin davaya bakmakta görevli ve yetkili olmadığını, ancak

Mahkemenin davayı iş davası olarak nitelendirdiğini, davacıların Bağ-Kur ve SSK kayıtlarını araştırmaksızın bilirkişi

incelemesi yaptırdığını, davacıların kendi yanında çalıştığını iddia ettikleri

dönemde serbest olarak veya başka işyerlerinde sigortalı kapsamında çalışmaları

olduğunu, bu hususun Mahkemece göz önüne alınmadığını, Mahkemenin eksik

incelemeyle usul ve kanuna aykırı değerlendirme yaparak karar verdiği, ayrıca

reddi hâkim taleplerinin usul hükümlerine aykırı olarak aynı hâkim tarafından

incelenip reddedildiğini, bu konudaki itirazlarının Yargıtayca

değerlendirilmediğini belirterek, Anayasa'nın 12., 36., 40., 60., 138., 141.,

154. ve 173. maddelerindeki haklarının ihlal edildiğini belirterek ihlalin

sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

25. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucunun, Mahkemenin verdiği kararlar nedeniyle Anayasa’nın

12., 40., 60., 138., 141., 154. ve 173. maddelerindeki haklarının ihlal

edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu

tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların

hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu yönde

ileri sürdüğü iddiaların özü söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile

ilgilidir. Bu nedenle başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamında; tarafsız

mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası, yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı iddiası ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği

iddiası başlıkları altında incelenmiştir.

1. Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

26. Başvurucu, yargılama

sırasında reddi hâkim talebinde bulunduğunu, bu talebinin usul hükümlerine

aykırı olarak aynı hâkim tarafından değerlendirildiğini ve uyuşmazlığın

sonuçlandırıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

27. Bakanlık, başvurucunun

tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası hakkında

değerlendirme yapmamıştır.

28. Başvurucunun reddi hâkim

talebinin aynı hâkim tarafından değerlendirilerek yargılamaya devam edilmesi ve

uyuşmazlığın yine aynı hâkim tarafından sonlandırılması nedeniyle ileri sürdüğü

ihlal iddiası, tarafsız mahkemede yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

29. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinde açıkça, adil yargılanma hakkının bir

unsuru olarak, davanın tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkından söz

edilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça

bahsedilmemekle beraber, Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, bu hak da adil

yargılanma hakkının zımni bir unsurudur (AYM, E.2002/170, K.2004/54, K.T.

5/5/2004). Ayrıca, mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini

tamamlayan iki unsur olduğu nazara alındığında, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

gereği, Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (AYM, E.2005/55, K.2006/4, K.T.5/1/2006; E.1992/39, K.1993/19,

K.T.29/4/1993).

30. Genel olarak tarafsızlık,

davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahip

olunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların leh

ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder.

31. Tarafsızlığın öznel ve

nesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup, bu kapsamda hâkimin birey

olarak, mevcut davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarak

mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM,

E.2005/55, K.2006/4, K.T.5/1/2006). Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin

taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yakın bir

bağının bulunması veya yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız

olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce

dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal

edebilir. Ancak, belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin

taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir

kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı

müddetçe, tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması zorunludur. Bunun

yanı sıra, yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin her hangi bir meşru kaygı

veya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunması da gerekmekte olup, bu

husus tarafsızlığın nesnel boyutuna işaret etmektedir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No. 22299/93,

25/02/1997, §§ 43–49; Fey/Avusturya, B. No. 14396/88, 24/2/1993, §§

28–36; Hauschildt/Danimarka, B. No. 10486/83, 24/5/1989, §§

46–48; McGonnell/Birleşik Krallık, B. No.28488/95, 08/2/2000,

§§ 55-57).

32. İlke gereği, eğer bir karar

sonradan, “tam yargı yetkisini”

haiz ve başlangıçtaki eksikliği gidermek suretiyle ilgili güvencelerin

gözetilmesini sağlayan bir yargı merciinin denetimine tabi olmuşsa, karar veren

mahkemenin bağımsız veya tarafsız olmaması ya da söz konusu mahkemenin temel

bir usuli güvenceyi ihlal etmesi 6. maddesinin

ihlaline yol açmaz (De Haan

/ Hollanda, B. No.22839/93, 26/8/1997, §§ 52-55).

33. Olay tarihinde yürürlükte

olan HUMK’un 35. maddesinde, ret isteğinin zamanında

yapılmaması, ret sebebinin veya talebe ilişkin inandırıcı delilin

gösterilmemesi, ret talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığının anlaşılması

durumunda reddedilen hâkimin kendisi tarafından ret isteminin geri çevrileceği

hususu düzenlenmiştir.

34. Reddedilen hâkim Kanun’un

35. maddesinde belirtilen hallerle ilgili, sınırlı bir inceleme yaparak ret

isteminin esastan incelenmeye değer görülmediğini tespit etmekle yetinecektir.

35. Mahkemenin reddi hâkim

talebiyle ilgili bir anlamda, ön inceleme olarak değerlendirilebilecek bu

kararı, HUMK’un 35. maddesinin ikinci fıkrası gereği

esas hükümle birlikte temyiz edilebilecek ve Yargıtay tarafından

denetlenebilecektir.

36. Başvurucu, davacısı olduğu

aynı Mahkemenin başka bir dosyasında yargılamayı yürüten hâkimin babasıyla

karşılıklı taraf olduklarını, hâkimin, o dosyada çekinme kararı verdiğini,

dolayısıyla başvuruya konu dava dosyaları açısından da hâkimin tarafsızlığı

konusunda şüpheleri olduğunu, ayrıca dava dosyalarında ısrarla resmi belgelerin

getirtilmesini talep ettiği halde bu taleplerine cevap verilmediğini ve eksik

bilgi ve belgelerle bilirkişiden rapor aldırıldığını belirterek reddi hâkim

talebinde bulunmuş, Mahkeme ise başvuru konusu her iki dosyada da belirttiği “Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmiş

olduğu sebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin Yargılama

faaliyetlerinden olduğu ve HUMK' da belirtilen reddi hâkim sebeplerinden hiç

birisini oluşturmadığı görülmüştür. Ayrıca Mahkememizin E.2009/89 sayılı

dosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ile bu dosyanın arasında hiçbir bağlantı

bulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı davalı vekilinin

reddi hâkim talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.”

gerekçesiyle talebin geri çevrilmesine karar vermiştir.

37. Mahkeme her ne kadar kararın

hüküm kısmında “Davalı vekilinin reddi hâkim

talebinin, hâkimin reddi sebepleri oluşmadığından reddine,”

ibaresini kullanmış ise de kararın esas hükümle birlikte temyiz edilebileceğini

açıkça belirttiği bu açıdan kararın HUMK’un 35.

maddesinde belirtilen “reddi hâkim talebinin

geri çevrilmesi kararı” niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

38. Buna göre; reddedilen

hâkimin, Kanun’da sınırlı olarak belirtilen şartlar dahilinde yaptığı inceleme

sonucu verdiği geri çevirme kararının esas hükümle birlikte Yargıtay denetimine

tabi olduğu, nitekim başvurucu tarafından da bu hususun temyiz aşamasında ileri

sürüldüğü, dolayısıyla reddedilen hâkimin, HUMK’un

35. madde hükümleri çerçevesinde sınırlı bir değerlendirme yaparak esas hükümle

birlikte Yargıtay denetimine açık olarak geri çevirme kararı vermesinin hâkimin

tarafsızlığından şüpheye düşürecek önemli bir sebep olarak

değerlendirilemeyeceği, nitekim Yargıtayın da

dosyadaki deliller çerçevesinde değerlendirme yaparak bu konudaki itirazları

reddettiği anlaşılmıştır.

39. Bunun yanında başvuru konusu

olayda, hâkimin tarafsızlığı konusunda doğrulanabilir somut olguların tespit

edilmediği, başvurucunun, davaya bakan hâkimin babası ile başka bir dosyada

davalık olması hususu ile başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların,

objektif olarak adil yargılanmaya ilişkin, taraflarda oluşması gereken kanaat

üzerinde menfi etkide bulunacak bir elverişliliğe sahip olmadığı, “aksi yönde delil bulununcaya kadar, bir hâkimin

kişisel olarak tarafsız olduğunun varsayılması gerektiği” hususundaki

tarafsızlık karinesini ortadan kaldıracak şekilde, yargılamayı yürüten hâkimin

taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir

kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir delilin de bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle,

tarafsız mahkemede yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık

olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

41. Başvurucu, yaptığı işin

nitelik olarak esnaf faaliyeti olduğunu ve uyuşmazlığın 507 sayılı Kanun

hükümleri çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, bu açıdan iş mahkemesinin davaya

bakmakla görevli ve yetkili olmadığını, bu hususun Mahkemece göz önüne

alınmadığını, Mahkemenin eksik incelemeyle usul ve kanuna aykırı olarak

değerlendirme yaptığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

42. Bakanlık, başvurucunun

iddialarının delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının uygulanması ve

derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümünün âdil olmamasına ilişkin

olduğunu belirtmiştir.

43. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkraları şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz”

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

45. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

46. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri ile kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda

incelenemeyeceği ve bu çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir

anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin

kararlarının yeniden incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan

yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında

bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Yay.

San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).

47. Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak,

bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

değerlendirmesinde ve hukuk kuralını yorumlamasında bariz bir takdir hatası

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş, B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).

48. Başvurucu, ticari

araçlardaki iş ilişkisinin değerlendirilmesinde esas olanın araçlarda, araç

sahibi dahil üç kişiye kadar çalışanın bulunması halinde iş ilişkisinin 507

sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek araç sahibinin küçük

esnaf sayılması gerektiğini, kendisinin minibüs dışında bir geliri olmadığını,

bu açıdan davanın iş mahkemesinde görülemeyeceğini, bunun yanında davacıların

kendi yanında çalıştığı kabul edilen dönemde Bağ Kur kapsamında ve başka

işyerlerinde çalıştıklarına ilişkin sigorta kayıtları olduğunu, Mahkemenin ısrarlı

taleplerine rağmen bu belgeleri dosyaya getirtmediğini, eksik belge ve bilgi

ile bilirkişiden rapor aldırıldığını, bu nedenle mahkemenin davanın esasını

etkileyecek deliller toplanmadan usul ve yasaya aykırı değerlendirme yaparak

karar verdiğini iddia etmiştir. Mahkemece her iki dosyada verilen kararlar

incelendiğinde, Mahkemenin, 507 sayılı Kanun ve bu Kanunu yürürlükten kaldıran

5362 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde, davanın iş davası niteliğinde

olduğunu tespit ettiği, davacıların sigorta ve bağ kur kayıtları ile buna göre

aldırılan bilirkişi raporları çerçevesinde değerlendirme yaparak sonuca

gittiği, Yargıtayın da gerekçelere iştirak ederek

kararları onadığı anlaşılmıştır. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde,

iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde

ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu görülmektedir.

49. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına,

kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir

hatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir

50. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun belirtilen iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının açıkça keyfilik veya bariz bir

takdir hatası da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

51. Başvurucu, Yargıtay ilamında

reddi hâkim talebiyle ilgili bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürerek

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

52. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların

hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi

sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale

getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık

bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir Gökatalay, B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).

53. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır.

Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde

yorumlanması uygun olup, bu durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki

mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No.

2013/1213, 4/12/2013, § 26).

54. Somut başvuru açısından,

başvuru konusu davalarda, reddi hâkim talebi üzerine Mahkemenin 26/10/2010 ve

3/12/2010 tarihli kararlarında, esas hükümle birlikte temyiz yolu açık olmak

üzere, taleplerin geri çevrilmesine karar verildiği, İlk Derece Mahkemesince

oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle Yargıtay 9.

Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ilamları ile onandığı anlaşılmıştır.

55. Duruşmalı olarak yapılan

inceleme sonucu verilen Yargıtay onama ilamlarında, dosyadaki iddia ve olgulara

ayrıntılı cevap verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı, ilamlarda Mahkemenin

gerekçesine atıf yapılarak başvurucunun, reddi hâkim talebi de dahil olmak

üzere tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildiği, bu açıdan iddiaların

ilamlarda değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğundan bahsedilemez.

56. Başvurucunun gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmakla, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun

1. Tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2. Yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı iddiası yönünden

“açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. Gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği iddiası yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/1/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Yakup MACİT Başvurucu : Zafer DİNÇ Vekili : Av. İbrahim DOĞRU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9100, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. Gereği Düşünüldü
  11. Gereği Düşünüldü
  12. B. İlgili
  13. IV. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Başvurunun
  18. B. Yargılama giderlerinin
  19. Kaleli
  20. Dursun
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9100
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Adnan Altın Başvurusu (B. No: 2013/9748)
  • Sahibe Çelik ve Necla Çelik Başvurusu (B. No: 2013/4899)
  • Mehmet Çelikkıran Başvurusu (B. No: 2013/9648)
  • Orhan Çaçan Başvurusu (B. No: 2013/6797)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/3496
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/5444)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.