İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Erol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18647)

1. Başvuru; yakınlarının güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi

Başvuru No2015/18647Tarih23 Ekim 2019Okuma20 dk · 3.917 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdullah Erol Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/18647
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.917 kelime·20 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakınlarının güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi

nedeniyle yaşam hakkının, oluşan zararların tazmini amacıyla 7/7/2004 tarihli

ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun'a istinaden yapılan başvurunun ve anılan başvuruda verilen karar

aleyhine açılan davanın makul süreyi aşacak şekilde uzun süre sonunda

reddedilmesi nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. 2/7/1993 tarihinde Mardin'in Dargeçit ilçesi Çelik Köyü

Jandarma Karakol Komutanlığına PKK terör örgütü mensuplarınca düzenlenen

silahlı saldırıda on altı askerin şehit edilmesi üzerine güvenlik güçleri

tarafından gerçekleştirilen operasyon sırasında başvurucuların yakınları olan

S.E. ve M.E. hayatlarını kaybetmiştir.

8. Olay tarihinde S.E. 56, M.E. ise 13 yaşındadır.

9. Başvurucuların olayla ilgili olarak Dargeçit Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma hakkında herhangi bir açıklamada bulunmadıkları,

herhangi bir belgeyi bireysel başvuru formu ile eklerine eklemedikleri

anlaşılmıştır.

10. Başvurucular, yakınlarının terör örgütü mensupları ile

güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma arasında kalarak hayatlarını

kaybettikleri gerekçesiyle 30/6/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun uyarınca

Mardin Valiliği bünyesinde oluşturulan 3 No.lu Tazminat Komisyonuna (Komisyon)

başvuru yapmışlardır.

11. Komisyon 21/1/2009 tarihli kararıyla "[S.E.] ve [M.E.]nin ölümü ile

ilgili olarak Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığının 1993/30 hazırlık, 1993/37

karar sayılı görevsizlik kararında ölenlerin PKK terör örgütü üyesi oldukları

ve Güvenlik güçleri ile girdikleri silahlı çatışmada öldürüldüğü

belirtildiğinden..." şeklinde gerekçeyle tazminat taleplerinin

reddine karar vermiştir.

12. Başvurucular anılan kararın iptali istemiyle Mardin İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme, S.E. ve M.E.nin

yasa dışı terör örgütü içinde yer aldığı ve bu nedenle davaya konu ölümlerin

5233 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir.

13. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 17/9/2015 tarihli ilamı ile hükmün

onanmasına karar verilmiştir.

14. Onama kararı başvurucular vekiline 9/11/2015 tarihinde

tebliğ edilmiş ve karar düzeltme yoluna başvurmayan başvurucular 2/12/2015

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

450., 102. ve 104. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:

“ Madde

450 - (Değişik madde: 09/07/1953 - 6123/1 md.)

Öldürmek fiili:

...

4. Taammüden icra olunursa;

...

... fail, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezasına mahkum edilir.

Madde 102 - Kanunda başka türlü yazılmış olan

ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi

sene,

...

... geçmesiyle ortadan kalkar.

Madde 104 - Hukuku amme davasının müruru

zamanı, mahkumiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya

ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun

hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi

tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan

itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı

ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı müddetten

fazla uzatamaz.”

16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suçun

işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren

kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz

olunur.”

17. 5233 sayılı Kanun’un "Amaç"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu

Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının

karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”

18. 5233 sayılı Kanun’un "Kapsam"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bu

Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü

maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması

hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar ...”

19. 3713 sayılı Kanun’un "Terörün

tanımı" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

20. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

21. 3713 sayılı

Kanun'un "Terör amacı ile işlenen

suçlar" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede

belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün

faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:

a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86,

87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149,

151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215,

223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310

uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.

b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli

Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan

suçlar..."

22. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“1.

İdari dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

23. 2577 sayılı Kanunu’nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar

başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu

konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış

gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,

dava süresi içinde dava açılabilir.”

24. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"5233 sayılı Yasa,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna

gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla

karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan

vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif

bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca

uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna

ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.

...

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari

bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun

sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasayla

getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal risk

ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaret

olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi

içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh

yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda

değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik

bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen

zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişleten bir yasadır. Bu

Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda

terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi'

olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir.

Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine

ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen

uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek

Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer

verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını

daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm

içermemektedir."

25. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/2/2016 tarihli ve

E.2015/2933, K.2016/326 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

" ...

İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal

faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan

ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin

uğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesini

sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle

bireylerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından

yoksunluğun giderilebilmesini, yine bu surette oluşan manevi zararların

karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri

içine almaktadır.

İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de

belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı

kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden

doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz

sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin

faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım

zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir.

İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz

sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun

olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk

anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal

risk ilkesi, Anayasanın yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine

yöneliktir.

Esasen bilimsel ve yargısal içtihatlara dayalı

olarak geliştirilmiş olsa da, Anayasanın 6. maddesinde öngörüldüğü üzere, hiç

bir organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağına

göre, sosyal risk ilkesi de tazminat hukukunun temel prensiplerine kaynak

oluşturan Anayasa hükümlerine dayanılarak kabul edilmiştir. Daha açık bir

şekilde vurgulamak gerekirse, terör olaylarından zarar gören bireylerin maddi

ve manevi zararlarının idari yargı mercilerinin toplumsal risk ilkesi uyarınca

tazminine ilişkin kararları, konuyu düzenleyen genel bir yasa olmadığından,

doğrudan Anayasanın öngördüğü ilkelere dayanmış; bu ilkeler Danıştay tarafından

yorumlanarak ilkeye uygulanabilirlik kazandırılmıştır.

Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde

bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle

birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal

nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması

nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek

giderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile 'terör olayları' olarak

nitelenen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı

amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel

husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar

nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil,

toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle zarar görmektedirler. Belirtilen şekilde

ortaya çıkan zararların ise, özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp,

terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece, yukarıda

açıklanan sosyal risk ilkesine göre, topluma pay edilmesi suretiyle tazmini

hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.

...

Anılan Kanunun gerekçesinde, 'Devletin

anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi

kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar

görmektedirler. ... Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer

kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi,

hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ... İdarenin

önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve

kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına

dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da

kabul edilmiştir. ... Bu çerçevede.... terör eylemleri

veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören

kişilerin maddi zararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla

karşılanması .... amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.' denilmektedir.

..."

26. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

18/12/2018 tarihli ve E.2016/5245, K.2018/8344 sayılı ilamının ilgili kısmı

şöyledir:

"...

Terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu

zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla

çıkarılan ve 27.07.2004 gün ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan

Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 'Amaç' başlıklı 1. maddesinde, bu

Kanunun amacının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının

karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu, 'Kapsam' başlıklı 2.

maddesinde, bu Kanunun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1'inci, 3'üncü

ve 4'üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması

hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı, terör dışındaki

ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararlar ve kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararların bu Kanunun

kapsamı dışında sayılan durumlardan olduğu, 'Karşılanacak Zararlar' başlıklı 7.

maddesinde ise, bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek

zararların, hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara

verilen her türlü zararlar, yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan

zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan

maddî zararlar olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

Öte yandan, anılan Kanunun gerekçesinde,

'Kural olarak idarenin hukukî sorumluluğu kusur esasına dayanmaktadır. Sözü

edilen kuralın istisnası olarak, idarenin önlemekle yükümlü olduğu halde

önleyemediği birtakım zararların, nedensellik

bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanması gerekmektedir. ....Ortaya çıkan

zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler

arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti

ilkelerinin bir gereğidir. Kişilere verilen zararlar, ister terör örgütlerinin

eylemlerinden, ister terörle mücadele sırasında Devletçe alınan tedbirlerden

kaynaklanmış olsun; bu zararların belirtilen ilkeler uyarınca karşılanması,

Devlete olan güveni pekiştirecek; vatandaş-Devlet kaynaşmasını artıracak,

terörle mücadeleye ve toplumsal barışa önemli katkıda bulunacaktır. Terörle

mücadelede Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ve güvenlik

güçlerinin kazandığı olağanüstü başarının sosyal ve ekonomik tedbirlerle

desteklenmesi zorunluluğu toplumumuzun bütün kesimlerince kabul edilmektedir.'

denilerek Kanunun getiriliş amacı açıklanmıştır.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanun’un 'Terörün

Tanımı' başlıklı 1. maddesinde; 'Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı,

korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa'da

belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik

düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,

Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini

zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok

etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak

amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü

suç teşkil eden eylemlerdir.' şeklinde tanımlanmış, Kanunun 3. maddesinde, Türk

Ceza Kanun’unda yer alan terör suçları sayılmış, 4. maddesinde ise terör amacı

ile işlenen suçlar belirtilmiştir.

Terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu,

devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı yukarıda anılan 3713 sayılı

Kanunda belirtilmiş olup bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı

kişisel husumetten ileri gelmediğinin dikkate alınması gerekmektedir. Terör

eylemleri nedeniyle zarara uğrayan, bu eylemlere herhangi bir şekilde

katılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde

ortaya çıkan bu olaylardan toplumun bir parçası olması sıfatıyla zarar

görmektedir. 5233 sayılı Kanunun terör eylemleri sonucu zarar görenlerin

zararların karşılanmasına yönelik olduğu, nakdi tazminat ödenmesi için bir

maddi zararın oluşması, zararın 3713 sayılı Kanunun 1. 3. ve 4. maddeleri

kapsamında yer alan eylemlerden veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle uğranılması gerektiği belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerine göre,

terör veya terörle mücadelede kapsamında yürütülen faaliyetlerden

kaynaklanmayan zararların 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanması hukuken

olanaklı değildir.

..."

27. Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/10/2012

tarihli ve E.2012/189, K.2012/7048 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle

nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem

ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet

kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Bununla birlikte; bilimsel ve yargısal

içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu

koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte,

yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin

gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan

özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi

amaçlanmıştır.

Belirtilen niteliğine göre, sosyal risk

ilkesinin uygulanabilmesi için olayın tüm toplumla ilgilendirilmesi ve zararın

toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelmesi yanında,

olay ve zararın yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmaması, başka bir

deyişle zarar ile idari eylem arasında bir nedensellik bağının da kurulamaması

gerekmektedir.

27.07.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve

usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş olup; bu amaç, anılan Kanunun genel

gerekçesinde 'Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine

hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi

olarak zarar görmektedirler. ... Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması,

toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın

denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir.

... İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların,

nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif

sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve

yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir. ...

...

Görüldüğü üzere; 5233 sayılı Kanun, yargısal

ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen 'sosyal risk' ilkesinin yasalaşmış

halidir. Bu nedenle, adı geçen Kanunun uygulama alanı yalnızca 'sosyal risk

ilkesi' uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Başka

bir ifadeyle; zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağının kurulabildiği

hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından; idare

hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının

araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın

tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi; dolayısıyla idari eylemlerden

doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca tazmini

gereken davalarda, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinin uygulanması

gerekmektedir.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

29. Başvurucular, yakınlarının güvenlik güçleri tarafından

öldürüldüğünü belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

ihlalin tespit edilerek iki muris için 60.000 TL ödeme yapılmasına karar

verilmesini talep etmişlerdir.

2. Değerlendirme

30. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi neticesinde

başvurucuların 1993 yılında gerçekleştiği belirtilen olayla ilgili ceza

soruşturması sürecine dair herhangi bir bilgiye yer vermedikleri, salt

yakınlarının hayatlarını kaybetmeleri nedeniyle yaşam haklarının ihlal

edildiğinin tespitine karar verilmesini istedikleri görülmektedir.

31. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre ne 5233 sayılı Kanun'da

öngörülen Komisyon ne de bu Komisyonun kararını inceleyecek olan idari yargı

yeri şikâyete konu ihlali tespit etme ve uygun giderim sağlama yetkisine

sahiptir. Bir başka ifadeyle ileri sürülen söz konusu iddialar dikkate

alındığında başvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri,

5233 sayılı Kanun kapsamında tazminat ödenmesi istemiyle yürütülen sürecin

olayın gerçekleşme koşullarını aydınlatıp bu şekilde maddi gerçeği ortaya

çıkarabilecek ve gerektiğinde varsa olayın sorumlularının cezai yaptırımlar ile

hesap vermesini sağlayabilecek nitelikte değildir. Bu açıdan 5233 sayılı Kanun'da

öngörülen tazminat yolunun somut olaydaki şikâyet bakımından etkili bir yol

olmadığı kanaatine ulaşılmıştır (Özeyir Kocakaya, B. No: 2014/1457, 14/11/2018, §§

57-59).

32. Bu itibarla olayın niteliği ile başvurucuların iddiaları

birlikte dikkate alındığında başvuruda yaşam hakkı kapsamında başvuru

yollarının tüketilmesi kuralı bakımından bir değerlendirme yapılırken idari

yargı merciinde görülen tazminat davasının değil olaya ilişkin ceza

soruşturmasının nazara alınması gerektiği sonucuna varılmıştır (Özeyir Kocakaya, §

60). Başvurucular ceza soruşturmasına ilişkin herhangi bir bilgi ve belge

sunmamıştır.

33. Bu itibarla somut olayın niteliği ile başvurucuların

iddiaları birlikte değerlendirildiğinde başvuruda yaşam hakkı kapsamında

başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları

35. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında başvurulan idari

sürecin ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın

36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

36. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve

30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe

giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli

ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların

Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

37. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafından

incelenmesi öngörülmüştür.

38. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru

imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden

inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).

39. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)

40. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

C. Diğer Hak İhlal

İddiaları Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları

42. Başvurucular; tazminat taleplerinin Komisyon tarafından reddedilmesi

üzerine Mahkemede açtıkları iptal davasında Mahkemenin yakınlarının terör

örgütü üyesi olduğu yönündeki gerçeğe aykırı şekilde üretilmiş belgelere itibar

ederek davanın reddine karar verdiğini, bu suretle de anayasal haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

43. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı; 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

44. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan

sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi

kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B.

No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

45. Başvurucular, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdiri

neticesinde verilen hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu ileri

sürmüşlerdir. Dolayısıyla başvurucuların iddialarının özü derece mahkemesince

delillerin değerlendirilmesinde, hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

olmadığına, esas itibarıyla yargılamanın sonucunun adil olmadığına

dayanmaktadır.

46. Başvuru konu mahkeme kararında; S.E. ve M.E.nin

yasa dışı terör örgütü içinde yer aldığı kanaatine varıldığı, bu nedenle davaya

konu ölümlerin 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında

değerlendirilemeyeceği belirtilerek davanın reddine hükmedilmiştir. 5233 sayılı

Kanun hükümlerinden yararlandırılmama nedeniyle açılan bu davada öncelikle

ilgililerin zarara uğramasına sebebiyet veren olayın kanun kapsamında olup

olmadığı hususunun incelendiği anlaşılmış ve olayın bu kanun kapsamında

olmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. Başvurucuların

iddiaları temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle mahkeme kararı

onanmıştır. Bu çerçevede derece mahkemesinin kararında bir keyfîlik

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından

başvurucuların diğer hakların ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Diğer hakların ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Mustafa ARI Başvurucular : 1. Abdullah EROL 2. Ali EROL 3. Ayşe ACAR 4. Gülsüm AKBULUT 5. Halime DEMİR 6. Hayat EROL 7. Mustafa EROL 8. Rabia KARTAL 9. Zekiye EROL Vekili : Av. Erdal ELDEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/18647, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Yaşam Hakkının İhlal
  9. B. Makul Sürede
  10. C. Diğer Hak İhlal
  11. B. Yargılama giderinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/18647
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Bozhan Başvurusu (B. No: 2014/2797)
  • Eylem Karadağ Başvurusu (B. No: 2015/12060)
  • Basel Khalıl Başvurusu (B. No: 2019/18314)
  • Veyis Aydemir Başvurusu (B. No: 2017/6409)
  • Kadir Kaya Başvurusu (B. No: 2016/14197)
  • T.k. Başvurusu (B. No: 2019/21212)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.