İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Özen Başvurusu (B. No: 2013/4424)

1. Başvurucu iki taşınmaz

Başvuru No2013/4424Tarih6 Mart 2014Okuma19 dk · 3.867 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdullah Özen Başvurusu

Karar tarihi
6 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/4424
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.867 kelime·19 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu iki taşınmaz

arasındaki kadastral sınırın düzeltilmesi talebiyle

açtığı hukuk davasının yedi yıl sürdüğünü ve yargılamanın adil olmadığını ileri

sürerek, ihlalin tespitiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar

verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 30/5/2013 tarihinde

Nazilli 1.Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölümün İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde

yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 10/12/2013 tarihli görüş yazısı 17/12/2013 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu vekili tarafından Adalet

Bakanlığı görüşüne karşı 2/1/2014 tarihli beyan dilekçesi sunulmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucunun, maliki olduğu

Bozdoğan ilçesi Hisar Mahallesi 165 ada 22 parsel sayılı taşınmaz ile komşu

taşınmaz olan 165 ada 7 parsel arasındaki kadastral

sınırın düzeltilmesi hususunda 10/5/2006 tarihinde Bozdoğan Kadastro

Müdürlüğüne yaptığı talep üzerine, ilgili müdürlükçe yaptırılan inceleme sonucunda,

3402 sayılı Kadastro Kanununun 41. maddesi uyarınca

düzeltme işlemi yapılmıştır.

8. Başvurucu tarafından,

belirtilen karar sonrasında Bozdoğan Sulh Hukuk Mahkemesine verilen 9/8/2006

havale tarihli dilekçe ile, 165 ada 22 parsel sayılı taşınmazın kendisine ait

olduğu ve zeminde kullanılan alan ve sınırın 7 nolu

parselden kot farkıyla ayrıldığı, ancak bu doğal sınırın kazı yapılmak

suretiyle değiştirilmek istenildiği beyan edilerek, belirtilen bu doğal sınıra

uyumlu olacak şekilde kadastral sınırların

düzeltilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

9. Bozdoğan Sulh Hukuk

Mahkemesinin 21/2/2012 tarih ve E.2006/311, K.2012/118 sayılı kararı ile,

kadastro müdürlüğü aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle, diğer

davalılar aleyhine açılan davanın ise ispat edilemediğinden reddine karar

verilmiştir.

10. İlk derece mahkemesi kararı

temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 21/1/2013 tarih ve E.2012/7112,

K.2013/28 sayılı kararıyla onanmıştır. Yargıtay ilamı 30/4/2013 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

11. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi

şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

12. 21/6/1987 tarih ve 3402

sayılı Kadastro Kanunu’nun “Hataların düzeltilmesi” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Kadastro sırasında

veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan

taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve

hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer

hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde

düzeltmenin kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı

takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.

Kadastro sırasında

veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik

işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun

dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine kadastro müdürlükleri yetkilidir.

Bu maddenin

uygulanmasında, 12 nci

maddede belirtilen hak düşürücü süre aranmaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

13. Mahkemenin 6/3/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 30/5/2013 tarih ve 2013/4424

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

14. Başvurucu, iki taşınmaz

arasındaki kadastral sınırın düzeltilmesi talebiyle

açmış olduğu hukuk davasının yedi yıl sonra karara bağlandığını, yargılamanın

son celsesinde vekili tarafından verilen mazeret dilekçesi kabul edilmeyerek

yokluğunda karar verildiğini ve bu suretle savunma ve dinlenilme haklarının

kısıtlandığını, ayrıca dosya kapsamında seçilen bilirkişilerin tarafsız

olmadıklarını, yeterli açıklıkta olmayan bilirkişi raporuna istinaden hüküm kurulduğunu,

tanıklarının dinlenilmediğini, yanlış hukuki değerlendirme yapılarak

davalılardan bir kısmı hakkındaki talebin husumet yokluğundan reddedildiğini,

yine ilgili mevzuat hükümleri doğru uygulanmadığı için davanın kabulü ile iki

taşınmaz arasındaki sınırın düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken davanın

reddine karar verildiğini beyan ederek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Adil Olmadığı iddiası Yönünden

15. Başvurucu, yargılamanın son

celsesinde vekili tarafından verilen mazeret dilekçesi kabul edilmeyerek

yokluğunda karar verildiğini ve bu suretle savunma ve dinlenilme haklarının

kısıtlandığını, ayrıca dosya kapsamında seçilen bilirkişilerin tarafsız

olmadıklarını, yeterli açıklıkta olmayan bilirkişi raporuna istinaden hüküm

kurulduğunu ve tanıklarının dinlenilmediğini beyan ederek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

16. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısından, bir

temel hak ve özgürlüğün ihlali söz konu olmadıkça, yerel mahkemeler tarafından

yapılan maddi ve hukuki hataların bireysel başvuru incelemesine konu

edilemeyeceğinin, başvuruya konu yargılama sürecinde, başvurucunun davaya

katılma hakkına riayet edilerek iddialarının mahkemelerce esastan

incelendiğinin, özellikle başvurucunun bilirkişilerle ilgili itirazı

noktasında, yapılan keşif sırasında başvurucu vekilince bilirkişilere yönelik

herhangi bir itirazda bulunulmadığının ve tanık listesi verilmekle beraber,

tanıkların gerek keşif gerekse duruşmalarda dinlenilmeleri için mahkemeden

herhangi bir talepte bulunulmadığının, yapılacak değerlendirmede nazara

alınması gerektiği bildirilmiştir.

17. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

18. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir

mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir

temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

19. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme ve bilirkişi görüşüne başvurulması hakkı da dâhil olmak üzere

delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından

biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte

olup, bu ilke ve yargılamaya etkin katılım hakkı ile çelişmeli yargılama

ilkesi, adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili

hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen bu ilke ve haklara, Anayasanın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Başvuru No.2012/13, 2/7/2013,§

38).

20. Taraflar arasında

hakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği

ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar

arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında

korunmasını ifade etmekte olup, bu usuli güvence

gereğince, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan

delilleri sunma imkânı tanınmalıdır (B. No. 2012/998, 7/11/2013, § 37; B. No.

2013/2116, 23/1/2014, § 21; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Haes ve Gijsels/Belgium, B.

No. 19983/92,24/02/1997, § 58). Silahların eşitliği ilkesi kapsamında aranan usuli imkânlar noktasındaki denge, tarafların tanıkları

arasında da farklı muamele yapılmamasını gerektirir. Ancak yargılama sırasında

bir tarafın tanığına özel bir ağırlık verilmemişse ve mahkeme hükmü başka

delillerle desteklenerek oluşturulmuşsa, silahların eşitliği ilkesine aykırı ve

sonucu itibarıyla bir tarafı diğer taraf karşısında önemli bir dezavantaj içine

sokan bir uygulamanın varlığından söz etmek mümkün değildir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Ankerl/Switzerland, B.

No. 17748/91, 23/10/1996, § 38).

21. Bunun yanısıra,

adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi taraflara

dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını

ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını

gerektirmektedir. Bu anlamda, mahkemece tarafların dinlenilmemesi, delillere

karşı çıkma imkânı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale

gelmesine neden olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/Spain, § 63; Feldbrugge/Netherlands, B.

No. 8562/79, 29/05/1986, § 44). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliği

ilkesi ile yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir.

Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda, davasını

savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır. Çelişmeli

yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor olması, medeni

bir hakka ilişkin yargılamada da tarafların duruşmada hazır bulunmasını, daha

genel bir ifade ile, yargılamanın bütününe aktif olarak katılmalarını ifade

etmektedir.

22. Yargılama makamları,

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenilen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut

yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma

hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesi’nin görevi

kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bir bütün

olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete

uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun

olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere

delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması

gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik

iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur (B.

No. 2013/2116, 23/1/2014, § 22; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B.No.10590/83, 6/12/1988, §

68). Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, tarafların

tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil, dermeyan ettikleri delillerin

değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi halinde, yargılama makamınca

bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Vidal/Belgium, B. No. 12351/86, 22/04/1992, § 34; Tamminen/Finland, B. No.

40847/98,15/06/2004, §§ 40-42).

23. Somut başvuru açısından,

başvuruya konu Mahkeme kararında, yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi

neticesinde, kadastro sırasında yapılan ölçüm ve belirtmelere göre tersimat hatası yapılmadığının tespit edildiği gerekçesine

dayanılarak hüküm tesis edildiği ve hüküm gerekçesi nazara alındığında

tarafların delil listelerinde yer verdiği tanık beyanlarına dayanılmadığı ve bu

kapsamda başvurucunun tanık dinletme talebinin de 24/5/2011 tarihli celse ara

kararıyla, davanın esasına etki etmeyeceğinin değerlendirildiği belirtilerek

reddedildiği, başvurucu tarafından bilirkişilerin tarafsız ve yeterli

olmadıkları iddia edilmiş olmakla birlikte, Mahkemece yapılan keşif için İzmir

Harita ve Kadastro Mühendisleri odasına kayıtlı ve tersimat

hataları konusunda uzman bir bilirkişiden ve resen seçilen teknik

bilirkişilerden müştereken rapor ve görüş alındığı ve başvurucu tarafından da,

yapılan keşif sırasında, bilirkişilerin nitelik ve keşif sırasındaki

beyanlarına karşı bir itirazları olmadığının beyan edildiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca başvurucu tarafından yargılamanın son celsesinde vekili tarafından

verilen mazeret dilekçesi kabul edilmeyerek yokluğunda karar verildiği ve bu suretle

savunma ve dinlenilme haklarının kısıtlandığı beyan edilmekle beraber, keşfi

müteakip bilirkişi raporlarının taraf vekillerine tebliğ edildiği ve bilirkişi

raporları hakkında beyanda bulunulmak üzere mehil verilen celseyi takip eden

iki celsede başvurucu vekili tarafından mazeret dilekçesi sunulması üzerine ve

raporların tebliğini takiben dört ayı aşkın bir süre sonra yapılan yargılamanın

son celsesinde, davalı tarafça başvurucu vekilince davayı uzatma maksatlı

olarak mazeret dilekçesi sunulduğu ve bu nedenle mazeret talebinin reddedilmesi

ile uyuşmazlığın karara bağlanmasının talep edildiği, mahkemece bu talep de

nazara alınarak dosyanın karara bağlandığı, belirtilen bu dört ayı aşkın sürede

başvurucu ile vekili tarafından bilirkişi raporları hakkında yazılı bir beyanda

da bulunulmadığı görülmektedir. Bu çerçevede, başvuru dosyası kapsamından

başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve

yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu

saptanmadığı anlaşılmaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yargılamanın adil olmadığı yönündeki yukarıda belirtilen

iddialarının, bir ihlalin olmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

25. Başvurucu tarafından ayrıca,

yanlış hukuki değerlendirme yapılarak davalılardan bir kısmı hakkındaki talebin

husumet yokluğundan reddedildiği, yine ilgili mevzuat hükümleri doğru

uygulanmadığı için davanın kabulü ile iki taşınmaz arasındaki sınırın

düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verildiği beyan

edilerek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddia edilmiştir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

27. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olayların

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama

sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir

uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil

olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.

Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir

hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No. 2012/1027,

12/2/2013, §§ 25-26).

28. Başvurucu tarafından, yanlış

hukuki değerlendirme yapılarak davalılardan bir kısmı hakkındaki talebin

husumet yokluğundan reddedildiği, yine ilgili mevzuat hükümleri doğru uygulanmadığı

için davanın kabulü ile iki taşınmaz arasındaki sınırın düzeltilmesine karar

verilmesi gerekirken davanın reddine karar verildiği belirtilmekte olup,

başvurucunun belirtilen iddiasının özünün derece mahkemelerince delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun belirtilen iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası da

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası Yönünden

30. Başvurucu Yargıtay onama

ilamının tebliği tarihinden itibaren süresi içinde başvuruda bulunulduğunu

belirtmiştir.

31. Başvuru dosyası kapsamından,

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun, kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

32. Başvurucu, iki taşınmaz

arasındaki kadastral sınırın düzeltilmesi talebiyle

açmış olduğu hukuk davasının yedi yıl sonra karara bağlandığını beyan ederek,

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvuruya konu yargılamanın toplamda altı yıl beş ay sürdüğünün, ancak bu

sürenin uzamasında, başvurucunun hava fotoğraflarına ilişkin delile dayanmasına

rağmen ilgili evrakın temini hususunda gerekli müzekkere masraflarını süresinde

ikmal etmemesinin, birkaç defa başvurucu tarafından müracaat edilmemesi ve

keşif masrafı yatırılmaması nedeniyle keşiflerin ertelenmesinin ve başvurucu

vekilince müteaddit defa mazeret dilekçesi verilmesinin de etkili olduğunun,

yapılacak değerlendirmede nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

35. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

36. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

37. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

38. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 39).

39. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No.2012/13, 2/7/2013, § 40).

40. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No.

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

41. Ancak, belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No.

2012/13, 2/7/2013, § 46).

42. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

43. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iki taşınmaz arasındaki kadastral sınırın

düzeltilmesi talebiyle sulh hukuk mahkemesinde yürütülen bir yargılama

faaliyetinin söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13,

2/7/2013, § 49).

44. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi

olarak kabul edilebilmektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 45). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde

nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, 3402 sayılı Kanunun 41.

maddesi uyarınca kadastral sınırın düzeltilmesi

talebiyle, başvurucu tarafından kadastro müdürlüğüne müracaatta bulunulduğu

10/5/2006 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, davanın reddi hükmüyle

sonuçlanan başvuru konusu yargılama açısından bu tarih 21/1/2013 tarihidir.

45. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No. 2012/13,

2/7/2013, § 51).

46. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki taşınmaz arasındaki kadastral sınırın düzeltilmesi talebi olduğu, başvurucu

tarafından verilen 9/8/2006 havale tarihli dava dilekçesi üzerine Bozdoğan Sulh

Hukuk Mahkemesinin E.2006/311 sırasına kaydı yapılan davanın 9/8/2006 tarihli

tensip zaptı sonrasında, taraflara delillerini ibraz hususunda mehil verilerek

21/3/2007 tarihli celsede verilen keşif ara kararının müracaat yokluğu ve

masraf ikmal edilmemesi nedeniyle icra edilmediği, davacının iddiasını

dayandırdığı hava fotoğraflarının ilgili kurumlardan talep edilmesi üzerine,

beş celse ve yaklaşık yedi ay süreyle belirtilen müzekkere cevaplarının

akıbetleri tetkik edilmeksizin beklenildiği ve bu arada taraf vekili

mazeretlerinin kabul olunduğu, akabinde başvurucu vekili tarafından ilgili

evrakın Adalet Bakanlığından temin edilebileceğinin belirtilmesi üzerine ilgili

kuruma müzekkere yazıldığı, 2/9/2008 tarihli celse itibarıyla Adalet

Bakanlığına yazılan müzekkere cevabının beklenilmesine karar verilerek, dokuz

celse boyunca ve toplamda bir yıl yedi ay süreyle belirtilen müzekkere

cevabının beklenildiği, bu süreçte defalarca taraf vekili mazeretlerinin

kabulüne karar verildiği, 23/3/2010 tarihli celsede yazılan müzekkerenin

yinelenmesine karar verilerek, bir celse daha müzekkere akıbetinin

beklenildiği, akabinde verilen keşif ara kararının masraf ikmal edilmemesi

nedeniyle yerine getirilmediği, takip eden celsede masraf ikmal etmeyen

başvurucu vekilinin mazeretinin kabulüne ve keşif hususunun bilahare

değerlendirilmesine karar verildiği, devam eden celsede ise iki taraf vekilinin

de mazereti kabul olunmak suretiyle, iki ayı aşkın sürenin herhangi bir usuli işlem yapılmaksızın geçirildiği görülmektedir.

47. Devam eden yargılama

sürecinde, verilen iki keşif ara kararının masraf ikmal edilmemesi ve bilirkişi

temin edilememesi nedeniyle yapılamadığının belirtildiği, akabinde verilen ara

karar uyarınca mahallinde keşif icra edilerek, keşfi takip eden celsede

taraflara bilirkişi raporlarına karşı beyanda bulunmak üzere süre verildiği,

takip eden iki celsede başvurucu vekili tarafından mazeret dilekçesi sunulması

üzerine, raporların tebliğini takiben dört ayı aşkın bir süre sonra ve

yargılamanın son celsesinde, davalı tarafça ileri sürülen, başvurucu vekilince

davayı uzatma maksatlı olarak mazeret dilekçesi sunulduğu ve bu nedenle mazeret

talebinin reddedilmesi ile uyuşmazlığın karara bağlanması yönündeki talep de

nazara alınarak, ilk derece mahkemesince dosyanın 21/2/2012 tarihinde karara

bağlandığı, ilk derece mahkemesi kararının temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk

Dairesinin 21/1/2013 tarih ve E.2012/7112, K.2013/28 sayılı kararıyla

onanmasına karar verildiği ve karara, Yargıtay onama ilamı tarihi olan

21/1/2013 tarihinde kesinleştiğine dair şerh verildiği anlaşılmaktadır.

48. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın konusunun iki adet taşınmazın ortak kadastral sınırına ilişkin düzeltme talebi olduğu,

yargılamanın özellikle keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini

gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama

sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, özellikle

başvurucu tarafa defalarca ve kesin sürelere ilişkin hükümlere aykırı

mahiyette, bir kısım eksikliklerin ikmali hususunda süreler verildiği, ara

karar gereklerinin yerine getirilmemesi karşısında usul kanununda yer alan

kesin sürelere ilişkin müeyyidelerin uygulanmadığı, defalarca verilen keşif ara

kararlarının özellikle müracaat yokluğu ve masraf ikmal edilmemesi nedeniyle

yerine getirilmediği, ara kararı gereklerinin yerine getirilmediği ve

keşiflerin icra edilmediği süreçlerde taraf vekili mazeretlerinin bir çok kez

kabul edildiği, ancak yine kesin süreye riayet edilmemesinin müeyyidelerinin ve

celse harcı tayini gibi usuli imkânların yargılama

makamlarınca kullanılmadığı anlaşılmaktadır (1086 sayılı Kanun md. 163, 271, 278/son, 282, 414; 6100 sayılı Kanun md. 94, 114/1-g, 115/2, 120, 253, 269, 280; 2/7/1964 tarih

ve 492 sayılı Harçlar Kanunu md.12). Belirtilen hususların yanı sıra, bir kısım

yargılama evrakının temini hususunda yazılan müzekkere cevaplarının, akıbetleri

tetkik edilmeksizin on beş celseyi ve toplamda üç yılı aşkın süreyle

beklenildiği ve bu uygulamaların yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir

etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

49. Medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

50. Yargılama sürecinde

başvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve

davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul

edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri

engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucu vekili de dâhil

olmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri

sunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda belirtilen özel usul hükümleri nazara

alındığında, başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi

olduğu tespit edilememiştir.

51. Davanın mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında söz konusu

yaklaşık yedi yıllık yargılama sürecinde, makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

53. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması ve adil olmaması nedeniyle 5.000,00 TL maddi,

5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

54. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık yedi yıllık yargılama süresi nazara alındığında,

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya takdiren 3.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

56. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit

edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

57. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yargılamanın adil olmadığı yönündeki

iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 3.500,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE

D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

6/3/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucu

:

Abdullah ÖZEN

Vekili

:

Av.Nedim

KOÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4424, 6 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya 3.500,00 TL manevi TAZMİNAT
  16. Ödenmesine
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. M. Emin KUZ
  19. Koç
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4424
Tarih
6 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Nebahat Tanrıverdi Başvurusu (B. No: 2012/1313)
  • N.i.s. Başvurusu (B. No: 2012/1254)
  • Sema Öktem Başvurusu (B. No: 2013/852)
  • Ahmet Orhan Başvurusu (B. No: 2013/5890)
  • Ali Atlı Başvurusu (B. No: 2013/500)
  • Özgür Görmez Başvurusu (B. No: 2013/843)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.