İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Atlı Başvurusu (B. No: 2013/500)

1. Başvurucu, yargılandığı ceza

Başvuru No2013/500Tarih20 Mart 2014Okuma31 dk · 6.224 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Atlı Başvurusu

Karar tarihi
20 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/500
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.224 kelime·31 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı ceza

davasından beraat ettiğine ilişkin kararda vekalet ücretine hükmedilmemesi

nedeniyle kararı temyiz etmesinden sonraki dönemde 7/7/2012 tarihinde yürürlüğe

giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin

Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kovuşturmanın ertelenmesine karar

verildiğini ve bu nedenle adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/1/2013 tarihinde

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölümün Üçüncü

Komisyonunca, 18/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 13/6/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 24/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı

görüşünü 26/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 29/7/2013 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 16/8/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. 22/3/2009 tarihinde

Eskişehir’de yapılan bir açık hava toplantısı sırasında başvurucunun da

aralarında bulunduğu bir grup şüpheli hakkında terör örgütü propagandası yapmak

suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştır.

9. Evrakı inceleyen Eskişehir

Cumhuriyet Savcılığı, 18/8/2009 tarih ve Soruşturma No.2009/9164, K.2009/57

sayılı kararla, atılan sloganların yasadışı PKK örgütünün propagandası niteliğinde

olduğunu, şüphelilere isnat edilen bu eylemlerin soruşturmasının CMK 250. madde

ile görevli ve yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gerektiğini

belirterek görevsizlik kararı vermiştir.

10. CMK 250. madde ile görevli

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/9/2009 tarih ve Sorgu No.2009/454,

E.2009/229, İddianame No.2009/128 sayılı iddianamesiyle, terör örgütü

PKK/KONGA-GEL propagandası yaptıkları iddiasıyla başvurucunun da dâhil olduğu

toplam dokuz şüpheli hakkında 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları talebiyle

dava açmıştır.

11. İddianamede, söz konusu

örgütün bölücü ve bölgeci bir terör örgütü olduğu, şüphelilerin nevruz

kutlamasını bahane ederek bu örgütün propagandasını yaptıkları, bu kapsamda

başvurucunun, “Geliyor Geliyor Apocular Geliyor-Biji Serok Apo” şeklinde

terör örgütü ve onun elebaşını övücü sloganlar attığı iddia edilmiştir. Suç

delili olarak kolluk tarafından tutulan bir tespit tutanağı, CD, görüntü çözüm

metni ve bir kısım fotoğraflar sunulmuştur.

12. Dava, Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesinde görülmüştür. Mahkeme, 16/2/2012 tarih ve E.2009/321, K.2012/26

sayılı kararla, sanıklardan beşinin mahkumiyetine; başvurucuyla birlikte dört

sanığın ise beraatlarına karar vermiştir. Gerekçenin başvurucuyla ilgili

kısmında, başvurucunun isnat olunan suçu

işlediğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Başvurucu vekili, 23/2/2012

tarihli dilekçesiyle, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, beraat eden

müvekkili lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi nedeniyle kararın bozulması

istemiyle kararı temyiz etmiştir.

14. Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı 26/7/2012 tarih ve 9-2012/129377 sayılı yazıyla dosyayı

mahkemesine iade etmiştir. Yazıda, 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi

gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden takdirinde zorunluluk bulunduğu

belirtilmiştir.

15. İade üzerine başvurucunun

vekilinin de katıldığı davanın duruşması 2/11/2012 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

Bu celsede başvurucunun vekili, müvekkilinin beraat etmiş olduğunu ifade ederek

yeniden beraat kararı verilmesini talep etmiştir.

16. Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesi, 2/11/2012 tarih ve E.2012/216, K. 2012/221 sayılı kararla, 6352

sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi

uyarınca, başvurucu ve önceki kararda mahkûmiyetlerine hükmedilen beş sanık

hakkında kovuşturmanın ertelenmesine

karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

“Sanıklar Ali Atlı, M.T., M.V.Z., O.Y., S.A.

ve M.A hakkında, yukarıda açıklandığı üzere "terör örgütü propagandası

yapmak" suçundan kamu davası açılmış olup yargılama aşamasında suç

tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı kanun ile getirilen düzenlemeler

dikkate alınarak sanıkların hukuki statüsü değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara

İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında ki 6352 Sayılı

Kanunun Geçici 1. Maddesinde;

…

düzenlemesinin getirildiği anlaşılmıştır.

Sanıklar Ali Atlı, M.T., M.V.Z., O.Y., S.A. ve

M.A hakkında iddia olunan eylem ve faaliyetleri sebebiyle haklarında terör

örgütünün propagandasını yapmak suçundan kamu davası açılmış olup açılan

davanın suç tipi ve suç tarihi itibarıyla 6352 sayılı yasanın Geçici

1.maddesinin (1).fıkrası kapsamında yer alan "sair düşünce ve kanaat

açıklaması yöntemleriyle işlenmiş olması halinde" demek suretiyle iddia

olunan eylemin yasa kapsamına girdiği anlaşılmış olup sanıklar hakkında açılan

kamu davasının aynı yasanın Geçici (1). maddesinin

1/(1-b) fıkrası uyarınca "Kovuşturmanın Ertelenmesine" karar

verilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis

olunmuştur.”

17. Başvurucunun vekili bu

karara itiraz etmiştir. Gerekçe olarak beraat ve lekelenmeme hakkına atıfta

bulunmuş, 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.

maddesinin (9) numaralı fıkrası gereğince derhal beraat kararı verilmesine

engel bir durumun bulunmadığını savunmuştur.

18. İtirazı inceleyen Ankara 12.

Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda vermiş olduğu

6/12/2012 tarih ve 2012/485 Değişik İş sayılı kararla, usul ve yasaya aykırılık

görülmediğinden itirazın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi

şöyledir:

“Dosyanın incelenmesinden; sanık Ali ATLI

hakkında "Terör Örgütü Propagandası Yapmak" suçundan Ankara 11. Ağır

Ceza Mahkemesinin 2009/321 Esas sayılı dosyası yürütülen yargılama sonucunda

Mahkemenin 16/02/2012 tarih ve 2012/26 Karar sayılı ilamı ile beraatına karar

verildiği, kararın sanık müdafisi Av. S.D. tarafından vekalet ücreti yönünden

temyiz edilmesi üzerine 24/04/2012 tarihinde dosyanın Yargıtay'a gönderildiği,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/07/2012

tarih ve 9-2012/129377 sayılı yazısı ile 6352 Sayılı Yasa yönünden

değerlendirme yapılmak üzere dosyanın Mahkemeye iade edildiği, Mahkemenin

02/11/2012 tarih, 2012/216 Esas ve 2012/221 Karar sayılı kararıyla 6352 Sayılı Kanunun Geçici Madde 1/(1-b) maddesi gereğince sanık

hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği, sanık müdafisinin

dilekçesiyle bu karara itiraz ettiği anlaşılmıştır.

İtiraz dilekçesi, yargılama dosyası ile

Mahkeme kararındaki gerekçe birlikte değerlendirildiğinde itiraza konu kararda

usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden sanık müdafisinin itirazının reddine

karar verilmiş ve aşağıdaki karar tesis olunmuştur.”

19. Bu karar, 12/12/2012

tarihinde başvurucunun vekiline tebliğ edilmiştir.

20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

7/12/2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. ve 2. maddeleri uyarınca “Talî Karar Fişi” başlıklı bir belge

düzenlemiştir. Üç bölümden oluşan bu fişin ilk bölümünde başvurucunun kimlik

bilgilerine, ikinci bölümde talî karar konusu suça ilişkin

bilgilere (talî karar konusu suçun tarihi ile asıl

karardaki sevk maddeleri) ve nihayet son bölümde de talî

karar hakkındaki bilgilere (kararı veren mahkeme, kararın tarih ve numarası ile

kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin bilgi) yer verildiği görülmüştür.

B. İlgili

Hukuk

1. İlgili Kanun Hükümleri

21. 6352 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“(1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın

yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup;

temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla

olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın

kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın

ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün

infazının ertelenmesine,

karar verilir.

(2) Hakkında

kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen

kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci

fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer

olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına

giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle

cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam

olunur.

…

(4) Bu

madde hükümlerine göre cezanın infazının ertelenmesi hâlinde erteleme süresince

ceza zamanaşımı durur; kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın

ertelenmesi hâlinde, erteleme süresince dava zamanaşımı ve dava süreleri durur.

…

(8) Bu

madde hükümlerine göre kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın veya cezanın

infazının ertelenmesi kararlarının verildiği hâllerde, bu suçlar 26/9/2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun erteleme ve

tekerrüre ilişkin hükümlerinin uygulanmasında göz önünde bulundurulmaz.”

22. 6352 sayılı Kanun’un geçici

2. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bu Kanunda yapılan değişiklikler

karşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan dava

dosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca; Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise bu

dairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir.

(2) Abonelik esasına göre yararlanılabilen

elektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve

tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla

bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan

dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın

hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya

hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.”

23. 4/4/1929 tarih ve 1412

sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir:

“Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun

lehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından

temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan

cezadan daha ağır olamaz.”

2. Yargıtay Uygulaması

24. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun (YCGK) 18/9/2012 tarih, E. 2012/5.MD-420 K.2012/1771 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

“Sanıkların rüşvet suçundan

cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca

çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanıkların eylemlerinin rüşvet suçunu

oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin ise de,

Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca, öncelikle;

1) 05.07.2012 gün ve 28344 sayılı Resmi

Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin

birinci fıkrası ile yapılan düzenlemenin rüşvet suçunu da kapsayıp kapsamadığı,

2) Düzenlemenin rüşvet suçunu kapsamadığının kabulü halinde ise 6352 sayılı

Yasanın 87. maddesi ile TCY'nın 252. maddesinde

yapılan değişiklik nedeniyle sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesi

amacıyla işin esasına girilmeden bozma kararı mı verileceği, yoksa dosyanın

esastan incelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulamanın denetlenip lehe yasa

değerlendirmesi yapılarak ortaya çıkan sonuca göre mi karar verileceğinin ön

sorun olarak ele alınması gerekmiştir.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuksal çözüme

kavuşturulabilmesi için, 6352 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin birinci

fıkrası ile yapılan düzenlemenin, rüşvet suçunu da kapsayıp kapsamadığı ve

düzenlemenin rüşvet suçunu kapsamadığının belirlenmesi halinde ise anılan

Yasanın 87. maddesi ile 5237 sayılı TCY'nın 252.

maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle sanığın hukuksal durumunun değerlendirilmesi

amacıyla işin esasına girilmeden bozma kararı mı verileceği, yoksa dosyanın

esastan incelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulamanın denetlenip lehe yasa

değerlendirmesi yapılarak ortaya çıkan sonuca göre mi karar verileceğine

ilişkin uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde fayda

bulunmaktadır.

6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin

Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın

Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkındaki Yasanın

Geçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;

"Bu Kanunda yapılan değişiklikler

karşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan dava

dosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise bu

dairece hükmü veren mahkemeye gönderilir.

Abonelik esasına göre yararlanılabilen

elektrik enerjisinin, suyun ve doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın ve

tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla,

bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan

dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın

hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya

hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar" hükmüne yer

verilmiştir.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi

için öncelikle 6352 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin yasalaşma sürecinin,

diğer bir anlatımla yasa koyucunun bu düzenlemedeki amacının ne olduğunun

tespiti gerekmektedir.

Hükümetçe Türkiye Büyük Millet Meclisine

sunulan tasarıda yer almayan, ancak verilen bir önerge üzerine tasarıya dahil

edilen Yasanın Geçici 2. maddesi ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi

Adalet Alt Komisyonu görüşmeleri sırasında oluşturulan raporda;

"Kanunun yürürlüğe girdiği tarih

itibarıyla, elektrik enerjisi, su ve doğalgaz hırsızlığı nedeniyle Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığınca, Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyaların ise bu dairece

hükmü veren mahkemeye gönderilmesinin ve bu sayede dosyaların gereksiz şekilde

dolaşarak zaman kaybının önlenmesinin sağlanması amacıyla yeni geçici madde

ihdasına ilişkin önerge Komisyonumuzca kabul edilerek, Geçici 2. madde olarak

metne eklenmiştir" açıklamasına yer verilmiştir. Alt Komisyonca hazırlanan

madde metni; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, elektrik enerjisi,

su ve doğalgaz hırsızlığı nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan

dosyalar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtay ilgili dairesinde

bulunan dosyalar ise bu dairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir"

şeklinde iken; Adalet Komisyonunca, "Alt Komisyon metninin geçici ikinci

maddesi, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürütülen kovuşturmalar

veya hakkında hükmolunan cezalarla ilgili olarak, ilgililerin etkin pişmanlık

hükümlerinden yararlanmalarını teminen intikal

hükümlerini içeren değişikliğin yapılması amacıyla verilen önergenin kabulüyle

Komisyonumuzca kabul edilmiştir" şeklindeki açıklama ile kabul edilen

düzenleme ise,

"1) Bu Kanunda yapılan değişiklikler

karşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan dava

dosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca; Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise bu

dairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir.

2) Abonelik esasına göre yararlanılabilen

elektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve

tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla

bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan

dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın

hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya

hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar" şeklinde geçici

ikinci maddenin ilk iki fıkrasının yasalaşmış hali olup, Türkiye Büyük Millet

Meclisindeki görüşmeler sırasında maddeye ayrıca başka fıkralar da eklenmiştir.

6352 sayılı Yasanın genel gerekçesinde;

"yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bugüne kadar yapılan

düzenlemelerin devamı niteliğinde olan bu tasarı, icra - iflas, ceza ve idarî

yargı mevzuatının uygulanmasından kaynaklanan bazı sorunlara çözüm getirmek

amacıyla hazırlanmıştır" açıklamasına yer verilmek suretiyle, bu Yasanın

yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla hazırlandığının belirtilmiş

olması, anılan Yasa ile elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçu tamamen

değiştirilerek karşılıksız yararlanma suçuna dönüştürülürken, diğer suçlarda

yapılan değişikliklerde ise, suç oluşturan eylemin başka bir suça

dönüştürülmelerinin söz konusu olmaması ve anılan Yasanın Geçici 2. maddesinin

bir ve ikinci fıkralarının birlikte değerlendirilmesinde, yasa koyucunun asıl

amacının yalnızca karşılıksız yararlanma suçuna dönüştürülen elektrik enerjisi,

su ve doğalgaz hakkında hırsızlık suçlarına ilişkin dosyaların ilgili merci

tarafından incelenmeksizin kararı veren mahkemeye gönderilmesi olduğu kabul

edilmelidir.

Karşılıksız yararlanmaya dönüşen hırsızlık

suçları dışında kalan suçların da aynı Yasanın Geçici 2. maddesinin birinci

fıkrası kapsamında kaldığının kabulü, dosyaların yeniden ele alınması ve

yargılamaların uzaması sonucunu doğuracaktır ki, bu durum Türkiye Cumhuriyeti

Anayasasının 141. maddesinin dördüncü fıkrasının; "davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir" şeklindeki

düzenlemesi ile usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni

yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasanın 90. maddesi uyarınca

iç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesi

durumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin

"Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin "herkes gerek

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerekse cezai alanda kendisine

karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil

ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete

uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir" şeklindeki

hükmüne de aykırılık oluşturacaktır.

Bu itibarla, 6352 sayılı Yasanın Geçici 2.

maddesinin birinci fıkrasının sadece karşılıksız yararlanmaya dönüşen hırsızlık

suçlarını kapsadığına ve anılan Yasa ile değiştirilen ve karşılıksız

yararlanmaya dönüşen hırsızlık suçları dışında kalan suçlara ilişkin dosyaların

ise esasının incelenmesine karar verilmelidir.

…

Ön sorunların bu şekilde çözülmesinden sonra

dosyanın esastan incelenerek sanıkların eylemlerinin rüşvet suçunu oluşturup

oluşturmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

…

Uyuşmazlığın bu şekilde çözüme

kavuşturulmasından sonra rüşvet suçunu düzenleyen TCY'nın

252. maddesinde hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6382 sayılı Yasanın 87.

maddesi ile değişiklik yapılması karşısında temyiz aşamasında gerçekleşen bu

değişiklik nedeniyle lehe yasa değerlendirilmesinin hangi esaslara göre

yapılacağının belirlenmesi gerekmektedir.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237

sayılı Türk Ceza Yasasının “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesi aynı

tarihte, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 2.

maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup, her iki maddede de; ceza hukuku

kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına

ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan,

"failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması", “geçmişe etkili

uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine de yer verilmiştir.

Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren

ve fail lehine hükümler içeren yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate

alınmalıdır.

Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda;

“hapis cezasını öngören yasanın, adli para cezası kabul eden yasaya göre”, aynı

nev’i ceza içeren yasalardan; “yukarı sınırları aynı, aşağı sınırı fazla

olanın, aşağı sınırı az olan yasaya göre” “aşağı sınırları aynı, yukarı sınırı

fazla olanın, üst sınırı az olana göre” “alt ve üst sınırlarının farklı olması

halinde, üst sınırı fazla olanın, az olana göre” aleyhe olduğu kabul

görmektedir. Yine, şikâyete tabi olan suçu, kamu adına kovuşturulması gereken

suç haline getiren yasanın aleyhe, kamu adına kovuşturulan suçu, şikâyete tabi

suç haline getiren yasanın lehe, aynı cezaya ilave olarak güvenlik önlemi kabul

eden yasanın aleyhe olduğu söylenebilir ise de, bu

kuralların her somut olayda, mutlak olarak aynı sonucu doğuracağının kabulü

olanaksızdır. Ancak bazı somut durumlarda yetersiz de olsa bu ölçütler,

yasalarda kısmi değişikliklerin yapıldığı dönemlerde benimsenmesi gereken temel

ilkeleri göstermesi bakımından önemlidir.

Lehe yasanın tespiti açısından bu ölçütlere

yeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısal

kararlara da konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi halen

geçerliliğini koruyan 23.02.1938 gün ve 23–9 sayılı İçtihadı Birleştirme

Kararında da, “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa

hükümlerinin farklı olması halinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan,

ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar

belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe

yasanın tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir.

Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme

Kararındaki ilke benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ayrı ayrı ele alınarak

somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail

bakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip hükmün buna göre verileceği

görüşleri ileri sürülmüştür. (Ord. Prof. Dr. S. Dönmezer–Prof. Dr. S. Erman,

Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, c. 1, 11. Bası, s. 167; Ord. Prof. Dr. S.

Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64; Prof. Dr. M. E. Artuk–Doç. Dr. A. Gökçen–Arş. Gör. A. C. Yenidünya, Ceza

Hukuku Genel Hükümler, c. 1, s. 221)

Diğer taraftan, 1982 Anayasasının 141.

maddesinin 4. fıkrası, “…Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması yargının görevidir”,

154. maddesinin 1. fıkrası ise “Yargıtay,

Adliye Mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine

bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen

belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” hükümlerini

içermektedir.

Bu hükümlerle birlikte, usulüne uygun bir

şekilde onaylamakla iç hukuk mevzuatına dâhil olan ve Anayasanın 5170 sayılı

Yasa ile değişik 90. maddesine göre de üstünlük ve önceliği kabul edilen İnsan

Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinin “kişinin makul sürede yargılanma

hakkı olduğuna” ilişkin normu da dikkate alındığında, temyiz davasında işin

esasına girilerek dosyadaki tüm bilgi ve belgelerin incelenip

değerlendirilmesinin esas olduğu görülmektedir.

Temyiz incelemesi sırasında yasa koyucu

tarafından incelemeye konu suçlara ilişkin değişiklik yapılması durumunda

temyiz merciince sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle lehe yasa hükümlerinin

uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiği için işin

esasına girilmeden bu yönde bozma yapılması olanaklı ise de, yürürlüğe giren

yeni yasanın açıkça lehe olduğunun anlaşıldığı durumlar dışında dosyanın temyiz

merciince esastan incelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulama denetlendirilip, önceki ve sonraki yasalar bir bütün

halinde değerlendirildikten sonra ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılmak

suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerekmektedir. Önceki yasanın lehe olduğu

belirlenip, yerel mahkeme uygulamasının isabetli olduğunun anlaşılması

durumunda hükmün onanmasına, sonradan yürürlüğe giren yasanın lehe olduğunun

belirlenmesi durumunda ise hükmün bu yönden ve varsa diğer bozma nedenleri

eklenmek suretiyle bozulmasına karar verilmelidir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.03.2012 gün

304-79 sayılı kararı da bu yöndedir.

Bu açıklamalara göre somut olayda; rüşvet

suçunu düzenleyen, gerek 5237 sayılı TCY’nın 252.

maddesinin 1. fıkrasında, gerekse 6352 sayılı Yasanın 87. maddesiyle getirilen

yeni düzenlemede belirlenen temel ceza ile rüşvet alan veya talebinde bulunan

ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin yargı görevini yapan kişilerden olması

halinde yapılacak artırım oranının aynı olması nedeniyle, yeni yasanın bu

yönlerden lehe bir durum oluşturmadığı, buna karşın, 6352 sayılı Yasanın 87.

maddesiyle 5237 sayılı TCY’nın 252. maddesinin 5.

fıkrasında yapılan düzenleme ile “rüşvete aracılık eden kişinin” sorumluluk

statüsü ağırlaştırılarak eylemden “müşterek fail” olarak sorumlu tutulacağı

hüküm altına alınması nedeniyle de yeni yasal değişikliğin aleyhe olduğu

görülmektedir.

Her ne kadar, 6352 sayılı Yasanın 87.

maddesiyle 5237 sayılı TCY’nın 252. maddesinin 4.

fıkrasında yapılan yeni düzenlemeyle rüşvet suçuna özgü teşebbüs hali

öngörülerek, bu durumda verilecek cezanın “yarı oranında” indirileceği hüküm

altına alınmış, bu suretle de 5237 sayılı TCY'nın 35.

maddesinin uygulama olanağı ortadan kaldırılmış ise de; Özel Dairece hüküm tarihi

itibarıyla anılan Yasanın 35. maddesi uyarınca uygulama yapılmasında bir

isabetsizlik bulunmadığı gibi, sanıklar hakkında hükmolunan cezadan 1/2

oranında indirim yapılması karşısında yasal değişiklik bu yönden de sanıklar

lehine sonuç doğurmayacaktır.

Bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren yasal

değişikliğin sanıklar lehine hükümler içermediği ve Özel Daire hükmünün

isabetli olduğu anlaşıldığından, sanıkların temyiz itirazlarının reddiyle usul

ve yasaya uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.”

25. YCGK’nun 6/3/2012 tarih, E.

2011/7-304, K.2012/79 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Özel Dairece 5728 sayılı Yasa ile 5846 sayılı

Yasada yapılan değişikliklerin lehe olup olmadığının tartışılması gerektiğinden

bahisle hükmün bozulduğu anlaşılmaktadır. Suç ve hüküm tarihinden sonra

yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile 5846 sayılı Yasada yapılan değişiklikler

sonucunda sanığın hukuki durumunun yeniden yerel mahkemece değerlendirilmesinin

zorunlu olduğu, buna göre işin esası incelenmeksizin hükmün yasa değişikliği

nedeniyle bozulması gerektiği düşünülebilir ise de; suçun nitelendirmesinin

tartışmalı olduğu inceleme konusu olaydaki eyleme uyan suç tipinin önceki

düzenlemeden farklı unsurlar içerecek biçimde yeniden düzenlenmesi ve öncekinden

değişik yaptırımlar öngörülmesi karşısında, suçun vasıflandırılması ve

iddianamede tanımlanan eylemin hangi suçu ya da suçları oluşturabileceği

Yargıtay’ca incelenip sonuca bağlanmadan yerel mahkemece yapılacak bir hukuki

değerlendirmenin sağlıklı olmayacağı, bu uygulamanın “davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını” yargının görevi olarak niteleyen

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 ve AİHS’nin 6. maddelerine aykırılık

oluşturacağı, bu durumda öncelikle işin esasının Yargıtay ilgili dairesinde

görüşülmesi gerektiği kabul edilmelidir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 20/3/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/1/2013 tarih ve 2013/500

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu, yargılandığı ceza

davasında beraat etmesine rağmen, bu karar kesinleşmeden yürürlüğe giren 6352

sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca

kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesinin Anayasa’nın 36. maddesinde yer

alan adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinde yer alan masumiyet ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;

yargılamanın yenilenmesi ile 50.000 TL manevi tazminata ve yargılama

giderlerinin ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Masumiyet

Karinesinin İhlali İddiası Yönünden

28. Başvurucu, yargılandığı ceza

davasında beraat etmesine rağmen, bu karar kesinleşmeden yürürlüğe giren 6352 sayılı

Kanun hükümleri uyarınca yeniden duruşma yapılarak hakkında kovuşturmanın

ertelenmesine karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan

masumiyet ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

29. Başvurucunun iddialarına

karşı Bakanlık görüşünde, başvurucuya cezai sorumluluk yükleyen mahkeme

kararlarının masumiyet karinesini zedeleyebileceği, Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin ve Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin kararlarında başvurucunun

suçu işlediğine dair bir ifade bulunmadığı belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde

ayrıca, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. ve 2. maddeleri uyarınca kovuşturmanın

ertelenmesi kararının adli sicile kaydedildiğini ancak söz konusu kayıtların

başvurucu ve dosyaya ulaşma yetkisi olan adli görevliler dışında hiç kimse

tarafından görülemediği için söz konusu adli sicil kayıtları nedeniyle

başvurucunun mağdur da olmayacağını bu nedenle masumiyet ilkesinin ihlal

edilmediği ileri sürülmüştür.

30. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dört, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında

düzenlenmektedir.

31. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

32. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

33. Anayasanın 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında yer alan masumiyet ilkesi, bir suçla itham edilen kimseler

açısından, Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen adil

yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden birini oluşturur. Buna göre,

masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı

olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu

olarak, kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye

suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665,

13/6/2013, § 26).

34. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen

ve suçluluğu sabit hale gelen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde

olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı

kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda isnat edilen suçu işlemediğinin

sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu

nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlar ile bir suç soruşturması

veya kovuşturmasının ertelendiği durumlarda kişi hakkındaki masumiyet

karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın

38. maddesinin dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları

anlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz (B.

No: 2012/998, 7/11/2013, § 61).

35. Kamu otoriteleri veya

görevlileri tarafından, hakkında

soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak, yargılama süreci

bir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan, suçluluğa dair herhangi bir kanaat

ifade etmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sona

ermesine rağmen, sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifade

edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir

(benzer bir karar için bkz. Panteleyenko/Ukrayna, B. No: 11901/02, 29/6/2006 §

70). Dolayısıyla mahkeme kararlarında, resmi yazılarda veya kamu görevlilerinin

ifadelerinde sarf edilen söz veya ifadeler nedeniyle kişiler hakkındaki

masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için kullanılan ifadelerde seçilecek

kelimelere azamî dikkat edilmesi gerekir.

36. Başvuru ekindeki belgelerin

incelenmesinden, başvuruya konu yargılamada verilen beraat ve kovuşturmanın

ertelenmesi kararlarında, mahkemelerce, yalnızca mesele konusu iddianamede yer

alan bir “şüphe” durumu

anlatılmakta ve hiçbir suçluluk tespiti belirtilmemektedir. Aynı şekilde tanzim edilen tali ceza

fişinde de başvurucunun suçluluğunu çağrıştıracak bir ifade yer almamıştır

(Bkz.§ 20).

37. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun, masumiyet karinesinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü

yargılama işlemlerinde açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, başvurunun

bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

38. Başvurucu, temyiz talebine rağmen dosyasının

Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderilmeyerek ve hakkında nihai ve icra

edilebilir bir karar verilmeyerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

40. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesince

hakkında beraat kararı verildikten sonra 6352 sayılı Kanun’un kabul edilmesi

nedeniyle dosyanın Yargıtay tarafından incelenmeden İlk Derece Mahkemesine geri

gönderilmesi nedeniyle uyuşmazlığını nihai ve icra edilebilir bir karar vermeye

yetkili yargı mercii önüne götüremediğini bu nedenle mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Bakanlık bu iddiaya karşı beyanda

bulunmamıştır.

42. Başvuru konusu olayda

başvurucu, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve Mahkemenin,

16/2/2012 tarihli kararı ile beraat etmiştir. Başvuran vekili, Avukatlık Asgari

Ücret Tarifesi uyarınca beraat eden müvekkili lehine avukatlık ücretine

hükmedilmemesi nedeniyle kararın bozulması istemiyle kararı temyiz etmiştir.

Dosya temyiz aşamasında iken 6352 sayılı Kanun’un 2/7/2012 tarihinde yürürlüğe

girmesi nedeniyle adı geçen Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca dosya İlk Derece Mahkemesine iade edilmiştir. İade

üzerine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 2/11/2012 tarihli kararı ile 6352

sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi

uyarınca, başvuran ve önceki kararda mahkûmiyetlerine hükmedilen beş sanık

hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Böylece somut olayda, Ankara

11. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli kararı başvurucu tarafından temyiz

edilmesine rağmen dosya, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi nedeniyle

temyiz mercii olan Yargıtayın ilgili dairesine

gönderilememiştir.

43. 6352 sayılı Kanun, adından

da anlaşılacağı üzere, yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla mevzuatın

birçok alanında değişiklik yapmıştır. Bu kapsamda geçici 1. maddeyle,

31/12/2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat

açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup adlî para cezasını ya da üst sınırı beş

yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; kamu

davasının açılmasının, kovuşturmanın veya kesinleşmiş olan mahkûmiyet

hükümlerinin infazının ertelenmesi imkânı getirilmiştir. Böylece, halen

bulundukları safhaya bağlı olarak soruşturma, kovuşturma ve infaz makamları

önünde işlem görmekte olan çok sayıda dosyanın belli bir süre işlemden

kaldırılarak ağır iş yükü altındaki yargının kısmen rahatlatılması

hedeflenmiştir.

44. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36.

maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

45. Yargı yerlerinin verdikleri kararlarda, gerek yanılma, gerekse normları değişik biçimde

yorumlama sonucu olarak doğan hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlamak

amacıyla bazı hukuki yollar kabul edilmiştir. Bir yargı yerinin verdiği kararda

aykırılık olduğu iddiası ile ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenmek üzere yargı

önüne getirilmesi “kanun yolu”na başvurmadır. Bunun nasıl

yapılacağı ise usul hükümleri ile gösterilmektedir. Anayasa’nın 142. maddesinde

“mahkemelerin kuruluşunun, görev ve

yetkilerinin, işleyişlerinin ve yargılama usullerinin” yasa ile

düzenlenmesi öngörülmüştür. Kanun yoluna ilişkin düzenlemeler, yargılama usulü

kapsamındadır. Yargılamanın olabildiğince hızlı sonuçlanması ve sonuçların bir

an önce açıklanması gerektiğinden her karara karşı değil, fakat önemli

kararlara karşı kanun yoluna gidilmesi gereği benimsenmektedir. Mahkemelerce

verilen tüm kararlara karşı kanun yolunun açık tutulması, kanun yolu kurumunu

işlemez duruma getirebilir (AYM, E.2006/65, K.2009/114, K.T. 23/7/2009).

46. AİHS’in 6. maddesi mahkeme

kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkını güvence altına

almamaktadır. Ancak eğer bir devlet, kendi takdirine bağlı olarak kanun yolu

başvurusunda bulunma hakkı tanıyorsa, kanun yolu başvurusunu inceleyen mahkeme

önünde uygulanan muhakeme usulünün Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan ilkelere

uygun olması gerekir (bkz. Delcourt/Belçika, B. No: 2689/65, 17/1/1970, §

26). Öte yandan “Cezai konularda iki

dereceli yargılanma hakkı” Türkiye’nin henüz taraf olmadığı AİHS’e Ek 7 No’lu Protokolün 2.

maddesi ile kabul edilmiştir.

47. Bu açıklamalar ışığında, başvuru konusu

şikâyet, başvurucu hakkında verilen beraat kararının vekâlet ücreti yönünden

temyiz edilmesinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun hükümlerinin

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hatalı yorumlanarak dosyanın Yargıtay

ilgili dairesine temyiz incelemesi için gönderilmesi yerine mahkemesine iade

edilmesine yöneliktir. Başka bir deyişle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyeti, kendisine kanunlar tarafından tanınmış olan kanun yoluna başvuru

hakkının kanunlara aykırı olarak engellenmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz mercii önüne

götürememesine ilişkindir.

48. Herkes, kişisel hak ve

yükümlülüklerinin karara bağlanması için bir mahkemeye erişme ya da dava açma

hakkına sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeye erişim

hakkı, suç isnadı altındaki veya medeni haklarını icra etmesine yapılan

müdahalenin keyfi olduğunu savunulabilir şekilde öne süren ve bu şikayetini Sözleşme’nin

6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sağladığı güvencelere sahip bulunan bir

mahkeme nezdinde öne süremediğini iddia eden herkese açıktır (bkz. özellikle, Roche/Birleşik Krallık [BD], B. No: 32555/96, 19/10/2005, § 117; Stanev/Bulgaristan, [BD], B. No: 36760/06, 17/1/2012, § 229).

49. Mahkemeye erişme hakkı

sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil, eğer iç hukukta itiraz,

istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst

mahkemelere başvurma hakkını da içerir (bkz. Bayar

ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42). Mahkemeye

erişme hakkı, cezai olaylarda da uygulanabilir bir haktır. Bu bağlamda

mahkemeye erişme hakkı, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat

hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı

yönünde bir karar verilmesini isteme hakkıdır.

50. Öte yandan mahkemeye erişme

hakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirdiğinden

mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM’e

göre bu hak, Sözleşme’nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan,

herhangi bir hakkın gerçek kapsamını sınırlayan hudutlardan başka, örtülü

olarak izin verilen sınırlandırmalara da tabidir. Uygulanacak olan

sınırlandırmaların, bireylerin başvurularını bu hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve ölçüde kısıtlamaması gerekir (bkz. Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 38). Ayrıca

bir sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla

gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi

kurulmalıdır; aksi takdirde sınırlama mahkemeye erişim hakkı ile bağdaşmaz (bkz.Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 40).

51. Bu bağlamda somut olayda

değerlendirilmesi gereken mesele, başvurucunun usul kanunlarına uygun olarak

dosyasındaki kısmi kanuna aykırılığın incelenmesi için temyiz hakkını

kullanmasından sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi

uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine

iade edilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişme hakkına orantısız bir

müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.

52. Başvurucu İlk Derece

Mahkemesinin kararını vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle temyiz

etmiştir. Temyiz, yargılama makamlarının kararlarındaki hukuka aykırılıkları

gidermek gayesiyle kabul edilmiş kanun yollarından biridir. “Temyiz yolu davası” veya kısaca “temyiz davası” da denilen temyiz, ilk

derece mahkemelerinin verdikleri son kararlara ve bunlarla birlikte olmak şartı

ile bunlara esas teşkil etmiş olan ara kararlara karşı kabul edilmiş olan

olağan kanun yoludur.

53. Somut olayda başvurucu

hakkında terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla 3713 sayılı Kanun’un 7.

maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle ceza davası

açılmıştır. Başvurucu İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda

beraat etmiştir. Başvuran vekili, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca

beraat eden müvekkili lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi nedeniyle

kararın bozulması istemiyle kararı temyiz etmiş, dosya temyiz aşamasında iken

6352 sayılı Kanun’un 2/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle adı geçen

Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca dosya

İlk Derece Mahkemesine iade edilmiştir.

54. YCGK, 6352 sayılı Kanun’un

geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sadece karşılıksız yararlanmaya

dönüşen hırsızlık suçlarını kapsadığına ve anılan Kanun ile değiştirilen ve

karşılıksız yararlanmaya dönüşen hırsızlık suçları dışında kalan suçlara

ilişkin dosyaların ise esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiştir (YCGK,

E. 2012/5.MD-420 K.2012/1771, K.T.18/9/2012)

55. Öte yandan YCGK, öteden beri

temyiz incelemesi sırasında yasa koyucu tarafından incelemeye konu suçlara

ilişkin değişiklik yapılması durumunda yürürlüğe giren yeni yasanın açıkça lehe

olduğunun anlaşıldığı durumlar dışında dosyanın temyiz merciince esastan

incelenerek suçun oluşumu, sübutu ve uygulama denetlenip, önceki ve sonraki

yasalar bir bütün halinde değerlendirildikten sonra ortaya çıkan sonuçlar

karşılaştırılmak suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiğine karar

vermektedir. YCGK’na göre önceki yasanın lehe olduğu

belirlenip, yerel mahkeme uygulamasının isabetli olduğunun anlaşılması

durumunda hükmün onanmasına, sonradan yürürlüğe giren yasanın lehe olduğunun

belirlenmesi durumunda ise hükmün bu yönden ve varsa diğer bozma nedenleri

eklenmek suretiyle bozulmasına karar verilmelidir (bkz. YCGK, E. 2011/7-304,

K.2012/79, K.T. 6/3/2012).

56. Somut olayda, başvurucu

hakkında beraat kararı verildiği de dikkate alındığında, yargılandığı terör

örgütü propagandası yapmak suçu 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin

birinci fıkrası kapsamında kalan suçlardan olmadığından Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığınca dosyanın ilgili dairesine gönderilmesi ve Dairece temyiz

incelemesinin yapılması gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığının, başvurucunun temyiz talebine rağmen dosyayı ilgili ceza

dairesine göndermemesiyle Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim

hakkına saygı gösterilmemiştir.

57. Başvurucu ayrıca, yargılama sürecinin

sonucunda icra edilebilir bir beraat kararı yerine, kovuşturmanın ertelenmesine

karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğini ileri

sürmüştür.

58. Bakanlık görüşünde,

başvurucu hakkında beraat kararı verildikten sonra kanun değişikliği nedeniyle

kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesinin başvurucunun aleyhine olduğu

ifade edilmiş ayrıca Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının yürürlükte

olan bir kanunun uygulanmasından ibaret olduğunu, Anayasa Mahkemesinin hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanmasına dayanan mahkeme kararlarını bireysel

başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutamayacağı ileri sürülmüştür.

59. Somut olayda İlk Derece

Mahkemesince başvurucu hakkında verilen beraat kararı yalnızca başvurucunun müdafii tarafından ve vekâlet ücreti yönünden temyiz

edilmiştir. Temyiz incelemesinin sonucuna göre Yargıtay, beraat kararını

onayarak ilk derece mahkemesince eksik hükmedilen vekâlet ücretine

hükmedebileceği gibi derece mahkemesinin kararını hatalı bulduğu takdirde 1412

sayılı Kanun’un 326. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca başvurucu aleyhine

temyiz bulunmadığından yalnızca hatayı belirtmekle yetinecekti. Başka bir

deyişle ilk derece mahkemesinin kararı yalnızca başvurucu tarafından temyiz

edildiğinden temyiz davası sonucunda beraat kararı kesinleşecekti. Ancak somut

olayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dosyayı iadesi ve İlk Derece

Mahkemesinin başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı vermesi

sonucunda, başvurucu, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca üç yıl süresince denetim altına alınmıştır. Adı geçen kurala

göre başvurucu üç yıllık süre zarfında 6352 sayılı Kanun’un geçici 1.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçları işlememesi halinde düşme

kararı verilecek, ancak bu süre içerisinde yeni bir suç işlemesi halinde

ertelenen kovuşturmaya devam edilecektir.

60. Bir uyuşmazlığın bir mahkeme

tarafından karara bağlanması hakkı, mahkeme hakkından türetilen bir haktır.

Gerçekten de bir mahkemenin yalnızca önüne getirilen maddi ve hukuki sorunları

inceleyebilmesi yeterli değildir; bu yargı yerinin aynı zamanda bir karar

verebilmesi de gerekir. Mahkeme hakkını kullanan tarafın amacı, davanın

sonucunda bir karar elde etmektir. Karar elde edemiyorsa, dava açmanın da bir

anlamı olduğu söylenemez.

61. Anayasa’daki hakların etkili

bir biçimde korunması için, davaya bakan yargı yerlerinin tarafların

taleplerini, iddialarını, delillerini etkili bir biçimde inceleme görevleri

vardır. Başvurucunun temyiz talebine rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının

dosyayı İlk Derece Mahkemesine iade etmesi ve İlk Derece Mahkemesinin

kovuşturmanın ertelenmesi kararı vermesinin nedeni, 6352 sayılı Kanun’un

yürürlüğe girmesidir. Sonuç olarak başvurucunun temyiz talebi Yargıtayca incelenememiş ve böylece beraat etmesi gereken

bir davada kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilerek başvurucunun etkili karar

hakkına saygı gösterilmemiştir.

62. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişme

hakkının ve etkili karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucu 50.000 TL manevi

tazminat ve yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili mahkemesine

gönderilmesini talep etmiştir.

64. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tazminat ve dosyanın yeniden yargılama yapmak üzere mahkemesine

gönderilmesi talebine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

65. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

66. Mevcut başvuruda mahkemeye

erişim hakkına ve etkili karar hakkına müdahale edilmesi nedeniyle Anayasa’nın

36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından manevi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapmak üzere

dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle,

başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

68. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ve etkili karar hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun manevi tazminata ilişkin talebinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve

1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine

yapılacak başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

20/3/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Ali ATLI Vekili : Av. Senem DOĞANOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/500, 20 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. 2012/5.MD-420 K.2012/1771, K.t.18/9/2012)
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine
  17. Kaleli
  18. Dursun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/500
Tarih
20 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Özgür Görmez Başvurusu (B. No: 2013/843)
  • Cemal Aydemir Başvurusu (B. No: 2013/5881)
  • Hasan Elçi Başvurusu (B. No: 2013/6398)
  • Işıl Yaykır Başvurusu (B. No: 2013/2284)
  • Sedat Vural Başvurusu (B. No: 2014/5559)
  • Murat Durmaz Başvurusu (B. No: 2013/5956)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.