İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nebahat Tanrıverdi Başvurusu (B. No: 2012/1313)

1. Başvurucu, maliki olduğu

Başvuru No2012/1313Tarih6 Mart 2014Okuma27 dk · 5.353 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nebahat Tanrıverdi Başvurusu

Karar tarihi
6 Mart 2014
Başvuru Numarası
2012/1313
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.353 kelime·27 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle açılan bedel tespiti ve tescil davasının

10 yıldan uzun sürmesi, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedelinin

dava sonunda faiz işletilmeden kendisine ödenmesi ve Anayasa’nın 46. maddesinde

yer alan kamulaştırma bedelinin faiziyle ödenmesi kuralına aykırı hüküm tesis

edilmesi nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 14/12/2012

tarihinde Tarsus 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 29/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 20/5/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için 21/5/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 18/7/2013 tarihli

görüş yazısı 30/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu

Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 19/8/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuya ait Mersin ili,

Tarsus ilçesi, Şehit Mustafa mahallesi, 281 ada 15 no’lu

parselde yer alan üç katlı taşınmaz hakkında imar planında yol güzergâhına

isabet ettiği gerekçesiyle Tarsus Belediyesi (İdare) Encümeni tarafından 23/10/2001 tarihinde kamulaştırma kararı verilmiştir.

8. Tarsus Belediye Başkanlığı

tarafından oluşturulan kıymet takdir komisyonu 3/12/2001

tarihinde taşınmazın kamulaştırma bedelini 55.090,00 TL olarak belirlemiştir.

9. Bu bedel üzerinde

başvurucuyla uzlaşma sağlanamaması üzerine İdarece 27/12/2001

tarihli dilekçesiyle Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil davası açılmıştır.

10. Başvurucu, kamulaştırma

işleminin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemi ile Adana İdare

Mahkemesine E.2002/217 sayılı dosya üzerinden dava açmıştır. Adana İdare

Mahkemesi 31/5/2002 tarihinde yaptığı incelemede,

yürütmenin durdurulması istemini reddetmiştir.

11. Mersin İdare Mahkemesinin

faaliyete geçmesi üzerine Adana İdare Mahkemesi 11/9/2002

tarih ve E.2002/281, K.2002/1618 sayılı kararıyla davanın yetki yönünden

reddine ve dosyanın Mersin İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

12. Mersin İdare Mahkemesi 28/10/2004 tarih ve E.2002/641, K.2004/1400 sayılı kararıyla

davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasını öngören idari

işlemin iptaline karar vermiştir.

13. Kararın temyizi üzerine

Danıştay 6. Dairesi 6/7/2005 tarih ve E.2005/1681,

K.2005/3931 sayılı kararıyla iptal kararının bozulmasına hükmetmiştir. Aynı

daire karar düzeltme talebini 5/7/2006 tarih ve

E.2005/7475, K.2006/3623 sayılı kararıyla reddetmiştir.

14. Mersin İdare Mahkemesi bozma

kararı üzerine 21/3/2007 tarih ve E.2006/3166,

K.2007/838 sayılı kararıyla kamulaştırma işleminin iptali isteminin reddine

karar vermiş, bu karar 24/7/2009 tarihinde kesinleşmiştir.

15. Tarsus 2. Asliye Hukuk

Mahkemesi (Mahkeme) tarafından, Mersin İdare Mahkemesinde görülen kamulaştırma

işleminin iptali davası bekletici mesele yapıldığından İdare Mahkemesi

kararının kesinleşmesi beklenmiştir.

16. Mahkeme, idare mahkemesinde

davanın reddedilmesi üzerine 21/10/2010 tarihinde

bilirkişiler nezaretinde taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapmış ve zemin+3

kattan oluşan taşınmazın zemin katının işyeri, diğer katların mesken olarak

kullanıldığını tespit etmiştir.

17. Mahkemeye sunulan 14/12/2010 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın değeri

27/12/2001 tarihli dava dilekçesi tarihi esas alınarak 61.211,30 TL olarak

tespit edilmiştir. Başvurucu vekili 10/1/2011 tarihli

dilekçesiyle rapora itirazlarını mahkemeye sunmuştur.

18. Bilirkişi raporuna itiraz

üzerine alınan 21/2/2011 tarihli ikinci bilirkişi

raporunda Ocak-Aralık 2001 arasında taşınmazın değerinde güncelleme yapılarak

taşınmazın değeri 100.999,00 TL olarak tespit edilmiştir.

19. Mahkeme, 19/4/2011

tarih ve E.2003/887, K.2011/319 sayılı kararıyla davayı kabul ederek bilirkişi

raporu doğrultusunda tespit ettiği 100.999,00 TL kamulaştırma bedelinin

başvurucuya ödenmesine ve taşınmazın tapu kaydının terkinine karar vermiştir.

20. Mahkeme kararına yapılan temyiz

başvurusunu inceleyen Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, kamulaştırma bedelinin 2001

yılı birim fiyatlarına göre belirlenmesi gerektiği ve yapılan endeks ilavesinin

hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle, 12/9/2011 tarih ve

E.2011/6660, K.2011/8640 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararını bozmuştur.

21. Mahkeme, bozma kararına

uyarak 2/2/2012 tarih ve E.2011/714, K.2012/39 sayılı

kararıyla kamulaştırma bedelini 61.211,30 TL olarak tespit etmiş ve fazla

ödenen bedelin başvurucudan alınarak idareye iadesine karar vermiştir.

22. Başvurucunun ikinci karara

karşı yaptığı temyiz başvurusu Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 7/5/2012

tarih ve E.2012/4315, K.2012/5185 sayılı kararıyla reddedilerek yerel mahkeme

kararı onanmıştır.

23. Başvurucunun karar düzeltme

talebi de aynı dairenin 18/10/2012 tarih ve

E.2012/8772, K.2012/11632 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

24. Başvurucu, kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescil davası devam ederken kamulaştırmaya konu taşınmazın

rayiç değerinin tespit edilmesi istemiyle aynı mahkemeye müracaat etmiş ve

Mahkeme, 23/5/2011 tarih ve 2011/37 Değişik İş sayılı

kararıyla aynı tarihte bilirkişiler eşliğinde keşif yapılmasına ve bilirkişi

raporu alınmasına karar vermiştir. Mahkemeye sunulan 4/11/2011

tarihli bilirkişi raporuyla 23/5/2011 tarihli keşif günü rayiciyle taşınmazın

değeri 732.540,00 TL olarak tespit edilmiştir. İdare bu tespite karşı 17/10/2011 havale tarihli dilekçeyle itiraz etmiştir.

B. İlgili

Hukuk

25. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu’nun “Kamulaştırma

bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”

kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde

idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve

taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare

adına tesciline karar verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz

gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın malikine … bildirerek duruşmaya

katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde

keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan

bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini

tespit için mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin beyanını da

dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz malın değerini

belirten raporlarını onbeş gün içinde mahkemeye

verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğ eder.

Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya vekillerini

ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa

itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hakim tarafından onbeş gün içinde

sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hakim,

tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından

yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının

kamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına … dair makbuzun

ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma

bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve

paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların

bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6.

md) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren

kanuni faiz işletilir.

…

14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma

işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve

idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde

mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun

sonucuna göre işlem yapılır.

…”

26. 2942 sayılı Kanun’un 24/4/2001 tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişik 11.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı

gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile

ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate

alınmaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 6/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

14/12/2012 tarih ve 2012/1313 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmaza ilişkin olarak açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

davasının 10 yıldan uzun sürdüğünü, 2001 yılı birim fiyatları üzerinden

hesaplanan kamulaştırma bedeli olan 61.211,30 TL’nin dava sonunda faiz

işletilmeden kendisine ödendiğini, talebi üzerine aynı mahkemece taşınmazın

2011 yılındaki gerçek değerinin 732.540,00 TL olarak tespit edildiğini, ayrıca

Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz ödenmesi ilkesine aykırı hüküm tesis

edildiğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, talebi üzerine mahkemece tespit edilen taşınmazın 2011 yılı

değerinin tespit tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle

birlikte kendisine maddi tazminat olarak ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

a. Mülkiyet Hakkı Yönünden

30. Başvurucu, kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescili davasında dava tarihine göre belirlenen bedelin

dava sonunda faiz işletilmeden kendisine ödendiğini, taşınmazın rayiç değerinin

yapılan ödemeden oldukça yüksek olduğunu, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen

devlet alacakları için en yüksek faizin kendisine ödenen kamulaştırma bedeline

uygulanmadığını, bu nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

31. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucu tarafından açılan kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin

davanın reddedilmesinin taşınmazın kamu yararı amacıyla kamulaştırıldığını

ortaya koyduğu, başvurucunun taşınmazının yasaya uygun olarak ve kamu yararıyla

kamulaştırıldığı ve kamulaştırma bedelinin usulüne uygun olarak tayin edildiği

konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, başvurunun çözümlenmesi bakımından

başvurucunun üzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklenip yüklenmediğinin

araştırılması gerektiği, kamulaştırma bedeline Anayasa’nın 46. maddesinde

düzenlenen kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizin uygulanması isteminin

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre ancak kesinleşip de ödenmeyen

kamulaştırma bedelleri için uygulanabileceği, ancak başvuruda dava tarihi ile

bedelin ödendiği tarih arasında geçen süre zarfında kamulaştırma bedelinin %168.86 oranında değer kaybına uğradığı ve benzer

mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla 6459 sayılı Kanunla 2942 sayılı Kanun’un 10.

maddesinde değişiklik yapıldığı ifade edilerek Anayasa’nın 35. maddesine

ilişkin şikâyet incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği

yönünde beyanda bulunulmuştur.

32. Başvurucu, Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı cevabında, taşınmazın Asliye Hukuk Mahkemesince tespit edilen

gerçek değeri ile ödenen kamulaştırma bedeli arasında 11 kat fark bulunduğunu,

bakanlığın ileri sürdüğü %168.86 oranında değer

kaybının karşılanmasının ihlali ortadan kaldırmayacağını belirterek, taşınmazın

idare adına tescil tarihi için geçerli olan gerçek satış değerinin kendisine

ödenmesi talebini sunmuştur.

33. Anayasa’nın “Mülkiyet Hakkı” kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

34. Anayasa'nın “Kamulaştırma” kenar başlıklı 46.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği

hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan

taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere

göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli

nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu

hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit

olarak ödenir.

…

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir

sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en

yüksek faiz uygulanır.”

35. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

36. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

37. Somut başvuruda başvurucu,

kamulaştırmanın kamu yararı şeklinde meşru bir amaca yönelik olmadığı yönünde

bir şikâyette bulunmamaktadır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun

taşınmazının yol güzergâhında kalması nedeniyle Tarsus Belediyesi tarafından

kamulaştırıldığı ve kamulaştırma sürecinin 2492 sayılı Kanun’a uygun olarak

sürdürülerek tamamlandığı görülmektedir. Bu durumda mülkiyetten yoksun

bırakmanın meşru amacının bulunduğu ve kanuna uygun olarak yapıldığı

anlaşıldığından başvurucunun rayiç değer ve faiz ödenmemesine yönelik

şikâyetleri Anayasa’nın 13 ve 35. maddeleri kapsamında ölçülülük ilkesi

yönünden incelenecektir.

38. Anayasa’nın 35. maddesine

göre kişilerin mülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı

gereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum

bırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum

bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 37).

39. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha

hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 38).

40. AİHM de mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu

denetlerken yapılan müdahalenin kamu yararı ya da genel yararı amaçlamasının

yanı sıra toplumun genel yararı ile birey haklarının korunması arasında adil

bir dengenin de gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede

bireylerin, mülklerinin değeriyle orantılı makul bir bedel ödenmeden

mülklerinden mahrum edilmeleri halinde yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına

hükmetmektedir. (Sporrong ve Lönnroth/İsveç,

B. No: 7151/75 ve 72/52/75, 23/9/1982, § 69; James ve Diğerleri/İngiltere, B. No:

8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96,

25/3/1999, § 48; Lithgow

ve Diğerleri/İngiltere, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81, 9265/81,

9266/81; 9313/81, 9405/81, 8/7/1986 § 120-121).

41. Anayasa'nın 46. maddesinde

öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı”

olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet

hakkının, malikin rızası olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek

koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Kamulaştırmayı düzenleyen 46.

maddenin birinci fıkrasında; "Devlet ve

kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin

ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir

kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar

üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir" denilmektedir.

Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve

usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın

anayasal öğeleridir. (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T.17/1/2008)

42. Başvurucu taşınmazın dava

tarihi olan 2001 yılı değeri yerine idare adına yola terkin edildiği 2011 yılı

itibariyle taşınmazın rayiç değerinin kendisine ödenmesini talep etmiştir.

43. Bir kişinin hâlihazırda

sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değer artışını da içerecek

şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü

olursa olsun Anayasa’da yer alan ve korunan mülkiyet kavramı içerisinde

değildir. Gelecekte elde edilecek bir kazanç kazanılmadığı veya bu kazanca

yönelik icrası mümkün bir iddia mevcut olmadığı sürece bir mülk olarak

değerlendirilemez. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık, Başvuru No:

37660/97, 26/9/2000)

44. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve

11. maddeleri uyarınca tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel

hususunda anlaşamamaları halinde dava tarihine göre taşınmazın adil ve

hakkaniyete uygun bir şekilde bedeli mahkemece tespit edilmesi gerekmektedir.

Değer tespitinin dava tarihine göre tespiti, Kanun gereği olduğu gibi dava

sürecinde taşınmazın değerinde meydana gelecek artış veya azalışların bedele

etki etmemesi ve bu şekilde bedel tespitine belirlilik kazandırmanın gereğidir.

Aksi halde taşınmazın değeri uzun süren davalarda artabileceği gibi

azalabileceğinden idare veya vatandaşlara olumsuz etkide bulunabilir (B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 52).

45. Başvuruya konu davada

Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi doğrultusunda kamulaştırmaya konu

taşınmaza ilişkin tapu kayıtlarını, kroki bilgilerini ve emsal satış

bedellerini gösterir belgeleri temin etmiş, 1 fen bilirkişisi, 3 inşaat ve 2

mülk bilirkişisi eşliğinde mahallinde keşif yapmış, bilirkişi raporlarının

alınmasının ardından taraflara tebliğ etmiş ve taraflardan gelen itirazlar

doğrultusunda ek bilirkişi raporu almış, ek bilirkişi raporunun taraflara

tebliği üzerine tekrar itiraz hakkı tanınmış ve usulüne uygun olarak

kamulaştırma bedelini tespit etmiştir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin,

kamulaştırma bedelinin 2001 yılı birim fiyatlarına göre belirlenmesi gerektiği

ve yapılan endeks ilavesinin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle kararı bozması üzerine

bozma kararına uygun şekilde endeks ilavesi yapılmaksızın hesaplama yaparak

kamulaştırma bedelini 61.211,30 TL olarak tespit etmiş ve fazla ödenen bedelin

idareye iadesine karar vermiştir.

46. Davanın konusu

kamulaştırılan taşınmazın dava tarihindeki bedelinin tespiti olduğundan

Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesine uygun olarak kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescili davasının açılmış olduğu 2001 yılı fiyatları üzerinden

kamulaştırma bedeline hükmetmiş ve daha sonra taşınmazın değerinde meydana

gelen artışları ve başvurucunun Mahkemeden talebi üzerine taşınmazın 2011

yılına göre tespit edilen rayiç değerini bedel tespitinde değerlendirmeye

almamıştır.

47. Başvurucu dava tarihine göre

belirlenen bedele faiz ödenmemesi nedeniyle alması gereken bedelin değerinde

azalma olduğundan şikâyet etmekte ve geç ödenen kamulaştırma bedeline

Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan kamu alacaklarına uygulanan en yüksek

faizin (gecikme faizinin) uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.

48. Başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların

enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma

tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi

edecek biçimde faiz uygulanması gerekir. (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006,

§ 258).

49. Anayasa’nın 46. maddesindeki

düzenlemeye göre; kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak

tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân

projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların

korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancak

kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Yargıtay 18.

Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).

Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava tarihinden

itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi talebinin

yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış bir

uygulaması bulunmamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 50).

50. Başvuru konusu davada

Mahkeme tarafından belirlenen kamulaştırma bedeli başvurucu adına banka hesabına

peşin olarak yatırılmıştır. Bu durumda başvurucunun kamulaştırma bedeline

devletin alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması talebinin

Anayasa’nın 46. maddesi kapsamında yasal dayanağı bulunmamaktadır. (Benzer

yönde AİHM kararı için bkz., Yetiş/Türkiye, B. No: 40349/05, 6/7/2010,

§ 44).

51. Bununla birlikte kamu

kurumları uzun süren kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında faiz ödemeyerek

bireylerin almaları gereken bedelin enflasyon karşısında aşınmasına neden

olmaktadırlar. Bu durumda taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma

bedelinin kişinin uğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek

karşılığı olması yanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında

geçen dönemde gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer

kaybetmemiş olması gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 59).

52. Bir eşyanın devir

tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi durumunda arada geçen sürede

enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin

gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak

getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet

haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58,

K.2011/37, 10/2/2011).

53. Bu çerçevede AİHM,

Türkiye’de kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi ve enflasyon sonucu bedelin

değerinde aşınma olması ile arada geçen sürede bedele faiz ödenerek durumun

telafi edilmemesi veya ödenen faizin enflasyonun oldukça altında olması sonucu

tespit edilen bedelin değerini koruyucu nitelikte olmaması nedenleriyle birçok

davada başvuranların üzerinde meşru kamu yararıyla haklı gösterilemeyecek

orantısız ve aşırı bir yük bindiği ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği

sonucuna varmıştır (Aka/Türkiye,

B. No: 19639/92, 23/12/1998, § 48-50; Akkuş/Türkiye, B. No: 19263/92, 9/7/1997,

§ 28-31; Yetiş/Türkiye, B. No:

40349/05, 6/7/2010, § 57-60).

54. Nitekim kanun koyucu

bahsedilen husustaki yasal eksiği gidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti

davalarında davanın zamanında sonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde

kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi

ederek benzer mağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla 6459 sayılı Kanun’un 6.

maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine ek fıkra ekleyerek “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın

dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin

bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir.” hükmünü getirmiş ve

zamanında tamamlanamayan kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin

yapıldığı tarihe kadar kamulaştırma bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır

(B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 53).

55. Somut başvuruya konu

kamulaştırma işleminde ise dava, bahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş

tarihinden önce sonuçlandığından yasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda

kamulaştırma sürecinde kamu yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile

izlenen amaç arasında makul bir orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan

başvurucunun üzerine orantısız ve aşırı bir yük binip binmediğinin

araştırılması gerekmektedir.

56. Başvuru konusu kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescili davası, 27/12/2001

tarihli dilekçeyle Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılmış, Mahkeme

19/4/2011 tarihli kararıyla dava dilekçesinin verildiği tarihe göre taşınmazın

kamulaştırma değerini 100.999,00 TL olarak tespit ederek başvurucuya derhal

ödenmesine karar vermiştir. Bu kararın Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 12/9/2011 tarihli kararıyla bozulmasının ardından yapılan

yargılamada kamulaştırma bedelinin 61.211,30 TL olarak tespit edilmesi üzerine

başvurucuya peşinen ödenen kamulaştırma bedeli arasındaki fark başvurucudan

tahsil edilmiştir.

57. Bu durumda dava tarihi esas

alınarak tespit edilen ve daha önceki bir tarihte bankaya depo edilen

kamulaştırma bedelinin başvurucuya 19/4/2011 tarihinde

ödendiği göz önüne alındığında dava dilekçesinin verildiği tarih ile ödeme

tarihi arasında 9 yıl 4 ay (112 ay) süre geçtiği görülmektedir. Merkez Bankası

verilerine göre dava dilekçesinin verildiği ve bedel tespitinde esas alınan

Aralık 2001 ile bedelin ödendiği tarih olan Nisan 2011 tarihleri arasında

enflasyonda meydana gelen artış %174,68’dir. Bir başka ifadeyle Aralık 2001

tarihindeki 100 TL’nin Nisan 2011’de enflasyon karşısında değer kaybı

giderilmiş karşılığı 274,68 TL’dir.

58. Başvurucuya dava tarihine

göre belirlenerek ödenen 61.211,30 TL kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde

Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybı

giderilmiş karşılığı 168.137,00 TL’dir. Bir diğer ifadeyle kamulaştırma

bedelinin uğradığı değer kaybını telafi edecek fark 106.925,70 TL’dir.

59. Yukarıdaki unsurlara

bakarak, kamulaştırma bedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği

tarihteki değeri arasında gözlemlenen farkın kamulaştırma bedeline faiz

eklenmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ödenmeyen bu fark, bireyin

mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil

dengeyi bozarak, Anayasa’da yer alan ölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde

başvurucu üzerine orantısız ve aşırı bir yük binmesine sebep olarak

başvurucunun mülkiyet hakkını ihlal etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Yetiş/Türkiye, B. No:

40349/05, 6/7/2010, § 56).

60. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasının 27/12/2001 tarihli dilekçeyle açıldığı ve Mahkeme tarafından

bu tarih esas alınarak belirlenen bedelin 112 ay sonra Mahkemenin 19/4/2011

tarihli kararıyla başvurucuya faiz işletilmeksizin ödendiği, bu süre zarfında

Merkez Bankası verilerine göre enflasyonda meydana gelen artışın %174,68

olduğu, bahsedilen değer kaybı oranı dikkate alındığında, başvurucunun üzerine

idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde

orantısız ve aşırı yük yüklediği sonucuna ulaşılmıştır.

61. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

62. Başvurucu 2001 yılı Aralık

ayında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasına ilişkin

yargılamanın makul süreyi aşacak biçimde yaklaşık olarak 11 yılda tamamlanarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

63. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, makul süreye ilişkin değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) yaklaşımını benimseyerek yargılama sürecinin

bütününü ele aldığı, somut başvuruda davanın yaklaşık on bir yıl sürmesinin

nedeninin başvurucunun idare mahkemesinde açmış olduğu kamulaştırma kararının

iptali davasının bekletici mesele yapılmış olması olduğu, ifade edilerek

yargılama süresinin makul olup olmadığı incelenirken bu hususların göz önünde

bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

64. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

65. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

66. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

67. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

68. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

69. Makul süre incelemesinde;

yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava

malzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması; tarafların

genel olarak yargılama sürecindeki tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki

etkisi ve usuli haklarını kullanırken gereken dikkat

ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı makamları yanında dava süreciyle

ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar

ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve

yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilip

gösterilmediği; başvurucu için hukuki korumanın bir an önce

gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine

ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58)

70. Kanun koyucu, 2942 sayılı

Kanun’un 37. maddesiyle basit yargılama usulünün uygulanmasını kabul etmekle

beraber, taşınmazı kamulaştırılan kişilerin dava süresince geçen zaman

nedeniyle hak kaybına uğramamaları ve taşınmazın bedelinin ilgilisine kısa

sürede ödenmesini sağlamak için kamulaştırma davalarının diğer davalara oranla

daha hızlı bir şekilde karara bağlanması amacıyla Kanunun 10. maddesinde ayrıca

özel hükümlere yer vermiştir. Anılan maddeye göre, tarafların kamulaştırma

bedeli konusunda anlaşamamaları ve idarenin bedel tespiti ve tescil davası

açması halinde mahkemenin otuz gün sonrası için duruşma günü tayin etmesi ve

taraflara duruşma gününü tebliğ etmesi, duruşmada bedel konusunda anlaşma

sağlanamaz ise yine otuz gün sonrası için duruşma günü tayin edilmesi ve bu

sırada bilirkişi tayin ederek keşif yapması, taraflar yine anlaşamazlar ise onbeş gün sonrasına duruşma günü tayin etmesi ve ikinci

bilirkişi raporuna başvurması ve bunun sonucunda bedeli tespit ederek davayı

sonuçlandırması gerekmektedir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, kamulaştırma davalarının kısa

sürede bitirilmesini öngörmektedir. Bu öngörüye bağlı olarak yakın zamana kadar

kamulaştırma bedelinin tespiti davaları için yasal faiz öngörülmemiştir (B. No:

2012/1246, 6/2/2014, § 38).

71. Taraflar için 2942 sayılı

Kanun’un 10. maddesinde kamulaştırma bedelinin tespiti davalarının

sonuçlandırılması için öngörülen süreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan

düzenleyici nitelikte olup, mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da

daha sonra verdikleri kararların geçerli olduğunda şüphe yoktur. 2942 sayılı

Kanun’un gereği yapılması gereken duruşmalar ve duruşma aralıkları, bilirkişi

raporlarının beklenmesi ve tebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu

sürelerin aşılabileceği görülmektedir (Bkz., B. No:

2013/817, 19/12/2013, §§ 47-48).

72. Nitekim AİHM de, benzer

şekildeki düzenleyici sürelerin yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığını

vurgulamaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin

yerel mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi

olmadığını belirterek davaların “makul süre”

içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama

süresinin bütününü ele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10, 12/3/2013).

73. 2942 sayılı Kanun’un 10.

maddesindeki sürelerin düzenleyici nitelikte süreler olduğu ve dava süreci göz

önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği görülmekle birlikte

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında kamulaştırma işlemlerinin

başlamasıyla kişilerin mülkiyet haklarını kullanmalarının kısıtlandığı,

kamulaştırma bedelini ancak dava sonunda alabildikleri ve bu bedele 11/04/2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunla yapılan

değişiklikten önce faiz uygulanmadığı göz önünde bulundurulduğunda bu davaların

süratle sonuçlandırılması gerektiği de açıktır (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, §

41).

74. Başvuru konusu olayda,

davacı idare tarafından 27/12/2001 tarihli dava

dilekçeyle Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil davasında Mahkemece 11/1/2002 tarihinde ilk duruşma yapılmış,

başvurucu idare mahkemesinde açtığı kamulaştırma işleminin iptali davasının

mahkemeye bildirilmesi ve sonucunun beklenmesini istemiştir. İdare Mahkemesinin

31/5/2002 tarihinde yürütmenin durdurulması istemini

reddetmesi üzerine davacı idare vekili 26/11/2002 tarihli duruşmada idare

mahkemesindeki iptal davasının bekletici mesele sayılmasından vazgeçilmesini

talep etmişse de başvurucu vekili bekletici mesele sayılmaya devamını talep

etmiş ve Mahkeme iptal davasını bekletici mesele yapmaya devam etmiştir.

Sonraki duruşmalarda da tarafların talepleri ve mahkemenin ara kararları aynı

yönde olmuştur.

75. İdare Mahkemesinin 28/10/2004 tarihli kararıyla taşınmazın kamulaştırılmasını

öngören idari işlemin iptaline karar vermesinden sonraki duruşmalarda ise

davacı idare ve başvurucu, idari yargıdaki davanın kesinleşmesinin beklenmesini

talep etmişler ve Mahkeme kesinleşmenin beklenmesine karar vermiştir.

76. Danıştay 6. Dairesinin idare

mahkemesi kararını 6/7/2005 tarihli kararıyla

bozmasından sonraki duruşmalarda ise davacı idare davanın devamıyla keşif günü

verilmesini ve bilirkişi raporu alınmasını istemiş, ancak başvurucu

kesinleşmenin beklenmesini talep etmiş ve Mahkeme ara karalarında idari

yargıdaki kararın kesinleşmesinin beklenmesine karar vermiştir. Bu süreç 24/7/2009 tarihinde idari yargıdaki davanın kesinleşerek

Mahkemeye bildirilmesine kadar devam etmiş ve 12/10/2010 tarihine kadar 8

yıldan fazla bir süre yapılan 46 duruşmada idare mahkemesinin kararının

kesinleşmesi beklenmiştir.

77. İdare mahkemesinde davanın

reddi kararının kesinleşmesinden sonra yapılan 7 duruşmada keşif ve bilirkişi

incelemeleri yaptırılarak 19/4/2011 tarihinde dava

sonuçlandırılmıştır. İlk derece mahkemesindeki ilk yargılama 53 duruşma

içermektedir ve yaklaşık 9 yıl 4 ay sürmüştür.

78. Kararın temyizi üzerine

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi beş ay sonra 12/9/2011

tarihinde Mahkeme kararını bozmuştur. Bozma kararı üzerine yapılan yargılama

yine yaklaşık 5 ay sürmüş ve Derece Mahkemesi 2/2/2012

tarihinde Yargıtay bozma kararına uyarak yeni bir karar vermiştir. Verilen

kararın tekrar temyiz edilmesi üzerine 3 aylık bir temyiz aşamasından sonra 7/5/2012 tarihinde karar onanmış ve karar düzeltme istemi de

yaklaşık 5 ay sonra 18/10/2012 tarihinde reddedilerek karar kesinleşmiştir.

Yargılama sürecinin tamamı yaklaşık 10 yıl 10 aylık bir süreyi içermektedir.

79. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, özellikle ilk derece mahkemesince, yargılamanın uzunluğuna

neden olan en önemli unsurun idare mahkemesinde devam eden davanın bekletici

mesele yapılarak yaklaşık 8 yıl bu kararın beklenmesi olduğu anlaşılmaktadır.

Duruşma tutanaklarından, idare mahkemesi kararının bekletici mesele

yapılmasının başvurucu tarafından talep edildiği anlaşılmaktadır.

80. Bununla birlikte

başvurucunun amacının bedel tespit ve tescil davasında taşınmazın kendisine

kamulaştırma bedeli ödenerek idare adına tescil edilmesi halinde idare

mahkemesinde davanın kabulünün fiili imkânsızlık nedeniyle mülkiyetini korumaya

yetmeyeceği düşüncesi olduğu anlaşıldığından başvurucunun usuli

haklarını davayı uzatmak amacıyla kullanmadığı, aynı zamanda başvurucunun idari

yargıdaki davanın bekletici mesele yapılması yönündeki talebinin her seferinde

zorunlu olmadığı halde Mahkemece kabul edildiği göz önünde bulundurulduğunda

davanın uzamasındaki kusurun başvurucuya atfedilemeyeceği görülmektedir.

81. Yargıtay kararlarında idare

mahkemesinde açılan kamulaştırma kararının iptali davalarında yürütmenin

durdurulması kararı verilmediği sürece asliye hukuk mahkemesinin idari yargıda

açılan davayı bekletici mesele yapamayacağı yönünde içtihatlar bulunmaktadır

(Bkz., Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E:2004/210,

K:2004/3406, 22/3/2004).

82. Somut olayda, idare

mahkemesinde görülen kamulaştırma kararının iptali davasında talep edilen

yürütmenin durdurulması isteminin reddedildiği 26/11/2002

tarihli duruşmada Mahkemeye bildirilmesine rağmen Mahkeme, dava sonucunun

beklenmesine devam edilmesi yönünde karar vermiş ve bu kararlarını idari

davadaki karar kesinleşinceye kadar devam ettirmiştir.

83. Yargılama sürecinde

tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak,

yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama

makamlarının ilgili usulü imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri

engelleme sorumluluğu bulunmaktadır (B. No: 2012/673, 19/12/2013,

§ 41).

Nitekim AİHM bir kararında, AİHM’ne konu edilen davada uzun yargılama

şikâyetini incelerken ulusal hukukta açtığı diğer bir davanın bekletici mesele

yapılmasını başvuranın kendisinin istediğini tespit etmiş, ancak davaların

ivedilikle görülmesini sağlamanın ulusal mahkemelerin görevi olduğunun altını

çizerek uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşmıştır (Bkz., AİHM, Sebahattin Evcimen/Türkiye, B.No: 31792/06, 23/2/2010, §

32).

84. Bu durumda, başvuruya konu

kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının toplam 10 yıl 10 ay sürdüğü

ve başvuruya konu davada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

86. Başvurucu, kamulaştırılan

taşınmazının bedelinin dava tarihi esas alınarak belirlenmesi ve faize

hükmedilmemesi nedenleriyle 671.328,70 TL ve bu bedele 25/5/2011

tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi üzerinden hesaplanacak

bedelin maddi tazminat olarak ödenmesini talep etmiştir.

87. Adalet Bakanlığı görüşünde,

dava tarihi ile kamulaştırma bedelinin başvurucuya ödendiği tarih arasında

geçen süre için hesaplanacak faizin başvurucuya ödenmesinin başvurucu üzerinde

oluşan orantısız yükü telafi edeceğini beyan etmiştir.

88. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

89. Başvurucu tarafından

yalnızca maddi tazminat talebinde bulunulmuş olup, başvuruda Anayasa’nın 35. ve

36. maddelerinin ihlal edildiği tespit edilmiştir.

90. Başvurucunun manevi tazminat

talebi bulunmadığından uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlalinin tespiti sonucunda tazminata hükmedilmesi mümkün değildir.

91. Başvurucuya dava

dilekçesinin verildiği tarihe göre belirlenen kamulaştırma bedelinin 112 ay süren

dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesi sonucu kamulaştırma bedelinde bu sürede

gerçekleşen %174,68 oranındaki enflasyon nedeniyle ciddi bir değer kaybı

oluştuğu, bu durumun başvurucu üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu

yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı yük binmesine

neden olduğu, bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmek için kamulaştırma

bedeline enflasyon oranında faiz işletilerek başvurucuya 106.925,70 TL maddi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

92. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya 106.925,70 TL maddi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

E. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

F. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

H. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

6/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Selami

ER

Başvurucu

:

Nebahat

TANRIVERDİ

Vekili : Av. Abdurrahman EROL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1313, 6 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
  16. A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR
  17. C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Altan
  20. Yıldırım
  21. Topal
  22. Er
  23. Tanrıverdi
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/1313
Tarih
6 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • N.i.s. Başvurusu (B. No: 2012/1254)
  • Sema Öktem Başvurusu (B. No: 2013/852)
  • Ahmet Orhan Başvurusu (B. No: 2013/5890)
  • Ali Atlı Başvurusu (B. No: 2013/500)
  • Özgür Görmez Başvurusu (B. No: 2013/843)
  • Cemal Aydemir Başvurusu (B. No: 2013/5881)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.