İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adem Sökmen Başvurusu (B. No: 2014/13791)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

Başvuru No2014/13791Tarih12 Haziran 2018Okuma19 dk · 3.821 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Adem Sökmen Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2014/13791
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.821 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, tutukluluğun devamına ilişkin kararların duruşma yapılmadan ve

yeterli gerekçe gösterilmeden verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; yargılamanın makul sürede bitirilememesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (TMK 10. madde ile

görevli) başlatılan soruşturma kapsamında 12/2/2013 tarihinde gözaltına alınan

başvurucu, İstanbul 2 No.lu Hâkimliğince (TMK 10. madde ile görevli) yapılan

sorgusunun ardından uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 15/2/2013

tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

" Şüpheliler ... Adem Sökmen['in] ... 'uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya

sağlama' suçunu işledikleri iddia edilmiştir. Dosya içerisinde bulunan iletişim

tespit tutanakları, fiziki takip tutanakları, arama ve el koyma, yakalama ve

muhafaza altına alma tutanakları, Kırıkkale'de 12.02.2013 tarihinde yapılan

operasyonda ele geçirilen 78.000 gram uyuşturucu kubar

esrar maddesi, olay tutanağı, şüpheli ifadeleri ve diğer belgeler dikkate alındığında,

şüphelilerin üzerine atılı 'uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya

sağlama' suçuyla ilgili kuvvetli suç şüphesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.

Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

içtihatlarına ve gerekse 6352sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 100 ve devam maddeleri hükümlerine göre

şüphelilerin tutuklanmasına engel bir hal bulunmamaktadır. İşlendiği iddia

edilen suç uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma önemli ve ciddi sayılan katalog

suçlardandır.

Şüphelilerin alması muhtemel ceza göz önüne

alındığında kaçma şüpheleri bulunduğu değerlendirilmiştir.

Atılı suçun ayrıca örgüt faaliyeti kapsamında

ya da bağlantılı olarak icra edildiği iddiası mevcut olması nedeniyle

tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin bu aşamada, bu şüpheliler açısından

yetersiz kalacağı değerlendirilmiştir."

9. Başvurucunun tutuklama kararına yaptığı 19/2/2013 tarihli

itirazı, İstanbul 3 No.lu Hâkimliğin (TMK 10. madde ile görevli) 22/2/2013

tarihli kararıyla benzer gerekçelerle reddedilmiştir.

10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 9/5/2013 tarihli

iddianamesi ile başvurucu hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme,

örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde ithali yapma

suçlarından İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.

11. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi 22/5/2013 tarihli kararı

ile tensiben yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Mahkeme yetkisizlik kararıyla

birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiş, dosya

kendisine gönderilen Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi de 12/9/2013 tarihli karşı

yetkisizlik kararı ile dosyayı tekrar İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesine

göndermiştir.

12. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ortaya çıkan olumsuz yetki

uyuşmazlığı konusunda karar verilmesi için dosyayı Yargıtay Başkanlığına

göndermiş, Yargıtay 5. Ceza Dairesi 17/2/2014 tarihli kararı ile İstanbul 23.

Ağır Ceza Mahkemesini yetkili mahkeme olarak belirlemiştir.

13. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi kanun değişikliği nedeniyle

dava dosyasını 12/3/2014 tarihinde İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesine devretmiş,

İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi de 3/4/2014 tarihli yetkisizlik kararı ile

dosyayı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

14. Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi ise 1/7/2014 tarihli

yetkisizlik kararı ile dosyayı Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesine göndermiş ve

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

15. Başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara

itirazı Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2014 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

16. Başvurucu 5/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi yaptığı tensip incelemesi

sonunda24/11/2014 tarihli yetkisizlik kararı ile dosyayı tekrar Bakırköy 10.

Ağır Ceza Mahkemesine göndermiş, iki mahkeme arasında ortaya çıkan olumsuz

yetki uyuşmazlığını inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi 26/1/2015 tarihli kararı

ile Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesini yetkili mahkeme olarak belirlemiştir.

18. Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi bu kez bağlantı nedeniyle

dosyayı Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/13 sayılı dosyası ile

birleştirmiş, Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise birleşen dosyayı tefrik edip

13/4/2015 tarihli yetkisizlik kararı ile dosyayı Bakırköy 10. Ağır Ceza

Mahkemesine göndermiştir. Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi zımni birleştirme

uyuşmazlığı bulunduğu gerekçesiyle 3/7/2015 tarihli kararı ile uyuşmazlığın

çözümü için dosyayı Yargıtay 5. Dairesine göndermiş, uyuşmazlığı inceleyen

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 16/12/2015 tarihli kararı ile her iki dosyanın Kocaeli

3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/13 sayılı dosyasında birleştirilmesine ve

yargılamaya Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesince devam edilmesine karar vermiştir.

19. Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi delil durumunu ve tutuklu

kaldığı süreyi dikkate alarak 26/1/2016 tarihli on ikinci celsede başvurucunun

tahliyesine ve yurt dışına çıkış yasağı konularak adli kontrol altına

alınmasına karar vermiştir.

20. Cumhuriyet savcısı 5/1/2018 tarihli yirmi birinci celsede

esas hakkında mütalaa vermiş; Mahkeme, aralarında başvurucunun da bulunduğu

sanıklara savunma için sonraki celseye kadar süre vermiş, 28/2/2018 tarihinde

yapılan yirmi ikinci celsede başvurucu ve bir kısım sanık müdafilerinin

mazereti nedeniyle duruşma 13/3/2018 tarihine ertelenmiştir.

21. Mahkeme 13/3/2018 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme suçundan 1 yıl 8 ay, uyuşturucu

madde ticareti yapma (ithal etme) suçundan 15 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti"

kenar başlıklı 188. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

" Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri

ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, on

yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar

adlî para cezası ile cezalandırılır."

23. 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" kenar

başlıklı (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye

sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması

hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak,

örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir."

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve

ticareti (Madde 188),

..."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, tutuklamayı gerektirecek somut bir delil olmadığı

hâlde tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

30. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

31. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

32. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

33. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

34. Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir

müdahale, Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin

ölçütlerin belirlendiği 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı

müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple

sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin

niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili

maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

35. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olguların

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72).

36. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçmayı ya da

delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde de tutuklama nedenleri sayılmıştır. Buna

göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran

somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması

hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği

konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

37. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan tutuklamayı

zorunlu kılan ibaresiyle de tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine

işaret edilmektedir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama

tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı

karşısında ölçülü olmasıdır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde;

tutuklama tedbirinin işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri

ile ölçülü olmaması hâlinde tutuklama kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir (Halas Aslan, § 72).

38. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123).

39. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158,26/7/2017, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124). Nitekim 5271 sayılı

Kanun'un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; tutuklamaya ilişkin

kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği belirtilmiştir (Halas Aslan, § 75; Selçuk Özdemir, § 67).

40. Başvurucu, 5237 sayılı Kanun'un 183. maddesinde suç olarak

düzenlenen uyuşturucu madde ticareti yapma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

41. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

42. Somut olayda başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapma

suçundan tutuklanmıştır. İstanbul 2 No.lu Hâkimliği; tutuklama kararında isnat

edilen suçlamaya ilişkin olarak ele geçirilen uyuşturucu maddeye, suçun örgüt

faaliyeti kapsamında ya da bağlantılı olarak işlenmiş olmasına, dosya içinde

bulunan iletişimin tespiti, fiziki takip, arama ve el koyma tutanaklarına

değinerek kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 8).

43. Tutuklama kararında gösterilen delillerin suç işlendiğine

dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz olduğu söylenemez.

44. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

45. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen uyuşturucu madde

ticareti yapma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen

suç tipleri arasında olup (bkz. § 24) isnat edilen suça ilişkin olarak Kanun'da

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 24; Gülser Yıldırım (2), § 148).

46. Somut olayda İstanbul 2 No.lu Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan uyuşturucu madde

ticareti yapma suçunun niteliğine, suçun işleniş şekline, suça ilişkin Kanun'da

öngörülen yaptırımın ağırlığına ve suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 8).

47. Dolayısıyla somut

olayın özelliği ve Hâkimlik tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen-

kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

48. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

49. Öncelikle örgüt suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

50. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını,

işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 8) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

52. Başvurucu, kamu davasının açılmasına rağmen yetki

uyuşmazlıkları ve kanun değişiklikleri nedeniyle mahkemenin değişmesinden

dolayı yaklaşık bir buçuk yıldır yargılamaya başlanamadığını ve tutukluluğunun

devam ettiğini, mahkemelerce şablon gerekçelerle duruşma yapılmadan tensiben

tutukluluğunun devamına karar verildiğini ve uzun süredir tutuklu olduğunu

belirterek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür

b. Değerlendirme

53. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

54. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

55. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

57. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi

zorunludur (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

58. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddialarıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa (ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

59. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 26/1/2016

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiaları, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada da incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna

göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucular lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincillik niteliği ile

bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Resen Yapılan

Tutukluluk İncelemesinin Duruşmasız Yapıldığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

61. Başvurucu, -herhangi bir tarih belirtmeksizin- hakkında

resen verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararların duruşma yapılmadan dosya

üzerinden inceleme yapılarak verildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

62. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

63. Başvurucunun şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

64. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple

olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında

süratle karar verebilecek ve kişinin tutulması kanuni değilse salıverilmesine

hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve anılan Anayasa hükümleri, esas olarak tutukluluğun

yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte

olan davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının

incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:

2012/1158, 21/11/2013, § 30).

65. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma evresinde

şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler

itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimliği tarafından 100. madde

hükümleri gözönünde bulundurularak, kovuşturma

evresinde ise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında

ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim veya mahkemece resen karar

verileceği hükme bağlanmıştır.

66. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılacak

değerlendirmeler, resen (ex officio)

yapılmakta olup Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti

kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında

değerlendirilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 32).

67. Somut olayda Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi 1/7/2014 tarihinde

5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi gereğince başvurucunun tutukluluk

incelemesini duruşma açmaksızın tensiben dosya

üzerinden yaparak karar vermiştir.

68. Bu çerçevede resen gerçekleştirilen tutuklulukla ilgili

incelemeler sonucunda verilen kararlar konu bakımından yetki kapsamı dışındadır

(Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814,

18/6/2014, § 40). Bireysel başvuru kapsamında olmayan bu kararların usulüne

dâhil alt unsurlar da kararlarla aynı hukuki sonuca tabidir.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu kamu davası açılmasına rağmen yetki uyuşmazlıkları

nedeniyle yargılamaya başlanamadığını ve bu durumun ne kadar süreceğinin de

belli olmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

72. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin

başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

73. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

74. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda ilk derece mahkemesinde geçen

5 yıl 4 aylık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

75. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

76. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir."

77. Başvurucu; tazminat türünü belirtmeden 200.000 TL tazminat

talebinde bulunmuştur. Başvurucu, maddi tazminata ilişkin olarak belge

sunmamıştır. Bu nedenle başvurucunun tazminat talebi manevi tazminat olarak

değerlendirilmiştir.

78. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

79. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Resen yapılan tutukluluk incelemesinin duruşmasız yapıldığı

iddiasının konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli 3. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2014/13) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Adem SÖKMEN

Vekili

:

Av. Metin

EVREN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/13791, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Makul Sürede
  10. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  11. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Akıncı
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Hatipoğlu
  18. Evren
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/13791
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Ziyat Özdemir Başvurusu (B. No: 2014/13899)
  • D.a. Başvurusu (B. No: 2015/9879)
  • Lütfi Dağ Başvurusu (B. No: 2014/2770)
  • Ali Mama ve Güler Mama Başvurusu (B. No: 2015/1962)
  • Kamuran Reşit Bekir Başvurusu (B. No: 2015/4503)
  • Ali Ulvi Altunelli Başvurusu (B. No: 2014/11172)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.