İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Mama ve Güler Mama Başvurusu (B. No: 2015/1962)

1. Başvuru, zorunlu askerlik görevi sırasında meydana gelen ölüm

Başvuru No2015/1962Tarih12 Haziran 2018Okuma19 dk · 3.768 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Mama Ve Güler Mama Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2015/1962
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.768 kelime·19 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, zorunlu askerlik görevi sırasında meydana gelen ölüm

olayından dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre

aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucuların oğlu E.M., Doğubayazıt Asayiş Komando Bölük

Komutanlığı emrinde zorunlu askerlik görevini yapmakta iken 7/5/2011 tarihinde,

koğuşta bulunan ve başka bir ere zimmetli olan tüfekle kendisini kafasından

vurmak suretiyle intihar etmiştir.

9. Askerî Savcılık (Savcılık) tarafından aynı gün olayla ilgili

olarak resen soruşturma başlatılmış; otopsi işlemi yapılmak üzere müteveffanın

cesedi Trabzon Adli Tıp Kurumuna, olay yerinden elde edilen deliller ise

Erzurum Polis Kriminal Laboratuvar Müdürlüğüne

gönderilmiştir.

10. Soruşturma kapsamında E.M.nin

koğuş arkadaşlarının, komutanlarının ve olaydan bir gün önce muayene olduğu

revir doktorunun tanık sıfatıyla, aile fertlerinin ise mağdur sıfatıyla

ifadeleri alınmıştır.

11. Soruşturma dosyası içindeki idari tahkikat raporunu, otopsi

sonucunu, ifade tutanaklarını ve diğer bilgi belgeleri değerlendiren Savcılık, E.M.nin intihar etmiş olduğunun sabit olduğu gerekçesiyle

21/3/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına (KYO) karar vermiştir. Söz

konusu karar Sarıkamış Askerî Mahkemesinin itirazın reddine dair 21/3/2012

tarihli kararıyla kesinleşmiştir.

12. Başvurucular, idarenin hizmet kusuru nedeniyle oğullarını

kaybetmelerinden dolayı uğradıkları maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle

-idareye herhangi bir başvuruda bulunmaksızın- 18/7/2012 tarihinde Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır. Başvurucular dava dilekçesinde,zorunlu askerlik

görevini ifa etmesi sebebiyle idarenin gözetimi ve sorumluluğu altında bulunan

oğullarının sağlık durumunun takip ve tedavisinde gerekli özenin

gösterilmediğini, intiharının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınmadığını

ileri sürmüştür.

13. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 28/5/2014 tarihinde

oyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde başvurucuların ölüm olayının gerçekleştiği 7/5/2011 tarihinden

itibaren bir yıl içinde ve en geç 7/5/2012 tarihine kadar zorunlu idari

başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten sonra 18/7/2012 tarihinde

açtıkları davanın süresinde olmadığı belirtilmiştir.

14. Karşıoy görüşünde ise

başvurucuların, oğullarının intihar etmesi olayında idarenin ihmal içeren

hareketleri bulunduğunu Savcılığın 27/12/2011 tarihli KYO kararıyla

öğrendikleri; dolayısıyla bir yıllık sürenin bu tarihten itibaren başlatılması

ve buna göre süresinde açıldığı anlaşılan davanın esasının görüşülmesi

gerektiği ifade edilmiştir.

15. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Mahkemenin

26/11/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar 23/12/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucular 22/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanunlar

18. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun43. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

20. Danıştay Onuncu Dairesinin 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637,

K.2017/180 sayılı kararı şöyledir:

"Tam yargı davaları idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

(...)

Söz konusu eylemin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.

Uyuşmazlıkta tazmini istenilen zarar, idarenin

hizmet kusuru nedeniyle uğranılan zarar olduğuna göre, davacıların kardeşinin

Şanlıurfa Kapalı Cezaevi'ndemeydana gelen olaylar

sonucunda 16/06/2012 tarihinde çıkan yangında hayatını kaybetmesinde davalı

idareye yüklenebilecek hizmet kusurunun varlığı, idarenin bir kusurunun bulunup

bulunmadığının belirlenmesine bağlıdır.

Dava dosyası ile Dairemizin E:2015/1145 sayılı

dosyası içerisinde yer alan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2013

tarih ve … sayılı "Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı"ndan;

davacılar yakınının diğer 12 hükümlü ve tutuklu ile beraber Şanlıurfa Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunun C-15 koğuşunda 16/06/2012 saat 23:00 sıralarında çıkan

yangında yaşamını yitirdiği, cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısının

nezaretinde elektrik ve inşaat mühendisi, iş ve sosyal güvenlik uzmanı, kimya

uzmanı, itfaiyeciler ve olay yeri inceleme ekibi tarafından yapılan incelemede,

13 kişinin koğuşun üst katında kol kola ve sıralı bir şekilde yanarak

yaşamlarını yitirdikleri, koğuş kapısının dolap ve ranzalarla kapatıldığı,

yangına katılmak istemeyen 5 mahkumun diğer hükümlü ve tutuklular tarafından

tuvalete kilitli vaziyette bırakıldıkları ve bu kişilerin kurtarıldığı, cezaevi

kamera kayıtlarına göre yangının 22:40 sıralarında başladığı, infaz koruma memurlarının

yangından 22:41 sıralarında haberdar oldukları, ilk itfaiye aracının 22:47'de,

ilk ambulansın da 22:51'de cezaevine giriş yaptığı ve yangının 23:13

sıralarında tamamen söndürüldüğü, olayla ilgili yapılan disiplin soruşturması

neticesinde görevli personel hakkında disiplin cezası verilmesine yer

olmadığına karar verildiği ve yine olayla ilgili Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan

itirazın da Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı kararıyla

reddedildiği anlaşılmaktadır.

(…)

Dolayısıyla davacıların yakınının hayatını

kaybetmesinde eylemin idariliğinin bulunup

bulunmadığı, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen Kovuşturmaya Yer

Olmadığına Dair karar ile kesinlik kazanmıştır.

Bu durumda, olayda eylemin idariliğinin

kesin olarak ortaya çıktığı tarihin, …"Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar"ın verildiği tarih olması nedeniyle bir yıllık

sürenin de bu tarihten itibaren başlayacağı açıktır."

21. Danıştay Onbeşinci

Dairesinin28/4/2016 tarihli ve E.2016/3471, K.2016/3026 sayılı kararı şöyledir:

Dava, davacının tedavi için gittiği Eskişehir

Devlet Hastanesinde 18/04/2011 tarihinde yapılan enjeksiyon sonucu sakat

kaldığından bahisle [uğradığı] zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle

açılmıştır.

İdare Mahkemesince, davacının, rahatsızlığı

nedeniyle 18/04/2011 tarihinde Eskişehir Devlet Hastanesine gittiği burada

yapılan iğne sonucu sakat kaldığından bahisle ilgililer hakkında savcılığa suç

duyurusunda bulunduğu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma … sayılı

dosyasında yürütülen soruşturmada, konuyla ilgili alınan İstanbul Adli Tıp

Kurumu Başkanlığı Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 02/08/2013 tarihli raporu

dikkate alınarak "kovuşturmaya yer olmadığına" kararı verildiği, bu

karara yapılan itirazın Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2013 tarihli …

kararı ile reddedildiği ve kararın 03/03/2014 tarihinde ilgiliye tebliğ

edildiği, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin

davacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihi

olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 60 gün

içerisinde idareye başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten çok sonra

15/12/2014 tarihinde başvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi

geçtikten sonra yapılan başvuru üzerine açılan davanın esastan incelenmesine

olanak bulunmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden davanın reddine karar

verilmiştir.

(…) tam

yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla

birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve

hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir

tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,

usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve

biçimde, ve fakat resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları

kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını

önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusuru

sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Olayda ise, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza

Mahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu

tarihten itibaren davacının 1 yıllık süre içinde 15/12/2014 tarihinde idareye

başvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi içinde yapılan başvuru

üzerine açılan davanın esastan incelenmesi gerekirken süre aşımı yolunda

verilen kararda hukuki isabetbulunmamaktadır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes

davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda

karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye (B.

No: 611/12, 17/11/2015) başvurusunda askerde ölüm olayıyla ilgili yürütülen

ceza soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasının ardından AYİM'de

açılan tam yargı davasınınsüre aşımı gerekçesiyle

reddedilmesine ilişkin başvuruda başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal

edilip edilmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucuların

oğlu M.Y. 9/9/2008 tarihinde nöbet kulübesinde el bombasının patlaması sonucu

vefat etmiştir. Yapılan soruşturmanın ardından 15/12/2009 tarihinde Askerî Savcılık;

ölüm olayının meydana gelmesinde kimsenin kusur ya da kastının bulunmadığı, M.Y.nin el bombasıyla intihar ettiği sonucuna varmıştır.

Askerî Savcılığın bu sonuca varmasında olay yeri inceleme raporu, olay yeri

krokisi, otopsi raporları ve tanıkların M.Y.nin

ailevi ve maddi çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojik sorunlarının

olduğuna dair ifadeleri etkili olmuştur. Söz konusu kararın ardından

başvurucular 28/8/2010 tarihinde tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığına

başvuruda bulunmuş, istemin zımnen reddi üzerine 2/11/2010 tarihinde AYİM'de tam yargı davası açmıştır. AYİM 1602 sayılı mülga

Kanun'un 43. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm tarihinden başlatarak

davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. AYİM kararında, yürütülen

soruşturma sonucunda ölüm olayının davacıların yakınının intihar kastıyla el

bombasını patlatması şeklinde gerçekleştiği ve bu durumun davacılar tarafından

da önceden bilinen ölüm sebebinde herhangi bir değişiklik yapmadığı kanaatine

varıldığı da ayrıca belirtilmiştir.

24. AİHM, davanın temelinde yer alan konunun bir yıllık süre

sınırının M.Y.nin ölüm tarihinden itibaren

başlatılması olduğunu belirtmiş; başvuranların oğullarının 9/9/2008 tarihinde

hayatını kaybettiğini öğrendiklerini ancak kesin ölüm nedenini bilmediklerini,

bu bağlamda takipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza,

cinayet veya intihar olduğunu kesin olarak bilemediklerini ve bu durumun AYİM'e başvuru yapılması için belirleyici bir etkiye sahip

olduğunu vurgulamıştır. AİHM; olay tarihinde başvurucuların elinde idarenin

kusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslar bulunmadığını, kovuşturmaya yer

olmadığına dair karardan haberleri olduğu tarihten itibaren tam olarak

soruşturma unsurlarına erişebildiklerini ve idarenin olası bir hatası veya

ihmalinden haberleri olduğunu, anılan kararın tebliğinin üzerinden bir yıl

geçmeden idareye başvuru yapıldığı ve bu koşullarda başvurucuların ihmalkâr

davrandıkları ya da hatalı oldukları yönünde suçlanamayacaklarını belirterek

AYİM kararının başvuranları mahkemeye erişim haklarından mahrum bıraktığı

sonucuna varmıştır (Sefer Yılmaz ve Meryem

Yılmaz/Türkiye, §§ 65-73).

25. AİHM; askerde ölüm olayıyla ilgili kusursuz sorumluluğa

dayalı olarak açılan tam yargı davalarında ise takipsizlik kararından haberdar

olmaya ihtiyaç duyulmadığını, dolayısıyla kusursuz sorumluluk esasına göre

açılan davalarda bir yıllık dava açma süresinin ölüm tarihinden itibaren

başlatılmasının makul olduğunu belirtmektedir (Canan

Eyilmez ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:74704/11, 1/7/2014, §§ 24-34). AİHM, Canan Eyilmez ve

diğerleri/Türkiye kararında başvurucuların yakınlarının zorunlu

askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada ölümcül kazanın meydana gelmesi

nedeniyle idarenin kusursuz sorumluluk ilkesine dayanarak kendilerine tazminat

ödemeye mahkûm edilmesi gerektiğini savunduklarına dikkat çekerek idarenin

olası kusurundan bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duyulmadığı; bu nedenle dava açma

süresinin olay tarihinden itibaren başlatılmasının hakkaniyetsizlik olarak ya

da kendi özünde başvuranların mahkemeye erişim haklarına zarar verecek

nitelikte görülmediği gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular; tazminat davası açılması için gerekli bilgi ve

belgelere ölüm olayının gerçekleştiği tarih itibarıyla sahip olmadıklarını

belirtmektedir. Ceza soruşturmasının sonuçlanmasıyla birlikte olayın

ayrıntılarını ve bu kapsamda idarenin ihmali sonucunda ölümün gerçekleştiğini

öğrendiklerini ifade eden başvurucular, hizmet kusuru iddiasına dayalı olarak

dava açılması için gerekli bilgilere ceza soruşturması sonucunda verilen

kararla ulaştıklarına dikkat çekmekte; söz konusu kararın kesinleşmesi üzerine

süresi içinde dava açtıklarını iddia etmektedir. Başvurucular, Danıştayın aynı nitelikteki uyuşmazlıklarda davanın

süresinde olduğunu kabul ederek işin esasının incelenmesi gerektiği yönünde

verdiği kararlar olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemenin dava açma süresini ölüm

olayının gerçekleştiği tarihten başlatarak davayı süre aşımından reddetmesi

nedeniyle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri

süren başvurucular, yeniden yargılama ve tazminat talep etmektedir.

B. Değerlendirme

28. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özü,

Mahkemenin dava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk

kurallarını hatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın

esasının incelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

31. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

32. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

33. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

34. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan

davanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi

nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin

bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

35. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

36. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil

edecektir.

37. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

38. Başvurucuların yakınlarının ölümünden dolayı uğradıkları

zararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine

ilişkin Mahkeme kararının 1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı

görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

39. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem

ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel

ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir

gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna

işaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48,49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

iii. Ölçülülük

(1)

Genel İlkeler

40. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

41. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka

açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması

nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını

kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

42. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını

belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine

aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin

başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma

süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece

mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve

somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin

bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız

kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

43. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarak

ölüm olayının gerçekleştiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını

ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.

44. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 20, 21) Danıştay içtihadında

ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini

istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi

için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında

illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de

çok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya

çıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğinin

veya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Hasan Oğuz ve diğerleri, B. No: 2015/2700, 7/2/2018, § 48).

45. Bu bağlamda özellikle zorunlu askerlik görevi sırasında

meydana gelen ve ilk etapta mahiyeti bilinemeyen ölüm olaylarının kesin sebebi

(kaza/intihar/cinayet) ve bu neticeye idarenin bir ihmalinin yol açıp açmadığı,

yapılan adli ve/veya idari soruşturma sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tip

durumlarda ilgililerin kesin ölüm nedenini ve olay sürecini bilmeleri, takip

edecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerin belirlenmesinde önem

arz etmektedir. Bu husus ayrıca, ilgililerin tam yargı davası açma iradeleri üzerinde

de belirleyici bir etkiye sahiptir (Benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri, B. No:

2014/5235, 6/7/2017, § 58; Hasan Oğuz ve diğerleri,§

49).

46. Söz konusu soruşturmalar kamu makamlarınca resen

yürütüldüğünden ilgililerin soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genellikle

bir etkisi olmadığı gibi soruşturma sonucunu beklemekten başka seçeneği de

bulunmamaktadır. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalin

varlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Bu bağlamda yürütülen

soruşturma sonucu kesin ölüm nedeni, ölüm olayının meydana gelmesinde kusur

veya ihmalin varlığı ya da sürece ilişkin diğer ayrıntılar tespit edildiğinde

ilgililerin tam yargı davası açılması için gerekli olan koşulların oluştuğundan

haberdar olduğunun veya haberdar olması gerektiğinin ve dava açma süresinin de

bu andan itibaren başladığının kabulü gerekir (Hasan

Oğuz ve diğerleri, § 50, benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri,§§ 58, 59).

47. Bireysel başvuruya dayanak kararda Mahkemenin dava açma

süresinin başlangıcında ölümün gerçekleştiği tarihi esas aldığı ancak

başvurucular tarafından eylemin idariliğinin ne zaman

öğrenildiği ya da öğrenilmesi gerektiğine dair herhangi bir değerlendirme

yapmadığı görülmektedir. Somut olayda başvurucuların, oğullarının 7/5/2011

tarihinde hayatını kaybettiğini öğrendikleri konusunda tartışma

bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucuların ölümün kesin sebebine ve bu

ölüm sebebiyle ilintili olarak silah altındaki oğullarının ölümünden önceki

süreçte yaşadığı olaylara, sağlık durumuna dair verilere ve bu süreçte idarenin

olası hata ya da ihmali bulunduğu iddiasına dayanak alınabilecek bilgilere, bir

başka ifadeyle eylemin idarilik niteliğinin bulunup

bulunmadığının tespitinde esas alınabilecek unsurlarakesin

ölüm nedeninin ortaya çıkarılması için yürütülen soruşturma tamamlanıncaya

kadar vâkıf olamadıkları açıktır. Öte yandan söz konusu bilgilere sahip

olunmasının idari yargıda dava açılıp açılmaması yönündeki iradenin oluşması

noktasında belirleyici bir etkisinin olduğu da yadsınamaz.

48. Buna göre Mahkemenin başvurucuların eylemin idariliğini öğrenmesine ve değerlendirmesine imkân

tanımayan olay tarihini (ölüm tarihi) esas alarak dava açma sürelerini

belirlemesine ilişkin yorumunun başvurucuların dava açmasını aşırı derecede

zorlaştırdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın

süre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

51. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradıkları zararın tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

52. Adil yargılanmahakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

53. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

54. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin

birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı

merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 28/5/2014 tarihli ve

E.2014/566, K.2014/819 sayılı kararıyla ilgilidir),

D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucular

:

1. Ali MAMA

2. Güler

MAMA

Vekili

:

Av. Onur

GÜNDOĞDU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/1962, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  13. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Mama
  22. Gündoğdu
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/1962
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Kamuran Reşit Bekir Başvurusu (B. No: 2015/4503)
  • Ali Ulvi Altunelli Başvurusu (B. No: 2014/11172)
  • Sedat Şahin Başvurusu (B. No: 2014/18044)
  • Bereket Emeklilik ve Hayat A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/3116)
  • Nazmiye Doğanay Başvurusu (B. No: 2015/3798)
  • K.g. Başvurusu (B. No: 2015/2108)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.