İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sedat Şahin Başvurusu (B. No: 2014/18044)

1. Başvuru, aynı suçtan iki defa yargılama yapılıp ceza

Başvuru No2014/18044Tarih12 Haziran 2018Okuma18 dk · 3.685 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sedat Şahin Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2014/18044
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.685 kelime·18 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, aynı suçtan iki defa yargılama yapılıp ceza

verilmesi nedeniyle non bis in idem

ilkesinin; mahkûmiyet kararının sorgulama imkânının tanınmadığı tanık

ifadelerine dayandırılması, yakın akrabalar arasında yapılan telefon

görüşmelerinin delil olarak kullanılması, unsurları oluşmayan örgüt kurma

suçundan cezalandırılması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu hakkında;

i. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının

1/5/2000 tarihli iddianamesi ile maktul M.P.ye yönelik tasarlayarak öldürmeye

azmettirme, aynı Başsavcılığın 5/2/2003 tarihli ek iddianamesiyle suç örgütü

yöneticiliği yapma,

ii. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 25/1/2005 tarihli

iddianamesi ile suç işlemek amacı ile örgüt kurma, mağdur K.O.ya

yönelik olarak 4/10/2004 tarihinde nitelikli yağmaya teşebbüse azmettirme,

iii. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 1/3/2005 tarihli

iddianamesi ile 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar

ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet,

iv. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 5/5/2005 tarihli

iddianamesi ile, kurduğu suç örgütü ile mağdur N.S.ye yönelik nitelikli yağmaya

teşebbüse azmettirme ve tasarlayarak öldürmeye teşebbüse azmettirme, maktul

H.S.ye yönelik tasarlayarak öldürmeye azmettirme ve mağdur H.A.ya

yönelik öldürmeye teşebbüse azmettirme,

v. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının

17/8/2005 tarihli iddianamesi ile mağdur K.O.ya

yönelik olarak Kasım 2004 tarihinde nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden

yoksun kılma,

vi. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet

Başsavcılığının 7/10/2005 tarihli iddianamesi ile suç işlemek amacı ile kurulan

örgüt lideri ve yöneticisi sıfatı ile maktul A.A.ya

yönelik tasarlayarak öldürme, M.A. ve S.M.ye yönelik tasarlayarak adam

öldürmeye teşebbüs ve yaralama

suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davaları açılmıştır.

9. Başvurucu Almanya tarafından 10/4/2000 tarihinde Türkiye'ye

iade edilmiştir. Anılan davalar ile diğer şüpheliler aleyhine açılan davaların

birleştirilmesi sonucu yargılama İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)

yürütülmüştür. Başvurucunun yargılama esnasında ayrıntılı olarak savunmada

bulunduğu ve 18/5/2007 ve 7/10/2008 tarihli duruşmalarda başvurucu

müdafilerinin dinlenilmesini isteyerek duruşmada hazır ettikleri tanıkların

dinlenildiği görülmektedir. Dava kapsamında aralarında başvurucunun da

bulunduğu yüz on altı sanık, üç maktul, yirmi mağdur ve müşteki bulunmaktadır.

10. Soruşturma aşamasında kolluk tarafından gizli tanığın

beyanına başvurulmuştur. Başvurucu, N.S.ye yönelik nitelikli yağmaya teşebbüse

azmettirme suçundan yargılandığı eyleme yönelik olarak cezalandırılmasına sebep

olduğunu belirttiği bu tanığın Savcılıkça ve kovuşturma aşamasında Mahkemece

dinlenilmediğini ifade etmiştir. Başvuru dilekçesinde gizli tanık beyanının

içeriği açıklanmadığı gibi gizli tanık beyanı da sunulmamıştır.

11. Mahkeme 12/7/2013 tarihli kararı ile başvurucunun; 21/3/2000

tarihinde M.P.yi tasarlayarak öldürmeye azmettirme

suçundan müebbet hapis, suç örgütü kurma suçundan 3 yıl 9 ay hapis, 28/12/2003

tarihinde N.S.ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüse azmettirme suçundan 5 yıl

hapis, 4/10/2004 tarihinde K.O.ya karşı nitelikli

yağmaya teşebbüse azmettirme suçundan 5 yıl hapis, Kasım 2004 tarihinde K.O.ya karşı nitelikli yağma suçundan 10 yıl hapis ve

kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5 yıl hapis, 6/5/2004 tarihinde N.S.yi tasarlayarak öldürmeye teşebbüse azmettirme suçundan

11 yıl 8 ay hapis, 31/1/2005 tarihinde H.S.yi

tasarlayarak öldürmeye azmettirme suçundan müebbet hapis, 13/6/2005 tarihinde

örgüt lideri sıfatıyla A.A.yı tasarlayarak öldürme

suçundan müebbet hapis cezaları ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Mahkeme

6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı

nedeniyle düşürülmesine, H.A.yı öldürmeye teşebbüse

azmettirme ile M.A. ve S.M.ye karşı tasarlayarak adam öldürmeye teşebbüs ve

yaralama suçlarının başvurucu tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine karar vermiştir. Gerekçeli kararın başvurucu

liderliğindeki suç örgütüne ilişkin kısmı şu şekildedir:

"...Yukarıda sayılanlar ve benzer

şekildeki bir çok telefon görüşmeleri, diğer bir çok sanığın ve mağdurların

ifadeleri, özellikle sanıklardan [E.T.nin] polisteki

ifadesinde; örgüt liderleri'nin Sedat Şahin ve [N.Ş.]

olduğu, onların talimatıyla hareket ettikleri, ihtiyaçlarının ve paralarının

Sedat Şahin'in talimatıyla [N.Ş.nin] karşıladığı,

bazı olayları da onların talimatı ile gerçekleştirdiklerini beyan etmesi, dosya

kapsamındaki diğer sanıkların işlediği bir çok suçun örgüt yöneticisi

sanıkların azmettirmesi sonucunda işlendiğinin anlaşılması, ele geçen silahlar,

gözönünde bulundurulduğunda, sanık Sedat Şahin'in,

suç işlemek amacıyla, özellikle kardeş ve hemşehrilerinden

oluşan silahlı bir örgüt suç örgütü kurduğu, çok sayıda üyesinin bulunduğu, bu

suç örgütünü kardeşleri ile birlikte yönettiği, örgüt üyeleri arasında

hiyerarşik bir yapı bulunduğu, bu örgütün değişik illerde de örgütlenip

faaliyetlerde bulunduğu, açık olarak anlaşıldığından, SEDAT ŞAHİN, [N.Ş.] ve [V.Ş.nin] örgüt kurmak ve yönetmek suçundan

cezalandırılmalarına"

12. Temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22/10/2014

tarihli kararı ile başvurucunun suç işlemek amacı ile örgüt kurma, K.O.ya yönelik 4/10/2004 tarihinde nitelikli yağmaya

teşebbüse azmettirme, K.O.ya yönelik 2004 yılı Kasım

ayındaki nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, N.S.ye yönelik

nitelikli yağmaya teşebbüse azmettirme ve tasarlayarak öldürmeye teşebbüse

azmettirme suçlarına ilişkin mahkûmiyet hükümleri onanmıştır.

13. Temyiz mercii mahkûmiyete ilişkin diğer hükümlerden; M.P.ye

karşı tasarlayarak öldürmeye azmettirmeye suçundan hükmedilen müebbet hapis

cezasını başvurucunun 10/4/2000 tarihinde

Almanya ülkesi tarafından Türkiye'ye iade edildiği, hakkındaki suçun iade kapsamında

yer almadığı belirtilerek bu doğrultuda inceleme yapılmaması ve bu suç yönünden

savunması alınmadan hüküm kurulması, H.S.yi

tasarlayarak öldürmeye azmettirme suçundan verilen müebbet hapis cezasını suçun İtalya'da işlenmesi nedeniyle İtalya ve Türk

kanunları arasında lehe kanun karşılaştırması yapılmaması ve A.A.yı tasarlayarak öldürme suçundan hükmedilen müebbet

hapis cezasının da sanık F.T.nin

öldürme eylemine fail, yardım eden veya azmettiren olarak katıldığına dair

mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı belirtilerek bozulmasına

karar verilmiştir.

14. Yargıtay kararından 23/10/2014 tarihinde haberdar olduğunu

bildiren başvurucu, 18/11/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

15. Öte yandan, başvurucu vekilinin bireysel başvuru tarihinden

sonra 12/12/2014, 21/12/2015, 10/2/2016, 13/10/2016 ve 2/2/2018 tarihlerinde

verdiği ek beyan dilekçelerinde başvuru dilekçesi kapsamındaki ihlal iddiaları

yanında, yeni ihlal iddialarında da bulunduğu anlaşılmaktadır.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye

sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması

halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak,

örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte

üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

17. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tanıklıktan çekinme" kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan

çekinebilir:

…

d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil

kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.

…"

18. 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinin, 25/5/2005 tarihli ve

5353 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile değiştirilmeden önceki (1) ve (6) numaralı

fıkralarının ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan

soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve

başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli

veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir

ve kayda alınabilir...

(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak

uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar

hariç, Madde 220),

…"

19. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/2/2013 tarihli ve

E.2011/5.MD-137, K.2013/58 sayılı kararı şöyledir:

"...Şüpheli ya da sanıkların, birlikte

suç işleme şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları

görüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt

bulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı

kolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme

kuşkusu altında bulunan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda

alınmasında doğmaktadır.

... CMK'nun 135/2.

maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri

kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin suça katıldığı daha

önceden başka delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada CMK'nun

135/2. maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz

edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme

hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği kabul edilmektedir…

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele

alındığında;

Sanık A.K. ile yeğeni olan sanık M.K. ve

kardeşi olan sanık H.K. arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve

kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmaları, bu kişilerin suça

katıldıklarının daha önceden başka delillerle belirlenmesi ve bunlar hakkında

da mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş

olması nedeniyle kanuni delil olarak kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir.

Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu birlikte

işlemelerinin kanun koyucu tarafından himaye edildiği sonucuna ulaşılır ki

bunun kabulü de mümkün değildir…"

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

23. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin başlangıç

tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından

bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi

birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak ise

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

24. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

25. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 14 yıl 6 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı görülmektedir.

26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Aynı Suçtan İki Kez

Yargılanmama ve Cezalandırılmama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, başka bir mahkemece önceden suç işlemek amacıyla

örgüt kurma suçundan mahkûm edildiğini ve somut başvuruya konu yargılamanın

mükerrer olduğunu ileri sürmüştür.

28. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veya

Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

29. Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün

4. maddesinde aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı

tanınmış ise de başvuruya konu ihlal iddiasının tarihi itibarıyla anılan

protokol yürürlüğe girmemiştir. Bu itibarla başvurucunun hak ihali iddiasının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanının dışında kaldığı anlaşılmaktadır (İffet

İnci Gültekin, B. No: 2013/9585, 9/3/2016, § 42).

30. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Yargılamada Hukuka

Aykırı Deliller Kullanıldığı ve Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına İlişkin

İddia

31. Başvurucu, tanıklıktan çekinme hakkı olan kardeşi ile

yaptığı telefon görüşmesinin kayda alınarak hukuka aykırı delille suç işlemek

amacıyla örgüt kurma suçundan mahkûm edildiğini ve suç örgütü üyeliğinden dava

açılan sanıklar hakkında düşme kararı verilmesine rağmen sadece üç kişiden

ibaret suç örgütü kurduğu kabul edilerek cezalandırıldığını, ayrıca yargılama

sürecine katılan bir kısım polis, savcı ve hâkimler hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması

(FETÖ/PDY) ile bağlantısı oldukları iddiasıyla soruşturma açılıp meslekten

çıkarıldıkları belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz

takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum,

uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

33. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli

olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup

olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa

Mahkemesinin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (Muhittin Kaya ve

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

34. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında unsurları oluşmayan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan

cezalandırıldığını iddia etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının özü,

derece mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine

ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir.

35. Mahkeme; suç örgütünün varlığı hususunda telefon

görüşmelerine, bir kısım sanık ve mağdur ifadelerine, tanık E.T.nin

polisteki ifadesine ve ele geçen silahlara ilişkin delillere dayanarak söz

konusu kararı vermiştir (bkz. § 11). Anılan kararda tarafların iddia ve

savunmaları, dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek, ilgili hukuk

kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır.

36. Başvurucu ayrıca, tanıklıktan çekinebilecek kişilerle

yapılan görüşmelerin kayda alınmasının hukuken mümkün olmamasına rağmen kardeşiyle

yaptığı görüşme kayıtlarının Mahkeme kararında delil olarak değerlendirilmesini

de şikâyet etmiştir. Başvurucunun, hukuka aykırı delil olduğunu iddia ettiği

telefon konuşmalarının, dosyada sanık konumunda bulunan yakın akrabalar

(başvurucu ve kardeşi) arasında gerçekleşmesi ve Mahkeme kararıyla kayda

alınması; dinlenilmesine karar verilen başvurucunun kardeşinin de dinleme

yapılan suçtan mahkûm olması karşısında, başvurucunun bu iddiasının Yargıtay

içtihadında da vurgulandığı üzere dayanaksız olduğu görülmektedir (bkz. § 19).

37. Somut olayda başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın

sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ilişkin bir bilgi

ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin ve Yargıtayın

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının

kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

38. Diğer yandan başvurucu, somut olayda yargılama sürecine

katılan bir kısım polis ve yargı mensuplarının FETÖ/PDY soruşturması kapsamında

meslekten ihraç edildiklerini, bu durumun Mahkemenin tarafsızlığı ve

bağımsızlığına gölge düşürdüğünü ileri sürmüştür. Başvurucu 2013 yılında

Başbakanlık İletişim Merkezine, İstanbul Organize Suçlar Şubesinde görevli iki

polis memuru hakkında yetkilerini kötüye kullandıklarını belirterek yapmış

olduğu şikâyet nedeniyle adı geçen örgütün 2011 yılından itibaren hedefi hâline

geldiğini ve mağdur edildiğini iddia etmiştir. Ancak başvurucunun belirtilen

iddialarının ve yargı mensuplarının başvuruya konu yargılamada bağımsız ve

tarafsız davranmadığının somut deliller ve olgularla desteklenmediği

görülmektedir. Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri sürülen iddianın

kanıtlanamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Tanık Sorgulama ve

Dinletme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu, müşteki N.S.ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüse

azmettirme ve tasarlayarak öldürmeye teşebbüse azmettirme suçlarına ilişkin

mahkûmiyetine esas teşkil eden müştekinin beyanının talimatla alındığını ve

istinabe duruşmasına vekilinin davet edilmeyerek müştekiye soru sorma veya

çapraz sorgu imkânının tanınmadığını, olayların içinde yer aldığını belirttiği

bir kısım kişilerin dinlenilmediğini, ayrıca gizli tanığın da Mahkeme önünde

dinlenilmemesi nedenleriyle tanık sorgulatma haklarını kullanamadığını ileri

sürmüştür.

41. Bakanlık görüş yazısında; müşteki N.S.nin

ifadesinin soruşturma aşamasında hem kolluk hem de Cumhuriyet savcısı

tarafından, kovuşturma aşamasında ise istinabe yöntemiyle tespit edildiği ve

alınan ifadenin içeriğinden başvurucunun bilgi sahibi olduğu vurgulanmıştır.

Mahkemenin gerekçeli kararında gizli tanık beyanının içeriği ile ilgili bir

değerlendirme de yapmadığı belirtilerek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi kararlarına atıfla gizli tanık ifadesinin mahkûmiyet

kararının tek nedeni ve belirleyici unsuru olmadığı hususunun dikkate alınması

gerektiği bildirilmiştir.

42. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru dilekçesindeki

iddialarını tekrar etmiştir.

2. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi birçok kararında tanık kavramını özerk olarak yorumlamış ve

tanığın sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi

olabileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda suçun iştirak edeni, olayın mağduru,

şikâyetçi (müşteki), devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı

da tanık olabilir (Selçuk Demir,

B. No: 2014/9783, 22/1/2015, § 35).

44. Anayasa Mahkemesi de benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık

dinletme ve sorgulama hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir.

45. Sanığın, hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması

sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların

beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın

yapılabilmesi bakımından gereklidir. Ancak başvurucuların tanıklara soru

sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir. Makul

gerekçelerle getirilen kısıtlamalar, kimi zaman başvurucunun iddia tanıklarına

soru sorabilme ve onlarla yüzleşme imkânını da ortadan kaldırabilmektedir.

Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma

veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse

tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36.

maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99,

20/3/2014, §§ 34-56; AZ.M., B.

No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 46-67; Levent

Yanlık, B. No: 2013/1189, 18/11/2015, §§ 67-77; İsmet Özkorul,

B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§ 44, 45). Bu bakımdan adli makamlar, beyanı

hükme dayanak yapılacak tanıkların duruşmada hazır edilmesi için makul bir çaba

sergileme yükümlülüğü altındadır.

46. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin

ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı, silahların eşitliği ilkesinin bir

gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığının

değerlendirmesi, kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisi

dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını

ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın aynı koşullar altında ve silahların eşitliği ilkesine uygun olarak

tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir

sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet

etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle

önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu

açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı, § 47; Ahmet Zeki Üçok, B. No: 2013/1966,

25/3/2015, § 70).

47. Somut olayda soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı,

huzurunda şikâyetini dile getiren müştekinin hakkındaki tehditlerden dolayı

sıkı emniyet tedbirleri gözetiminde bulunduğunu ifade etmiştir. Müşteki

vekilinin 20/10/2006 tarihli duruşmada müştekinin beyanının duruşma arasında ya

da bildirilen adresinde talimat yoluyla alınmasını talep ettiği belirtilmiştir.

Mahkeme aynı duruşmada müştekinin beyanının alınması için talimat yazılmasına

karar vermiştir. Bu duruşmada başvurucu müdafinin, müştekinin beyanının

alınması sırasında istinabe mahkemesinde hazır bulunmak istediğine dair bir

beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği

şekliyle duruşma sonrasında dilekçe verilmek suretiyle böyle bir talepte bulunulduğu

belirtilmekte ise de başvurucunun buna dair bir delil sunmadığı görülmektedir.

Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/12/2006 tarihli istinabe duruşmasında

müştekinin beyanı alınmış ve Mahkemenin 9/2/2007 tarihli duruşmasında

müştekinin bu beyanı okunmuştur. Bu beyana karşı itiraz imkânı tanınması

üzerine başvurucu, daha önceki savunmalarında müşteki ile ilgili beyanda

bulunduğunu ve müştekinin talimatla alınan beyanlarının çelişkili olduğunu

söylemiştir. Duruşma tutanaklarından anlaşıldığı üzere yargılama sırasında

müştekiye sorulması istenilen sorular belirtilerek bu kapsamda müştekinin

beyanının yeniden alınması talebinde de bulunulmamıştır.

48. Diğer yandan başvurucu, olayların içinde yer aldığını

belirttiği bir kısım kişilerin mahkeme huzurunda dinlenilmediğinden şikâyet

etmiştir. Başvuru formunda Mahkeme huzuruna getirtilerek dinlenilmediği ifade

edilen kişilerin dinlenilmesinin hangi nedenlerle önemli olduğu ve gerçeğin

ortaya çıkması için neden gerekli olduğuna dair bir açıklanmada bulunulmamıştır.

Başvurucunun dinlenilmesini istediği tanık Mahkeme tarafından da dinlenilmiştir

(bkz. § 9). Ayrıca gizli tanığın Mahkeme huzurunda ifadesinin alınmadığından

tanık sorgulama hakkının engellendiği belirtilmiş ise de soruşturma aşamasında

sadece kolluk tarafından dinlenildiği belirtilen gizli tanığın beyanının

içeriğine ilişkin olarak Mahkeme kararında bir değerlendirmede bulunulmamıştır.

Başvurucunun da gizli tanığın duruşmada dinlenmesine yönelik talepte

bulunduğuna dair bir bilgi ya da bir delil sunmadığı görülmektedir. Mahkemenin

gerekçeli kararında gizli tanık beyanının gözönünde

bulundurduğu belirtilmiş ise de mahkûmiyetin dayanağının sadece bu tanığın

beyanı olmadığı, başka bir ifade ile mahkûmiyetin belirleyici ölçüde Mahkeme

huzurunda dinlenilmeyen bir tanık beyanına dayanmadığı anlaşılmaktadır.

49. Söz konusu yargılamada müşteki N.S.ye yönelik suçlardan

dolayı başvurucu hakkında azmettiren

olarak verilen mahkûmiyet kararı; yağma ve öldürmeye teşebbüs suçlarından cezalandırılmasına

karar verilen diğer sanıklar ile arasındaki irtibata ilişkin telefon görüşme

dökümlerine, iletişim tespit tutanaklarına, gizli tanık beyanına, yer gösterme

tutanaklarına, araç servis raporuna, olay yeri tutanağına, saldırıda silahı kullanan

şahsa yönelik müştekinin teşhisine ve beyanlarına dayanılarak verilmiştir.

Sonuç olarak mahkûmiyet sadece başvurucunun yüzleşemediği tanığın ifadelerine

dayanmadığından bu durumun yargılamanın bütünü itibarı ile adil olmadığını

ortaya koyan temel bir unsur olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle tanık sorgulama ve dinletme hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Diğer İhlal İddiaları

51. Başvurucu, bireysel başvuru tarihi olan 18/11/2014

tarihinden sonraki tarihlerde Anayasa Mahkemesine verdiği ek beyan

dilekçelerinde yeni bir kısım ihlal iddialarında bulunmuştur. Başvuru

dilekçesinde sözü edilmeyen, K.O.ya karşı nitelikli

yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından dolayı verilen

mahkûmiyetin haksız olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda, masumiyet karinesinin

ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

53. Somut olayda başvurucunun ek beyan dilekçeleriyle nihai

kararı öğrendiği 23/10/2014 tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi

geçtikten sonra ilk başvuru dilekçesinde ileri sürülen hususlar dışında bir

kısım ihlal iddialarında bulunduğu anlaşılmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

F. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…"

56. Başvurucu tazminat talebinde bulunmamıştır.

57. Başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

58. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinden tazminat talebinde

bulunmadığından lehine tazminata hükmedilmesi mümkün değildir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılamada hukuka aykırı deliller kullanıldığı ve

yargılamanın sonucunun adil olmadığı ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tanık sorgulama ve dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Diğer ihlal iddialarının süre

aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Kararın bir örneğinin bilgi için (kapatılan) İstanbul 9. Ağır

Ceza Mahkemesinin (E.2000/180, K.2013/135) dosyalarının devredildiği Mahkemeye

GÖNDERİLMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Volkan

SEVTEKİN

Başvurucu

:

Sedat ŞAHİN

Vekili

:

Av. Nevzat

YAZICI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/18044, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Makul Sürede
  9. B. Aynı Suçtan İki Kez
  10. C. Yargılamada Hukuka
  11. D. Tanık Sorgulama ve
  12. E. Diğer İhlal İddiaları
  13. F. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Sevtekin
  20. Yazıcı
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/18044
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Bereket Emeklilik ve Hayat A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/3116)
  • Nazmiye Doğanay Başvurusu (B. No: 2015/3798)
  • K.g. Başvurusu (B. No: 2015/2108)
  • Şerif Yılmazkaya Başvurusu (B. No: 2015/6908)
  • S.ç. Başvurusu (B. No: 2014/11925)
  • Mustafa Bayram Başvurusu (B. No: 2015/7390)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.